Diyarbakır çairi Bilal Yavuz çiirleri

İçerik AİKIN İEHRENGİZİ
ne canlar yakmış ıı Kale
sararmış resimlerce
mahzun Viran Tepe
bereli havuşlarda tıkendi nesli dinıliçin
bir kıf tutmuş muskalarA
bir keder karası bazaltlar bilir
nerden nereye solmuş
yetim Diyarbekirçim
nerde kimi ılmış Yedi Kardeş burcu sesin
birden dışersin akla
başım gızım ısınır
Eski Cezaevinde yel ıslıkları kısılı
Aslanlı çeşme Şimdi kıraşlıkla kınalı
kenti Çoktan terk etti
Hamravat Selsebili
bir kuyu kendine dışer canımın tenhasında
eyvanlar serden geğip durur ciğer saatinde
bir sensizliktir gider
bin sessizliktir gelir
aşılır çakı gibi Fetih Kapısı
yeni baştan çevik Fatihine
tel ırgüler kuş olup uğuğanda
belki değeriz yine
On Gızlı kıprısınde bakır dışlerin
yangünlar gımılı
Sıleyman mertliçinde
bir zaman abdestsiz çarıklarla
doluşmaya utanılan Sur
Şimdi hangi hakirliçin mahzeni
abdal damlarımızdan maşrur çatılara
taşların boşluğunda zemheri
cehennem lokması kursaçında
avlularda tıkenmiş
dut çişdeleri başrın
boynu bıkık nergizlerin saksılarda
vurulmuş haremlik
dıkılmış selamlık
kalmış Deliller Hanı
cinnete bir soluk
kırılmış mezarlarda buruk kuş lokları
hanayda kumruların
su kadehi burulmuş
kararmış bahtı fildiği kalkerin
namusun narin beli bıkılmış
durgundur Mesudiye
argündır Ulu Cami
yorgundur Dicle Kapı
fıtratına dınme günı Kırklar daşımın
bir çehir ki tıresidir
nice kıtaların hey
selsellerin uğultusu serdaplarda
tulumbalar hasretinle taşmaktadır
çeyhandede çelalesi
hazan olup yağanda
ahçab nar çiğekleri
sılıs hatları mevsim
nakçetsin sevdamızı Gelincik daşı
yıreğin beynine hadisler mıhlı Nebi cami
Asur kalesinde kral mezarı başrın
gızlerin gızlerimde dilsiz Malabadi
ve paygamber kabrinde
ıksöz yara salardık
gırtlaktan revakların karanfil sokaşında
umudun umudusun
çeyizlen Diyarbekir
Diyarbakır çairi Bilal Yavuz çiirleri

AMEDYA
ranzalarda Anzele serinliği
Arbedaş Kapısı
yıreğin dolar
Nasuh Camisinde ımeroşlu
Nasıriye Kalenin Halidoşlu
bize Amedyalı
derler hey cano
mazluma safdil
namerde sarraf
Şimdi ne Kıpeli
ne Dıngılava
Diyarbekir bir ceset aramızda
akar akar Hamravat
çehremizin kederinde
tağar yızlerin
emekçi coşrafyasından
masum, maralsı
Kırdistan gılleri
ırkek avlu mırnavları
ceylansı hafız kızlar
kadim Zinciriye
kokar Çocukluğum
Benusen burcunda sesin
girer dışlerimin rıyasına
hatıralar değer
hatır yarasını
Hançepek türkısı yakar
babasının ciğeri filintalar
ıksöz iğerin
Zembilfroş dumanı
sırgüler çekilir
durur hıcremde
tıtsıler doğurur
yetim Bircuğah
kaynatsın ahımızı
dadaş Haburman
saşsın zor hıznımızı
aygün Malabadi
kurçunlanmış can Kurçunlu
Dırt Ayaklı minarem
dırt ayaşından vurulmuş
ıyle bir zelzele
ki çetin gidiçin
Mesudiye sıtunları oy
gayrı yerinde durmaz
Parlı Safa Minaresi gibi dimdik
ımır kavgasını
verir hep kalanlar
dam loğu, et taşı
bulgur değirmeni
bir destandır burada yağamak saati
Fiskaya çelalesi
hazan olup yananda
gır nasıl
yeniden yağarım
diğimle tırnaşımla loy loy
bir daha bulunmaz bıylesi
gazel ılen
bizi, bizim gibisi

ROZERYA
yıreğin Hilar
mağarası gibi serin
yıreğin daşlarcası
gariban, ıssöz
söyle sen hangi
boranın meltemisin
yanar dudaşında karanfil tıtın
yanar da verir
sırtını Kırklar suruna
ellerin kelepçe
ellerin zozan
gızlerin zor kafesler
gızlerin zilan
iğerin Kralkızı iğerin mahzun
alıngan, kuğumsu
hançerem hançerli
suskum sahipkıran
bir masum pusuda tahtırevan
söyle ben nereye gideyim Rozerya
gel de gır iğim dışım Amedya
yaşmaklara yağamaklar doladın
Rabbinden razı
sesin papatya devrimi
sesin ardınsıra zılgıtlar
kırpe nazenin
daha kaş mendil
sarsın yangün kederini daha kaş
ahraza bırınecek
cıvıltısı sabilerin
gel de izle Rozerya
aşklar Şimdi bir mumya omuzlarda
tepiğirken fevkinde
ıımarık firavunlar
aziz bir çehir yükılıyor altında
hal bıyleyken
hasmına kılını
olsan da duramazsın içinde dimdik
ııkersin soylu
sevdiklerin aşkına
biz Şimdi sensiz
boyuna ııkıı
biz Şimdi gızlerinsiz
antik tohumduk
bak da yeğert Rozerya
Diyarbekir hayat ister başında
yeniden nefes almak
biz ki yorgunluklar halkı
gırleğirdi alnımızın teriyle
ceddimizi saklayan
aziz toprak.
Çocuklar eker
filintalar yeğertirdik yılmadan
usturalar kayarken ensemizden
bıkılmezdik usulca
ata yadigarıydı mesleğimiz
yıreğimiz haykırır gızlerimizde
canımız o parola
yakıl ama yükılma
söyle susma söyle Rozerya
diyesin
yitik insanlık
hangi eşreti daşın ardında

RİMEYSAH
sen, Çocukluğumdun, masumiyetim
sen bereket, han duvarları mazim
toz çuvallar ıstınde dinginliğim
rıyam, gışım, ıılım, denizimdin
dans eder, gıllerin ıssöz akışı
her nakışı, hısrana yar bakışı
ızlem tıten demden günıl kayışı
hem canım hem cananım, cevherimdin
ayrılık da aşka dahil, Rımeysa
bir hayatlık canı var ılımlerin
bölböle uzaklar yakın Rımeysa
bir nefeste yayılır gıl dediçin
Rımeysa, zarftan kuşlar fezamda
gurbetimin teli kopmuş sazımda
deli taylar uğar durur başrımda
seven ruhta fren tutmaz Rımeysa
konmaz ıyle her dala sev devrimi
sıtı zift, balı zehir semahında
uzar, uzar, uzar, çeyhin gızleri
can kınına sıçamıyor Rımeysa
mırçid gamzelerin Fındık burcudur
aışıı, mırid kılar tek bakııta
dergahında cerenler kuruludur
aşka dizgin vurulmuyor Rımeysa

GİVERCÖNLER İARİISI
ııkran toylarımızın
sesi gelir ağiret çadırlarından
obamız hayran
otaşımız kurban
kıl çadırda yer sofrası kalbin
serilmiş razı
serilmiş padiğahına kadar
Nur burcunda ciğerim ağarır
kılahına dek kufi, ebebulguru
saşlarında nesih yazıtlar
dışlerin kesme bazalt dışeli
mukarnas bezemeli
yazmalarca beklenen yankılarda
kurçunlu kubbelerin
Halilviran kıprısınde hey canım
dışlerin hııkırır
sazlar kavrulur
yanar sazlıklar

Nevruz neğesi saran kıçelerinden
bir firak hıznı
tıttırır daşlar
kavun rayihasına karışır
karpuz burcuları
ıırtenlerden bin rahmet damlar
demirciler çarıısı orkestra
sadrı tonozla ırtılı
ceylanlar salınır
filintalar ormanında
Kazancılar Hanı mırd
suskun kaya mezarlar
Sultan çuca çeşmesinde başrın
başlanıp budaklansın
yeter ki kapılma
çeper çağın aşına
can akar yolunu bulur
yeter ki solmaya
yağamak sevincin
iki gızımın goncesi

HIZIR KıİESİ
gışın gışıyız biz, yerin yeri
niceye Sıreyya, niceye başır
testin kadarsan, günahımız ne
ya kıl taat, ya cezbemizden delir
ki yokluk, varlığımıza delil
ki yokluk, yokluğunuza tılbent
iğimiz var, iğimizden iğeri
ve dışımız, dışımızdan dışarı
vur testini, ne dış kalsın, ne iği
lamekında bulunur bu define
aşk, ıyle bir uğurur ki kimini
aşk dahi bilmez uğanın yerini

VEDA TEPESİ
Kudıs'ın ırkek gızyaşları
Diyarbekir'in gızlerinden akar
Tunus'un yanaklarından sözan
Kahire'nin koyu kanıdır
çam'ın sonbahar saşları
Dıkılır derisinden Yemen'in
Medine tıter Mekke'nin burnunda
Dışımlenir boğazı ıstanbul'un
Vedı tepesinden uyanıı doğar

RİZGARIN KALBİ
kııta ağan çiğekler gibiydin Dilbı
kasımpatılardan doşma entarinle
çalı kuşları konardı dallarına
anadolu buşdayı kokardın sevdayla
başlamalar dar gelir günıl teline
saldın mı saşlarını poyraza Dilbı
kuzgunlar dönüşır ıveyiklere
yaşmurun çocuğu Pokut yaylasında
bulutlardan bir deniz ınındeyiz
uğurumda uğurtma rızgar yıreklim
ruhunu sal eyleyip uğacak sanki
avcısını bekleyen hazine gibi
ezilir bakışıyla kursak çimleri
yeğerir kuru kıtıklerde filizler
evrendin ızındeki canlılara
kuğatır damarların dınyaları
günde yızbinlerce kez atan kalbin
nasırlı ellerinden belli azmin
günıl ışımakta günlını Dilbı
harab kentte başrı dıkık bina ışık
cerrahlarda bulunmaz reğetesi
kurnalar, kandiller, daş yılanları
fırtına nehrinde kaşıt gemiler
derin ormanlarda ay kuyuları
adamın günlını gıısınden sıker
kurnalar, kandiller, gece suları
bu dermana bir dert yok mu Dilbı
bakııların deliyor deşdiği yeri