Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,660
    Konular
    13513
    Aldığı Beğeni
    17
    Verdiği Beğeni
    2

    Allah'ın Kızları


    Yaşamını Paris'te sürdüren yazar Nedim Gürsel, önümüzdeki hafta Doğan Kitap'tan yayımlanacak Allah'ın Kızları adlı yeni kitabında, İslamiyet'in doğduğu toprakları, cahiliye dönemini ve İslamiyet'in doğuşunu anlatırken Hz. Muhammed'i bir roman kahramanı olarak yansıtıyor.

    Gürsel, İslam'da inanç ve şiddeti, Hz. Muhammed'in özel hayatıyla ilgili bazı vahiyleri sorguladığını söylediği romanı; bir çocuk ile Harb-i Umumi'de Medine'yi savunmuş dedesinin öyküsünü anlatıyor.

    Bu küçük çocuk ileriki yıllarında inancını yitirmiş, İslam ve Kuran konusunda bilgiye sahip bir yetişkine dönüşerek her şeyi sorguluyor.




    kitap hakkındaki haberler.

    Yitirilmiş cenneti tekrar bulabilmek için...
    Nedim Gürsel’in “yazarlık serüvenimde bir dönemeç” dediği romanı “Allah’ın Kızları” piyasaya çıkıyor. Kuran’da ‘Allah’ın Kızları’ diye anılan üç dişi put; Uzza, Lat ve Manat’la birlikte Hz. Muhammed’in hayatından da söz eden kitap, geçmişe bir yolculuk.
    Bu hafta raflarda yerini alacak olan “Allah’ın Kızları”nı, yazar Nedim Gürsel’le konuştuk. Kitabının Türkiye’deki gündemle de örtüştüğünü söyleyen Gürsel’e göre, “Allah’ın Kızları”, Kuran’ı, İslam’ı eleştiren bir roman değil. Anlatımın odak noktasında Hz. Muhammed’in olduğu çok sesli bir roman. Yazar, romanın çıkış noktalarını da şöyle açıklıyor: “Romanın birkaç çıkış noktası oldu. Bir; çocukluğa dönüş, geçmişe yolculuk, diyebilirim. Çünkü adını taşıdığım annemin babası Ahmet Nedim Tüzün bana ilk İslam bilgilerini vermişti ve çocukluğun yitirilmiş cenneti olarak -babamın ölümüne kadar huzurlu, güzel çok güzel yaşanmış bir çocukluktu- önemli bir parçası da inanç düzeyinde İslam’la bütünleşiyordu. Ve 60’ına merdiven dayamış bir yazar olarak sanki geçmişe bir yolculuk yapmak istedim. O yitirilmiş cenneti tekrar bulurum diye... İkincisi, tabii ki 21. Yüzyıl’da dinlerin ön plana geçmesi...”

    “Bir gün bu satırları yazacağımı hayal bile edemezdin. Yazdığın nice muhalif sözcükler, aykırı cümleler gibi... Belki geçmişe yaptığın bir yolculuk bu, ama paylaşılması mümkün olup da anlaşılması pek mümkün olmayan bir şeyi, inancı sorguluyorsun. Onun için de sanki elin varmıyor Kuran’ı eleştirmeye...”

    Nedim Gürsel, 32. kitabı ve üçüncü romanı olan “Allah’ın Kızları”yla ilgili sorularımızı yanıtladı.

    YİTİRİLMİŞ CENNETİ TEKRAR BULURUM DİYE...“Allah’ın Kızları” gibi bir başlık, kitabı okumadan önce bende şu soruyu oluşturdu: Nedim Gürsel’i bu kitabı yazmaya iten dönemsel etkenler var mı, diye düşündüm. Çünkü Türkiye’de dinin yaşama yansımalarının sorgulandığı, “türban krizi”nin çıktığı bir dönemdeyiz. Bu romanı yazmanızda Türkiye’deki atmosferin etkisi oldu mu?



    Bu romanın birkaç çıkış noktası oldu. Biri, çocukluğa dönüş, geçmişe yolculuk, diyebilirim. Çünkü adını taşıdığım annemin babası Ahmet Nedim Tüzün bana ilk İslam bilgilerini vermişti ve çocukluğun yitirilmiş cenneti olarak, -babamın ölümüne kadar huzurlu, güzel çok güzel yaşanmış bir çocukluktu- önemli bir parçası da inanç düzeyinde İslam’la bütünleşiyordu. Ve 60’ına merdiven dayamış bir yazar olarak sanki geçmişe bir yolculuk yapmak istedim. O yitirilmiş cenneti tekrar bulurum diye. İkincisi, tabii ki 21. Yüzyıl’da dinlerin ön plana geçmesi... General De Gaulle’ün, kültür bakanlığını yapmış ünlü Fransız yazarı Andre Malraux’nun güzel bir sözü var: “21. Yüzyıl spiritüel olacaktır; dinsel olacaktır ya da olmayacaktır.” Bence doğru bir öngörü bu. Malraux’nun dediği çıktı ne yazık ki. Hem birçok ülkede laiklik sorguya çekildi ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nde de bu gündemde. Ama ben başörtüsü tartışmalarını izledikten sonra bu romanı yazmadım. Bir yıl önce yazdım. Zaten kapsamlı bir roman. O zaman türban diye bir tartışma Türkiye’nin gündeminde yoktu, hep oldu, ama bu ölçüde yoktu. İster istemez bu roman Türkiye’nin gündemine bir anlamda oturuyor. Çünkü bu örtünme konusu, romanda Muhammed’in hayatından yola çıkarak ele alınıyor tabii ki.

    Çok kısa değinip geçmişsiniz. Oradan yola çıkarak bir tartışma yaratmak mümkün olmaz sanırım.

    İslam’da resim yasağı var. İslam, tasviri kabul etmiyor. Çünkü tanrı kavramı İslam’da mutlak, aşkın bir kavram. Yani hiçbir şeye benzetilemez, hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Tahayyül bile edilemez Tanrı’nın varlığı... Peki o zaman biz nasıl fikir edineceğiz? Bu çeşit teolojik tartışmalar da var romanda. Oysa ben Muhammed’in portresini çiziyorum. Ama kendi hayalgücümden yola çıkarak çizmiyorum. Bu var; en eski İslam kaynaklarında var... Bazılarına göre Hz. Ali’nin tasvir ettiği bir Muhammed var. Ondan sonra bu örtünmeyle, resim, tasvir yasağıyla falan bunlar bir kenara itilmiş. Ama en eski İslam kaynaklarında bu ölçüde, bugünkü gibi bir mutaassıp yaklaşım yok, tasvire.

    MUHAMMED’İN PORTRESİHz. Muhammed’in neredeyse fotoğrafını vermişsiniz. Burnunun üzerine dek uzayan kavisli kaşları. Ağzı büyükçe, dudakları kalınca, kara kaşlı, kara gözlü...

    Muhammed’in tanığı olarak hayatı üzerine kitap yazmış kimse yok. Zaten Kuran da biliyorsunuz Halife Osman zamanında derlenip toparlanıp biraraya getiriliyor. Muhammed’in ölümünden 200 yıl sonra, Abbasiler döneminde 9. Yüzyıl’da Muhammed’in iki önemli biyografisi yazılıyor. Bunlardan biri İbn Hişam’ın yazdığı kitap. Öteki de Tabari’nin yazdığı kitap. Bu iki temel kaynak var. Ondan sonra Muhammed üzerine yazılan her şey, günümüzde sayıları çok fazla olan biyografiler de buna dahil, Türklerin yazdığı olsun, bu iki kaynakta anlatılanları bir ölçüde tekrarlıyorlar. Arada 1200 yıl var ve biz Muhammed hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. 40 yaşına kadarki hayatı hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyoruz. Ama İbn Hişam olsun, Tabari olsun, Abbasi döneminde yazıldığı için de tabii ki taraf tutarak Muhammed’e bir takım özellikler atfetmişler. Bunlar doğru ya da yanlış olabilir. Ben bir romancı olarak bunları kullandım. Ama bu portre, yanlış anımsamıyorsam Hz. Ali’nin yaptığı bir portre. Hz. Ali, Peygamber’in çok yakını, hem yeğeni, hem damadı. Dolayısıyla 6. Yüzyıl Arabistanı’nda bir kabilede bu kadar ayrıntılı bir tasvir, demek ki mümkünmüş. Biz bunları pek bilmiyoruz. Örneğin romanda bir İmruü’l-Kays bölümü var. Çok önemli bir şair, müthiş erotik şiirler yazıyor. Ben ona romanda tabii ki değindim. Bunları parşömene yazıp, Kabe’nin duvarına asıyorlar. Kabe’nin duvarında Peygamber döneminde bu tür şiirler sergileniyor. Bunları da bilmek gerekir.

    MÜSLÜMAN DUYARLILIĞI KAVRAMAYA ÇALIŞAN BİR BAKIŞ Kitabınızda “kutsal” olarak adlandırılan alanlara değiniyorsunuz...

    Aslında hayal dünyası çok zengin bir çocuğun İslam’ı algılayışı; romanın bir ana çizgisi bu. Roman, çok sesli bir roman. Çocuk inanç sahibi. Çünkü dedesi ona İslam’ı öğretmiş. Ve o, Muhammed’in içinde yaşadığı coğrafyayı, Mekke’yi, Medine’yi hayal ediyor. Cuma namazlarına gidiyor dedesiyle. Kuran’ın büyülü sözcüklerinin etkisinde; çünkü anlamlarını bilmiyor. Ama onun yıllar sonraki hali, yani yazarın kendisi, bir ölçüde benimle kesişen kişiliği, o inancı yitirmiş, ama bu kutsal alana, yani hem Kuran söylemine hem Muhammed’in hayatına, hem de İslam’a değin, romanda sözü geçen birçok şeye dışarıdan inançdışı bir gözle bakıyor. O anlamda “muhalif ve aykırı cümleleler kurduğunu” söylüyor. Ama “Allah’ın Kızları”, aslında Kuran’ı, İslam’ı eleştiren bir roman değil. Anlatımın odak noktasında Muhammed’in olduğu çok sesli bir roman. Ve eleştirel bir bakış değil, o inançla gelen Müslüman duyarlılığını kavramaya çalışan bir bakış aslında yazarın bakışı.

    Yazarın bakışıyla, gerçek kişi Nedim Gürsel’in bakışı ne kadar örtüşüyor? Nejat Onursoy sizinle yaptığı bir söyleşide, “Gün içindeki hayatından çalıp yazanlardansın” diyor. Romandaki çocuğun hayatı, yazar Nedim Gürsel’in hayatında ne kadar karşılık buluyor?

    Biliyorsunuz, roman, kurmaca bir tür. Yazar sözcüklerden yola çıkarak, hayal gücünü de buna katarak gerçekliğin dışında başka bir gerçeklik oluşturuyor. Bir otobiyografi sözkonusu değil, “Allah’ın Kızları” bir roman. Ve bu romanda üç kahraman var, yan kahramanlar da var. Sözünü ettiğim çocuk, 1950’li yılların Manisa’sında yaşayan, babasını kaybetmiş, yetim büyüyen bir çocuk. Dedesinin ve büyükannesinin himayesinde büyüyen çocuk. Ve dede, 1. Dünya Savaşı’nda Kanal Savaşı’na katılmış. Hicaz cephesinde çarpışmış. Arapçası çok iyi olduğu için Cemal Paşa’nın karargahında görev yapmış ve Medine’yi yani Peygamber’in kentini Peygamber’in ümmetine karşı savunmuş. O dönemin deyimiyle “asi Araplar”a karşı savunmuş. Bir roman kahramanı olarak, bu boyutta “Allah’ın Kızları”nda var. Ama asıl Muhammed; fakat Cahiliyye Dönemi dediğimiz 5. ve 6. Yüzyıl’daki Arabistan coğrafyası da bir epik unsur olarak bu romanda var. Hatta o coğrafya romanın önemli kahramanlarından biri diyebilirim. Tabii Peygamber’in yakın çevresi, örneğin düşmanı olan Ebu Leheb, bir ölçüde eşleri... Biliyorsunuz Hz. Hatice’ye sadık kalıyor; ölene kadar ilk eşi... Ama ondan sonra Medine döneminde tam 13 hanımla nikahlanıyor; cariyeleri saymıyorum. Bu konulara da biraz girdim. Onlar da bir görünüp, bir kaybolan anlatı kahramanları olarak “Allah’ın Kızları”nda yer aldılar.

    YILDIZ SURESİ’NDEKİ ÜÇ DİŞİ PUT
    “Neden Allah’ın Kızları?” derseniz, şunu söyleyebilirim. Bu, Kuran’ın, “Necm” yani Yıldız Suresi’nde adı geçen üç dişi put: Uzza, Lat ve Manat. Ama İsra Suresi’nde, “Ne yani” diye Allah kızıyor: “Size, sizin oğullarınız var da, benim meleklerden edindiğim kızlarım mı var?” Bu mealde bir ayet var Kuran’da. Çünkü Kureyş kabilesi bu taptıkları üç dişi puta “Allah’ın Kızları” diyor. Ve Peygamber’in en büyük savaşı, bu kadın putlarla. Çünkü tevhid inancını savunmaya başladığı zaman, Allah’ın birliği İslam’ın temel ilkesi tabii, “Allah’a eş koşmayın, koşarsanız müşrik olursunuz” söylemi var. Aslında Peygamber’in, bir türlü en yakınları olmak üzere, bütün mücadelesi bir ölçüde kadınlar aracılığıyla olduğu için, ben de onları romanımda konuşturduğum için -onlar da dile geliyorlar ve bir şeyler anlatıyorlar- bu romanın adını da “Allah’ın Kızları” koydum.

    MUHAMMED BENİ KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ CEZBETMİŞTİR
    “Kitapta sık sık ayetlere, surelere yer vermişsiniz. Bir yandan da Lat, Menat ve Uzza’nın çok erotik anlatımları var. Bunlar iki uç olarak romanınızda yer alıyor. Bir tepki alacağınızı düşünüyor musunuz? Yazarken kaleminizin hızını engelleyen bir şeyler oldu mu?

    Tabii, zor bir şey. Bir kere bir romancı, Peygamber’in iç dünyasına nasıl girebilir, ne ölçüde anlayabilir? Ben anlamaya çalıştım. Çünkü Muhammed beni küçüklüğümden beri cezbetmiştir. Çok çekici bir kişiliği var. İnanç farklı bir şey. Yani O’nun, Allah’ın resulü, elçisi olduğuna inanırsınız ya da inanmazsınız. Ama eğer inanıyorsanız böyle bir roman yazamazsınız. O zaman tabular çıkar karşınıza. İnanmıyorsanız, yine de çoğunluğu Müslüman bir toplumun yazarıysanız, yine bir takım tabularla ve otosansürle mücadele etmek zorunda kalırsınız. Benim biraz böyle oldu. Ama kesinlikle aşağılayıcı, inananları incitici bir söylem de geliştirmedim bu romanda. Tam tersi, “Allah’ın Kızları”ndaki Muhammed imgesi sonuçta olumlu bir imgedir. Biliyoruz bütün kaynaklarda kadınları seven bir insan Muhammed. Onun insani yanı bu. Bir hadis; doğru ya da yanlış, Buhari topluyor hadisleri ve onun yapıtı çok güvenilir bir yapıt. Şöyle bir hadis söyleniyor: “Bana dünyada üç şey verildi diyor” Muhammed: “Güzel kokular, kadınlar ve namaz.”

    BEN İLAHİYATÇI DEĞİLİM
    Romana nasıl bir hazırlık yaptınız? Allah’ın Kızları sizin için nasıl bir yolculuktu?

    Ben İslam tarihi olsun Muhammed’in hayatı olsun, Kuran olsun, çocukluğumdan beri ilgi duyuyorum. Yani Kuran’ı okumak için roman yazmayı beklemedim. Ben Kuran’ı birkaç kez okudum. Romandaki alıntıları daha çok Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkçe Kuran mealinden yaptım. Tabii ki Fransızca’da birçok Kuran çevirisi var; onlara da baktığım oldu. Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü’nde, gerek Muhammed’in biyografisiyle ilgili, gerek İslam tarihiyle ilgili birçok Fransızca kitap okudum, bunlardan yararlandım. Türkçe’de bugün piyasada satılan pek çok Muhammed biyografisinde benim söylediklerim ve Muhammed’in özel hayatıyla ilgili bilgilerin hepsi var. Ama ben onu kendime göre, kendi yazar duyarlığımla işledim.

    BU DEYİMİ BEN UYDURMADIM
    Eleştiriler olabilir, yanlışlar olabilir. Ben ilahiyatçı değilim. Zaten “Allah’ın Kızları” bir Kuran tevsiri ya da meali değil. Ama Kuran’a yaptığım göndermeleri herhalde kendim uydurmadım. Bunlar var. “Allah’ın Kızları” deyimini ben uydurmadım; Kuran’da geçen bir deyim. Sanmıyorum ki ilahiyatçılar, “Bu yanlıştır” desinler. Hz. Muhammmed’in hayatıyla ilgili yazdığım her şey eski İslam kaynaklarında ve çok sayıda bulunan biyografilerinde de var. Yalnız tabii ben bir tarih kitabı yazmadım, biyografi kitabı da yazmadım. Bir roman yazdım. Roman diline, romanın dünyasına, yaratmak istediğim yazınsal atmosfere bu unsurları kendime göre yerleştirmeye çalıştım. Elbette ki Kuran’dan yararlandım.


    HAYAL KIRIKLIKLARINDAN DA SÖZ ETTİM
    Kuran söylemi çocukluğumuzdan beri bizi etkileyen, büyüleyen bir söylem. Ama anlamını görünce daha çok hayal kırıklığına uğrayabiliyorsunuz. Romanda bu hayal kırıklıklarından da söz ettim. Bunun için “Eleştirmeye dilim varmıyor” cümlesini romanda bulabilirsiniz. Çünkü hem çok etkileniyorsunuz, inanç sahibi bir insansınız, hem sonra bazı surelerin, bazı ayetlerin anlamını öğrenince bunların aslında çok günlük hayatla ilgili ve Muhammed’in stratejisiyle ilgili olduğunu görüyorsunuz. En azından ben öyle gördüm, ilahiyatçılar başka türlü de yorumlayabilirler. Ama bir romancının böyle bir hakkı olmalı. Müslüman kültürden gelen bir romancının böyle bir hakkı olmalı.

    SALMAN RÜŞDİ’Yİ ÇOK FAZLA PROVOKATÖR BULDUM
    Şeytan Ayetleri’ne de yer vermişsiniz romanınızda. Hz. Muhammed’in ağzından Lat, Manat ve Uzza için övücü sözler de çıkıyor...
    Bu konuya biraz değinelim. Salman Rüşdi’nin büyük olay çıkartan Şeytan Ayetleri romanı (*) tam olarak Türkçe’ye çevrilmedi, Makedonca çevirisi bile var; demek ki bizim toplumumuzda çok zor bazı şeyleri aşmak. Ben Fransızca çevirisinden okumuştum. Bu romanı yazarken tekrar okudum ve Salman Rüşdi’yi çok fazla provakatör buldum. O romanda inanç sahibi kişileri incitici şeyler var. Benim romanımda umarım yoktur. Ama “Şeytan Ayetleri” konusu önemli bir konu ve Rüşdi’nin romanında bu ayrıntılarıyla ele alındığı için ben çok fazla o konuya girmedim. Ama madem ki siz hatırlattınız... Bu tartışmalı bir konu. Ama Tabari’de, bu (*) “Garanik Hadisesi” diye anlatılıyor. Peygamber, bir ara Kureyş’e, İslam’ı ve tek tanrılı, radikal bir biçimde tevhid inancını bir türlü kabul ettiremediği için böyle bir yola başvuruyor. Bir ortalama yol arıyor. Sonra da tabii bu çelişkili bir durum olduğu için “Bu ayetleri bana şeytan söyletti” diyor. Bazı ilahiyatçılar bunun doğru olmadığını, sonradan uydurma olduğunu iddia ediyorlar; o zaman Tabari’ye güvenmiyorlar demektir.

    YAZARLIK SERÜVENİMDE BİR DÖNEMEÇOkur kitleniz için farklı bir kitap mı olacak? Aşklar, kadınlar ve yolculukların dışında farklı bir alana girdiniz...

    Çok farklı olduğunu sanmıyorum. Baştan öyle gelebilir. Ama bu da bir yolculuk. “Allah’ın Kızları” aslında 6. Yüzyıl Arabistan coğrafyasına yaptığım hayali bir yolculuk. Çünkü ayrıntılarıyla o çölü, o coğrafyanın Peygamber’i nasıl etkilediği, İmruü’l-Kays’ın İustinianos döneminde Bizans’a gelişi, bunlar benim okurlarımın aşina olduğu izlekler diyebilirim. Ve ‘İmruü’l-Kays’ın işreti’ bölümünde de epey ağır bir erotizm var. Bu da benim okurlarımın aşina olduğu bir izlek sayılabilir. Burada yenilik tabii büyük ölçüde İslam ve Kur’an ve Muhammed’e yapılan göndermeler. Bu anlamda tabii ki “Allah’ın Kızları” benim kendi yazarlık serüvenimde bir dönemeç. Yeni bir ton, bir üslup, bir roman dili oluşturmaya da çalıştım. Daha sürükleyici bölümleri olan bir roman bu. Daha canlı, daha renkli, daha kolay anlaşılabilir bir roman dünyası var.

    GEÇMİŞ GÜNLERİN MUTLULUĞUNUN PEŞİNDE
    “Ve çocukluğumun yeşil cennetine dönebilmek için her şeyi, şu satırları yazdığım sağ elimi bile vermeye razıyım” diyorsunuz romanda. Bu sorunun sizdeki gerçekliğini merak ediyorum.

    Az önce de belirtiğim gibi “Allah’ın Kızları”nı yazan, adını bilmediğimiz yazar söylüyor. Ben bu tekniğe genelde başvuruyorum. Örneğin “Boğazkesen”i ele alırsanız, orada Fatih’in romanını yazan bir romancı vardır; hatta o roman yarım kalır. O romancı, adını koyduğum Fatih Haznedar, yani Nedim Gürsel değil, dedim. Ama herkes Fatih Haznedar’ın kişiliğinde benim bir takım karakter özelliklerimi hemen gördü. Burada da aynı şeyler sözkonusu olacak. Daha iyi saklayabilirdim, ama tabii bu abartılı bir şey. Ben tabii ki sağ elimi kestirtmem, ama romanımda dede ne yazık ki Hicaz cephesinde sağ kolunu kaybediyor; bu büyük bir dram, büyük bir trajedi. Belki öyle bir ilişki kurulabilir. Bir de şu var: Biliyorsunuz vahiy indiği zaman Muhammed’e “İkra” diyor. “Oku” diyor. O da, “Ben okuma bilmem” diyor. Sonra orada da bir kamışa, yazma aracına bir gönderme var. Çünkü İslam inancına göre zaten Kuran metninin tümü gökyüzünde, Allah nezdinde “levh-i mahfuz”da yazılı. Burada da bir yazma problemi var. Çünkü romanı yazan, aslında geçmiş günlerin mutluluğunun peşinde. Yazıyla, bu romanı yazarak o günlere hayalinde bir yolculuğa çıkarak, belki de mutluluğu arıyor. O anlamda, “Ben sağ elimi vermeye hazırım. Yeter ki yitirdiğim o cennet tekrar geri dönsün” gibi bir duygu bu.




    “Allah’ın Kızları”na soruşturma: http://www.ntvmsnbc.com/news/453264.asp

    Allah’ın Kızları’na takipsizlik : http://www.ntvmsnbc.com/news/455693.asp

  2. #2
    Nihal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    17.Ocak.2009
    Mesajlar
    145
    Konular
    4
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    emegıne saglık

  3. #3
    SùrGùn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Gelişen Üye
    Üyelik tarihi
    16.Ocak.2009
    Mesajlar
    82
    Konular
    8
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    iste bu islamiyete çagdas bakan bir insan emegine saglik hewal

  4. #4
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,660
    Konular
    13513
    Aldığı Beğeni
    17
    Verdiği Beğeni
    2
    yorum için tşklerr welat heval

Benzer Konular

  1. 2010 Bebek isimleri Ve Anlamları
    Konu Sahibi Mir Bey Forum Bebek Ve Çocuk
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 14.Kasım.2012, 21:10
  2. Cihad ve mücahidlerin fazileti
    Konu Sahibi !!OREMAR!! Forum Hadis
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Şubat.2010, 23:31
  3. Osmanlıca Kelimeler
    Konu Sahibi Diljiyan Forum Tarih
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Şubat.2010, 16:47
  4. Sahabelerin faziletleri
    Konu Sahibi !!OREMAR!! Forum Hadis
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Şubat.2010, 18:07
  5. Cihat ve milletlerarası ilişkiler (siyer)
    Konu Sahibi !!OREMAR!! Forum Hadis
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Şubat.2010, 17:49

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •