Sayfa 1 Toplam 5 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 50 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0

    A'dan Z'ye Kitap Özetleri

    Roman Özeti : ADI AYLİN Ayşe KULİN

    1.KİTABIN KONUSU : Bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.

    2.KİTABIN ÖZETİ :
    Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider. Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kaldı sadece.
    Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.
    Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanıştı. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti.
    Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı. Fakat düşünülen olmadı Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.
    Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.
    Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.
    Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.
    “... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ: Bir insanın azimle çalışınca başaramayacağı hiçbir şey yoktur.


    4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    Aylin,genç,güzel,çalışkan ve azimli bir Türk kızı.Hedeflerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze alıyor.
    Michel,yakışıklı,dürüst aynı zamanda da Aylin’in meslaktaşıdır.Aylin ile evlenir.

    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Yazar,Aylin’in başarılarla dolu hayatını oldukça açık bir dille ve gayet akıcı bir üslupla anlatmıştır.Okunmaya değer bir kitaptır.

    6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
    AYŞE KULİN
    Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
    KİTAPLARI;
    Güneşe Dön Yüzünü (1984)
    Bir Tatlı Huzur (1996)
    Adı; Aylin (1997)
    Geniş Zamanlar (1998)
    Sevdalinka (1999)
    Füreya (2000)

  2. #2
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti Doğu Ekspresinde Cinayet Agatha Christie

    1)KİTABIN KONUSU:
    Trende yaşanan bir cinayetin çözebilmek için Hercule Poirot’un karşılaştığı zorluklar anlatılmaktadır

    2)KİTABIN ÖZETİ :
    Cinayete kurban olan kişi, Bay Rachett adıyla anılmaktadır. Ve daha sonra gerçek adının Cassetti olduğu ortaya çıkacaktır. Kendisinin öldürüleceğinin farkına varmış ve korunması için aynı trende bulunan dedektif Poirot’a yirmibin dolar teklif etmiş, fakat Bay Poirot adamın tehlikeli biri olabileceğini dedektiflik içgüdüsünün de yardımıyla sezinleyerek kabul etmemiştir.
    Cassetti’nin öldürülme sebebi, daha önce çocuk kaçırma olaylarına karışmış olmasıdır. En son ise Amerika’nın tanınmış ailelerinden Armstrong’ların kızını kaçırmış ve fidye istemiş, daha sonra ise de çocuğu öldürmüştür.
    Cinayetin aydınlatılma işini Ekspresin müdürlerinden olan Bay Bouc, Poirat’a teklif eder, o da bunu kabul eder ve ipuçlarını o anda trende bulunan doktoru da yanlarına alarak, üçü araştırmaya başlarlar. Cinayeti ortaya çıkarabilecek dört ipucu bulunur;
    Bunlar bir kondüktör elbisesi düğmesi, bir pipo temizleyici, üzerinde H harfi bulunan değerli bir mendil ve cinayetin saatini bulmalarına yardımcı olabilecek 01:15’i gösteren durmuş saat, doktor da yaptığı incelemeler sonucunda cinayetin 00:00 ile 02:00 arasında işlenmiş olduğunu ortaya koyar.
    Şimdi bir de trende bulunan yolculara göz atalım: Albay Arbuthnot Hindistan’daki görevini bitirerek İngiltere’ye dönmekte, daha sonra aralarında bir ilişki anlaşılan Mary Debenham ise, 25 yaşlarında mürebbiyelik yapan biridir. Mac Queen Rachett’in sekreteri, Prenses Natalia Dragomiroff, yaşlı, soğukkanlı ve son derece çirkin olmasına rağmen güçlü bir kişiliğe sahiptir. Caroline Hubbard, hep kızından bahseden orta yaşlı geveze bir kadın, Masterman ise Rachett’ın uşağıdır. Michel yıllardan beri aynı hatta çalışan kondüktördür. Trende seyahat eden 13 yolcudan diğer altısının isimleri ise, Greta Ohlsson, Kont ve Kontes Andrenyi, Cyrus Hardman, Foscarelli, ve Hildegarde Schmidt’tir.
    Delilleri incelemeye ve tanıkları dinlemeye başlayan üçlü, ipuçlarını yavaş yavaş çözerek sonuca ulaşmaya başlarlar. Bu süreçte İstanbul Calais vagonundaki yolcuları tek tek sorgular, cinayetin işlendiği gece koridorlarda gezen kırmızı kimonolu bir kadın saptanır. Cinayeti iki kişinin işlediği kanısına varırlar. Bunun sebebi cesedin üzerindeki bıçak yaralarının fasılalarla açıldığıdır. Tariflere göre cinayeti işleyen esmer, kısa boylu, zayıf ve ince kadın sesli biridir. Bu da cinayeti biri kadın biri erkek iki kişinin işlediği kanısını ortaya koyar.
    Cesette on iki adet yara bulunmakta, vagondaki tek pipo içicisinin Albay Arbuthnot olduğu anlaşılır. Düğmelerin bulunduğu üniformayı ise sadece kondüktör giymektedir. Trende H harfiyle başlayan isme sahip biri de bulunmamakta, tüm kapıları kilitli olan trene dışarıdan yolcu binmediğine göre, katil vagonun içerisindedir. İçerideki on üç kişiden biridir ama hangisi?
    Kitabın bundan sonraki bölümleri daha da ilginç ve sürükleyicidir. Hercule Poirot hemen her yolcunun bu cinayeti işleyebileceği ihtimaline karşın olanca titizliğiyle onları dinlemeye devam eder. Her birinin cinayeti nasıl ve ne amaçla yapabileceklerini kurgular; ancak hiçbirinin bu işi yapmamış olduklarına dair veriler de mevcuttur. Dışarıdan biri de vagona binmediğine göre bu cinayeti kim planlanmış ve yapmıştır?
    Kitap oldukça ilginç ve akla gelmeyecek bir biçimde sonlanır. Poirot ince zekası sayesinde cinayeti çözmüş, en son vagondaki tüm yolcuları yemek salonuna toplar ve cinayeti açıklar. İki ihtimal vardır, birincisini salondakilere anlattığında yolcular bunu fazla inandırıcı bulmaz. İkinci ihtimal ise doğru senaryodur. Fakat bu da yolculardan hiçbirinin işine gelmez.Birinci ihtimalin tüm yolcular, dedektif, ekspresin müdürü ve doktor tarafından kabul edilmiş olmasının sebebi budur.
    3)KİTABIN ANA FİKRİ:Her zaman gerçekler doğru olanı ya da olması gerekeni ortaya koymaz veya bazı işler öyle olması gerekriği için öyle olmuştur.
    4)KİTAPDAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    Bay Rachett: Çevresi tarafından çok sessiz ve iyi niyetli biri olarak tanınır ancak adının sahte ve tehlili bir suç olduğu ortaya çıkar.
    Bay Bouc:Ekspiresin müdürlerinden, orta boylu, şişman ve hafif keldir.
    Albay Arbuthnot:Uzun boylu, yaşına göre genç gözüken ve kayet ciddi bir ki şidir.
    Mary Debenham:25yaşında, sarışın mavi gözlü,alımlı ve gayet hoş bir bayandır.Albay Arbuthnot’un sevgilisidir.
    Mac Queen:Rachett’in sekreteri ve aynı zamanda sevgilisidir.Çok güzel olmasa da bakımlı ve zeki bir bayandır.
    Prenses Natalia Dragomiroff:Yaşlı, çirkin ve son derece soğukkanlı vegüçlü bir kişiliğe sahiptir.
    Caroline Hubbard:Orta yaşlı hep kızından bahseden geveze bir kadındır.
    Masterman: Bay Rachett’in uşağıdır.Sonuşmayı vazla sevmez ve çok sinsi bir yapıya sahiptir.
    Michel:Trenin kontüktörüdür.
    Hercule Poirot:Kitabın ana kahramanı olan dedektif poirot zeki kurnaz ve aynı zamanda olayları çok yönlü inceleyen bir kişidir.
    5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ DÜŞÜNCE:
    Çok sade bir dille, harika bir edebi eser yaratılmıştır.Klasik bir dedektif romanıdır. Herkes tarafından okunmasını tavsiye ederim.
    6)YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
    Agatha Chiritie 1890 yılında İngiltere’de doğdu.Öğrenimini annesinin yanında yaptı.1nci Dünya Savaşında gönüllü hemşirelik yaptı ve ilk kitabını burda çıkardı.12 ocak 1976’da Oxford’da öldü.kitapları polisiye ve gerilim türüdür.Otuzun üzerinde kitabı bulunan Agatha Christie’nin en ünlü kitapları Doğu Ekspresinde Cinayet,Şeytan Dönemeci,Dersimiz Cinayet,Ölüden Mektup Var.

  3. #3
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti : FİLLER DE HATIRLAR AGATHA CHRISTİE

    1. KİTABIN KONUSU:
    ROMANIN KONUSU,OLİVER VE POIROT ADLI BİRİ YAZAR DİĞERİ DEDEKTİF İKİ KİŞİNİN GEÇMİŞTEKİ BİR OLAYI AYDINLATMAK İSTEMESİ VE ARAŞTIRMALAR YAPMASIDIR.

    2. KİTABIN ÖZETİ:
    ROMAN,BURTON COX ADLI BİRKADININ ESKİ BİR OLAYIN İÇYÜZÜNÜ AYDINLATMAK İSTEMESİ İLE BAŞLAR.BURTON COX ÜNLÜ BİR YAZAR OLAN ARİADNE OLİVER ADLI BİR BAYANA,OĞLU OLAN DESMOND’UN EVLENMEK İSTEDİĞİ CELİA RAVENSCROFT ADLI GENÇ BİR BAYANIN ANNE VE BABASININ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ OLARAK,”ANNE Mİ BABASINI YOKSA BABA MI ANNESİNİ ÖLDÜRDÜ “ DİYE SORARVE BAYAN OLVER UMHALI BİR ÇALIŞMAYA GİRER.İLK OLARAK ÖZEL DEDEKTİF OLAN POİROT İLE GÖRÜŞÜR.POİROT OLAYIN GERÇEKLEŞTİĞİ DÖNEMDE BAŞMÜFETTİŞ OLAN GORRAWAY İLE GÖRÜŞÜR VE ODÖNEMLE İLGİLİ İPUÇLARINI ÖĞRENİR.GORRAWAY ONA DÖRT PERUKTAN VE OLAY SIRASINDA YANLARINDA OLAN KÖPEKLERİNDEN BAHSEDER.O DÖNEMDE OLAYLA İLGİLİ HİÇBİRŞEY BULAMADIKLARINI VE BUNUN SADECE BİR İNTİHAR OLDUĞUNU SÖYLER.POİROTTA BAYAN OLİVER’A BUNUN ÇOK ESKİ BİR OLAY OLDUĞUNU VE ARAŞTIRILMASININ ÇOK ZOR OLDUĞUNDAN BAHSEDER.BAYAN OLİVER İSE FİLLERDE HATIRLAR DİYE KARŞILK VERİR.BURADA FİLLERDEN KASIT,SORUŞTURACAKLARI VEYA SORUŞTURDUKLARI KİŞİLERDİR.ARAŞTIRMALAR SONUNDA LADY RAVENSCROFT’UN BİR İKİZİNİN OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR.POİROT AİLENİN ESKİ DOKTORUYLABİR GÖRÜŞME AYARLAR VE DORRETHA ADLI İKİZ KARDEŞİNİN AKIL HASTASI OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR. BU OLAYIN KALITIMSAL BİRŞEY OLABİLECEĞİ VE LADY MARGRET RAVENSCROF’UN SİR RAVENSCROFT’U ÖLDÜRMÜŞ OLABİLECEĞİ ORTAYA ATILDI.BAYAN OLİVER VE POİROT PEK ÇOK FİLLE GÖRÜŞTÜLER AMA TAM BİR SONUÇ ALAMADILAR.YALNIZCA BURTON COX’UN DESMOND’UN GERÇEK ANNESİ OLMADIĞI VE ESASINDA ANNESİNİN ÇOK VARLIKLI BİRİ OLDUĞU VE ÖLÜMÜ SONUNDA DESMOND’A MİRAS KALDIĞI VE 25 YAŞINA GELDİĞİNDE BU MİRASI ALABİLECEĞİ VE BUNDAN DESMOND’UN HABERDAR OLMADIĞI AKSİNE BURTON COX’UN HABERDAR OLDUĞU VE BUNDAN DOLAYI CELİE İLE DESMOND’UN EVLENMESİNİ İSTEMEDİĞİ ORTAYA ÇIKIYOR. POİROT BİR FİLDEN OLAY SIRASINDA EVDE BULUNAN HİZMETÇİNİN BİRŞEYLER BİLEBİLECEĞİNİ SÖYLÜYOR.BUNUN ÜZERİNE POİROT ZELİE MEAUHOUROT ADLI HİZMETÇİNİN YANINA GİDER VE OLAYI ÖĞRENMEK İSTER ZELİE BAŞTA ANLATMAK İSTEMEZ AMA BUNUN BİR KAÇ KİŞİNİN HAYATIYLA İLGİLİ OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE ANLATIR.”OLAYDAN BİR KAÇ HAFTA ÖNCE DOLLY’NİN UYKUSUNDA GEZERKEN UÇURUMDAN AŞAĞI DÜŞTÜĞÜ VE ÖLDÜĞÜ SANILMAKTAYDI ASLINDA O MOLLYDİ DOLLY ONU BİR AKŞAM GEZİSİN DE AŞAĞI ATMIŞTI DOLLY EVE DÖNDÜĞÜNDE SIR RAVENSCROFT MOLLY’İ SORAR VE O BİRŞEY SÖYLEMEZ SIR RAVENSCROFT ŞÜPELENİR VE MOLLY’İ ARAMAYA KOYULUR.MOLLY’İ UÇURUMUN AŞAĞISINDA BULUR.SIR RAVENSCROFT LİSE ÇAĞLARINDA DOLLYE AŞIKTI DAHA SONRADAN ONUN AKIL HASTASI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR VE ONU BIRAKIP MOLLYLE ÇIKAR GERÇEK AŞKI ONDA BULUR VE EVLENİRLER.DOLLY MOLLY’E BÜYÜK BİR KİN BESLER AMA BELLİ ETMEZ.İŞTE O AKŞAM OKİN AÇIĞA ÇIKAR VE DOOLY MOLLY’İ ÖLDÜRÜR. MOLLY CAN ÇEKİŞİRKEN SİR RAVENSCROFT GELİR VE MOLLY ONA DOLLYNİN BİR SUÇU OLMADIĞINI VE HASTALIĞININ ETKİSİNDE BU OLAYI YAPTIĞINI POLİSE ONU VERMEMELERİ İÇİN YEMİN ETMELERİNİ İSTER.SIR RAVENSCROFT NE YAPACAĞINI BİLMEZ SONRADAN DOOLYNİN MOLLY YERİNE GEÇE BİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜR BİR KAÇ HAFTA BÖYLE GEÇTİKTEN SONRA SIR RAVENSCROFT DOLLYNIN ÖLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLER VE BANA BU OLAYLARDAN HİÇ BAHSETMEMEM İÇİN YEMİN ETTİRİR.DAHA SONRA SIR RAVENSCROFT DOLLYi ALIP YÜRÜYÜŞE ÇIKAR UÇURUMUN KENARINA GELDİKLERİNDE ONU ÖLDÜRÜR VE DAHA SONRA DOLLYNİN PARMAHINI KULLANARAK TETİĞİ SIKAR VE KENDİNİ ÖLDÜRÜR.”OLAY AÇIĞA ÇIKTIKTAN SONRA CELİE İLE DESMOND EVLENİR VE OLİVER İLE POIROT BAŞKA BİR OLAYI AYDINLATMANIN GURURUNU YAŞARLAR.

    3. KİTABIN ANAFİKRİ:
    FİLLERDE HATIRLAR, AMA BİZ İNSANIZ. VE NEYSE Kİ BİZ İNSANLAR BİRÇOK ŞEYİ UNUTURUZ.

    4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    BANA GÖRE OLAYIN KAHRAMANI ZELİEDİR.ÇÜNKİ OLAY ONUN SAYESİNDE AÇIĞA ÇIKTI EĞER O ÖLMÜŞ OLSAİDİ OLAY KESİMLİKLE ORTAYA ÇIKAMAZDI.
    BAYAN OLİVER , ÇOK İYİ BİR YAZAR VE ARAŞTIRMACI KAYNAĞI FİLLER.
    POİROT,ÇOK İYİ BİR DEDEKTİF GEÇMİŞTEKİ OLAYLARA BAĞLI KALMADAN KARAR VEEREBİLİYOR.İÇİNE GİRDİĞİ BÜTÜN OLAYLARI ORTAYA ÇIKARMIŞ.
    DOLLY, BİR AKIL HASTASI ÇOCUKLARDAN NEFRET EDİYOR.KARDEŞİNİ ÖLDÜRDÜ.
    MOLLY,DOLLYNIN İKİZİ AMA HUYLARI TAM BİR ZITLIK İÇİNDE.
    SIR RAVENSCROFT,ÇOK İYİ BİR İNSAN AİLESİNE BAĞLI.EMEKLİYE AYRILMIŞ BİR ELÇİ.
    BURTON COX,MERAKLI BİR KADIN MİRASIN ONDA KALMASI İÇİN DESMOND’UN EVLENMESİNİ İSTEMİYOR.
    .
    5.KİTAPTAKİ OLAYLAR HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    KİTAP ÇOK KARMAŞIK BİR POLİSİYE ROMAN .KİTABIN BAŞLANGICIYLA SONU
    ARASINDAKİ BAĞLANTIYI KURMAK ZOR. BANA GÖRE AGATHA CHRISTIE ÇOK İYİ BİR ROMAN YAZMIŞ VE NEDEN NOBEL ÖDÜLÜ ALDIĞINI ŞİMDİ ÇOK İYİ ANLIYORUM.

    6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
    AGATHA CHRISTIE,

    1890 YILINDA DOĞDU.İNGILIZ YAZAR CHRISTIE, POPÜLER EDEBIYATIN EN ÖNEMLI ISIMLERINDEN BIRI VE DEDEKTIF HERCULE POIROT TIPININ YARATICISIDIR. BABASI FREDERICK ALVAH MILLET, AGATHA HENÜZ KÜÇÜK YAŞTAYKEN ÖLDÜ. ANNESI TARAFINDAN EVDE EĞITILEN KÜÇÜK KIZ, YALNIZ BIR ÇOCUKLUK GEÇIRDI. KÜÇÜK YAŞTA ÖYKÜLER YAZMAYA BAŞLADI. 16 YAŞINDA, ŞAN ÖĞRENIMI GÖRMEK ÜZERE PARIS’E YOLLANDIYSA DA KISA SÜREDE BUNDAN VAZGEÇTI. CIDDI ANLAMDA ILK EDEBI DENEMELERI, DUYGUSAL KONULARI ELE ALAN ÖYKÜLER OLDU. 1914’TE ARVHIBALD CHRISTIE ADLI BIR DOKTORLA EVLENDI VE YENIDEN FRANSA’YA GITTI. ORADAYKEN VAKIT GEÇIRMEK ÜZERE OKUDUĞU DEDEKTIF ÖYKÜLERININ DAHA IYILERINI YAZABILECEĞINI DÜŞÜNEREK ILK POLIS ROMANI OLAN THE MYSTEROUS AFFAIR AT STYLES’I (STYLES’DAKI ESRARENGIZ OLAY) YAZDI. KITAP ÇEŞITLI YAYINEVINLERINCE GERI ÇEVRILDIKTEN SONRA 1920’DE BODLEY HEAD YAYINEVI TARAFINDAN KABUL EDILDI. STYLES, AGATHA CHRISTIE’NIN ILK HERCULE POIROT’U ROMANIDIR. HERCULE POIROT, ZEKASI, ESPRI YETENEĞI, KESKIN GÖZLEMCILIĞI VE AVRUPALI INCELIĞI ILE SEÇKINLEŞEN BELÇIKALI BIR DEDEKTIFTIR. CINAYETLERI “KÜÇÜK GRI HÜCRELER” DEDIĞI BEYNINI KULLANARAK ÇÖZMESI VE BU ARADA DA İNGILIZ YÜKSEK SINIFININ ÖZEL YAŞAMININ SAKLI YÖNLERINI ORTAYA DÖKMESI ILE TANINIR. AGATHA CHRISTIE’NIN ARKA ARKAYA YAZMAYA BAŞLADIĞI POLIS ROMANLARI POIROT TIPINE ULUSLARARASI ÜN KAZANDIRDI. YAZAR AYRICA MISS MARPLE ADININ VERDIĞI BIR TIP DAHA YARATTI. SEVIMLI BIR YAŞLI KIZ OLAN AMATÖR DEDEKTIF MISS MARPLE DA ÇOK TUTULDU. 1928’DE ILK KOCASINDAN BOŞANIP MAX MALLOWAN’LE EVLENDIKTEN SONRA BIRÇOK ÜLKE GEZIP GÖRME FIRSATI BULAN CHRISTIE’NIN ROMANLARI 1930’LARDA ÇOĞUNLUKLA ULUSLARARASI MEKÂNLARDA GEÇMEYE BAŞLADI. HAYRANLARINCA HER KITABI BEĞENILMEKLE BIRLIKTE, AGATHA CHRISTIE’NIN EDEBI KAYGILARLA YAZDIĞI BAZI ROMANLAR ELEŞTIRMENLERIN DE DIKKATINI ÇEKTI. ÖRNEĞIN ROGER ACKROYD ÖLDÜRÜLDÜ ROMANININ ANLATICISI KATILIN KENDISIDIR.

    ON KÜÇÜK ZENCI ISE POLIS ROMANININ KLASIKLERI ARASINDADIR. ÖLÜMÜNDEN SONRA YAYINLANAN SON PERDE ISE, YAZAR ILK ROMANININ GEÇTIĞI MEKÂN OLAN STYLES’DAKI EVE DÖNER VE CINAYETI HARCULE POIROT’YA IŞLETIR. AGATHA CHRISTIE, İNGILIZ TÖRE ROMANI GELENEĞINDE YAZIĞI POLIS ROMANLARI ILE DÜNYA EDEBIYATINDA KENDINE ÖZGÜ BIR YERIN SAHIBI OLMUŞTUR.1976 YILINDA ÖLDÜ.

  4. #4
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti :ÖLÜDEN MEKTUP VAR AGATHA CHRISTIE

    1.KİTABIN KONUSU:
    Zengin bir bayan olan Emily Arundell’in varisleri tarafındanm öldürülmesi ve özel dedektiflik yapan Hercule Poirot’un cinayet zanlısını ortaya çıkarması.

    2.KİTABIN ÖZETİ:
    Emily Arundell, küçük bir kasaba olan Market Basing’te oturmaktadır.Paskalya yemeği için erkek kardeşinin çocukları olan Theresa ve Charles Arunder;kız kardeşinin kızı Bella Tanios ve kocası Jacob,Market Basing’e gelirler.Theresa ve Charles Arundell ile Bella Tanios, Emily Arundell’in varisleridir.
    Paskalya yemeğinin verildiği gece Miss Arundell merdivenlerden düşer.Herkes bunu bir kaza gibi göse de Miss Arundell bu olayın bir kaza olmadığını ve varislerinden birinin kendisini öldürmeye çalıştığını düşünür.Özel dedektiflik yapan Hercule Poirot’a gizlice bir mektup yazar.
    Poirot, arkadaşı ile birlikte mektubu aldıktan sonra Market Basing’e gider.Ama Emily Arundell iki ay önce ölmüştür.Bütün malvarlığını varislerine değilde yardımcısı Minnie Lawson’a bırakmış olması Poirot’un ilgisini çeker.Cinayetten şüphelenen Poirot, Emily Arundell ile ilgili olan herkesi arştırmaya başlar.
    Poirot,Emily Arundell’in doktoruna gider.Doktor Miss Arundell’in karaciğer iltihaplanmasından uzun süre rahatsız olduğunu ve ölümünün normal olduğunu söyler.Doktorun hastalığı sebebiyle koku alamaması Poirot’un ilgisini çeker.Poirot,Miss Arundell’in köşküne giderek incelemeler yapar.Hizmetçiden merdiven kazası hakkında bilgi edinir.Merdivenin başında bulunan süpürgeliğe bir çivi çakılmış ve göözükmemesi için de üzerinin cila ile kaplanmış olduğunu farkeder.
    Poirot,Theresa ve nişanlısı Dr.Donaldson ile görüşmeye gider.Theresa mirasın kendisine bırakılmadığı içn çok öfkelidir.Miss arundell’in hizmetcisi Miss Lawson’ın onu etkileyerek bütün mirası kendisinin aldığını düşünmektedir.Miss Lawson’ın aptal görünüşlü ama gerçekte çok sinsi olduğunu düşünür.Mirası geri alabilmek içn hertürlü yola başvurabileceğini söyler.
    Poirot, Charles ile görüşmeye gider.Charles ikiyüzlü ve sahtekar bir gençtir.bütün parasını kumarda kaybettiği için sık sık Miss arundell’den para almak ister ama başarısız olur.O yüzden halasının ölmesini ve mirasa sahip olmak ister.Miss Arundell, Charles’ın bu şekilde düşündüğünü bildigi için ona yeni yazdığı vasiyetnamede bütün malvarlığını Miss Lawson’a bıraktığını söylemiştir.
    Poirot, Miss Lawson ile görüşmeye gider.Miss Lawson bütün bunları planlayacak kadar zeki olmadığını düşünür.Miss Lawson kaza gecesi merdivenlerde Theresa’yı birşeyler yaparken gördüğünü söyler.Miss Lawson gece aynadan merdivenlere bakmış ve geceliğinde T.A. yazan birisini görmüştür.Ayrıca Miss Lawson daha önce vasiyetname ile ilgili hiçbirşey bilmediğini söyler.
    Poirot,Bella Tanios ve kocasıyla görüşmeye gider.Bella mirasın kendisine kalmadığı için üzülmektedir.Çünkü o parayı çocuklarının eğitimi için harcamayı düşünmüştür.Bella, Miss Arundell’in ölümünden önce vasiyetnameği değiştirdiğini bilmemektedir.Kocasının sözünden çıkmayan,saf bir kadındır.Daima Theresa’yı taklit eder.Poirot ile görüşmesinde cinayet hakkında birşey biliyormuş izlenimi yaratır.
    Poirot,ölmeden önce Miss Arundell’e bakan hemşire ile konuşur.Hemşire, Miss Arundell’in ölmeden önce yeni vasiyetnameyi istediğini ama Miss Lawson’ın ona vasiyetnameyi vermediğini söyler.
    Poirot,Miss Arundell’in avukatı ile konuşmaya gider.Avukat MissArundell’in kazadan sonra yeni vasiyetname yazdırdığını ve bütün malvarlıgını Miss Lawson’a bıraktığını ama eski vasiyetnameyi de yırtmayıp çekmeceye kilitlediğini söyler.
    Poirot bürosuna döndüğünde Dr.Tanios onu beklemektedir.Bella’nın sinir krizi geçirerek evden ayrıldığını,acilen psikolojik tedavi görmesi gerektiğini söyler.Poirot, Bella’yı Miss Lawson’un evinde bulur.Bella cinayeti eşinin işlediğini söyler.Ayrıca eşinin gerçekleri söylemesinden çekindiği için kendisini akıl hastanesine yatırmak istediğini söyler.Poirot,Bella’yı gizlice Londra yakınlarındaki bir otele yerleştirir.Olayın ayrıntılarını içeren bir mektup yazıp ona ulaştırır.
    Ertesi sabah Bella’nın fazla miktarda uyku ilacı alarak öldüğü haberi gelir.Bütün aile köşkte toplanır.Poirot olayların iç yüzünü anlatmaya başlar:Cinayet Miss Arunder’in fosfor ile zehirlenmesi yoluyla işlenmiştir.Doktor bunu anlamamıştır çünkü fosfor zehirlenmesiyle karaciger iltihabı aynı etkiyi göstermektedir.Zehirleme sırasında ortaya çıkan çıkan kokuyu ise doktor algılayamanıştır.Cinayeti Cherles işlememiştir çünkü o yeni vasiyetnameyi görmüştür.Miss Lawson’ın yeni vasiyetnameyi gördüğü halde gömedim demesi şüphe uyandırmaktadır.Ama o bunları düşünemeyecek kadar saf ve aptaldır.Theresa’nın bahçıvandan yabani ot zehirleri hakkında bilgi almış olması onu şüpheliler arasına almaktadır.Şüpheliler arasına Dr.Donaldson ile Dr.Tanios da eklenebilir.Ama onlar olay gecesi köşkte değillerdir.
    Geriye tek kişi kalmıştır Bella.Kaza gecesi MissLawson’ın gördüğü kişi Theresa değil Bella’dır.Çünkü aynada gözüken T.A.aslındaA.T. yani Arabella Tanios’un kısaltmasıdır.Bella, babasının laboratuorında çalıştığından fosfor ile ilgili bilgisi vardır.Bella halasını merdivende öldüremeyince Miss Arundell’in yemeklerden sonra aldığı kapsüllerin içine koyar.Miss Arundell nasıl olsa okapsulleri yutacaktır.
    Bella,Poirot’un cinayeti çözdüğünü anlayınca suçu kocasına atmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ:
    İnsan ne kadar kötü durumda olursa olsun suç işlememelidir.Çünkü gerçekler anlaşıldığında sonuçları çok kötü olabilir.


    4.OLAYIN KAHRAMANLARI:
    Hercule Poirot :Çok zeki bir dedektiftir.Daima ayrıntılardan yola çıkarak başarıya ulaşır. Meraklı birisidir.Olayları aydınlatmak için hertürlü kılığa girebilir.
    Hastings: Poirot’un yardımcısıdır.Olaylar onun bakış açısıyla anlatılmıştır.
    Emily Arundell :Hiç evlenmemiştir.Babasından yüklü miktarda miras kalmıştır.Çocuğu olmadığı için varisleri kardeşinin çocuklarıdır.Çok zeki bir kadındır.Varislerinin kendisini öldürmek itediğinden şüphelenir.
    Theresa: Değişik bir yaşam tarzına sahiptir.Herzaman çalışmadan zengin olmayı ister.
    Charles : Birçokkez sahtekarlık ve dolandırıcılıktan hapse girmiştir.Halasını ölümle tehtit etmiştir.
    Bella Tanios :Yunanlı doktor Jacob Tanios ile evlidir ve iki çocuğu vardır.Saf bir kadındır. Kocasına kin duymaktadır.Ondan korkmaktadır.Çocuklarının geleceğinden endişe etmektedir.
    Minnie Lawson :Miss Arundell’inbakıcısıdır.Saf ve apptaldır.
    Romanda ayrıca Dr.Donaldson,Dr.Grainger,Dr.Tanios,hizmetçi Helen,bahçıvan,Avukat Purvis,ispritizmaile ilgilenen Trip kardeşler,komşu Peabody gibi karakterler vardır.
    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Olaylar esrarlı birşekilde işlenmiş.Son ana kadar suçluyu bulmak zor.Silik karakterli olan Bella’ya bu rolün verilmesi olayı daha da ilgi çekici hale getirmiş.Olayları anlatan Hastings’in çözüm arayışından uzak kalması bana göre bir hata.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
    Agatha Christie : İngiliz kadın romancı.Birinci Dünya Savaşı sırasında hemşirelik yaptı.İlk öyküsünü hastanede boş kaldığı saatlerde yazdı.Özellikle1926’dan sonra yazdığı polis romanlarıyla ün kazandı.Ayrıca tiyatro oyunuda yazdı.başlıca yapıtları: Ackroyat’ın Katili, Şark Ekspresinde Cinayet, On Küçük Zenci

  5. #5
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti :ÖLÜDEN MEKTUP VAR AGATHA CHRISTIE 2

    .KİTABIN KONUSU :

    Kitabın konusunu bir kızın ergenlik çağındaki sorunları oluşturmaktadır. Kızın ailesinin çok katı kuralları olması dolayısıyla çevresiyle olan ilişkilerinin boyutlarını ele almıştır.

    2.KİTABIN ÖZETİ :

    Kış mevsiminde, Whitteaker ailesi noele çok büyük bir heyecanla hazırlanmaktadır. Ailenin reisi olan john’un babasında kalma, kendisininin yürüttüğü bir işi vardır. Ailenin hanımı olan Liz iyi öğrenim görmüş olan biridir. Çocukları dünyaya geldikten sonra işini bırakmış ve kendini tamamen onların yetişmesine adamıştır. Tommy ailenin büyük çocuğudur. Kendisi okulda ve uğraştığı spor dallarında çok başarılıdır. Küçük çocukları, Annie ise çok yaramaz ve bir o kadar da sevimli bir kız çocuğudur. Onun doğumundan sonra aile dahada birbirine bağlanmış ve mutlulukları bir kat daha artmıştır. Noel hazırlıkları son hızla devam ederken evde büyük bir heyecan hüküm sürmektedir.

    Sonunda noel gelir. Hep birlikte mutlu bir noel geçirirler. Noelden bir kaç gün sonra Annie hastalanır ve yatağa düşer. Liz akşam doktoru çağırır. Doktor akşam eve gelir ve Annie’in hastalığının soğuk algınlıgı olduğunu söyler. O akşam Liz’in gözüne uyku girmez. Sabah kalktığında Annie’nin ateşi dahada artmış ve sık sık nefes almaya başlamıştır. Hemen hastaneye giderler; ama artık çok geçtir. Annie ölmüştür. Bütün aile birbirini sorumsuzlukla suçlamaktadır. John artık işinden geç vakitte dönmeye; Tommy okulu asmaya ve Liz’de hiçbirşeyle ilgilenmemeye başlar. Evde kimse birbiriyle konuşmamaktadır. Tommy’nin dersleri düşmüştür, öğretmenleri ondan şikayetçi olmamasına rağmen halinden pekde memnun değillerdir. Tommy daha 16 yaşındadır.

    Maribeth’de 16 yaşında bir kızdır. Babasının baskısıyla bazı şeylerden yoksun bırakılmıştır. Maribeth’in babası, Bert çok huysuz ve inatçı, eski kafalı biridir. Ailede herkesin öyle olmasını istemektedir. Annesi, Margaret kendi halinde ne denilirse yapan biridir. Abisi, Ryan ise tıpatıp babasına benzemektedir. Maribeth bir gün bir partiye gider ve babası ona partide nasıl davranması gerektiğini neler yapıp yapmaması gerektiğini söyler. Akşam erkek arkadaşı onu almaya gelir ve partiye giderler. Erkek arkadaşı onunla partide ilgilenmez ve hemen içkiye koyulur. Kısa süredede sarhoş olur. Maribeth biraz hava almak için dışarı çıkar ve orada okulun en yakışıklı çocugu olan Paul’u görür. Konuşmaya başlarlar. Paul, Maribeth’e isterse onu gezdirebileceğini söyler. Beraber bir yere gidip dans ederler ve arabayla gezme turuna çıkarlar. Paul arabayı ıssız bir yerde durdurur. Maribeth’e içki teklif eder. Maribeth dansın ve içkinin tesiriyle biraz bilincini yitirir ve cinsel ilişkiye girer. Maribeth artık kız değildir.

    Daha sonra Paul onu bırakır. Maribeth artık evde oturup doğum vaktinin gelmesini bekler. Maribeth’in babası Bert, olayı öğrenince yapmadığını bırakmaz. Kızını gözlerden uzak bir doğum yapması, doğan çocuğun başkasına verilmesi için şehir dışında bir kiliseye gönderir. Maribeth kilisede kendi gibi doğum yapmak için gelen kadınları görür. Onların doğumda ve doğumdan sonra yaşadıklarını öğrenir ve dehşete kapılır. Hemen oradan çıkar. Bir otobüse binip daha uzaklara gitmek ister; ama elindeki parası onu ancak kiliseden dört beş kasaba uzaktaki bir yere kadar gidebilmesine imkan verir.

    Maribeth bu kasabada inerek iş arar. Daha sonra bir lokantada iş bulur ve çalışmaya başlar. Çalışmalarına yoğun bir tempoda devam eden Maribeth kısa zamanda lokantadaki herkes tarafından sevilmeye başlar. Kocasının bir savaşta öldüğünü ve ondan hamile olduğu, yalanını herkese söyler. Lokantada çalışan diğer işçiler ve lokantanın sahibi ona inanır. Lokantaya her zaman aynı vakitte gelen bir gençle tanışır. Kısa zamanda arkadaş olurlar.

    Lokantaya gelen genç Tommy’dir. Evde annesinin onunla ilgilenmemesinden ve yemekleri zamandında, bazı zamanlar hiç yapmadığından dolayı her zaman bu lokantaya gelir. Yemekleri burada yer. Lokantada kimsenin onun hakkında en ufak bir bilgisi bile yoktur. Maribeth’la arkadaşlıklarını ilerleten Tommy ona başından geçenleri ve neden bu kadar üzgün olduğunu anlatır. Maribeth ise ona başından geçenleri, hamile olduğunu bir türlü anlatamaz. Maribeth’in karnı giderek büyümeye başlar ve artık gizleyemez duruma gelir. Bunu farkeden Tommy ona bu olayın neden ve nasıl olduğunu sorar. Maribeth olayları başından ve tüm çıplaklığıyla anlatır. Tommy’nin arkadaşlığı kısa sürede bir aşka dönüşmeye başlar. Maribeth’e aşık olur.

    Doğum zamanı gelmiştir. Kasabada bu iki genç doktor aramaya başlar. Tommy aile doktorlarına gitmeye karar verir. Bu nedenle annesinden doktorun telefon numarasını alır. Daha sonra doktordan randevu ister. Doktor onlara bu doğacak olan çocuğun kimin olduğunu sorar. Tommy hiç çekinmeden ‘ikimizin’ yanıtını verir. Doktor, Tommy’i bir yerden tanıyordur; ama çıkarmakta güçlük çekmektedir.

    Tommy’nin doktora uğramasından bir kaç gün sonra Liz’de doktora yıllık muayenesini yaptırmak için gelir. Doktor ona oğlunun adını sorar. Daha sonra oğlunun buraya bir kızla geldiğini söyler ve onun ne zaman evlendiğini sorar. Liz bu sorunun cevabını vermekte güçlük çeker; ama oğlunun evli olmadığını söyler. Doktor, Liz’e gelen kızın hamile olduğunuda söyler. Liz hemen eve giderek Tommy’nin ne haltlar karıştırdığını öğrenmek ister. Tommy’i bularak ondan neler olduğunu anlatmasını ister. Tommy’de anlatır. Liz bunun çok yanlış bir davranış olduğunu; hemen bu oyundan vazgeçmesi gerektiğini Tommy’e söyler. Fakat Tommy kararını vermiştir birkere. Bu yolda sonuna kadar Maribeth’in yanında olduğunu; Maribeth’in öyle sanıldığı kadar kötü bir kız olmadığını; aksine çok iyi ve marifetli bir kız olduğunu annesine söyler. Liz bu konuyu babasına açmaya karar verir. Akşam olunca, john eve gelir. Liz, john’a herşeyi anlatır. Babası, Tommy’yi yanına çağırır. Tommy’den bu işten hemen vazgeçmesini ister; ama yine olumsuz bir yanıt alır. Babasınada, annesine söylediği gibi Maribeth’den bahseder. Tommy’nin Maribeth hakkında söylediklerinden ikiside çok etkilenir ve onunla tanışmak, onu tanımak isterler. Babası, Liz’inde onayını alarak onu eve davet etmesini söyler. Maribeth eve gelir ve koyu bir sohbet başlar. John ve Liz, Tommy’nin haklı olduğunu; hatta maribeth’in dahada iyi biri olduğunu anlarlar. Ona kısa zamanda alışırlar. Maribeth’in hafiften doğum sancıları başlamıştır. Bunu farkeden Liz ona nerede kaldığını sorar ve ‘istersen bizim evde kalabilirsin’ der. Maribeth önce itiraz edecek gibi olur; ama Tommy’ninde ısrarlarıyla bu teklifi kabul eder.

    Aynı zamanda öğretmen olan Liz, Maribeth’in öğrenimine devam etmesini ister. Ona kitaplar getirerek dışarıdan sınavlara girmesini sağlar. Sınavlarda başarılı olan Maribeth bir üniversiteye gitmeye hak kazanır. Maribeth’in doğumuna az kalmıştır. Anne ve baba, Tommy’nin Maribeth’e olan sevgisinin farkına varmakta fazla gecikmezler.

    Maribeth doğumdan sonra bebeğin başkasına verilmesi gerektiğini; aksi takdirde eve gitmesinin imkansız olduğunu söyler. Liz ve john onu evlatlık olarak alabileceklerle bağlantı kurmaya başlarlar. Maribeth’in kafasında bebeği Liz ve John’a vermek gibi bir düşünce vardır. Liz’e düşündüklerini söyler. Liz çok şaşırmış; ve bir o kadarda heyecanlanmıştır. Bu konuyu John’la konuşması gerektiğini söyler ve konuşur. John, Liz’e eğer sende istersen neden olmasın der. Maribeth’in onlara sunduğu bu güzel armağanı kabul ederler. Sonunda Maribeth bir kız çocuk dünyaya getirir. Bu çocuk aynı Annie’ye benzediğinden Liz, John ve Tommy hayretler içinde kalırlar. Aynı zamanda çok sevinirler. Bu bebek onlar için, Tanrı tarafından gönderilmiş bir armağandır. Maribeth’in ayrılma vakti gelmiştir. Onlarla vedalaşarak en kısa zamanda geleceğini söyler ve ayrılır.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ :

    Ergenlik çağında yaşanılan sorunların fazla büyütülmemesi gerektiğini ve bunların çözümünde ailenin öneminin büyük olduğunun unutulmaması gerektiğidir.

    4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

    JOHN : İşine ve ailesine bağlı, çalışkan ve yüreği sevgi dolu bir kişiliğe sahiptir. Ayrıca iyi bir eğitim almış , başarılı birisidir.

    LİZ : Çocuklarına ve eşine karşı sevecen , asıl mesleği öğretmenlik olan ama çocukları olduğu için bu işi bırakıp ev hanımlığına yönelen, bilgili, kültürlü, yardımsever birisidir.

    TOMMY : İyi huylu, okulunda ve derslerinde başarılı olaylar karşısında çabuk etkilenen bir karaktere sahip, spor yapmayı ve yarışmalara katılmayı seven birisidir.

    ANNIE : Yaramaz ama bir o kadar da sevimli çevresiyle iyi iletişim kuran ve hemen kendini sevdiren karaktere sahip birisidir.

    MARIBETH: Ailesi tarafından baskı altında olduğu için düşüncelerini açıkça söyleyemeyen, derslerinde başarılı ama hayatta fazla deneyimi olmadığından dolayı hayal kırıklıkları yaşayan genç ve güzel bir kızdır.

    BERT: Ailesinin üzerinde baskı kuran otoriter bir yapıya sahiptir. Hayatta sadece deneyimlerine ve gördüklerine göre hareket eden , geri kafalı biridir.

    MARGARET: İyi kalpli ama bir o kadar da eğitimsiz kocası Bert’in dediklerine harfiyen uyan, kendi düşüncelerini söyleyemeyen birisidir.

    RYAN: Babas Bert’e benzemektedir. Okulu yarım bırakmış ve babasıyla birlikte çalışmaya başlamıştır.

    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

    Kitap günümüz gerçeklerini çok iyi ve anlaşılır bir dille anlattığı , genç dimağlara seslendiği ve ergenlik sorunlarını konu aldığı için herkesin okuması gerekli olan bir eserdir. Dili çok sadedir. Yabancı dilde yazılmış bir kitap olmasına rağmen, çevirisi anlaşılır ve konular arasında kopukluklar yoktur.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :

    Danielle Steel Amerika ve dünyanın en tanınmış yazarlarından birisidir. Steel Fransa’da eğitim görmüş, reklamcılık ve halkla ilişkiler alanında çalışmış ve yazarlık konusunda çok çabalamıştır. Sonunda istediği gibi bir yazar olmuştur. Mesleğini çok ciddiye alarak yapar. Bazen bir konuyu iki üç yıl araştırdığı olur. Annesiyle babası Alman ve Portekizli olan Steel Avrupa’da yetişmiştir. Yabancı ülkeler ve diller her zaman yaşamında büyük rol oynamıştır. İspanyolca ve Fransızcayı kusursuzca konuşan Steel çok çekingen bir kadındır. Yaşamını saran o görünüşte ışıltılı ve ayrıntılara rağmen, kocası ve çocuklarıyla birlikte sakin bir yaşam sürmektedir.

    Danielle Steel yazarlığı dışında, Amerika Kütüphanecilik Birliğinin yönetim kurulu başkanlığınıda yapmıştır.1981’de üniversite eöğrencileri tarafından yapılan ülke çapındaki anket sonucu Steel “ Dünyanın En Etkili Kadınlarından Biri ” ünvanını kazanmıştır.

    Steel’in yayınlanmış olan yirmi üç romanının arasında yeni satışa sunulan Zoya’yı ve yine En Çok Satan Kitaplar listelerine giren diğer eserlerini, Kaleidoscope, Fine Things (Acı Yıllar), Wanderlust (Sevgi Yolu), Secrets (Sırlar), ve Family Album (Aile Albümü) sayılabilir. ABC-TV Şirketi 1986 Şubat döneminde yine Steel’in En Çok Satan Kitaplar listesine giren Crossing (Sevmek Zamanı) adlı romanından uyarlanan başarılı bir mini dizi yayınlanmıştır.

    Yazar son olarak 1986’ da Guinness Dünya Rekorları kitabına geçmiştir. Bunun nedeni kitaplarından en aşağı birinin The New York Times listesinde devamlı olarak 225 hafta kalmasıydı.

  6. #6
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti : HUZUR AHMET HAMDİ TANPINAR

    1.KİTABIN KONUSU:

    Mümtaz’ın Nuran’a olan aşkının öyküsü.

    2.KİTABIN ÖZETİ:

    Mümtaz ve Suat'ın Nuran'a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran'dan ayrılan Mümtaz'ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat'ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz'ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar'ın metninde ölüm telaffuz edilmiyor).

    Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece'de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul'un bir kronikçisi, İstanbul'da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur'un sonraki bölümlerinde Boğaz'a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o!

    Her yeni tecrübe gibi şahsîdir, her yeni tecrübe gibi ilktir. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran’a rastlamış ve “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini işleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini” farketmiştir. Bu tesbitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan’ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: “O madem ki artık benim için herşeydir, o halde bütün kâinatımla ona taşınmalıyım.” der.


    3.KİTABIN ANA FİKRİ:

    Her aşkın bir ızdırap ve çilesi bazen insana mutluluk bazen de mutsuzluk verir.


    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Dört bölümden oluşan kitabın her bölümü, öykünün dört kahramanının, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz'ın adlarıyla verilir. Ancak, romanın ana karakteri Mümtaz'dır. Yazar, diğer üç
    karakteri de Mümtaz'la olan ilişkileri çerçevesinde tanıtır bize. Birinci dönem Türk romanında mekan Doğu-Batı değerlerini temsil etmek bakımından bir anlam taşıyor ve kent ikiye ayrılıyordu. İstanbul tarafının mahalleleri Osmanlı-İslam geleneklerinin, göreneklerinin değerlerinin yaşadığı semtlerdi. Beyoğlu tarafı ise kentin Batılılaşmış öteki yarısıydı. Oturulan mekan olarak konak ve apartman Doğu-Batı karşıtlığının simgesiydi. İlk dönem yazarları arasında, Doğu-Batı karşıtlığı ve kimlik sorununu, İstanbul'un farklı semtlerini karşı karşı getirerek işlemektedir.


    5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitap okuyucuyu aşırı şekilde etkilememekte ve okurken insanı çok sıkmakta,bunalmaktadır.


    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:



    Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 İstanbul doğumlu. Babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Andolu'nun çeşitli şehirlerinde sürdürdü eğitmini. İstanbul Darülfünun Edebiyat bölümününden 1923'de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara'da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler veren Tanpınar, İÜ Edebiyat Bölümü Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde proesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olduktan sonra yeniden eğitim hizmetine döndü, 1949 yılında İÜ Edebiyat Bölümü Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi. 1962 yılında kalp rahatsızlığı sonucu ölen Ahmet Hamdi, çok sayıda şiir, hikaye, roman ve deneme yazmıştı.
    1949 tarihinde basılan "Huzur", Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en tanınmış romanıdır

  7. #7
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti İKİ GÜZEL GÜNAHKAR AHMET RASİM

    KİTABIN KONUSU:
    Kitap iki hikayeden oluşmaktadır. Birincisi ‘Bedia’ ikincisi ise ‘Güzel Eleni’ ismindedir. Birinci hikayede Bedia adlı güzel bir Osmanlı kızının yaşadığı aşklardan ve bir sevgilisinden aldığı intikamdan bahsedilir. İkinci kitap ise Eleni adlı güzel bir Ermeni kızının yoksulluktan zengin bir şarkıcı olana kadar başından geçenleri anlatır.

    KİTABIN ÖZETİ:
    Bedia annesiyle yaşıyan güzel,cilveli ve erkekleri parmağında oynatabilen bir Osmanlı kızıdır. Çapkınlığı ise dillere destandır. Kaç sevgili değiştirdiğinin haddi hesabı yoktur. Bedia kibar bir aile mensubudur. Pederi zengin ve eğlenceye düşkündü. Konaklarında hemen her gece eğlenceler düzenlenir, içkiler içilir, gülüp eğlenilirdi. Bütün bunların Bedia’nın kişiliğinin oluşmasındaki etkisi tabiki tartışılamaz.
    Bedia’nın ilk aşkı kendisine hayran olan mahalleden bir gençti.Bedia türlü numaralarla genci iki sene içinde beş parasız bırakarak terketti. İşte Bedia’nın maceraları böyle başlamıştı daha bir çoklarıyla gönül eğlendirdi. Fakat Bedia’nın o kadar fazla erkekle beraber olmasına rağmen bir kişi devamlı aklında kalmıştır. Kitabımızdaki esas olayda zaten budur.
    Bedia gençle Çamlıca yolunda göz göze gelmişti. Gencin adı Nazım’dı. Yakışıklı yağız bir Osmanlı delikanlısıydı. Cesaretini toplayıp Kağıthane’yi birbirine katan onun yüzünden silahların çekildiği kızla, Bedia ile konuştu. Bedia’nın da ona kanı kaynamıştı. Bedia ile Nazım’ın birlikteliği böyle başladı. Nazım Bedia’yı çok seviyordu. Kimi zaman günlerce Bedia’nın yaşadığı konağa kapanıyorlar gönül eğlediriyorlardı. Bu sefer Bedia da kaptırmıştı gönlünü. Yalnız Nazım bundan annesine bahsedemiyordu. Çünkü Bedia adı çıkmış bir kızdı.
    Annesi bir gün oğlunu çağırarak artık Nazım’ın evlenmesi gerektiğini, ölmeden gelinini görmek istediğini söyledi. Nazım ne yapacaktı. Keşke Bedia namuslu bir kız olsaydı, diye düşündü. Annesinin onu kesinlikle kabul etmeyeceğini biliyordu. Annesine çok bağlı olduğundan onu üzmek de istemiyordu. Kısa bir süre sonra annesi ölünce Nazım annesinin son isteğini yerine getirmek zorunda olduğunu düşündü. Bir süre Bedia ile görüşmedi ve içine kapandı. Ne sonunda Bedia’ya konuyu açarak ayrılmaları gerektiğini söyledi. Bedia çok üzlümüştü ve içinde bir kin belirdi. Nazım daha sonra namuslu bir kızla evlendi, düğününde ise Bedia’yı ağlarken görmüştü. Uzun süre Bedia’yı sevgi ve acıma duygusuyla kafasından atamadı. Bir gün Bedia ile sokakta karşılaştı ve Bedia onu çok özlediğini sadece biraz konuşmak istediğini söyledi. İşte Bedia yine Nazım’ın kanına giriyordu. Nazım kabul etti konuştular. Bedia Nazım’ın aklına girip onu konağa götürdü. İki gece beraber kaldılar Bedia Nazımı karısından boşanmaya ve kendiyle evlenmeye ikna etti. Osmanlı adetlerine göre koca karısına boş bir kağıt gönderirse bu onu boşadığı anlamına geliyordu. Nazım da karısına boş bir kağıt gönderdi. İki gün sonra Nazım evine döndü. Bir süre sonra Bedia’nın hizmetçisi gence bir tezkere getirdi.nazım hiç şüphelenmeden açtı. “Bey, bir kadını aldatmanın zararlı bir sonuç doğuracağını hesap etmediniz mi? Bir fahişe için karısını boşayan erkekten ne fedakarlık beklenebilir? Adiyö; beyim ben seveceğim erkeği buldum”. Bedia Nazımdan intikamını almıştı ve kim bilir kiminle gönül eğlendiriyordu.

    KİTABIN ANAFİKRİ:
    Bir kadını aldatmak çok kötü sonuçlar doğurabilir.

    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
    • BEDİA: Güzel, erkekleri parmağında oynatabilen, eğlenceye düşkün, kinci bir Osmalı kadınıdır.
    • NAZIM: Yakışıklı, annesine düşkün, temiz kalpli bir Osmanlı delikanlısıdır.
    • BEDİA’NIN BABASI: Zengin, eğlenceye düşkün biridir.
    • BEDİA’NIN ANNESİ: Kızının bir dediğini iki etmeyen biridir.
    • NAZIM’IN ANNESİ: Geleneklerine bağlı oğlunun üstüne titreyen bir kadındır.

    KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
    Kitap eski Osmanlı yaşamından güzel bir kesit veren zevkle okunabilecek bir eserdir. Tavsiye ederim.

    YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
    1865’ te İstanbul’da doğdu. Mahalle mekteplerinde başladığı eğitimini Darüşşafaka’da tamamladı. Bir süre gazetecilik ve öğretmenlik yaptı. Bir çok dergide makale, fıkra, gezi mektubu, anı türünde yazıları yayımlandı. 1927’de İstanbul milletvekili oldu ve görevini ölümüne dek sürdürdü. Servet- i Fünun döneminde yaşamış olmasına rağmen bu hareketin dışında kaldı. 21 Eylül 1932’de İstanbul’da öldü. İlk Sevgili (1891), Afife (1894), Güzel Eleni (1893), Meyl-i Dil (1897) gibi otuza yakın roman ve öyküsü ve bir çok fıkra, makale, çeşitli türlerde yazıları vardır.

  8. #8
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    KİTABIN ADI: DOSTLUĞUN GÜCÜ Alan Loy Mc GINNIS

    1.KİTABIN KONUSU: insanların kendilerini karşısındaki insanlara sevdirmenin yolları ve bunda en önemli rolü olan dostluğu konu almıştır.

    2.KİTABIN ÖZETİ :
    "Dostluğun gücü" isimli bu kitap, dört ana bölümden oluşmuştur. Bu bölümler;
    - İlişkileri derinleştirmenin beş yolu,
    - Yakınlık kurmanın beş yolu,
    - İlişkiye zarar vermeden olumsuz duygularla başa çıkmanın iki yolu,
    -İlişkilerin kötüye gitmesi durumunda karşılaşabileceğimiz durumlar.
    Yazar birinci bölümde; insanların çok zengin, iyi bir işinin, iyi bir eşinin olması durumunda bile çoğu kez mutlu olamadıklarını gözlemlemiştir. Bu insanların mutlu olabilmeleri için; sıkıntılı günlerinde ya da zamanlarında en az onun sıkıntılarını paylaşabilecek bir yakını ya da dostunun olmasını, hiç haber vermeden evine ziyaret edebilecek dostunun bulunmasını, ihtiyacı olduğunda kendine borç verebilecek birinin ya da birilerinin bulunması gerektiğini dile getirmiştir.
    Yazar; yakınları açısından gerçek mutluluğu dostların miktarında değil, değerinde ve seçilmiş olmasında olabileceğini dile getirmiştir. Yazar; ayrıca mutlu olabilmek için sevginin, şeffaf olmanın, dürüstlüğün, sıcak olmanın, duygularınızı zaman zaman açığa vurma cesareti göstermenin şart olduğunu ortaya koymuştur.
    Yazar; mutlu ve güçlü olabilmek için sevgi boyutunun önemli olduğunu, bunun zaman zaman nezaket kuralları ile zaman zaman bir hediye ya da gösterilecek olan tebessümle elde edilebileceğini, bizlere küçük gibi gelen bu duyguların karşı tarafa müthiş etkili olduğu kanaatindedir.
    Yazar; her zaman yönlendirici olmanın dostlukların gelişmesini önlediğini, dostlukların kalıcı olması için eleştirilerin ölçülü ve dikkatli olmasını, herkesi olduğu gibi kabul etme gereğini, başka ilişkileri teşvik edici şekilde olunmasının gerekliliğini ortaya koymuş, bunu örneklerle anlatmıştır. İnsanlarla yakınlık kurmak için; dokunma sanatını, övme sanatını, etkili konuşma sanatını iyi kullanmak gerektiğini, çocuklarla nasıl konuşulması gerekliliğinin önemli olduğunu, onlara onların anlayacağı dilden konuşarak onlarla mükemmel iletişim kurulabileceğini ve onların çok şeyler yapabileceği mesajının verilebilmesi gerektiğini belirtmiştir.
    Yazar; öfke gösterdiğimiz takdirde karşı tarafında gösterebileceğini ve hazırlıklı olmamız gerektiğini, daima iyi bir dinleyici olunmasının gerekli olduğunu, bu sayede kendilerinin dinlendiğini farkeden kişiler; kendilerine değer verildiğini düşünerek müthiş bir motive ile hem işlerine hem de hayata bağlanacaklardır demiştir.
    Dostlukların güçlü, etkili ve kalıcı olmasını istiyorsak; daima ben merkezli olmamalı, zaman zaman başkalarının da fikirlerine hürmet etmeli, onları dinlemeli, kontrol bendeci olmamalıyız. Tüm bunlarla beraber, kendimizi daima başkalarının kontrolüne de bırakmamalıyız. Bu durum karşımızdakilerin güvenini sarstığı gibi bizlerin durumunu zedeler.
    Bu değerlendirmelerin yanında kendimizi, olaylardan ve insanlardan uzak tutarak onların bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Kısaca; "Kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyan yönlendirici" durumunda da kalmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlığınızın güçlü olmasını çok istersek; eleştirilerimizde dikkatli olmalı, kabul etme lisanını kullanmalı, dostları "Tek" olmaları için cesaretlendirmeli, yalnızlığa izin verilmeli, başka ilişkileri teşvik etmeli, ilişkilerdeki değişikliğe hazır olunmalıdır.
    Dostlukların güçlü olmaları istenirse; iyi bir konuşmacı olmalıyız. İyi bir konuşmacı olmak için önce iyi dinleyen olmalıyız. Çünkü; "Kalbe giden yol, kulaktan geçer" sözü daima güzelliğini korumuştur. Tavsiye verilirken tedbirli olunmalı ve dinlerken güven ortamı oluşturulmalıdır.
    Sonuç olarak; yazar, dost kazanmak için, sevginin, sabrın, güvenin, övmenin, nezaketli olmanın, iyi bir dinleyici olmanın, ölçülü eleştiri yapmanın, izin verme sanatının bulunması ve iyi kullanılması gerekliliğini ortaya koymuş ve etkili, ölçülü örneklerle bu fikirlerini pekiştirmiştir

    3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yaşam dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek var olmanın en büyük mutluluğudur.

  9. #9
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti MUTLU ÖLÜM ALBERT CAMUS

    1.KİTABIN KONUSU:

    Yaşamı alışagelen yerde arayan veya bir moda katoloğunu okurken, birdenbire kendi yaşamına yabancı olduğunu farkeden bir adam.

    2.KİTABIN ÖZETİ:

    Patrice Mersault düzenli adımlarla Zagreus’un villasına doğru yürüyordu. O saatte hastabakıcı pazara çıkar, villa ıssız olurdu. Zagreus pencereye bakıyordu. Kapının önünden yavaşça bir otomobilin geçtiği duyuldu.

    Tabancanın namlusunu sağ şakağının üzerinde hissettiğinde, gözlerini dışarıdan ayıramadı. Ama ona bakan Patrica gözlerini yaşlarla dolduğunu gördü. Gözlerini kapadı. Geriye bir adım attı ve ateş etti.
    Artık Zagreus değil di beyimn, kemik,kan kabartısı için yara gözüküyordu yalnızca. Patrice koltuğun diğer yanına geçerek tabancayı onun rline verdi. Şakanın izasın kadar kaldırdı ve düşmesi için bıraktı. Daha sonra hızlı adımlarla yürümeye başladı. Küçük alanın dışandaki bir küme çocok dışında kimseler yoktu.

    Nisan ayı olduğu için her taraf cıvıl cıvıldı. Havanın bu ışıllığı, gögün bu verimliği altında insdanların tek amacı mutlu bir yaşam sürmekti.
    Mersoul tı nın içinde herşey susuyordu. Hızlı adımlarla evine gitti, valizini bir köşeye bırakıp sakat adamın böyle bir acı içinde olmasını dayanamadığını düşündü. Mersault hastaudı. Üçüncü bir aksırıkla sarsıldı ve ateşten titrediğini hissetti.

    Zagreus’un villasının yanındaki küçük alanda öksürdüğü günden bu saate dek, gövdesi kendisinin bütün etkinliklerini titizlikle yürütmüş onu dünyaya açmıştı. Mersault’un içinde karnından başlayıp boğazımna doğru usul usul yol açan çakıltaşı gibi birşey yükseliyordu. Mersault daha hızlı soluk almaya başlamıştı.

    Lucienne’ye baktı rahatça gülümsedi. Kendini yatağında n attı, içindeki usul yüksekliğini duydu. Lucienne’in dolgun dudaklarına ve onun ardındaki toprağın gülümseyişine baktı.
    ‘Bir dakika ,bir saniye’ sonra diye düşündü. Yükselme durdu ve taşlar arasında bir taş olarak yüeğinin sevinci içerisinde devimsiz dünyaların gerçekliğine dönüştü.


    3.KİTABIN ANA FİKRİ:

    İnsanlar hayatında birçok engellerle karşılasırlar. Bunları yenmek bizim elimizdedir. Durumlar ne olursa olsun hatata sıkı sıkı sarılınmalıdır.


    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Mersault: Mutlu ölümün başkişsidir.

    Zagreus: Yaşlı iki tekerleğe mahkum edilmiş sakat bir kişdir. Villasında bakıcı ile yasamaktadır.

    Marthe: Marseult’un sevğilisidr. Daha sonra Marseult tan ayrılır ve onu Lucienne’ ye kaptırır.


    5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem de yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir örneğidir. Fransız çevirisi olduğu için yabancı kelimeler vardır.

    6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

    1945’te Fransa’da doğdu. Adı Albert Camus’dır. Denizci bir ailenin çocuğudur. Özel öğretmenlerden İngilizce, Yunanca, Latince öğrendi. 1865’te Deniz Akademisini bitirdi. ‘Gül’ anlamına gelen Pierre Loti adını Tahitililer taktı. On iki yıl denizlerde dolaştı. Her gittiği yerin insanlarını, yaşama biçimlerini, tarihini, törelerini yakından tanıma imkanı buldu. Birkaç kez İstanbul’a geldi; Türkleri çok sevdi; iyi bir Türk dostu olarak tanındı. İstanbul’da bir caddenin Pierre Loti adını taşıması bu sevgi dolayısıyladır

    Eserleri: Aziyade, Loti’nin Evlenmesi, Sipahi Aşkı, Madam Krizantem

  10. #10
    mirbotan radyo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    01.Ocak.2009
    Mesajlar
    19,512
    Konular
    12039
    Aldığı Beğeni
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Roman Özeti Sınıf Arkadaşım ATATÜRK Ali Fuat CEBESOY

    1. KİTABIN KONUSU
    Ulu önder M.Kemal ATATÜRK’ün gençlik ve okul dönem- lerinin, yakın arkadaşı Ali Fuat CEBESOY tarafından kaleme alınması ve gelecek nesillere aktarılması.

    2. KİTABIN ÖZETİ
    Ali Fuat CEBESOY, kitabın başlarında ATATÜRK ile ilk olarak nerede ve nasıl tanıştığını anlatmaktadır. Eski adı “Mekteb-i Harbiye-i Şahane” olan Harp Okulu’nda bir Cuma günü tanışmışlardır. Ali Fuat CEBESOY, babasının tüm ısrarlarına rağmen asker olmak istemiştir. Babası ise, aile fertlerinin çoğunun asker olmasından dolayı, onun sivil bir meslekte başarı göstermesini istemiştir. Ne var ki, Ali Fuat CEBESOY içindeki askerlik sevgisini yenemez ve sınavlara girerek “Mekteb-i Harbiye-i Şahane”ye kabul edilir. Okulda, Dahiliye Müdürü Albay İbrahim BEY ve Nöbetçi Subay tarafından, birinci sınıfın Birinci Kısım Çavuşu Mustafa Kemal’e teslim edilir. Böylece, Türk Tarihi’ ne şan ve şeref veren Mustafa Kemal ile tanışırlar. Ali Fuat CEBESOY kitabında Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarından bahsetmiştir. Mustafa Kemal’in öğrenim döneminde etkilendiği en önemli olaydan da bahsetmiştir. Mustafa Kemal Manastır Askeri İdadisi’nin ikinci sınıfında iken Türk-Yunan Savaşı vuku bulmuş ve Türk Ordusu Yunan Ordusunu mağlup etmiştir. Buna herkes gibi Mustafa Kemal’de sevinmiş ve o da tüm Türk Milleti gibi “Padişahım çok yaşa!” haykırışlarına tüm samimiyeti ile katılmıştır. Fakat dönemin Yunan Hükümeti Rusya’ya müracaat edince Çar ikinci Nikola, padişaha telgraf çekmiş ve kan dökülmeden karşılıklı müzakerelerle sorunun halledilebileceğini söyleyerek Sultan Ethem Paşa’ya geri adım attırmıştır. Manastır’da hala “Padişahım çok yaşa!” naraları atılmakta, Mustafa Kemal ise ilk defa bu dileğe katılmadığını belirtmektedir.
    Harp Okulu yıllarında kendisi ile aynı fikri paylaşan okul arkadaşlarıyla kendi aralarında sohbetler etmişler, bağımsızlık ve özgürlüğün temellerini de yavaş yavaş atmaya başlamışlardır. Mustafa Kemal büyük çalışma ve büyük azim örneği göstererek Harp Okulu’nu 459 öğrenci içinde sekizinci olarak bitirmiş ve bu derecesi ile Erkan-ı Harbiye, bugünkü adıyla Harp Akademisi‘ne girmiştir. Buradan da yüksek dereceyle mezun olup Kurmay Yüzbaşı olarak göreve başlamıştır. Harp Okulu’ndan mezun olan arkadaşları ile konuşmalar yapmış, üç yıl sonra mezun olacağı Harp Akademisi’nden sonra milli mücadelenin tabanını oluşturmak istemiştir. Harp Akademisi yıllarında Mustafa Kemal harp sanatını, hocası Yarbay Nuri Bey’in desteği ile en iyi şekilde öğrenmiştir. Mustafa Kemal, Kurmay Yüzbaşı olarak okuldan mezun olmuştur. Ancak yaptığı çalışmalar Kabasakal Mehmet Paşa tarafından öğrenilmiş ve Mustafa Kemal tutuklanmıştır. Fakat Mustafa Kemal’in, içlerinde Ali Fuat CEBESOY’un da bulunduğu tutuklulukları kısa sürmüştür. Onlar Üçüncü Ordu’ya tayinlerini beklerken sarayın müdahalesi ile Şam’daki Beşinci Ordu’ya staj görmek için 5 Şubat 1905’te atanmışlardır. İlk zamanlar Mustafa Kemal burada aradığı ortamı bulamayarak milli mücadeleyi az sayıdaki arkadaşlarıyla konuşmaktadır. Ama zamanla amacına ulaşarak, ”Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” adını verdiği gizli örgütü Şam’da kurdu. Bu arada izin alarak Üçüncü Ordu’ya Makedonya’ ya gitmiş ve milli mücadelenin en iyi burada filizleneceğine inandığından burada yakın arkadaşlarıyla “ Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurmuştur.
    Ali Fuat CEBESOY, kitabında Mustafa Kemal’in milliyetçi yönünden de bahsetmiş ve bununla ilgili bir anısını da anlatmıştır. Mustafa Kemal topçu stajını Şam’da yaparken, Ali Fuat CEBESOY ise stajını Selanik’te yapmaktadır. Ali Fuat CEBESOY, “ İttihat ve Terakki Cemiyeti” ni ilk olarak burada tanımış ve bu cemiyete katılmıştır. Bu cemiyetin ise bir lideri yoktur. Ali Fuat CEBESOY, cemiyetin lidersiz olarak fazla bir aşama kaydedemeyeceğini düşünmektedir. Aklından geçen en iyi lider Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal ise Şam’da Beşinci Ordu Kurmay Dairesi’nde Kolağası (Ön Yüzbaşı; Yüzbaşılık ile Binbaşılık arasındaki rütbe) olarak görev yapmaktadır. Fakat tek hedefi Makedonya’ya, Selanik’e gitmektir. Çünkü en iyi mücadelenin orada verilebileceğini bilmektedir. Bu hedef çerçevesinde Hakkı Paşa’ya Selanik’e atanması konusunda ricalarda bulunur. Hakkı Paşa da bu atamayı uygun görür. Mustafa Kemal, 16 Eylül 1907’de Üçüncü Ordu’ya atanır. Ancak daha Selanik’e varmadan Müşirlik Dairesi onu Manastır’a atamıştır. Ne var ki, bu bir formalitedir. Çünkü Ordu merkezi dahilindedir. Mustafa Kemal Selanik’e geldiğinde, bir kolayını bulup onu Kurmay Kurulu’nda görevlendirmişlerdir. Mustafa Kemal Selanik’te çalışmalarına başlar, bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Vatan ve Hürriyet Cemiyeti birleşir.
    Mustafa Kemal’in hedefi sadece Padişaha Meşrutiyet’i kabul ettirmek değildir. Bu Meşrutiyet’i kendi başına bir Türk Devleti üzerinde kurmaktır. Büyük çabalar ve çalışmalardan sonra 23 Temmuz 1908’ de önce Manastır, daha sonra Selanik’te Meşrutiyet ilan edilir. Selanik “Yaşasın Hürriyet !” naralarıyla sallanırken Mustafa Kemal’in aklında ise hürriyetin ilan edilmesinden çok “Ya şimdi ne olacak ?” sorusu dolaşmaktadır. Zira devrimin önderi ve uygulayabileceği bir programı yoktur. Meşrutiyetin ilanından sonra yapılacak ilk davranış, orduyu politikadan kurtarmak olacaktır. Zira devrimi başarmak için orduya dayanan İttihatçı önderler iktidarlarını sürdürebilmek için ordunun politik çalışmalarında gereksinim duymaktaydılar. Bu süreç içinde Mustafa Kemal’i uzaklaştırma çabalarına kalkışmışlar ve Trablusgarp’a oradaki isyanı bastırmak üzere göndermişlerdir. Asıl amaçları, bu isyanda Mustafa Kemal’in tuzağa düşürülmek ve silahlı çatışmada öldürülmesini sağlamaktır. Fakat Mustafa Kemal bu tuzağa düşmeyerek isyanı süratle bastırmış ve Selanik’e dönmüştür. 14 Nisan 1909’da İtalyan gazeteleri İstanbul’da bir ayaklanma olduğunu, meclisin kapandığını yazmışlardır. O zaman kullanılan Rumi takvime göre bu tarih 31 Mart 1325’tir. Eski düzenin geri gelmesini isteyen gericilerin çıkardığı bu isyan, tarih sayfalarına 31 Mart Olayı olarak geçmiştir. 15-16 Nisan gecesi, Mustafa Kemal önderliğinde Hareket Ordusu ve bu orduya katılan Mahmut Şevket Paşa ve Kolağası Kazım Karabekir’in birlikleri, 19 Nisan’da İstanbul halkına bir bildiri yayınlamışlardır. 24 Nisan’da Hareket Ordusu, Sirkeci, Aksaray, Beyoğlu ve Edirnekapı yönlerinden İstanbul’a girmişti. 27 Nisan’da ise Milli Meclis halinde toplanıp, Sultan Hamit’i indirerek yerine Reşat Efendi’yi Sultan Beşinci Mehmet adıyla tahta çıkarmışlardır. Bu süreçten sonra ise istiklal mücadelesine gidilmektedir.

    3. KİTABIN ANA FİKRİ

    Atatürk’ün okul yıllarında ki yaşadıkları en yakın arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy tarafından gençlerimizle Atatürk’ün o yaşlarda neler yaptığını neler düşündüğünü acı tatlı anılarını paylaşmak ve gençlere bir fikir vermek istenmektedir.

    4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

    Ali Fuat Cebesoy, Atatürk’ü harbiye’ye girdiğinde tanımış ve hayatları boyuncada iyi birer arkadaş olmuşlardır.
    Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük emeği geçen Atatürk’ün yakın arkadaşları ve çevresindeki kişilerden de bahsetmektedir.
    5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
    Ali Fuat Cebesoy, aslen bir yazar olmamasına rağmen Atatürk hakkında okuduğum kitaplar arasında en akıcı olanıdır. Aralarında geçen olayları, anıları, yaptıkları vukuatlıklarına kadar açıkça yazan Ali Fuat Atatürk’ün öğrencilik hayatını, okuyucuyu eğlendirecek ve aynı zamanda düşündürecek şekilde aktarmıştır.

    6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
    Ali Fuat Cebesoy, Harp Okulu’nda Atatürk ile tanışmış, Atatürk’le aynı görüşleri paylaşan yegane arkadaşlarından biridir. Türkiye cumhuriyeti’nin oluşumunda önemli görevler üstlenmiştir.

Benzer Konular

  1. Kitap türküsü
    Konu Sahibi BY BEJNA Forum Güzel Şiirler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Şubat.2010, 21:50
  2. Kuran'ı kerim tefsiri (elmalılı muhammed hamdi yazır)
    Konu Sahibi SoLuS Forum Dini Hikayeler Ve Yazılar
    Cevap: 58
    Son Mesaj : 03.Nisan.2009, 20:15
  3. Kitap pazarında korsan istilası!
    Konu Sahibi SoLuS Forum Kitap Tanıtım Ve Eleştiri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 01.Nisan.2009, 09:53

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •