“Xorasan” adının eski isminin Partia olması, 3yy. MÖ-3.yy MS’ya kadar Partlarin orda hüküm sürdüğünden olabilir. Xorasan sözcüğünün adı ise Partaça’dır ve “güneş ülkesi, güneşin görüldüğü yer” anlamına gelir. Xor=güneş; asan=görünen. Zazaca bilenlerin dikkatine, “asan-” sözcüğü günümüz Kuzey-Zazacasında “asaene=görünmek” olarak mevcuttur. Yapılan araştırmalara göre, bugünki İrani dillerden Partça’nın Zazaca’ya kaydadeğer olan bağlantısı vardır (forumlarda Zazaca’nın tarihsel gelişime ilişkin bir yazı asılmıştı). Bugün Kuzey-İran’da konuşulan Mazenderani, Herzeni, Gileki, Taleşi, Semnani gibi kimi dillerin de özellikle Zazaca ve Guranca’ya olan ilginç yakınlığı, bu iki halkın de Kuzey-İran’dan Anadolu’ya ve Zagroslar’a göçettiği tezini doğrulamaktadır[1].

“Dersim” adı ise “halk emitolojisi”nde bilindiği gibi gümüş kapı anlamına gelmez. Dersim sözcüğünün ‘der’ ve ‘sim’den oluşan, yani “gümüşkapısı “ anlamına geldiği bir önyargı veya hayali yakıştırma var, ki bu bilimsel bir kanıta dayanmaz. Dersim adı, Zazaca’da (“gümüşkapı” kuramına göre olarak öyle olması gerekirken) “dersêm“ değil, “DÊSIM” diye telaffuz edilir ve ilk hecede vurguludur. Gümüşün Zazaca karşılığı “sêm”, Farsçası “sîm”, Kürtçe karşılığı ise “ziv”dir. Sîm sözcüğünün kökeni ise Yunaca’daki asémon‘a dayanır. Kapının Zazaca karşılığı “ber” (kê-ber-> çêver) iken, Farsça ve Kürtçe karşılığı “der”dir. Kurama göre “gümüşkapı”nın Kürtçe karşılığı “derziv”, Zazacası da “bersêm”(hatta doğu-Dersim ağzında ‘berşêm’), Farsça karşılığı ise “dersîm” olurdu. Farsça’nın karşılığı “dersîm” yanıltmamalı, çünkü “i” ünlüsü uzun “î”dir ve Arap alfabesinde bu harf yazılır. Bu bildiğimiz “Dersim” değildir, zira Dersim’deki “i” kısa ünlü olduğu için Arap harfleriyle bu kısa sesli genelde yazılmaz, yazıldığı taktirde de “s” harfine bir “esre” veya “kesre” eklenir.

Dersim’in Zazaca karşılığı “dersêm” değil de, Dêsım olması Osmanlı kaynaklarındaki yazılış şeklince de onaylanmaktadır. Kaynaklarda “Dîrsimlî, Dîsimli” veya “Deyrsimlî” olarak geçmektedir; yani Dersim/Dêsım’deki “e” ünlüsü uzun î olarak, “sim” hecesindeki “i” ünlüsü ise “esre”, yani Arapça sim harfinin altına gelen çizgi olarak yazılmıştır. Ünsüzün “hı, ha, sad, zad, ta, za, ayn, gayn, qaf” gibi sakile (ağır) ünsüzü olmadığı taktirde esre Türkçe’de “i”, Farsça’da ince “e”, Zazaca ve Kürtçe’de ise “ı” ses karşılığını alır (örn. kitap/kıtab). Dolayısıyla Türkçe’deki “Dersim”, Zazaca ve Kürtçe ses kuralına göre “Dêsım/Dêrsım”dır (bazı uzun “î”lerin Zazaca’de ve Kürtçe’de karşılığı uzun “ê” olması bir kuraldır). Bilindiği gibi, Siverek’te bulunan bir Zaza köyünün adı da Dersim’den oraya göçtüklerinden ötürü Dêsman’dır. Aynı şekilde, Dersim aşiretleri için Zazaca’da Dêsman/Dêsmu, ‘uca hetê Dêsmano’ diye geçer.
Dersim adının kökenine gelince, Zılfi Selcan’dan alıntı vermenin yararı vardır (Zılfi Selcan, Zaza Milli Meselesi Hakkında, Berlin 94, Selbsverlag [ilk kez Desmala Sure dergisinde yayınlanmıştır], S. 13-14):

“Dersim adına gelince şimdiki bilgiyle kesin olarak belgelenemiyor. (...) Klasik Yunan, Latin ve Ermeni kaynaklarında geçen Tercan’ın eski adı, Dersim ile bir benzerlik göstermesi dikkat çekcidir: Amasyalı Yunan yazar Strabo (MÖ 64-MS 19) Derksini olarak ve Latin tarihçi Plinius Derxene, Derzene diye yazarlarken, Ermeni tarihçileri Agathangolos (5. yy.), Koriun (5. yy.) ve Moses Xorenaci (6. yy.) ise Dercan olarak bahsederler (bk. H. Hübschmann, Altarmen. Ortsnamen, S. 213, 287). Var olan en eski uygun tarihi bilgiler, bundan ibarettir. Derxene [der’ksene] terimi, k’nin düşmesiyle *Dersen şekline, sonra ise bugünkü Dersim şekline dönüştüğü farzedilirse, o zaman *Dersin olması gerekirdi. Şu halde n’nin m’ye dönüşümü ise ikinci bir fonem değişikliği olmuş olabilir. Bu duruma göre aynı yer için kullanılan iki coğrafi kavram mevuttur. Birisi Yunanca ve Latince kaynaklı Derzene, diğeri ise Ermenice kaynaklı Dercan’dır. Buna göre, Yeni-Ermenice Tercan ‹ eski Ermenice Dercan bağıntısı kesin iken,
Dersim ‹ *Dersin ‹ *Derzene, Derxene gelişimi bugünkü bilgi eksikliğinden dolayı belgelenememekle beraber, mümkün de olabilir. (…)”


Benzeri gülünç bir kurama Tunceli, yani Mameki’nin eski adlarından olan “Kalan” kelimesinde rastlıyoruz. Kürt kuramına göre “Kürtçe”de “yaşlılar” anlamına gelen “kalan” (Zonê Ma: khali) sözcüğünden gelmeymiş. Yaşlılara sorduğunuz zaman “Khalan” değil, “Qalan” diye yanıt alırsınız, yani “qaf” sesiyle, eski yazıyla “qâlân” diye geçer.

__________________