Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    EldiN
    EldiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ve adı MAZLUM DOĞAN'mış...

    Ve adı MAZLUM DOĞAN’mış...

    Newroz bayramının özgür, eşit, onurlu, şiddetsiz, kuyusuz ve kayıpsız bir yaşama evrilmesi umudu ve inancı ile Cejna Newrozê pîroz be. Direniş ve özgürlüğün sembolü olan Newroz bayramının bu yıl şiddetsiz geçmesi, çocukların kollarının kırılmaması, şenlik giysileri içindeki Kürt kadınlarının yerlerde coplarla dövülmemesinin nedeni de ya da sorumluları da belli oldu. Polis saldırmadığı sürece, Kürtler Newroz’u bir bayram havasında kutluyorlar. Yas günü de olsa, asit kuylarından çıkan çocuklarının kemikleri de olsa, siyah giyinip yas tutmaları gerekse de, Newroz bir bayramdır… Ve bayram gibi de kutlanır… ‘Kesk û sor û zer’ de hakim olan renklerdir...

    Bir çoğumuzun, Newroz bayramı ile ilgili, ilginç ya da çok acılı olan anıları vardır. 1975’li yıllardı. Çok değil 4 kişi Newroz’u kurallarına göre kutlamak istiyorduk. Günler önce Amed’de iki büyük burcun üstüne eski araba lastikleri taşınmıştı. Gündüz, Fis kayası denen kayanın üstünden, aşağıda Dicle nehrine bakan Tıp Fakültesi’nin bahçesinde, alışılmışın dışında şık giysilerimiz ile Amed’in renkli halkalı şekerlerini dağıtıp Newroz kutlaması yapıyorduk. Tabii ki birçok şaşkın bakışlar ve sorularla karşılaşarak… Bir ilkti… Akşam da karanlık basar basmaz şehri aydanlatan, sur üstündeki alevler… Sönmesi çok zor olan, polisin bütün çabalarına rağmen yanmaya devam eden lastikler, tıpkı Newroz inancı ve inadı ile yanıyordu…

    Bir sonraki yıl, tekerlerimiz hazırdı ama polis günler öncesinden surların girişini tutmuştu…Üzgündük ama çaresiz değildik. Polis güçlüydü, biz de akıllıydık. Önemli olan NEWROZ’UN ATEŞİNİ YAKMAKTI!.. 22 Mart sabahı polis surları terketmişti. Görevlerini yapmışlardı, Newroz ateşi yanmamıştı… Hazır bekleyen lastikler hemen taşındı ve ateşler yakıldı…Amed surlarının üstünde Newroz alevleri bir gün gecikmeli, ama bütün ihtişamı ile vardı… Çok gençtik, çok gençtiler, şimdi o dört kişiden ikisi yaşamıyor… Onları yazmak çok zor ve çok acı… Şu anda onları yazacak gücüm yok… Ne istediğimizi ve ne yapmak istediğimizi biliyorduk. KÜLLENMİŞ NEWROZ’un ateşini yakmak istiyorduk… Ama nasıl yapacağımızı bilmiyorduk, çocuk denecek kadar gençtik… Gücümüz yoktu… Sonra Newroz salonlarda kutlanmaya başladı…
    ATEŞSİZ ve ALEVSİZ…!!!
    Rituelleşmiş salon kutlamalarından sonra, çok değil, bir kaç yıl sonra, küllenmiş Newroz ateşi, Amed esir kampı 5 No’lu cezaevinde MAZLUM DOĞAN’ın vücudu ile yanmaya başladı…

    Mazlum’u anlatmak da çok zor… 1980 Haziran ayının başı, Amed askeri cezaevinde havalandırmadan, demir parmaklıklar arasından kadınlar koğuşu koridoruna uzanan bir dost el. Geçmiş olsun ve hoşgeldin diyordu… Ben, Mazlum Doğan… İlk tanışmada bile, kıvrak zekası, güven veren konuşması ve düşünce sistematiğindeki incelik, uzanan bu elin farklı olduğunu her haliyle belli ediyordu… Bu dost el, cezaevinde kaldığım süre içinde hep dost kaldı. Askeri cezaevinde herkesin bir grubu vardı. Ben yalnızdım… Ama ilk günden beri, Mazlum Doğan’ın dost eli ve Paşa Uzun’un dost yüreği, bana yalnızlığımı hiç hissettirmedi… Dost el, o kadar acının yanında bir de bana demir parmaklıklar arasından satranç oynamayı öğretmişti… Satrancı iyi öğrendim… Mazlum’a ihanet etmedim…
    Ve... bir bahar sabahı, 23 ya da 24 Mart’tı… 12 Eylül darbesi sonrası… Artık salon Newrozlarının da kutlanmadığı, kutlanamadığı buruk bir Newroz sonrası, doğup büyüdüğüm topraklarda gölge gibi yaşadığımız bir dönem, bir gölge gibi çok sevdiğim, 6 yıl birlikte ders çalıştığımız okul arkadaşımı işyerinde ziyarete gitmiştim. Diyarbakır sağlık ocağı doktoru idi...
    Dersim jenosidinin ikinci nesli idi… Babasının geçmişini çok az bilen, ama jenosidin travmalarının korkusunu babasından farkında olmadan almış, iyi yürekli temiz bir insan… Korkaklığını da cesaretle kabul eden bir insan…


    Ağlıyordu… Benim ziyaretimden bir saat önce, askeri yetkililerin ona imzalattıkları bir ölüm raporu ağlamasına nedendi… Sadece raporu okuyup imzalamasını istemişler… Doktor hanım, ceseti görmek istediğini söylediğinde, tehditva1ri bir biçimde buna gerek olmadığını söylemişler. Diyarbakır Dicle Üniversitesi’ni birincilikle bitirmiş bir doktorun bunu etik olarak nasıl kabul ettiğini tartışırken; hayır tartışmıyorduk, aslında kavga ediyorduk… Asıl raporun içeriğinin ne olduğunu anlatmaya başladı… “Raporda hücresinde kendini kravatı ile asmış olduğu” yazılıymış…
    Ve ceset 5 nolu cezaevinden geliyormuş…
    Ve adı… MAZLUM DOĞAN’mış…
    *
    Not: Bu olay öncesi ve sonrası ile ilgili yazacak çok şeyim var. Şu bilinmeli ki, Mazlum Doğan’ın nasıl öldüğüne dair bilgi sadece Esat Oktay Yıldıran’ın askeri doktorlarında var… Sivil kurumdan alınmış olan resmi ölüm raporu, Mazlum’un vücudu görülmeden ve araştırma yapılmadan alınmıştır…

  2. #2
    Dj Roj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    13.Şubat.2012
    Mesajlar
    1,315
    Konular
    590
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    emeğinize sağlık paylaşımınız için tşkler

Benzer Konular

  1. Mazlum doğan ve newroz
    Konu Sahibi EldiN Forum Kürt Ünlülerin Resimleri
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 16.Nisan.2009, 22:09
  2. Dİreniş,özgürlük MAZLUM DOĞAN
    Konu Sahibi EldiN Forum Kürt Ünlülerin Resimleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16.Nisan.2009, 18:45
  3. [2008] Mazlum - Sitemim Var
    Konu Sahibi mirbotan radyo Forum Türkçe Albüm Tanıtım
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Nisan.2009, 12:09
  4. Mazlum Çimen - Mém U Zin
    Konu Sahibi Mir Bey Forum Kürtçe Albüm Tanıtım
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 31.Mart.2009, 15:57
  5. Mazlum dogan'ın savunması
    Konu Sahibi HéViyaMın Forum Kürt Kültür Ve Tarihi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 30.Mart.2009, 22:50

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •