Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    !!İlayda!! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2009
    Mesajlar
    5,082
    Konular
    10778
    Aldığı Beğeni
    2
    Verdiği Beğeni
    0

    Kürtçe - Türkçe Sözlük

    :a: Kürt alfabesinin ilk harfi, dişil cins edatı.
    Abadan: mamur.
    abadanî: bayındırlık.
    abagine: cam, billur.
    abajûr: abajur.
    abal: dönme.
    aborandin: geçindirmek.
    aborî: ekonomi, iktisat, geçim, maîşet.
    aborîn: geçinmek.
    aboriya xerîdariyê: tüketim ekonomisi.
    aborîzan: iktisatçı, ekonomist.
    acente: acente.
    aciz: 1.aciz. 2.çaresiz.
    aciz kirin: kızdırmak, rahatsız etmek.
    acûr: acur.
    adan: 1.besin. 2.bereketli, mümbit, verimli.
    adan lê bûn: bereketlenmek.
    adanî: bereket, bereketlilik, randıman, verim, verimlilik.
    adar: Mart ayı.
    ade: 1.yabancı ot. 2.şirret, sırnaşık. 3.ısırgan böcekler.
    ade bûn: sırnaşmak.
    ade kirin: yabancı otlardan temizlemek.
    adem: adam, insan.
    adet: adet, töre.
    adetî: normal, töreye uygun.
    adû: ısırgan böcekler.
    afat: afet.
    aferande: eser, yapıt.
    aferandin: yaratmak, meydana getirmek, türetmek.
    aferandinerayî: yaradılış.
    aferîde: mahluk, yaratık.
    aferîn: varol, aferin.
    aferîndêr: türetici, yaratıcı.
    aferînek: karakter.
    aferînî: seciye.
    afir: yemlik.
    afirandîn: yaratılmak.
    afîş: afiş.
    Afrîka: Afrika.
    Afrîka Başûr: Güney Afrika.
    Afrîn: Suriye’de bir Kürt şehri.
    agah: haber, duyum.
    agahdar: bilgili, haberdar, vakıf.
    agahdar bûn: vakıf olmak, haberdar olmak.
    agahdar kirin: bildirmek, haber vermek, haberdar etmek.
    agahî: haber, bilgi, malumat.
    agihandin: haber vermek, bildirmek.
    agir: ateş.
    agir barandin: ateş yağdırmak.
    agir berdan: ateşe vermek.
    agir best: ateş kes.
    agir girtin: ateş almak, ateşlenmek.
    agir kirin: ateş etmek.
    agir vêxistin: ateş yakmak.
    agirbaz: ateş cambazı.
    agirber: ateşli silah.
    agirbir: ateş düşürücü.
    agirçav: atak.
    agirdadan: ateş yakmak.
    agirdank: ateşlik.
    agire: frengi.
    agirgeh: ateş yakılan yer.
    agirgir: kolay tutuşan.
    Agirî: Ağrı şehri.
    agirkuj: itfaiyeci.
    agirnak: yakıcı, ateş gibi, ateşli, ateş rengi.
    agirok: fitneci.
    agirparêzî: ateşe tapmak.
    agirten: ateşçi.
    agirxweş: sempatik.
    ah: ah, ilenç.
    aheng: ahenk, ritim, uyum, mutabakat.
    ahengdar: uyumlu, ritimli.
    Ahûramazda: Zerdüşt inancında iyilik tanrısı.
    aj: filiz, sürgün.
    aj dan: filizlenmek.
    ajal: sürü, küme, grup, zümre, güruh.
    ajda: filiz verdi.
    ajinîn: dişleri kürdan vs. ile karıştırmak.
    ajne: yüzücü.
    ajo: güdü.
    ajodar: güdümlü.
    ajotin: 1.ekin ekmek. 2.sürmek, gütmek.
    ajotin pêş: ileri sürmek.
    ajovan: sürücü, şoför.
    akademî: akademi.
    Akre: Irak’ta bir Kürt kenti.
    akredîtîf: akreditif.
    akû: akü, akümülatör.
    al: alem, bayrak.
    al çikandin: bayrak dîkmek.
    al daxistin: bayrak indirmek.
    al kêşan: bayrak çekmek.
    alandin: ambalajlamak, sarmak.
    alastin: yalamak.
    alav: 1.alev 2.alet, edevat.
    alayî: ask. alay
    alaz: niyetlenme, kastetme.
    Alban: Arnavut.
    Albanî: Arnavutça.
    Albanya: Arnavutluk.
    album: albüm.
    albumîn: albümin.
    alemdar: bayraktar.
    alerjî: alerji.
    alî: cihet, yan, cenah, taraf, yaka, yön.
    alî girtin: taraf tutmak.
    alif: kışlık hayvan yemi.
    alîgir: yandaş, taraftar, taraflı.
    alîn: birbirine geçirmek, dolamak.
    aliqîn: birbirine dolanmak.
    alistin: yalamak.
    alkol: alkol.
    Alman: Alman.
    Almanî: Almanca.
    Almanya: Almanya.
    almas: elmas.
    aloq: bademcik.
    altaxî: ihbar, ispiyon.
    altaxî kirin: ihbar etmek.
    altaxîname: ihbarname.
    alternatîf: alternatif.
    alû bûn: kamaşmak.
    alûçe: erik.
    alûde: pisliğe bulaşan.
    alûle: 1.dar sokak. 2.koridor.
    alûs: sahte kibarlık, sahte davranışlı.
    amade: amade, hazır.
    amade be: hazır ol!
    amade kirin: hazırlamak.
    amadexwer: hazır yiyici.
    amadeyî: hazırlık.
    aman: kap-kacak.
    ambargo: ambargo.
    ambûlans: ambulans, cankurtaran.
    ambûr: tesisat, enstrüman.
    ambûrîn: alet, malzeme.
    ambûrsaz: tesisatçı.
    Amed: Diyarbakır.
    Amêdî: Irak’ta bir Kürt kenti.
    amêjen: alaşım, terkip.
    Amêrîka: Amerika.
    Amêrîkayî: Amerikalı.
    amir: amir.
    amîral: amiral.
    amoj: amca karısı.
    amojin: amca karısı.
    amojkar: eğitimci, pedagog.
    amojkarî: pedagoji.
    amper: amper.
    ampûl: ampul.
    Amsterdam: Amsterdam(Hollanda’nın başkenti).
    Amûda: Suriye’de bir Kürt kenti.
    amûr: tesisat, enstrüman.
    an: 1.ya, veya (hut), yahut. 2.yoksa. 3.çoğul edatı.
    an jî: ya da.
    ananas: ananas.
    anarşî: anarşi.
    Anatoliya: Anadolu.
    anatomî: anatomi.
    andêr: soyka.
    angaje kirin: angaje etmek.
    angajman: angajman.
    ango: yani, demek ki.
    anîn: getirmek.
    anîn ba hev: bir araya getirmek.
    anîn ber hev: bir araya getirmek.
    anîn bîr: anımsatmak, çağrıştırmak.
    anîn cem hev: yan yana getirmek.
    anîn pêş: ileri almak.
    anîn ser çokan: diz çöktürmek.
    anîn ziman: dile getirmek
    anîs: anason.
    anix: anason.
    anket: anket.
    anormal: anormal.
    ansîklopedî: ansiklopedi.
    Antartîka: Antarktika.
    antên: anten.
    antîlop: antilop.
    antrenman: antrenman.
    antrenor: antrenör.
    aort: aort.
    ap: amca.
    apandîsîd: apandisit.
    aqar: alan, arazi, yüzölçümü.
    aqil: akıl, us.
    ar: 1.ateş. 2.ar, haya.
    aram: 1.huzur, sükunet, gönenç, istikrar, huzurlu, sakin.
    aram bûn: huzur bulmak, sakinleşmek.
    arambexş: huzur veren.
    aramdar: huzur verici, sakinleştirici, müsekkin.
    aramgah: 1.istirahat yeri. 2.kabir.
    aramxane: huzurevi.
    aran: sancılanmak, elem.
    araq: rakı.
    ararot: mama.
    arask: donatı, teçhizat.
    arastek: 1.donanım. 2.ziynet.
    arastekar: dekoratör.
    arastî: bezenmiş, donatılmış, teçhiz edilmiş.
    arastin: bezemek, donatmak, teçhiz etmek.
    arav: bulaşık suyu.
    aravî: nargile.
    ard: un.
    ardik: irmik.
    ardû: katı yakıt.
    arena: arena
    argon: ateş rengi.
    argûşk: bademcik.
    arî: 1.kül. 2.yardım. 3.Hint-Avrupa’lı.
    arihandin: acıtmak, ağrıtmak.
    arihîn: acımak, ağrımak.
    arîk: tavan.
    arîkar: asistan, yardımcı.
    arîkarî: yardım.
    arîkarî kirin: yardım etmek.
    arîkarî xwestin: yardım istemek.
    arîkarîxwaz: yardımsever.
    arîle: kadın görünüşlü erkek.
    arimîn: dinlenmek.
    aring: koyun ve keçilerin genel adı.
    arîperwer: yardımsever.
    arîşe: problem.
    arîşen: manevi, maneviyat, moral.
    arîtmetîk: aritmetik.
    arîxen: emin.
    arîxen bûn: emin olmak.
    arizî kirin: özelleştirme.
    arkolk: maşa.
    arkork: fırın küreği.
    armanc: amaç, hedef, gaye, erek.
    armûş: üzüm posası.
    arşîv: arşiv.
    artêş: ordu.
    artêşgeh: ordugah.
    artêşxane: orduevi.
    artîşok: enginar.
    arû: salatalık.
    arûng: erik.
    arvan: un, kışlık erzak.
    arvane: dişi deve.
    Aryan: Hint-Avrupalı.
    arzing: çırpı.
    asav: ur.
    asê: 1.asi, şaki. 2.yalçın.
    asê bûn: direnmek.
    asê kirin: güçlendirmek, tahkim etmek.
    asêgeh: kale, müstahkem mevki, hisar.
    asîd: asit.
    asîman: gök, gökyüzü.
    asîmanzanî: astronomi.
    asîw: bela.
    ask: geyik.
    asmin: ufuk.
    aso: ufuk.
    Astan: Satürn.
    asteng: 1.mâni, mania, güçlük, engel. 2.dar geçit.
    asteng bûn: engel olmak.
    asûde: asude.
    asûn: durum, vaziyet.
    Asya: Asya.
    aş: değirmen.
    aşê qehwê: kahve değirmeni.
    aşêf: yabani otları ayıklama işi.
    aşik: 1.kahve değirmeni. 2.mide.
    aşît: çığ.
    aşîtî: barış, sulh.
    aşîtîperwer: barışsever

    aşîtîxwaz: barışçı.
    aşkartin (diaşkêre, biaşkêre) : açıklığa kavuşturmak.
    aşvan: değirmenci.
    aşxane: lokanta, restoran.
    aşxanevan: lokantacı.
    ataşe: ataşe.
    atlet: atlet.
    atletizm: atletizm.
    atom: atom.
    av: su.
    av çikiyan: su tükendi (kesildi).
    av standin: su almak.
    ava: bayındır, imar, mamur.
    ava berbejî: maden suyu.
    ava bûn: bayındır olmak.
    ava kelandî: kaynar su.
    ava kirin: bayındır hale getirmek, imar etmek, inşa etmek, kalkındırmak, mamur duruma getirmek.
    ava sûsê: meyan kökü suyu.
    avabûyî: mamur.
    avadanî: bayındırlık.
    avahî: 1.bayındırlık. 2.inşaat, bina, bayındır yer.
    avahiya bingehîn: altyapı.
    avahiya jorîn: üstyapı.
    avanî: meskûn.
    avans: avans.
    avantaj: avantaj.
    avdan: sulama.
    avdanî: sulama.
    avdank: su kabı, sürahi.
    avde: bir boy iplik.
    avdêr: sulama işini yapan kişi.
    avdestxane: helâ.
    avdonk: tirit.
    averû: ebru, yüz suyu.
    avêtin: atış, atmak.
    avêtin zindanê: hapsetmek, zindana atmak.
    avêtinhev: atışmak.
    avgon: mavi.
    avgoşt: et suyu.
    avî: sulu, sulak.
    avîje: temiz.
    avik: atmık, meni, sperma.
    avis: gebe, hamile.
    avisî: gebelik.
    avjen: yüzücü.
    avjenî: yüzme.
    avjenper: yüzgeç.
    avjîn: abıhayat.
    avkêş: 1.saka, sucu. 2.tulumba.
    avnûsk: mürekkep.
    avpijen: fıskiye.
    avrêjk: pisuar.
    Avrêl: Nisan ayı.
    avreşî: katarakt (göz).
    avsark: içine kar veya buz konarak soğuk su saklamaya yarayan kuyu.
    avşile: olgunlaşmamış üzüm suyu.
    avteng: suyun daraldığı yer, boğaz.
    avyar: saki.
    avzêl: ilkbaharda akan ve ilkbahar bitince kuruyan pınar, bahar pınarı.
    avzêm: ilkbaharda akan ve ilkbahar bitince kuruyan pınar, bahar pınarı.
    avzêr: yaldız.
    avzêr kirin: yaldızlamak.
    avzûng: kayış tokası.
    awa: durum, hal, vaziyet, metot, yöntem.
    awan: fitneci.
    awanî: fitne, fesat.
    awarte: olağan dışı, istisnai.
    awartin: istisna etmek.
    awaz: beste, ezgi, makam, melodi, ses.
    awêne: ayna.
    awir: sert bakış.
    ax: 1.toprak, 2.ah,ilenç.
    axa: ağa.
    axaftin: konuşma.
    axareş: kara toprak.
    axîn: ahlama, sızlanma.
    axîn kişandin: ah çekme.
    axiv: yaranın azması.
    axret: ahret.
    axund: hoca, ayet ya da dua okuyan kişi.
    axur: ahır.
    axûrk: tatarcık.
    aya: acaba.
    ayend: gelecek.
    ayet: ayet, delil.
    ayîn: tören.
    az: dolgun, ihtiraslı, tutkulu.
    aza: özgür, hür.
    azad: özgür, hür.
    azadî: hürriyet, özgürlük.
    azadî bûn: kurtulmak.
    azadî kirin: özgür bırakmak, kurtarmak.
    azar: azar.
    azar lêdan: paylamak.
    azeb: bekar, ergen.
    azebî: ergenlik çağı.
    Azerî: Azeri.
    azgîn: hırslı.
    azîn: usul.
    azirandin: azarlamak.
    azmend: hırslı.
    azmûn: imtihan, sınav, tecrübe.
    azmûn bûn: imtihan olmak, denenmek.
    azmûn kirin: imtihan etmek, denemek, tecrübe etmek.
    azmûna devkî: sözlü sınav.
    aznîf: bir çeşit domino oyunu.
    azwer: hırslı, tutkulu, hırs,

  2. #2
    !!İlayda!! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2009
    Mesajlar
    5,082
    Konular
    10778
    Aldığı Beğeni
    2
    Verdiği Beğeni
    0
    : Kürt alfabesinin üçüncü harfi.
    cabarandin: kaynaştırmak.
    cabarîn: kırık bir şeyin (cam, kemik) kaynaşması.
    cacim: 1.işlemeli kilim, 2.yatak örtüsü.
    cacir: ceviz içinin dövüldükten sonra balda kaynatılmasıyla elde edilen yiyecek.
    cahş: sıpa.
    came: elbise.
    came xew: uyku tulumu.
    camedan: elbiselik, gardrop, vestiyer.
    camedar: vestiyerci.
    camêr: centilmen, cömert, mert.
    camêrî: mertlik.
    camid: nesne, obje.
    camidî: nesnel, objektif.
    camûs: manda.
    can: can.
    canbaz: 1.hayvan alım ve satımı ile uğraşan kişi, 2.alım ve satımda hile ve sahtekarlık yapan kimse, 3.akrobat, cambaz.
    canberî: karides.
    canega: tosun.
    canfes: halis ipekten dokunan kumaş.
    canfîda: fedaî, serdengeçtî.
    cangorî: şehit.
    canhêştir: zürafa.
    canî: tay.
    car: kez, misli.
    car caran: arada sırada.
    cara yekem: ilk defa.
    caran : arada bir, bazen.
    carandin: yinelemek.
    carcim: yatak örtüsü.
    carek din: bir daha, bir dahaki sefere.
    carî: tekrar.
    carî kirin: tekrar etmek.
    caris: kötü laf, küfür.
    cariye: halayık.
    carna: arada bir, bazen.
    carnan: arada bir, bazen.
    carû: sıva.
    carûd: kül küreği.
    catir: kekik otu, mercanköşk.
    catirî: kekik otu, mercankök.
    caw: bez, tekstil.
    cawbir: makas.
    cawî: elti.
    cawîdan: ebedi, sonsuz.
    cawker: tekstil dokumacısı.
    cax: tahta veya demir korkuluk.
    caxik: ızgara.
    cazû: cadı.
    ceban: dönek.
    cebar: kırıkçı.
    cebil: harç.
    cebirxane: cephane.
    cedew: nasır.
    cefen: fabl.
    ceh: arpa.
    cehimîn: gebermek.
    cehşik: sıpa, toy.
    cehter: kekik.
    cehzeran: arpaların sararma zamanı, haziran ayı.
    cejn: bayram.
    cejna neteweî: milli bayram.
    cejnî: bayramlık.
    celab: hemcinslerini pusuya düşürmekte kullanılan kuş.
    celad: cellat.
    celeb: 1.biçim, tarz, tür. 2.kesime götürülen koyun sürüsü.
    celebdar: koyun ticaretiyle uğraşan kimse.
    cem: 1.büyük sepet. 2.yükün bir tarafı, iki denkten biri. 3.bir kimsenin ya da bir şeyin yanı, nezd. 4.Alevi ayini.
    cemciqandin: sıvıları karıştırmak, çalkalamak.
    cemed: don, buz.
    cemedanî: bir tür sarık.
    cemidandin: dondurmak.
    cemidî: donmuş.
    cemidîn: donma, donmak.
    cemik: sırtta veya omuzda taşınan torba ya da çanta.
    cemser: kutup.
    cenan: sebze yetiştiricisi.
    cenanî: sebze yetiştiriciliği.
    cencere: düven.
    cendek: leş.
    cendere: 1.dokumaları parlatmakta kullanılan bir alet. 2.sıkma makinası.
    cendirme: jandarma.
    ceng: harp, muharebe, savaş.
    cengawer: savaşkan, savaşçı.
    cengene: her türlü edepsizliği yapmaktan kaçınmayan kimse, çingene.
    cengkeştî: savaş gemisi.
    cênig: favori, şakak.
    cer: 1.küp. 2.vida.
    cer kirin: vidalamak.
    cerb: deney.
    cerbader: tornavida.
    cerd: 1.birlik, müfreze. 2. büyük baskın, büyük saldırı.
    cerde: korsan.
    cerdel: kova.
    cerge: daire, halka.
    cergebez: üzerine iç yağı sarılarak şişe takılan ve ateşte kızartılan ciğer.
    cergewî: daire gibi.
    ceribandin: denemek, sınamak, tecrübe etmek.
    ceribîn: denenmek, sınanmak, tecrübe edilmek.
    cêrifk: saplı süpürge.
    ceriye: tahtadan yapılan küçük pres.
    ces: alçı.
    cew: kırkma makası.
    cew kirin: kırkmak.
    cewdik: su matarası.
    cewêlek: lumpen.
    cewenke: matara.
    cewî: çam sakızı.
    cêwî: ikiz.
    cewr: büyük balık.
    cewrik: enik.
    cewtik: deri el çantası.
    ceynik: şakak, favori.
    cêz: 1.hububat yığını. 2.cihaz, çeyiz.
    ceza: ceza.
    cezayê giran: ağır ceza.
    cezayê mirinê: ölüm cezası.
    cezayê pereyî: para cezası.
    cezayê sermedî: müebbet hapis cezası.
    cezayê sivik: hafif ceza.
    cezayê zîndan ê: hapis cezası.
    cezwe: kahve cezvesi.
    cî : yer, makam.
    cibil: züğürt.
    cîderk: mahreç.
    cîger: ciğer.
    cîh: yer, makam.
    cîh anîn: yerine getirmek, infaz etmek, ifa etmek.
    cîh dîtin: yer bulmak.
    cîh kirin: istihdam etmek, yerleştirmek.
    cîh tijî kirin: yerini doldurmak.
    cîhan: âlem, evren, cihan.
    cîhangîr: fatih.
    cihaz: çeyiz.
    cîhaz: aygıt.
    cihê: ayrı, değişik.
    cihê bûn: ayrılmak.
    cihêgirtin: tecrit etmek.
    cihêl: cahil.
    cîher: bir eşyanın gideceği yer.
    cihêreng: değişik, farklı.
    cihêtî: ayrılık, farklılık, değişiklik.
    cîhgir: yedek.
    Cihû: Yahudî.
    cîhyê bilind: yüksek yer.
    cij: küçük çocuklara tehlike uyarısı.
    cil: giysi, elbise.
    cil lê kirin: giydirmek.
    cil li xwe kirin: elbise giyinmek.
    cilbend: klasör.
    cildank: elbiselik, gardrop.
    cilq: çürük.
    cilwe: kur.
    cilwe kirin: kur yapmak.
    cimciqandin: ağzına kadar doldurmak.
    cin: cin.
    cinaq: lades kemiği.
    cînar: komşu.
    cînav: adıl, zamir.
    cînavên kesîn: şahıs zamirleri.
    cînavên xwedanî: mülkiyet zamirleri.
    cinawir: yırtıcı hayvan, canavar.
    cincilandin : durulamak.
    cincilî: duru, durulmuş.
    cincilîn: durulmak.
    cindê: azize.
    cindî: yakışıklı, aziz, her şeyin güzel ve alımlısı.
    cinên: sebze bahçesi.
    cingal: büyük orman.
    cinûs: lanetli kişi, melanet.
    cinûsî: melûn, lanetli.
    cîran: komşu.
    cîrantî: komşuluk.
    cîraz: gizli yer.
    cird: büyük fare.
    cirîd: atla oynanan bir oyun, cirit.
    cirik: çırçır makinası.
    cirk: merhem.
    cirm: cereme.
    civak: 1.toplum. 2.kurul, heyet. 3.meclis.
    civandin: toplamak.
    civat: 1.toplum. 2.kurul, heyet. 3.meclis.
    civata dagerî: denetleme kurulu.
    civata neferma: sivil toplum.
    civata neteweî: millet meclisi.
    civata şarevaniyê: belediye meclisi.
    civata wezîran: kabine, bakanlar kurulu.
    civatgeh: toplantı yeri.
    civatî: toplumsal, içtimai.
    civatnas : toplumcu.
    civatnasî: toplum bilim, sosyoloji.
    civîn: 1.birikmek, toplanmak. 2.toplantı, içtima.
    ciwan: genç.
    ciwan bûn: gençleşmek.
    ciwanî: gençlik.
    ciwanik: bayan, hanım, hanımefendi.
    cîwar: yöre, dolay, etraf.
    cixare: sigara.
    cixaredank: sigaralık.
    cixiz: mızıkçı.
    ciyawaz: 1.ihtilâf. 2.farklı imtiyazlı.
    ciyawazî: ihtilâf.
    co: 1.ark. 2.kanal, mecra.
    cobir: dana burnu.
    cohnî: dibek.
    col: sürü.
    colandin: sallanmak.
    colane: salıncak.
    Coleke: Yahudi.
    Colemerg: Çölemerik, Hakkari.
    coleq: yarıcı.
    comerd: cömert, bonkör, tok gözlü.
    coq: ur.
    coqîn: sadme.
    coş: coşku, galeyan.
    coşandin: coşturmak.
    coşdarî: coşkunluk.
    coşî: coşku.
    coşîn: coşmak, kaynamak, galeyana gelmek.
    cot: çift.
    cot kirin: çift sürmek.
    cotbûn: çiftleşme.
    cotik: ikiz.
    cotkar: çiftçi.
    cotkarî: çiftçilik.
    coxîn: harman.
    Coxînan: Haziran ayı.
    cozerdan: arpaların sararma zamanı, haziran ayı.
    cûda: değişik.
    cûda bûn: farklılaşmak.
    cûdabûnî: farklılık.
    cûdakarî: ayrılıkçılık.
    cûdayî: ayrılık, değişiklik, farklılık.
    Cudî: efsanevi Kürt dağı, Cudi dağı.
    culbe: fig bitkisi.
    culiq: hindi.
    cûm: sakız.
    cûmik: dokuma tezgahı.
    cûmikker: dokumacı, tekstilci.
    cûmikkerî: dokumacılık, tekstilcilik.
    cûn: 1.kurşuni (renk). 2.maviye çalan beyaz.
    cûrbicûr: türlü türlü, çeşit çeşit.
    cure: bodur.
    cûre: tür, türlü, nevi.
    cûre andin: sınıflandırmak.
    curn: kurna, küvet, yalak.
    cûtin: çiğnemek.
    cûz : cüz, kısım, Kur-an’ın bölümleri.
    cuzdanê bersê: hesap cüzdanı

  3. #3
    !!İlayda!! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2009
    Mesajlar
    5,082
    Konular
    10778
    Aldığı Beğeni
    2
    Verdiği Beğeni
    0
    Kürtçe - Türkçe Sözlük

    ç: Kürt alfabesinin dördüncü harfi.
    çadir: çadır.
    çak: iyi.
    çakbîn: hoşgörülü, optimist, iyimser.
    çakêt: ceket.
    çaktir: âlâ.
    çakûç: çekiç.
    çal: çukur.
    çal kirin: gömmek.
    çalab: çalab.
    çalabî: çelebi.
    çalak: aktif, atılgan, çevik, etkin, eylemci, faal.
    çalakî: aktivite, eylem, etkinlik, faaliyet.
    çalav: fosseptik çukuru.
    çalik: küçük çukur, girinti.
    çam: çam.
    çameçar: ister istemez, mecburen.
    çan: çan.
    çand: kült.
    çande: kültür.
    çandeyar: kültürlü.
    çandeyarî: kültürel, ekili.
    çandin: ekmek, ekim, hasat, tarım.
    çandinî: tarımsal, zirai.
    çankoç: kilise çanı.
    çankûş: Hıristiyanları, kiliseye gitmelerini sağlamak için kapılarını çalarak ya da seslenerek uyandıran kimse, zangoç.
    çanqil: çengel, kanca.
    çanqol: çengel, kanca.
    çanqol kirin: çengellemek.
    çap: 1.basım, baskı. 2.bir hububat ölçüsü.
    çap kirin: basmak.
    çapdêrî: basın-yayın.
    çapemenî: basın-yayın.
    çapgêrî : basın-yayın.
    çaplûkî çûn: emeklemek.
    çaplûs: yaltakçı, dalkavuk.
    çaplûsî: yaltaklık.
    çaplûsî kirin: yaltaklanmak.
    çapxane: basımevi, matbaa.
    çar: dört.
    çarax: çarık.
    çarçek: tepeden tırnağa silahlı kişi.
    çarçik: kare.
    çarçove: çerçeve.
    çarçove kirin: çerçevelemek.
    çardar: tabut.
    çardax: çardak.
    çarder: kapı çerçevesi, kapının takıldığı kasa.
    çare: çare.
    çare dîtin: çare bulmak.
    çarem: dördüncü.
    çarenîn: kaçınılmaz.
    çareser: çözüm, imkan.
    çareser kirin: çözmek.
    çareserî: çözüm.
    çariçî: köylerden azar azar koyun satın alıp, kente götüren ve orada kesip satan kimse.
    çarik: kadın çarşafı.
    çarîn: dörtlük.
    çarkoşe: dörtgen, dört taraf.
    çarmedor: dört taraf, etraf.
    çarmêrkî: bağdaş.
    çarmix: çarmıh.
    çarnikar: dörtgen, dört taraf.
    çarpê: dört ayaklı.
    çarpêkî: dört ayaklı olarak.
    çarşem: çarşamba.
    çarşev: çarşaf, nevresim.
    çarşî: çarşı.
    çartag: yüksek eyvan.
    çartil: tırmık.
    çarwe: raks edenlerin parmaklarına taktıkları madeni parçalar, zil.
    çaryek: çeyrek.
    çav: göz.
    çav beloq: patlak gözlü.
    çav berdan: göz dikmek, göz koymak.
    çav birçî: aç gözlü.
    çav gewher: çakır göz.
    çav miçandin: göz yummak.
    çav pê ketin: gözüne ilişmek.
    çav têr: tok gözlü.
    çavdamilandin: göz kapamak.
    çavdêr: gözetleyici, gözcü.
    çavdêrî: gözlem.
    çavdêrxane: gözetim evi, gözlemevi.
    çavengî: cimrilik.
    çavgeş: dostça bakış.
    çavhebîn: nazik.
    çavî: 1.göze, gözenek. 2.bölme, bölüm.
    çavik: lens.
    çavinî: nazar.
    çavinî kirin: nazar etmek.
    çavînok: kem göz sahibi.
    çaviya bilêtan: bilet gişesi.
    çavkanî: kaynak, kaynakça.
    çavmark: kuşkonmaz.
    çavnebar: kıskanç.
    çavnebarî: kıskançlık, çekememezlik.
    çavnêr: gözetleyici.
    çavnêrî: gözetim, nezaret, gözlem, gözetlemek.
    çavnifş: kıskanç.
    çavnifşî: kıskançlık.
    çavreşî: garaz, kıskançlık.
    çavsor: gözü kan bürümüş kişi.
    çavşkestî: yılgın.
    çavteng: pinti.
    çavtengî kirin: kıskanmak.
    çavtêr: tok gözlü, cömert.
    çavtirsandin: gözünü korkutmak.
    çavtirsyayî: çekingen, gözü korkmuş.
    çavzêlk: meraklı, yumuk gözlü.
    çavzîq: bön.
    çawa: nasıl?
    çawa be: nasılsa.
    çawîş: çavuş.
    çax: çağ.
    çaxa navîn: orta çağ.
    çaxa nêzik: yakın çağ.
    çaxa nû: yeni çağ.
    çaxa pêşîn: ilk çağ.
    çay: çay.
    çaydank: çaydanlık.
    çayxane: çayevi.
    çê: iyi.
    çê bûn: düzelmek, olmak, oluşmak, meydana gelmek, vücut bulmak.
    çê kirin: 1.iyileştirmek. 2.yapmak.
    çêbûnî: oluş.
    çehre: çehre, sima.
    çêj: lezzet, tat, zevk.
    çêj jê derxistin: tadını çıkarmak.
    çêj kirin: tatmak, tadına bakmak, çeşni.
    çêjî: tat.
    çêjtin: tatmak, tadına bakmak, çeşni.
    çek: 1çek. 2.silah. 3elbise, üniforma, zırh.
    çek danîn: silah bırakmak, mütareke.
    çekem: ardıç.
    çêker: yapıcı, tamirci.
    çêkirî: 1.yapılmış durumda olan. 2.suni, yapay.
    çêkirin: 1.onarmak, iyileştirmek. 2.yapmak, imal etmek, imalat.
    çêkirnoka zanistî: bilim kurgu.
    çêkirvan: imalâtçı.
    çekû: 1.ibare. 2.iki yüz elli kiloya eşit odun.
    çel: kırk.
    çelak : ucu çengelli değnek.
    çelefîk: çene kemikleri.
    çêlek: inek.
    çelem: kırkıncı.
    çelem girtin: lades tutuşmak.
    çeleme: lades kemiği, lades oyunu.
    çeleng: 1.yakışıklı, görkemli. 2.güçlü ve hızlı yürüyen kimse. 3.çelenk.
    çêlî: 1.yavru. 2.nesil.
    çelîg: çelik.
    çêlik: civciv, yavru.
    çêlik anîn : yavrulamak.
    çelitandin: sıyırmak.
    çelitîn: sıyrılmak.
    çelpandin: şaklatmak.
    çelpîn: şapırdamak, şapırtı.
    çelqandin: çalkalamak.
    çelt: sıyrık.
    çeltik: omuz çantası.
    çeltûk: çeltik.
    çelûz: çok soru soran ve sorusunda ısrar eden kimse.
    çem: 1.çay, ırmak, nehir. 2.çolak
    çemandin: eğmek, bükmek.
    çember: çember.
    çembil: 1.kaplara ve diğer şeylere takılan kulp. 2.kulp.
    çemçik: kepçe.
    çemçîr: küçük taneli, siyah renkli bir üzüm türü.
    çemçûr: bağ böceği.
    çemîn: eğilme, bükülmek.
    çempal: ek yük.
    çen: çene.
    çenberî: binek arabası.
    çenbil: kulp.
    çençûz: cimri.
    çend: kaç, birkaç.
    çend roj berê: bir kaç gün önce.
    çendek: birkaç.
    çendekek berê: bir süre önce.
    çendemî: uzun süreli olmayan.
    çenebaz: geveze.
    çenebazî: gevezelik.
    çeng: 1.kulaç. 2.arp, harp. 3.avuç.
    çeng kirin: avuçlamak.
    çengal: çengel, kanca.
    çengal kirin: çengellemek.
    çengî: dansöz, rakkase.
    çênî: küçük et parçası, dilim.
    çente: çanta.
    çente dest: el çantası.
    çente pelikan: evrak çantası.
    çentik: 1.çentik. 2.el çantası.
    çep: sol.
    Çepaxçûr: Bingöl.
    çepek: sapa.
    çepel: pis, pislikten kendini sakınmayan kimse.
    çeper: çeper, siper.
    çepgir: solcu.
    çepik: alkış.
    çepik hatin lêdan: alkışlanmak.
    çepik lêdan: alkışlamak.
    çepil: kolun dirsekle omuz arasındaki bölüm, kol.
    çepok: solak.
    çeprast: çapraz, çapraşık.
    çeprastî: çaprazlama, çapraşıklık.
    çeqçeqok: 1.mantar tabancası. 2.değirmen taşının ayar çubuğu.
    çeqel: çakal.
    çeqilandin: ayıklamak.
    çeqilîn: ayıklanmak.
    çeqîn: patlama, çatlama sesi, çatırdama.
    çeqmeq: çakmak.
    çeqûber: yarı otomatik.
    çêr: küfür, sövgü.
    çêr kirin: küfretmek, sövmek.
    çêrandin: otlatmak.
    çêrbaz: küfürbaz.
    çerçî: çerçi, kentlerden eşya alıp köylerde satan kimse.
    çêre: otlak.
    çêregeh: otlak.
    çêreger: otlayan.
    çerez: çerez, lezzetli yemekler.
    çêrî hev kirin: sövüşmek.
    çêrîn: otlamak, otlanmak.
    çerixîn: kendi ekseni etrafında dönmek.
    Çerkez: Çerkez.
    Çerkezî: Çerkezce.
    çerm: cilt, deri.
    çermik: zar.
    çermsor: Kızılderili.
    çerx : 1.çark. 2.dönence, burç.
    çerxe: tekerlek.
    çerxefelek: dönme dolap.
    çerxetûn: tava.
    çerxî: beş kuruş.
    çerxwan: çarkçı.
    çesp: rabt.
    çespandin: raptetmek.
    çespik: raptiye.
    çespîn: rapt olunmak.
    çeşnet: çeşit.
    çeşte: çeşit.
    çetare: ipekli elbise.
    çete: çete.
    çetel: çatal.
    çetel bûn: çatallanmak.
    çetin: çetin.
    çetir: paraşüt.
    çêtir: daha iyi, ehven.
    çêtir dîtin: yeğlemek, tercih etmek.
    çêtir girtin: yeğlemek, tercih etmek.
    çêtir kirin: daha iyi hale getirmek.
    çetirbaz: paraşütçü.
    çetrefîl: çetrefil
    çewal: çuval.
    çewder: çavdar.
    çewênder: şeker pancarı.
    çewlîg: ırmak dirseklerindeki alüvyonlu toprak.
    çews: baskı.
    çewsandin: 1.sıkmak, sıkıştırmak. 2.baskı yapmak. 3.kasmak.
    çewsax: körlere kılavuzluk yapan kişi.
    çewsîner: baskıcı.
    çewt: yanlış, çarpık.
    çewtî: yanlışlık.
    çexer: yolda herhangi bir şeyin bıraktığı iz.
    çêyî: iyilik.
    çi: ne?
    çi demî: ne zaman.
    çi heye ku: ne var ki.
    çi li me qewimîn: ne oldu bize.
    çi rind: ne güzel.
    çîç: arı peteğinin her gözü.
    çîçek: çiçek.
    çîçekdank: çiçeklik.
    çîçî: iffet, namus.
    çiçik: insan memesi.
    çift: çift.
    çiftexas: patiska.
    çik: 1.dik. 2.köşe.
    çîk: kıvılcım.
    çikal: çok zayıf hayvan.
    çikandin: 1.suyunu kesmek, kurutmak. 2.suyun kurutulması ya da nefesin tüketilmesi.
    çikilî: dikili, saplanmış.
    çikiyan: çeşmenin veya kuyunun suyunun kuruması nefesin kesilmesi.
    çiklandin: dikmek.
    çîkolate: çikolata.
    çikot: cimri.
    çikrim: yere çakılan ya da dikilen ve dik duran herhangi bir şey.
    çil: kırk.
    çîl: çil.
    çilag: 1.tekstil. 2.tekstilci.
    çilagî: tekstilcilik.
    çîlan: elbisenin uzun kolu, yen.
    çilanger: çilingir.
    çile: kış ve yazın en sert kırk günü.
    çîle: 1.çile, yumak. 2.sıkıntı.
    çîle parêz: çilekeşçi.
    çîle parêzî: çilekeşçilik.
    çîleçep: dağlardaki zikzaklı ve dolambaçlı yol.
    çilek: pisboğaz.
    çîlekêş: çilekeş.
    çîlekêşî: çilekeşlik, acıcılık.
    çilk: damla.
    çilkav: su damlası.
    çilkîn: damlamak.
    çilm: sümük.
    çilmêre: sürgü.
    çilmêre kirin: sürgülemek.
    çilmîsî: solgun.
    çilmîsîn: solmak, pörsümek.
    çilo: 1.nasıl? 2.yaprakları dökülmeden kesilen ağaç dalları.
    çiltûg: çeltik, kabuğundan soyulmamış pirinç.
    çilûr: sarkıt.
    çilvir: çılbır (yemek).
    çîm: 1.çim. 2.bacağın diz kapağından topuğa kadarki bölümü.
    çima: neden, niçin, niye.
    çiman: bir şeyin bir parçasının kesilmesi anlamında fiil.
    çimçîr: çocuk salıncağı.
    çîmen: çimen.
    çîmento: çimento.
    çîmenzar: çimenlik.
    çimkî: çünkü.
    çîn: 1.oya, işleme, nakış. 2.Çin. 3.sınıf, tabaka.
    çinar: çınar.
    çindik avêtin: çimdiklemek.
    çing kirin: fırlatmak.
    çingdan: fırlamak.
    çingîn: çınlamak, şıngırdamak.
    çingul: bakraç.
    çingulîn: çökmek.
    Çînî: Çinli.
    çînik: kadınların alınlarına sarkıttıkları saçlar, perçem.
    çinîn: biçmek.
    çînîn: nakşetmek.
    çînko: çinko.
    çîp: baldır, incik.
    çipborî: tüp.
    çipilandin: dal ve yapraklarını kesmek.
    çipizk: fiske.
    çîplaq: çıplak.
    çîprût: baldırı çıplak.
    çiq: ağaç dalının uçlarındaki budak.
    çîqal: zayıf ve cılız hayvan.
    çiqas: ne kadar.
    çiqil: dal.
    çir: yumuşak ve esnek şeyler.
    çîr: kayısı, erik, zerdali kurusu.
    çira: çıra, fener, fanus.
    çirandin: hallaçlamak, yırtmak.
    çirax: çırak.
    çirb: yağlı yemekler.
    çirçîrok: masal.
    çirg: toprağı az olan taşlı arazi.
    Çirî: 1.Ekim-Kasım ayları. 2.ölüm haberi.
    çirik: çıkrık.
    çirîn: yırtılmak.
    çirisîn: parıldamak.
    çirîş: tutkal.
    çirîşî: tutkallı.
    çirîşî kirin: tutkallamak.
    Çirîya Paşîn: Kasım ayı.
    Çirîya Pêşîn: Ekim ayı.
    çirk: saniye.
    çirkîn: çirkin.
    çîrok: hikâye, öykü.
    çîrokbêj: öykücü.
    çîroknivîs: hikaye yazarı.
    çîrokvan: öykücü.
    çirp kirin: kırpmak.
    çirpî: yere dikilerek üzerine üzüm asmasının dallarının bırakıldığı çubuk.
    çirpîn: çırpmak.
    çirto virto: abuk sabuk.
    çirûsk: kıvılcım, parıltı.
    çirvan: hallaç.
    çişt : element.
    çît: 1.çit. 2.kalıp basılarak renklendirilen yazmalar. 3.bir yaşını doldurmamış horoz.
    çîtik: 1.kura. 2.saz, kamış.
    çîtik kişandin: kura çekmek.
    çîtog: sıkıcı.
    çiv: dolambaç, zikzak.
    çivanek: dolambaçlı, viraj.
    çivgeh: dönemeç.
    çivîk: kuş.
    çiya: dağ.
    çiyakêş: dağcı.
    çiyarêz : sıradağlar
    Çiyayê Agirî: Ağrı Dağı.
    çiyayê agirîn: yanardağ.
    çiyayê Sîpanê: Süphan Dağı.
    çîzok: mızmız.
    ço: çubuk, değnek.
    çoç : bağdaş.
    çoç bûn: bağdaş kurmak.
    çoçik: kepçe.
    çogan: 1. asa, baston. 2.çelik çomak oyunu.
    çok: diz.
    çokdan: çömelmek, çökmek.
    çokdanîn: çömelmek, çökmek.
    çokşkestin: takati kırılmak.
    çolax: çolak.
    çolik: çökelek.
    çolistan: kır, sahra.
    çong: diz.
    çopandin: gasp etmek.
    çopî: gasp.
    çor: sülün.
    çorek: çörek.
    çors: patavatsız.
    çortan: çökeleğin kurutulmuşu.
    çov: çubuk, değnek.
    çovik: çubuk, değnek.
    çowar: trafik.
    çûçik: küçük kuş.
    çudarî: menzil.
    çûk: kuş.
    çûkreş: karakuş.
    çûle: komedyen, mizahçı.
    çûn: gidiş, gitmek, varış.
    çûn ava: batmak (güneş ve ay için).
    çûn geştê: seyahate çıkmak.
    çûn pêrgînê: karşılamaya gitmek.
    çûn pêşewaziyê: karşılamak.
    çûn ser heqiya xwe: vefat etmek.
    çûnbar: taşıt.
    çûr: 1.açık sarı. 2.bir keçi türü.
    çûx: çuha.
    çuxtî: sokak serserisi.
    çuxur: çığır.
    çûyî: giden, gitmiş olan.
    çûyîn: gidiş, gitmek, varış.

  4. #4
    !!İlayda!! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    11.Ocak.2009
    Mesajlar
    5,082
    Konular
    10778
    Aldığı Beğeni
    2
    Verdiği Beğeni
    0
    Kürtçe - Türkçe Sözlük

    d: Kürt alfabesinin beşinci harfi.
    da: 1.önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını verir. 2.sıfat eki olarak, "de","da", "den", "dan" anlamını verir. 3."dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4.anne.
    dabarîn: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
    dabaş: bahis, konu.
    daberizîn: saldırmak, taaruz etmek.
    dabestin: bağlamak, sona erdirmek.
    dabeş: kısım, parça.
    dabeş kirin: taksim etmek, bölmek, pay etmek.
    dabeşandin: bölmek.
    dabeşîn: bölünmek.
    dabeşker: bölücü.
    dabeşkerî: bölücülük.
    dabiristin: safa girmek, dizi haline gelmek.
    daçek: edat.
    daçekî: deyim edatlar.
    daçiklandin: (ağaç ya da direk) dikmek.
    dad: adalet, hukuk.
    dada bazirganiyê: ticaret hukuku.
    dada gişkî: kamu hukuku.
    dada malbatiyê: aile hukuku.
    dada Romayê: Roma Hukuku.
    dada xwezayî: doğal hukuk.
    dadan: 1.kapamak, örtmek. 2.kapmak.
    dadgeh: mahkeme.
    dadgeha Bilind: Yüksek Mahkeme. Temyiz Mahkemesi.
    dadgeha cezayê: ceza mahkemesi.
    dadgeha dageriyê: Sayıştay.
    dadgeha lihevanînê: sulh mahkemesi.
    dadibarand: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
    dadibarîne: yağdırmak yaylım ateşine tutmak.
    dadiberizand: saldırmak, taaruz etmek.
    dadiberize: saldırmak, taaruz etmek.
    dadibeşe: kısım, parça.
    dadibeşîne: kısım, parça.
    dadik: mürebbiye, dadı.
    dadipale: damıtılmak, süzülmek.
    dadmend: adaletli, meşru.
    dadmendî: adli, hukukî.
    dadparêz: hukukçu.
    dadrês: hakim, yargıç.
    dadrêsa jêpirsinê: sorgu hakimi.
    dadrêsî: muhakeme, yargı, yargıçlık.
    dadwer: adil, adaletli.
    dadwerxane: adliye.
    dager: 1.denetçi, müfettiş. 2.yokuş aşağı iniş.
    dager kirin: denetleme, teftiş etme.
    dagerî: denetçilik, müfettişlik.
    dagir kirin: istila etmek, işgal etmek.
    dagirtî: 1.dolu. 2.istila edilmiş.
    dagirtin: 1.doldurmak. 2.istila etmek.
    dahatin: iniş, inmek, yağmak.
    dahatû: gelecek, müstakbel.
    dahelîn: sarkmak.
    dahelînandin: sarkıtmak.
    dahênan: yaratmak, icat etmek.
    dahêner: yaratıcı, mucit.
    dahî: dâhi.
    dahiştin: üzerinde düşünmek, mütalaa etmek.
    dahol: davul.
    dahol lêdan: davul çalmak.
    daholjen: davulcu.
    dahûrîn: analiz, analiz etmek, çözümleme, tahlil etmek.
    dak: tuzak.
    dak danîn: tuzak kurmak.
    dakêşan: çekmek.
    daketin: inmek, aşağı inmek, iniş.
    daketinî: inik.
    dalak: sünnetçi.
    dalan: dehliz.
    daleqandî: asılı, asılmış.
    daleqandin: asmak.
    dalît: kütük.
    damalîn: süpürülmek.
    daman: etek.
    damarî: üvey anne.
    dame: dama.
    damezrandin: kurmak, tesis etmek, vücuda getirmek, yaratmak.
    damezranêr: kurucu, müessis.
    damezrek: kurum.
    damilandin: (göz) yummak.
    damilîn: yumulmak (göz için).
    damûsk: yele.
    dan: 1.vermek. 2.ödemek. 3.dövülmüş buğday. 4.günün üçte biri, öğün, vardiya.
    dan bawer kirin: inandırmak.
    dan ber çav: göz önüne sermek, göz önüne getirmek.
    dan ber hey: 1.karşılaştırma, mukayese etmek. 2.kıyas, tasım.
    dan bêrî kirin: özletmek.
    dan bihîstin: duyurmak.
    dan birîn: kestirmek.
    dan cihê kirin: ayırtmak.
    dan çap kirin: bastırmak.
    dan dadgehê: mahkemeye vermek.
    dan demanê: kiraya vermek.
    dan der: dışa vurmak.
    dan derbaz kirin: geçirtmek.
    dan girî kirin: ağlatmak.
    dan gotin: söyletmek.
    dan guhêrbar: değiştirtmek.
    dan hev: biriktirmek, toplamak.
    dan hilavêtîn: atlatmak.
    dan hûr kirin: ufaltmak, bozdurtmak.
    dan kirin: yaptırmak.
    dan leke kirin: lekeletmek.
    dan lîstikin: oynatmak.
    dan mêr: kocaya vermek.
    dan nivîsîn: dikte ettirmek.
    dan pey: kovalamak.
    dan pîs kirin: pisletmek.
    dan ser hev: üst üste koymak, toparlamak.
    dan standin: aldırmak.
    dan veqet: ayırtmak.
    dan vexwarin: içirmek.
    dan xwarin: yedirmek.
    dan xwendinê: okutmak, tahsile vermek.
    danasîn: tanıtmak.
    danasînname: tanıtma belgesi.
    dane: veri.
    daneberizîn: saldırmazlık.
    danezan: bildiri, beyanname, bildirge, duyuru, ilan, tebligat.
    dang: bir hissenin altıda biri.
    dangî: dışarıda hayvanlara yem verilen yer.
    danîn: 1.indirmek. 2.koymak.
    danîn holê: ortaya koymak.
    danisqe: müstesna (insan için).
    daniştin: 1.oturum, celse, duruşma. 2.oturmak, ikamet etmek, yerleşmek.
    danok: ödenti.
    dansal: mevsim, sezon, sömestr.
    danû: kaynatılmış buğday.
    danûstandin: alışveriş, teati.
    danxav: çiğköfte.
    danzanîn: bilgisine sunmak, ilan etmek, tebliğ etmek.
    danzanînname: tebligatname.
    dapalîn: damıtılmak, süzülmek.
    dapalînandî: damıtılmış, süzülmüş.
    dapalînandin: damıtmak, süzmek.
    dapalînîn: damıtılmak.
    dapêçîn: örtbas etmek.
    daperîn: terslemek.
    dapîr: büyükanne, nine.
    dapîrk: oyunda ebe.
    dapîtin: budamak.
    daqurtandin: yutmak.
    dar: 1.sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir, fermandar (buyuran gibî). 2.meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 3.idam sehpası. 4.ağaç, odun.
    dara gaxendê: Noel ağacı.
    dara mêwîyan: meyve ağacı.
    daraş: kartal.
    daraz: hüküm, yargı.
    daraz ajotin: hüküm sürmek.
    daraz danîn: hüküm kurmak.
    darazdar: yargıç, karar mercii.
    darazkirî: hükümlü, mahkûm.
    darazname: ilam.
    darazxwarî: hükümlü, mahkûm.
    darben: bıtım ağacı.
    darbend: inşaat iskelesi, darboğaz.
    darbenîşt: sakız ağacı.
    darberû: mazı ağacı.
    darbest: sedye.
    darbir: kunduz.
    darcixare: ağızlık.
    darçîn: tarçın.
    dardakirin: asmak.
    dardarok: pandül, sarkaç.
    darêj: döküm.
    darêjk: form.
    darêjnivîs: kompozisyon.
    darêjxane: dökümhane.
    darijandin: mobilize etmek.
    darîn: ahşap.
    daring: hammadde.
    daristan: orman, ormanlık.
    darizandin: yargılamak, hüküm vermek, hükmetmek.
    darizîn: yargılanmak, hakkında hüküm verilmek.
    darkutik: ağaçkakan.
    darmazî: mazı ağacı.
    daroxa: vergi memuru.
    darqesp: palmiye.
    darsêv: elma ağacı.
    darteraş: marangoz.
    dartewên: ağaç dallarına yetişmek için kullanılan uzun kanca.
    das: orak.
    dasî: kılçık.
    daskêş: orakçı.
    daşir: tuvalet.
    davek: kayış.
    daw: etek.
    dawerîvandî: duru.
    dawerîvandin: durulamak.
    dawerivok: imbik.
    daweşandin: silkelemek, silkmek.
    daweşîn: silkinmek.
    dawet: düğün, davet.
    dawî: akıbet, son, sonuç, nihayet, final.
    dawî dan: son vermek.
    dawî hatin: sonu gelmek, sonuçlanmak
    dawîn: sonuncu, nihai.
    dawîyandin: sonuçla(ndır)mak.
    dawk: bahis için konan para.
    dawpiçûk: mini etek.
    dawudî: kasımpatı.
    dax: dağ.
    dax dan: dağlamak.
    daxistin: indirim, indirmek, indirgemek, iskonto, tenzilât.
    daxuyanameya bêşê: vergi beyannamesi.
    daxuyandin: belirtmek.
    daxuyanî: belirti, açıklama.
    daxwarin: (bir sözü) yutmak.
    daxwaz: arzu, dilek, talep, istek.
    daxwaz kirin: dilemek.
    daxwazî: istem.
    daxwazname: dilekçe.
    dayende: veren, verici.
    dayik: ana, valide.
    dayîn: 1.tevdi, tevdî etmek. 2.vergi, vermek. 3.sütanne.
    dayîna Xwadê: Allah vergisi.
    dayîtî: annelik.
    daz: pense.
    dê: ana, valide.
    dê bav: ebeveyn.
    debar: geçim, maişet.
    debara malê: aile geçimi.
    debarî: nafaka.
    debax: sepi, tabak.
    debax kirin: sepilemek.
    debaxî: sepicilik.
    debaxker: sepici.
    debdebe: debdebe, görkem.
    debeng: 1.ahmak. 2.çakırkeyif, hafif meşrep.
    debirandin: geçindirmek.
    debîş: yapışkan şeyler, ağda.
    def: davul.
    def kirin: defetmek, savmak.
    defne: defne.
    defter: defter
    deftera bîreweriyê: hatıra defteri
    defterdar: defterdar.
    degel: ihtiyatlı.
    degel bûn: ihtiyatlı olmak.
    degelî: ihtiyat.
    deh: on.
    dêh: köy.
    dehandin: sindirim, hazmetmek.
    dêhane: ökse otu.
    dêhat: köy.
    dehbe: vahşi.
    dehemîn: onuncu.
    dehî: adak, kurban.
    dehifandin: itmek, itelemek.
    dehkî: ondalık kesir.
    dêhl: kancık.
    dehlîz: dehliz.
    dêhn: dikkat.
    dêhn dan: dikkat etmek.
    dêhn kişandin: dikkat çekmek.
    dek: hile, entrika
    dekan: dekan.
    dekbaz: hileci, hilekâr.
    dekor: dekor.
    dêla: yerine.
    delal: sevgili, aziz.
    delav: 1.su kenarı. 2.yalak.
    delew: kova burcu, 21.Ocak-19 Şubat.
    delewêre: dalavere.
    delfîn: yunus balığı.
    Delhî: Delhi (paytextê Hindê).
    dêlî: (üzüm) asma.
    delîl: kanıt.
    dêlmar: kertenkele.
    dêlû: davulcu.
    Dêlûk: Antep.
    delûv: kova.
    dem: 1.an, zaman, esna, çağ, dönem, lahza, müddet, süre, mühlet, vakit. 2.dem, kıvamına gelmek.
    dêm: 1.susuz arazi. 2.yanak.
    dem borîn: zaman aşımı.
    dem girtin: demlenmek.
    dem kirin: demlemek.
    dema dahatû: gelecek zaman.
    dema pêşîn: ilk çağ.
    demagojî: demagoji.
    deman: 1.zaman. 2.kira, icar.
    dêman: yerleşik, ziraatçı.
    deman kirin: kiralamak.
    demançe: tabanca.
    demandar: kiracı.
    demandêr: kiralayan.
    dêmar: bir kertenkele türü.
    demarabor: geçmiş zaman.
    dêmarî: üvey anne.
    demdiyar: vade, mühlet.
    demek: bir süre.
    demet: demet.
    dêmî: kadife.
    demîn: vadeli.
    deminan: bir zaman(lar).
    demjmêr: saat.
    demjmêr çend e: saat kaç?
    demjmêr pênc e: saat beş.
    demjmêra zendê: kol saati.
    demjmêrsaz: saat tamircisi.
    demkar: mesai saati.
    demokrasî: demokrasi
    demsal: mevsim, sezon, sömestr.
    demsalî: mevsimlik.
    den: küp.
    dendik : çekirdek
    deng: 1.ses, seda. 2.oy, rey. 3.denk, eşit, eşdeğer, muadil.
    deng dan: 1.ses vermek. 2.oy vermek.
    deng derxistin: ses çıkarmak.
    deng kirin: seslenmek.
    deng lê kirin: seslenmek.
    deng vedan: akis, yankı, aksetmek.
    dengbej: şarkıcı.
    dengbir: susturucu.
    dengdar: sesli, ünlü.
    dengdêr: sesli, ünlü.
    dengdêra dirêj: uzun sesli.
    dengdêra kurt: kısa sesli.
    dengegaz: ketum.
    dengûbahs: ajans, haber.
    dengweş: mikrofon, ahize.
    Denîmark: Danimarka.
    Denîmarkî: Danimarkalı.
    denk: balya.
    dep: tahta, kereste.
    depîn: ahşap, doğrama.
    deq: 1.benek. 2.vücuda yapılan dövme. 3.büyük aşık kemiği. 4.puan.
    deqaq: ütü.
    der: 1.hariç, dış. 2.yer.
    dêr: kilise, manastır.
    der kirin: çıkartmak, kovmak.
    derabe: kepenk.
    deramet: yeşillik, sebze.
    derandin: çıkarmak, ihraç, ihracat, ihraç etmek.
    deranîn: çıkarmak, ihraç, ihracat, ihraç etmek.
    derav: su tevzi yeri.
    derb: 1.darb. 2.vuruş, darbe.
    derb lêdan: darbe vurmak.
    derbar: hakkında.
    derbaz be: geçmiş olsun!
    derbaz bûn: geçme, aşma, intikal etme.
    derbaz kirin: aşırtmak, geçirmek.
    derbazbûnî: geçiş.
    derbazbûyî: geçen.
    derbazî: geçiş.
    derbe: darbe.
    derbend: derbent, iki dağ arasındaki dar geçit.
    derbest: kapalı, mahfuz.
    derbider: derbeder, hırpani.
    derbûn: yara, sivilcelerin patlayarak cerahatin çıkması.
    derbxane: darphane.
    derd: dert, gaile, illet.
    derd girtin: dertlenmek.
    derdekopan: tetanos.
    derdest : el altında ele geçirilmiş.
    derdest kirin: yakalamak, tutmak, ele geçirmek.
    derdestî: görülmekte olma, incelenmekte olan, yapılmakta olma, hemen yakalama, tutuklama.
    derdestname : yakalama müzekkeresi.
    derdnak: dertli.
    dereng: geç.
    dereng xistin: geciktirmek, tehir etmek, sürüncemede bırakmak.
    derengman: gecikmek, geç kalmak.
    derew: yalan, palavra, martaval.
    derew gotin: yalan söylemek.
    derew kirin: yalan söylemek.
    derewandin: yalanlamak, tekzip etmek.
    derewkarî: yalancılık.
    derf: tulum.
    derfet: olanak, imkân.
    dergeh: giriş kapısı, büyük kapı, tekke.
    dergevan: kapıcı.
    dergistî: nişanlı.
    dergûş: beşik.
    derhûd: kefil.
    derhûdî: kefillik.
    derhûdname: kefaletname.
    derî: kapı.
    derî xêvê: bilinç dışı.
    derîçe: kapakçık.
    deridîn: dertleşmek.
    dêrîn: geleneksel, ananevi, eski, asil, soylu.
    derince: basamak, mertebe.
    derindêz: merasim.
    dêris: viran olmuş, talan edilmiş.
    derîyê hawarê: imdat kapısı.
    derîyê sereke: anakapı.
    derizandin: çatlatmak.
    derizîn: çatlamak.
    derk: çatlak.
    derkandin: çatlatmak.
    derkenar: ilişikteki not.
    derkerina bêhndanê: teneffüse çıkmak.
    derketin: çıkış, çıkmak, zuhur etmek.
    derketin holê: ortaya çıkmak.
    derketin sertext: tahta çıkmak.
    dermale: besi hayvanı.
    derman: ilâç, derman.
    derman kirin: ilaçlamak, pansuman yapmak, tedavi etmek.
    derman xwarin: ilaç içmek.
    dermanfiroş: eczacı.
    dermankarî: pansuman.
    dermanxane: eczahane.
    dermatolojî: cildiye.
    derpê: külot, don.
    derpêgore: külotlu çorap.
    derpêş: öngörme, göz önünde tutma, aklından geçirme.
    derpêş kirin: öngörmek, göz önünde tutmak, aklından geçirmek.
    dersal: eski zaman, eski yıllar.
    dersik: ibret.
    Dêrsim: Tunceli, ve kısmen Sivas, Erzincan ve Elazığ’ı kapsayan bölge.
    dersok: yazma.
    derûdor: etraf, çevre.
    derûnî: iç aleme mensup olan.
    derve: dışarı, dışarıda, dış, hariç.
    derveşandin: dışarı göndermek.
    derveşandinî: ihracat.
    derveyî: dışarıdaki, dışla ilgili.
    derveyî vênê: irade dışı.
    derveyîn: dışarlık.
    derwêş: derviş.
    derwêşxane: tekke.
    derxistin: çıkarmak.
    derxistin holê: meydana çıkarmak.
    derxistinî: ihracat.
    derya: deniz.
    deryaberfireh: engin deniz.
    deryavan: denizci, bahriyeli.
    deryavanî: denizcilik.
    deryaya Qezwînê: Hazar Denizi.
    deryaya Reş: Karadeniz.
    deryaya Sipî: Akdeniz.
    derz: çatlak, yarık.
    derzî: iğne.
    derzî lêdan: iğnelemek.
    derzîdeq: toplu iğne.
    derzîvan: terzi.
    derzîxane: terzihane.
    dêse: yabani koyun.
    dest: el.
    dest avêtin: el atmak, sataşmak, sarkıntılık yapmak, taciz.
    dest bi karberdanê kirin: greve başlamak.
    dest çirpandin: el çırpmak.
    dest dirêjî: tecavüz hırsızlık.
    dest girtin: el sıkmak.
    dest hilanîn: el kaldırmak, cesaret etmek.
    dest jê kişandin: vazgeçmek, feragat etmek.
    dest kêşan: el çekmek, feragat.
    dest kiş: el çekmek.
    dest lêdan: dokunmak, ellemek.
    dest pê kirin: başlamak, girişmek.
    dest vekirî: eli açık.
    dest xistin: edinmek.
    destan.: destan
    destar: el değirmeni.
    destavxane: abdesthane, tuvalet.
    destbelav: savruk, savurgan, müsrif.
    destbelavî: savurganlık, israf.
    destbelavî kirin: israf etmek.
    destbend: kelepçe (el için).
    destbeste: elpençe.
    destbira: sağdıç, kan kardeşi.
    destdan: temas.
    destdan ser: el koymak, müsadere etmek.
    destdirêjî: müdahale.
    destdirêjî kirin: müdahalede bulunmak.
    deste: 1.buket, deste. 2.takım (ask.).
    destê hev girtin: tokalaşmak
    destegir: yardımsever.
    destek: 1.dayanak, takviye, yardım. 2.arkadaş grubu.
    destekdan : desteklemek.
    desteng: dar gelirli.
    destgeh: atölye, tezgah.
    destgehdar: tezgahtar.
    destgîn: dizgin.
    destgirtî: nişanlı.
    desthelatî: yetki, otorite.
    desthilatdar: otoriter, yetkili.
    desthilatdarî: otoriterizm.
    destik: tutamak, kol, kabza, kulp, sap.
    destkar: elişi.
    destkarî: el sanatları.
    destkişandin: feragat.
    destmal: mendil, el havlusu.
    destmaye: elde kalan.
    destnîgar: ressam.
    destnîgarî: ressamlık.
    destnimêj: abdest.
    destnimêj girtin: abdest almak.
    destnimêj şikandîn: abdest bozmak.
    destnivîs: el yazması, el yazısı.
    destpêk: başlangıç, giriş, bidayet.
    destpeling: el yordamı.
    destpelixî: sakar.
    destrêşk: kıskaç.
    destşok: lavabo.
    destûr: 1.izin, cevaz, rıza, muvaffakat. 2.Zerdüşti dininde ruhani başakn. 3.kanun, köter.
    destûr dan: izin vermek, rıza göstermek, muvaffakat etmek.
    destûrname: izin belgesi, diploma, ruhsatname.
    destûryar: mezun.
    destûryar bûn: mezun olmak.
    destûryarî: mezuniyet.
    destvala: eli boş.
    destxet: el yazısı.
    destxwîn: eli kanlı.
    destxwişk: kadının en yakın kadın arkadaşı.
    destyar: cana yakın, sempatik, yardımcı.
    dêş: dini müzik, ilahi.
    deşt: ova.
    dev: ağız.
    dev avêtin: laf atmak.
    dev jê berdan: vazgeçmek.
    devaluasyon: devalüasyon.
    devang: tıkaç.
    devberedayî: abuk sabuk konuşan.
    devbigotin: sözüne sadık.
    devbiken: güler yüzlü, güleç.
    devcaris: ağzı bozuk.
    devdevî : abuk sabuk konuşan.
    devdevkî: ağız üstü, yüz üstü.
    devênî: münakaşa.
    dever: bölge, yöre, havali.
    deverî: mahalli, yerel.
    deverû: yüzgöz.
    devî: çalılık.
    devik: kapak.
    devîstan: çalılık.
    devjenî: ağız tartışması.
    devken: güleç, güler yüzlü.
    devkî: sözlü, şifahi.
    devling: paça, paçalı don.
    devok: ağız, şive.
    devtî: nişasta.
    dew: ayran.
    dêw: dev.
    dewa: deva.
    dewar: sığır
    dewara reş: büyük baş hayvanlar.
    dêwendam: dev boylu.
    dewisandin: bastırmak, basmak, sıkıştırmak.
    dewisîn: sıkılmak, sıkışmak, basılmak.
    dewl: kuyu kovası.
    dewlemend: varlıklı, zengin.
    dewlemend bûn: zenginleşmek.
    dewlemendî: zenginlik, varlık.
    dewlet: devlet.
    dewleta dadmend: hukuk devleti.
    Dewleta Federe ya Kurdistanê: Kürdistan Federe Devleti.
    Dewletên Yekbûyî yên Amerîka: Amerika Birleşik Devletleri.
    dewletparêzî: devletçilik.
    dewr: devir, dönem.
    dewr kirin: devretmek.
    dewran: 1.dönem. 2.şans talih
    dews: iz, yer.
    dewsde: vekil.
    dewx: baş dönmesi.
    dexel: sahte.
    dexelî: sahtekârlık.
    dexes: kıskanç.
    dexesezar: hırçın, huysuz.
    dexesî: kıskançlık.
    dexisîn: kıskanmak, kıskandırmak.
    dexl: tahıl, hububat.
    deyn: borç, ödünç, verecek, borç, veresiye.
    deyndan: borç vermek.
    deyndar: borçlu.
    deyndêr: alacaklı.
    deynstandin: borç almak.
    dezgeh: tezgah, kuruluş, teşkilat.
    dezgehên dewletê: devlet kuruluşları.
    dezî: iplik.
    di cî de: 1.derhal. 2.makul, yerinde.
    di dema xwe de: vaktinde.
    di demekî de: vaktiyle, bir zamanlar.
    di dîdariye de: görünürde.
    di fêrgehê de man: sınıfta kalmak.
    di gavê de: anında.
    di hafa wî de: onun huzurunda.
    di haşîtiyê de bûn: barış içinde olmak.
    di hundurde: içerde.
    di kêse re çûn: kestirmeden gitmek.
    di nave de: içinde.
    di rê de: yolunda.
    di rewac ê de: geçerli, yürürlükte.
    di saya wî de: onun sayesinde.
    di şiyan ê de bûn: iktidarda olmak.
    di vê babetê de : bu hususta.
    di wê demê de: de o esnada.
    di wê radêyê de: o esnada.
    dibe: olur.
    dibe binî: altta, dipte.
    dibe ku: belki.
    dibe nabe: olur olmaz.
    dibistan: ilkokul.
    dibistana mader: anaokulu.
    dibit: belki.
    dîdar: görünür.
    dîdar bûn: görünmek.
    dîdarî: görünürlük.
    dîdevan: gözcü, rasat.
    dîdevanxane: gözlemevi, rasathane.
    difin: burun.
    digel: beraber, birlikte.
    digelhev: beraber, birlikte.
    digelî: birliktelik.
    digerm: sıcak kanlı, sempatik.
    Dihok: Duhok.
    dij: anti, karşı, aleyh, aksi, zıt.
    dijber: karşıt, rakip muarız, muhalif.
    dijberî: karşıtlık, muhalefet, tezat.
    dijî: 1.karşıtlık, aksilik, terslik. 2.karşın.
    dijîtî: karşıtlık, çelişki.
    Dîjle: Dicle.
    dijmin: hasım, düşman.
    dijminahî: düşmanlık.
    dijminî: düşmanlık.
    dijraber: karşıt, çatışık, direnişçi.
    dijraberî: direniş, direnişçilik, karşıtlık.
    dijrabûn: ayaklanma, isyan.
    dijûn: küfür, sövgü.
    dijwar: güç, zahmetli, sert.
    dijwar bûn: güçleşmek, sertleşmek.
    dijwarî: zorluk.
    dijwarî kişandin: güçlük çekmek.
    dik: sahne, seki.
    dîk: horoz.
    dîklok: arpacık (silah için).
    dil: gönül, kalp, yürek.
    dîl: esir, tutsak, köle.
    dîlan: dans, düğün.
    dîlan girtin: dans etmek.
    dilasan: müsterih.
    dilawêr: cesur yürekli.
    dilbawer: imanlı, mümin.
    dilbaz: cilveli.
    dilçepel: kötü kalpli.
    dildan: gönül vermek, eğilim göstermek.
    dildar: aşık, gönül vermiş.
    dilêş: acıklı.
    dilevîn: sevdalı.
    dilfireh: sabırlı, geniş yürekli, rahat.
    dilgeş: neşeli, mutlu, şen.
    dilgiran: müşkülpesent, zor beğenen.
    dilhebîn: eğilimli.
    dilhişk: katı yürekli.
    dîlî: kölelik.
    dilik: naz.
    dilîn: karasevda.
    dilkêş: cazip, cazibeli.
    dilkêş: cazibeli.
    dilketî: aşık.
    dilkoçer: hafif meşrep.
    dilkul: gönlü yaralı.
    dîlmaç: çevirmen.
    dilme: rafadan yumurta.
    dilnerm: yufka yürekli.
    dilnexwaz: canı istemeyen, niyeti olmayan.
    dilnizm: alçak gönüllü, mütevazı.
    dilodîn: kararsız.
    dilop: damla.
    dilovan: sevecen, şefkatli, rahim, müşfik.
    dilovanî: şefkat.
    dilpak: temiz kalpli, hüsnüniyetli.
    dilpakî: hüsnüniyet.
    dilpîs: kötü kalpli.
    dilq: kılık kıyafet.
    dilrast: sadık, muhlis.
    dilrawestin: kalp krizi.
    dilreş: karamsar, kötümser, vehimli.
    dilronî: temiz kalpli.
    dilsar: isteksiz.
    dilsaz: gönül yapıcı.
    dilsivik: alçak gönüllü.
    dilsoz: sözüne bağlı, güvenilir, sadık, vefalı.
    dilşa: sevinçli, neşeli.
    dilşikestî: kalbi kırık, buruk, kırgın.
    dilşikestin: kırılmak
    dilşkên: kırıcı.
    dilteng bûn: canı sıkılmak.
    diltengî: can sıkıntısı.
    diltepîn: çarpıntı.
    diltirsî: korkaklık, çekingenlik.
    dilxav: ihmalkar.
    dilxereng: gönül ateşi, gönül aşkı.
    dilxwaz: arzulu, istekli.
    dilxwazî: iyi niyetli.
    dilxweş: memnun.
    dilxweş kirin: gönül almak.
    dilxweşî: memnuniyet.
    dimatî: yerleşik, yerli.
    dîmen: 1.görünüm, manzara. 2.boyut.
    dîmeşore: makyaj malzemesi.
    dims: pekmez.
    din: öteki, diğer, gayrı, öbür.
    dinok: çok küçük parçacık, zerre, miskal.
    dinya: dünya.
    dinyadîtî: görgülü.
    dinyadîtin: görgü.
    dinyanedîtî: görgüsüz.
    dîq: gizliden bakma dikizleme.
    diqdiqandin: gıdıklamak.
    diqdiqîn: gıdıklanmak.
    diraf: para, nakit, akçe.
    dirafê gemarî: kara para.
    dirafî: parasal.
    diran: diş.
    dirandin: yırtmak, parçalamak.
    diranfîl: fildişi.
    diranî: dişçilik.
    diransaz: dişçi.
    dirb: geçit, yol.
    dirc: deniz kabuğu.
    dirêj: uzun.
    dirêj bûn: uzamak, temdit.
    dirêjahî: uzunluk.
    dirêjkî: uzunlamasına.
    dirêşk: biz.
    dirh: nişan, damga.
    dirî: dikenli çalı, yırtık.
    dirîn: yırtılmak.
    dirinc: gulyabani.
    dirinde: yırtıcı hayvan.
    dirîreşk: böğürtlen.
    dirix: esirgeme.
    dirix kirin: esirgemek.
    dirkandin: çıtlatmak.
    dirm: bulaşıcı.
    dîrok: tarih.
    dîrokî: tarihi.
    dîrokvan: tarihçi.
    dirûn: dikiş, ekin biçme.
    diruşm kirin: etiketlemek.
    diruşme: etiket, slogan.
    dirûtin: dikmek.
    dirûv: çehre, vaziyet, hal, görünüm, eşkal.
    dirûvandin: benzetmek.
    dirûvîn: benzemek.
    dirxandin kirin: esirgemek.
    dîsa: yine, gene.
    dîsgotin: nakarat.
    dist: kazan.
    distûr: düstur, düzgü, kaide, kural, norm, ilke, prensip.
    diş: baldız.
    dîtbar: görsel.
    dîtbarî: görsellik.
    dîtin: görmek, bulmak, görüş.
    dîtir: başkası, öteki.
    divê: elzem, gerek, icap, lazım, mecbur, zorunlu.
    divêtbar: yükümlü, mecbur.
    divêtî: ihtiyaç.
    divêtin: gerekmek, elzem olmak, zorunluluk, ihtiyaç, mecburiyet, zaruret.
    diviya be: icab ederdi ki.
    dîw: bot. pazı
    dîwan: 1.divan, zirve. 2.divan, sedir.
    Dîwana berz: Yüce Divan.
    dîwana pîrmendan: senato.
    dîwane: divane.
    dîwanxane: divanhane.
    dîwar: duvar.
    diyafram: diyafram.
    diyalog: diyalog.
    diyar: 1.açık, belli, bariz, belirli. 2.ülke, memleket. 3.görünür.
    diyar bûn: görünme, belirme.
    diyar kirin: açıklamak, belirtmek, belirlemek.
    Diyarbekir: Diyarbakır.
    diyardar: belirleyici.
    diyarde: fenomen.
    diyarî: armağan, hediye.
    diyarî dan: armağan vermek.
    diyarî kirin: armağan etmek, ithaf etmek.
    diyax: dayanma, tahammül.
    diyax kirin: tahammül etmek, dayanmak.
    diyet: elzem, gerek, icap, lazım, mecbur, zorunlu.
    diz: hırsız.
    dîz: kale.
    dizî: hırsızlık.
    dîzik: çömlek, güveç.
    dizîn: çalmak, aşırmak.
    dobre: açık sözlü.
    doç: kuyruk.
    doçend: doçent.
    doçka: roket.
    dogma: dogma, inak.
    dogmatîzm: dogmatizm.
    Dojeh: Cehennem.
    dol: 1.döl. 2.vadi.
    dolan: dehliz, koridor.
    dolav: çıkrık, dolap.
    doliv: idare.
    dolivger: idareci.
    dolivgerî: idarecilik.
    dom: süre, devam, idame.
    dom kirin: sürmek.
    domandin: sürdürmek.
    domdar: devamlı, süreğen, sürekli, müzmin.
    domdar bûn: müzminleşmek.
    domk: sürek.
    don: 1.içyağı. 2.sürünecek yağ.
    doq: hödük.
    doqik: topuz, cop.
    dor: çevre, sıra, dolay.
    dor hatin: sırası gelmek.
    dor lê girtin: çevrelemek, sarmak.
    dor lê hatin girtin: çevrelenmek, sarılmak.
    doraxa: tahsildar.
    dorbajar: banliyö.
    dorgirtî: kuşatılmış, sarılmış, mahsur.
    dorhêl: dolay.
    dorinc: duman kalıntısı, kurum.
    dormador: etraflı, kapsamlı.
    dorparêzî: çevrecilik.
    dorpêçayî: abluka altında mahsur.
    dorpêçî: muhasara, abluka.
    dorpêçî kirin: ablukaya almak, muhasaraya almak. muhasara etmek.
    dorpî: törpü.
    dorpî kirin: törpülemek.
    dost: dost, yar.
    dostane: dostça.
    dostanî: dostluk.
    dostik: metres.
    doş bûn: dolanım, dönmek.
    doşanî: sağmal.
    doşav: pekmez.
    doşavî: şerbet, şurup.
    doşek: döşek.
    doşik: seki.
    dot: kız.
    dotin: sağmak.
    dotir: ertesi.
    dotira rojê: ertesi gün.
    dotira salê: ertesi yıl.
    dotmam: amca kızı.
    dox: sap.
    doxîn: uçkur.
    doxînsist: zampara.
    doz: 1.dava, iddia. 2.ülkü, mefkure. 3.tez.
    doz lê kirin: dava açmak.
    dozdar: davacı, iddiacı.
    dozger: savcı.
    dozgerî: savcılık.
    dozlêkirî: davalı.
    dozname: dava dilekçesi, iddianame.
    dram: dram.
    dranên tefşik: kesici ön dişler.
    drefş: 1.sancak, flama. 2.simge, sembol, rumuz. 3.önlük, iş önlüğü.
    du: iki.
    dû: duman.
    dû kirin: tütmek.
    du ta kirin: ikiye katlamak.
    dualîparêzî: ikicilik.
    dubare kirin: ikilemek.
    dubendî: ikilik, nifak.
    Dublîn: Dublin (İrlanda’nın başkenti).
    dûbrang: avcı kuş.
    ducan: iki ruhlu, iki canlı, gebe.
    ducar: tekrar, tekerrür, yinelenme.
    ducar kirin: ikilemek, tekrarlamak.
    dûçar: maruz, maruz kalan.
    dûçar bûn: maruz kalmak.
    duçerxe: bisiklet.
    dudeng: iki ünlü.
    dûdik: düdük.
    dudil: kararsız, ikircikli, mütereddit.
    dudilî: kararsızlık, ikirciklilik, tereddüt.
    dudo: iki.
    dûello: düello.
    dugihan: iki ruhlu, iki canlı, gebe.
    duguh: yaba.
    duh: dün.
    duhêl: deri ip.
    dûkan: dükkan.
    dûkel: buhar.
    dûkêş: baca.
    dûmahî: devam, ard, arka.
    dumen: dümen.
    dûmir: körelme, dumur.
    dûmirîn: dumura uğramak, körelmek.
    dund: posa.
    dûpişk: akrep.
    dûr: uzak.
    dûr ketin: uzaklaşmak.
    dûr û dirêj: uzun uzadıya, enine boyuna.
    dûrahî: uzaklık.
    dûrbîn: uzak görüşlü, dürbün.
    durd: çökelti, tortu.
    durexî: iki taraflılık.
    durr: inci.
    durû: iki yüzlü, riyakâr.
    durust: dürüst, kusursuz.
    durûtî: iki yüzlülük, riya.
    dûrxistin: uzaklaştırmak.
    dûş: hiza, seviye, düzey.
    dûşa aborî: geçim düzeyi.
    duşaxe: difteri.
    duşem: pazartesi.
    duşîze: bakire.
    dûv: kuyruk.
    dûv re: sonra.
    dûv sitêrk: kuyruklu yıldız.
    dûveroj: gelecek, ati, istikbal.
    duwem: ikinci, ikincil, tali.
    duxaskan: loğusa.
    duxaskanî: loğusalık.
    dûyîn: sıvama.
    dûz: düz.
    duzîne: düzine.

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •