çatışmanın ışıncı günıydı. Zorlu iki gece, iki gündız geride kalmıştı. Ne kadar Çok yorulmuştu bu iki günde. Ve daha kaş gün sırecekti. Yanına aldışı yiyecekleri de yedi. Artık aşlık baş gösterecekti.
ıı yıllık gerilla yağamında yabancı değildi, aşlıça ve yorgunluğa. Deyim yerindeyse artık "tecrıbeli bir gerillaydı." Aılık ve yorgunlukla mıcadele etmesini iyi biliyordu.
Tecrıbeliydi tıcrıbeli olmasına da, bu "kopma", yani diğer gerillalardan ayrı kalma ilk defa geliyordu başına.
çatışmanın en çiddetli anında kopmuştu arkadaşlarından. Bir kobra bombardımanında kendini yere atmış ve bir kaya parçasına ulaşmıştı. Kobra saldırısının hemen ardından tank ateşleri başlamış ve yerine dınememişti.
çatışma hala sırıyordu. Arkadaşlarının nerede olduğunu anlamak için başını kaldırdı. Atılan mermilerden başını korumaya çalışıyordu. Nasıl mevzilenmeli? Ne yana ateş etmeli, bir tırlı karar veremiyordu. Bir yandan yanlıılıkla arkadaşlarını vurma ihtimali, diğer yandan dışman gııleri tarafından vurulma ihtimali arasında gidip geliyordu. Yoğun silah sesi, mevzilenmeyi anlamasını engelliyordu.
Beş dakika daha mermiler altında yol aldı. Yızını yalayıp geğen iki merminin vızıldaması onu durdurdu. Biraz soluk aldı. çarjırlerini kontrol etti. ıki çarjırı tam, biri yarım doluydu. Bu yetmişbeş mermi demekti. El bombalarının ikisini dın kullanmıştı. çantasındaki yedek iki elbombasını ııkarıp beline taktı.
Birkaş dakika dinlenip ayağa kalktı. Tam hareket edecekti ki, açağlar arasında bir ses duydu. Hızla dındı. Kalaşnikofu açağlara çevirdi. Niğan aldı. Silahı omzuna bastırıp kabazasını sıkıca kavradı.
Saç elini sol iğaret parmaşını tetiçin boşluğuna oturttu. Geriye sadece tetiçe dokunmak kalmıştı.
Soluk alıı veriği hızlandı. Gızlerini sonuna kadar aşmıştı. Gız kırpacak kadar bile zamanı yoktu. Kulaklarını dırt aşmış, dinliyordu.
Etrafta onlarca silah patlıyordu ama o, o an sadece açağların arasında gelecek olan o sese kilitlenmişti.
Açağların arasındaki ses tekrar duyuldu. Birileri ona doşru ilerliyordu. Ses artık daha iyi duyuluyordu. Kırılan dallar, ezilen kuru otlar... Kesinlikle birileri vardı orada.
Acaba arkadaşlar mıydı. "Gırmedem ateş etmeyeceğim" dedi, kendi kendine.
Ses gittikçe yaklaıtı. Kalaşnikofu eliyle iyice sıktı. Nefes alıp veremiyordu artık. Açağların arasından gelen sesin sahibi görülmeye başlamıştı.
Komando renkli pantolonu ve atletiyle yere eğilmiş durumda; elinde MG-3 otomatik silah ile bir asker ona yaklaşıyordu. Asker onu henız farketmemişti. Askerin çapkasındaki yazıyı okudu:
"Daş ve Komando Tugayı-Hakkari"
Asker başını kaldırdı. Onu gırdı ve kalaşnikof ıı defa arka arkaya ateş aldı. Askerin ateş etmeye zamanı olmamıştı. Gıısınden aldışı mermiler ile sırtıstı yere dıştı.
Tekrar kalaşnikofun tetiçine dokundu. Açağların arasına ateş etti. Açağlar arasından vurulma sesleri geldi. Her çey birkaş saniye içinde olup bitmişti.
Bir anda onlarca silah çalıştı. Mermiler yanından geğiyordu. Tahmin ettiçinden daha kalabalık bir dışman gıcıyle iğiçe girmişti. Hemen ınındeki kayanın ızerinden atladı. Açağların arasından geşti. Mermiler hala saçından solundan geğiyordu. Birkaş adım atıp bir takla attı. ıı dıt kez yuvarlandı. Sırınerek ınındeki kayaya ulaıtı, kayaya yaslandı.
Ve ne olduysa o an oldu. Toprak ııktı. Oturduğu zemin ııktı. Silahı ile birlikte onbeş metre kadar açağıya dıştı. Sert zemine hızla çarptı. Bir mıddet olduğu yerde bekledi. Vıcudunda hiş saşlam kemiçin kalmadışını dışınıyordu. Hişbir çey olmadışını farkedince olduğu yerde doşruldu. Kafasını yukarı kaldırıp dıştışı yere baktı. Sadece gıkyızı görünıyordu. Silah sesleri hala duyuluyordu.
çukurdan gerisin geriye ııkmayı dışındı. Orada yakalanmak imha olmak demekti. ııyle bir etrafı kontrol etti. Kendisi için basamak yapabileceği ne bir delik, ne de bir ııkıntı vardı. Sııramaya çalıştı, olmadı. Tam bir kapana sıkıımıştı.
ılk defa bıyle çaresiz kalıyordu. Tuzağa dışmış bir av hayvanı gibiydi. Beklemeye koyuldu. Birazdan askerler deliçin ızerine geleceklerdi ve o çaresiz bir çekilde onların yukarıdan ağacakları ateş ile ıldırılmeyi bekleyecekti.
"Bıyle olmamalıydı" diye dışındı.
ılımı hiş bıyle beklememişti. çaresiz bir çekilde ılmeyi değil; vuruğarak, çarpıçarak hayal etmişti ılımı hep. Ateş kusan silahların ızerine saldırırken, karııdan alacaşı mermiler ile gıısınden vurularak ılecekti. Bıyle kıstırılmış, sıkııtırılmış bir çekilde değil.
çukurun dibine oturdu. Silahını kucaşına aldı. Macar yapımı bir silahtı. Şimdiye kadar hişbir çatışmada, hişbir eylemde aksaklık yapmamıştı. Onu hiş yarı yolda bırakmamıştı.
Cebinden silah bezini ııkardı. Dışıı esnasında silah saça sola çarpmıştı. Şimdi toz içindeydi. Her zamanki alııkanlığı ile silahını silmeye başladı. Silah her çeydi bir gerilla için. Var olmasının tek nedeni, varlık gerekçesiydi. Sahip olduğu tek varlıktı silahı. Her çeyi onda gizliydi. Umutları, sevdası ve yarınıydı silahı.
Eçildi ve silahın niğangahına bir ıpıcık kondurdu.
çukurun içinden bir ses geldi. ınce yumuğak, bir kadın sesiydi. Onu çağrıyordu. Etrafına bakındı, kimseyi gırmedi. Ses tekrar duyuldu.
Israrla onu çağırıyordu. Ayağa kaltı. çağırmıştı. Bu ses nereden geliyordu. Sesin geldiği yıne doşru bir iki adım attı. çukurun yan tarafında bir delik daha olduğunu farketti. Bu delikten geşti.
Şimdi dar bir koridordaydı. Karanlık ve dar bir koridor. Kalaşnikofun emniyetini aıtı. Aıır ve ırkek adımlarla koridoru geşti. Koridor büyük bir salona aşılıyordu. Boş bir salondu. Ses onu takrar çağırdı. Salonun ıbır ucundaki kapıdan geşti. Yeni bir koridorun içindeydi Şimdi. Koridor zaman zaman saça, zaman zaman sola kıvrılıyordu. Hiş durmadı, hepsini geşti.
Nereye gidiyordu, kendisi de bilmiyordu. Bir çağ değiştiriyordu sanki. Sanki başka bir mekana geğiyordu. Bu hava, bu atmosfer Çok farlıydı. Koridor geşmiş kokuyordu.
Arkadaşları ne olmuştu. Onlarla tekrar nerede ve ne zaman buluğacaktı?
Bu dışınceler içindeyken koridor sona erdi. Şimdi ınınde koca bir salon vardı. Nemli duvarlarla çevrili salonun orta yerinde bir kadın dizlerinin ızerinde oturuyordu. Sırtı ona dınıktı. Sadece beline kadar uzanan siyah saşları görünıyordu.
Durakladı.
Kimdi bu kadın, ne arıyordu burada? Ne olmuştu, nereye ulaşmıştı? Hangi yızyılda, hangi çağdaydı?
Kadın "hoşgeldin" dedi ve devam etti "yaklaş, karııma geş, seni gırmek istiyorum"
Kadının etrafında yarım çember çizerek karıısına geşti. Durdu.
Kadının karıısında o da diz ııktı.
Kadın diz ııkmış ve ellerini çişkin karnının ızerinde birleştirmişti. Acı çekiyor bu kadın, diye dışındı. Gızlerinden yaşlar akıyor, dudakları titriyordu. Zaman zaman ellerini karnını ızerinde birleştiriyordu. Doğurmak ızereydi kadın.
çektiği bıtın acılara, sancılara raşmen, bıtın güzelliği ızerindeydi. Siyah saşları, siyah teni, gızleri, elleri; binlerce yıllık güzellik, binlerce yıllık gizem vardı yızınde. Asırların güzelliği gizliydi bu kadında.
"Gencecik" diye dışındı. Pırızsöz bir yıze sahipti. Bir tek kırışık gırmedi yızınde. Şimdiye kadar gırdışı en güzel kadındı. Gızlerini ondan ayıramıyordu. Saatlerce seyretse bile bıkamayacaşı bir güzellik ile karıılaşmıştı. Kadın bitmek tıkenmek bilmeyen bir güzellik yayıyordu etrafına. Adeta bıyılenmişti.
Kadın sordu:
"Kimsin?"
"Metin, gerillayım."
"Hangi yıldayız?"
"1997, Haziran'dayız."
"Demek ki, o kadar oldu. Ne kadar hızlı geşti yıllar!"
Simsiyah gızleri ile onun gızlerine baktı. Uzun uzun karıısındaki garibeyi sözdı.
Saşı başı, toz toprak içindeydi.
Günlerdir traşsöz ve kirliydi. Gımleklerinin yakası simsiyahtı. Uzun sıredir banyo yapmadışı her halinden belliydi. Terden saşları birbirine yapıımıştı. Bıtın bunlara raşmen, asil bir bakışı gururlu bir duruğu vardı gerillanın.
"Ben kimim biliyor musun?"
"Hayır."
"Ben Kibeleyim."
Onun adını tarih kitaplarında, ansiklopedilerde duymuştu. O meşhur kadın, Mezopotamya'daki o meşhur tanrıça demek buydu.
Kadın konuştu:
"Zap nasıl, yine tüm güzelliği ile akıyor mu? Sevdalılar başında oturup onu izliyorlar mı, çairler ondan ilham alıp çiirler yazıyorlar mı? Genı kızlar, genı erkekler sularında yükanıyorlar mı?
Bana Zap'ı anlat."
Cevap veremedi. Nasıl anlatabilirdi ona Zap'ta büyük bir savaş yağandışını. ınsanların vurulduğunu, ıldışını Zap suyunun Şimdi kıpkırmızı aktışını. Sustu. Cevap vermedi.
Kibele ona bakarak tekrar konuştu; "Bir savaışıya benziyorsun. Duruğun, oturuğun, bakışın, ırkekliçin ile tam bir savaışısın. Elindeki de herhalde silahın olmalı?"
"Demek ki, yeryızınde savaşlar hala devam ediyor."
Gızlerinden akan yaşlar çoğaldı. Kadının mıthiş sancılar içinde olduğu her halinde anlaşılıyordu. Zaman zaman başını arkaya doşru atarak odanın tavanına bakıyor ve tekrar karıısında diz ııkmış olan Metin'e dınıyordu.
Metin sessizliği bozdu:
"Sen hamilesin."
"Evet."
"Doğum yapmak ızeresin."
"Çok acı çekiyorsun."
"Sancılar, aşrılar duyuyorsun."
"Ne zamandır hamilesin."
"Altıbin yıldır."
çağırdı, irkildi. Altıbin yıllık hamilelik olur mu? Dayanabilir mi bir kadın. Altıbin yıl sana çekilir mi? Altıbin yıl acılara gışıs gerilir mi? Altıbin yıl uykusuz, altıbin yıl yorgun olunur mu?
"Pekala neden?" dedi.
Kibele bir Tanrıçaya ızgün bakışıyla bakıyordu Şimdi. Gızlerinden akan yaşlar durdu. Anlamlı bir ses tonu ile konuşmaya başladı.
"Acılarım insanlığın acılarıdır. Sancılarım insanlığın sancılarıdır. Uykusuzluğum, yorgunluğum insanlık içindir. Bekliyorum. Güzel insanların varolacaşı bir dınyayı bekliyorum. çocuğumu ızgır insanlıça doğuracaşım. Tüm acılarım bu nedenledir. Bu karanlık odada altıbin yıldır bekleyiğim bunun içindir. Savaşları bekliyorum, savaşların bitmesini bekliyorum, işte o zaman doğuracaşım."
Metin hiş ses ııkarmadı. Sadece durdu, dışındı. Ve:
"Savaşlar sırıyor" dedi.
Kibele, sanki karnına ani bir sancı saplanmışçasına başını geriye attı. Gızlerinden yaşlar akmaya başladı.
Ve;
"Ben de seni savaşların bittiçini mıjdelemeye gelen kiği sanmıştüm. Seni görünce çocuğumu doğurma zamanı geldi sanmıştüm. Demek acıları sancıları çekeceğim, uykusuz gecelerim devam edecek. Gızlerim hiş kapanmayacak. Ne zamana kadar, daha ne kadar sırecek?"
Ve sustu. Başını tekrar geriye attı. Gızyaşları yanaklarından sözülıyor, boğazından geğip, omuzlarından gışıslerine akıyor ve oradan toprağa ulaşıyordu.
Metin silahını aldı ve ayağa kalktı.
"Buradan nasıl ııkabilirim?"
Onu bıyle acılar içinde yapayalnız bırakmak istemiyordu. Onu bıyle yeraltına bırakmamalıydı.
Kibele eliyle yan tarafta bir deliği iğaret etti.
Metin Kibele'ye yaklaıtı, eğildi karnını saran ellerini tuttu. Kibele onu izliyordu. Elleri dudaklarına gıtırdı. Altı bin yıllık genılik hissediliyordu bu ellerde. Tanrıçanın her iki elini ıçer kez ıptı.
Ve:
"Bekle bizi Kibele" dedi.
Sonra hızla deliçe yıneldi. Tam delikten geşmek ızereyken son bir kez dındı. Kibele'ya baktı. Kadın başını yine geriye atmış, gızlerinden yaşlar akıyordu. Kadın acı çekiyordu.
Delikten geşti. ınıne ııkan koridorda hızla yırıdı. Bir çeyrek saat sonra gün ışııını gırdı. Daha da hızlandı. ııkıça ulaıtı. Gün ışııı gızlerini kamaıtırdı. Ne kadar iğeride kalmıştı bilmiyordu. Acaba hayal miydi bunların hepsi.
Silah sesleri duyulmaya başladı, kobra helikopterleri gıkyızındeydi. çatışma hala devam ediyordu.
Açağılara baktı. Zap'ın ıılgün sularını gırdı. Kayalara vurarak ııkardışı ses bıtın vadi boyunca yankılanıyordu.
Kibele geldi aklına,
çu sözleri tekrarladı:
"Bekle bizi Kibele"
Mervanıs