Toplam 8 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 8 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2

    Kars Mirbotan

    KARS

    Genel Bilgiler

    YÜZÖLÇÜMÜ: 10,043 km²
    NÜFUS: 327,056 (2000)

    İL TRAFİK NO: 36

    İLÇELER: Kars (merkez), Akyaka, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim, Susuz.



    KARS ADININ MENŞEİ

    Kars deyince akla, hamaset (yiğitlik) ve menkıbe diyarı gelir. Esasen ismi de menkıbeye dayanır. Kars adı milattan önce 130-127 tarihleri arasında Kafkas Dağları’nın kuzeyinden Dağıstan’dan gelerek bu havalide yerleşen Bulgar Türkleri’nin “Velentur” boyunun “Karsak oymağından” gelmektedir.

    Kaşgarlı Mahmut Kars kelimesi için: “deve veya koyun yününden yapılan elbise ve karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi” demektedir.

    Türkiye’ de bundan daha eski “Türkçe” isim taşıyan bir şehrimiz daha yoktur.

    Eski Türkçe’de “Karsak” karnının altı beyaz 75-80 cm. boyundaki çöl tilkisinin adıdır. Bu hayvanı totem edindiklerinden Kıpçaklar’ın “Karsak ” boyuna da bu ad verilmiştir.

    Buhara’lı Şeyh Süleyman da Kars’a; “Şal, kuşak, dokuma, belbağı, futa, miyanbet, karsak, tilki” demektedir.

    Batlamyus Kars’a; “Khorsa”, Strabom ise; “Khorzene” demektedir.

    Bir söylentiye göre de: Gürcü dilinde “Kapı kenti” anlamına gelen “Karis Kalaki”den gelmektedir.

    Türkistan’da bir su , Dağıstan’da bir köy, Bursa, Kahramanmaraş, Adana, Silifke, Tortum, Tercan, Afyon, Bolu ve Ankara’da birer köy; Ural Irmağı civarında bir göl, köy ve dağ; Makü Bölgesi’nde bir kışlak adıdır.

    Çıldır Gölü kuzeyinde ve ortasından devlet sınırı geçen Sodalı Göl’ün kuzeyindeki Karsak, Karzak Kasabası ile Karsak Gölü adları da Bulgar göçebelerinden kalmadır.

    İlk olarak 7. Asırda Gevond, Kars şehri adından bahsetmiştir.

    Britanya, Rusya ve Kanada’da birer kasabaya Kars adı verilmiştir.

    1941-1942 yıllarında Kars’ta yedek subay olarak görev yapan İsmail Kılıç KÖKTEN, bu dönemde ilimizde tarih öncesine ait araştırmalar yapmıştır. İ.Kılıç KÖKTEN’in yönetimindeki bu çalışmalar ile Kars bölgesi kültür tarihinin, komşu bölgelerde olduğu gibi Alt-Paleolitik Döneme değin uzandığı kanıtlanmıştır.

    Kars yöresinde avcı-toplayıcı Paleolitik Dönem insanlarından günümüze kalan buluntular yeryüzündeki en eski kültürlerden birisinin bu yörede olduğunu göstermektedir.

  2. #2
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    Paleolitik Dönem

    Alt Paleolitik Dönem : Bu döneme ait buluntuların ele geçtiği yöreler şunlardır: Susuz ilçesi, Cilavuz Dere düzlüklerinde ve Kars Platosu’nda, şölyen-aşölyen tipte işlenmiş ve Alt Paleolitik Döneme tarihlenen bir el baltası; Ağzıaçık (Azacık) Suyu’nun batısındaki düzlüklerde oval çevreli , iki yüzü çok güzel işlenmiş, ucundan biraz kırılmış bir başka aşölyen baltası, Ani çevresinde ele geçen bir el baltası; Yazılıkaya’nın yaklaşık 6 km. güneyinde, Tombultepe yamaçlarında püskürük kayalardan yapılmış, şölyen tipte el baltaları ve iri yongalar bulunmuştur.

    Orta Paleolitik Döneme ait ise, Borluk Vadisi’ne Musteryen tipte bir araç; Ağzıacık Suyu’nun batısında bazalttan yapılmış çok aşınmış Musteryen tipte bir uç; Yazılıkaya, Tombultepe'ye yakın Kurbanalan Mağarası’nda taş araç ve ocak yerlerine rastlanmıştır.

    Üst Paleolitik Dönem de avcılık ve toplayıcılık yöntemlerinde farklılaşma olduğu , araç-gereç yapımının geliştiği görülmüştür. Yine bu dönemde duvar resimleri de ortaya çıkmıştır. Camışlı Köyü’nün batısında, Aladağ'ın doğu yamaçlarındaki Yazılıkaya’da bazalt yapılı bir kayanın dik ve düzgün yüzünde biri büyük, biri küçük iki panoya rastlanmıştır. Büyük pano, yerden dört metre yükseklikte, yaklaşık 14 metre uzunlukta ve 3-4 metre genişliktedir. Küçük pano ise aynı duvarın doğu uzantısı üstündedir.

    Yazılıkaya panolarında hayvan ve insan figürleri vardır. Figürlerin çoğu dağ keçileri , geyikler, geyik yavruları ve eşeklerden oluşmaktadır. Bunlar o dönemdeki doğa koşullarının avcılık ve toplayıcılığa elverişli olduğunu ortaya koymaktadır.

    Yazılıkaya’nın yanısıra aynı yerde bulunan derinliği 11,5 m, iç genişliği 5,5 m, ağız genişliği 12,5 m olan ve güneye bakan Kurbanağa Mağarası araştırmalarında da yine Üst Paleolitik Döneme ait taş araç-gereçler bulunmuştur.

    Mezolitik Dönem: Paleolitik dönemi izleyen mezolitik dönem, mikrolit adı verilen minik araç-gereçlerle tanınmaktadır., Kars yöresinde de İ.Kılıç KÖKTEN’in Aras Vadisi’nde yaptığı araştırmalarda bu araçlardan ele geçmiştir. Bu ve diğer paleolitik buluntular Rusya topraklarında saptanan benzerleri ile karşılaştırıldığında, bölge yerleşme tarihinin komşu bölgelere koşut olarak , Paleolitik Dönemle başlayıp, Mezolitik Dönemde de devam ettiğini göstermektedir.

    Neolitik Dönem : Neolitik Dönemi Kars yöresinde gerçek anlamda bir yerleşme yeri değil, Akçakale Adası’ndaki taş anıtlar ve kaledeki duvar resimleri temsil etmektedir . Bu resimler, yöredeki neolitik dönem yaşantısına bir ölçüde açıklık getirdiği için önemlidir.

    Çıldır Gölü’ndeki Akçakale Adası’nda Dolma Tepe eteklerinde kaya anıtları bulunmuştur. Ada menhirler, dolmenler ve kromlekler ile doludur.

    Kılıç Kökten’e göre; bu taş anıtlar neolitik dönem tekniği ile yapılmıştır. Çok kaba taşlarla örtülü iç duvarlar , kaba ve büyük taşlarla örtülü damlar, Avrupa dolmenlerinin bazılarında görülen tekniği anımsatmaktadır. Avrupa kültürüne özgü olduğu kabul edilen bu tip taş anıtlar doğuda ilk kez Kars'ta rastlanmıştır. Anıtların ortasında açılan bir sondaj çukurunda , çok kaba, mat siyah renkli değişik biçimlerde çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.

    Yazılıkaya - Kurbanağa Mağarası’nın doğusunda , kale denilen tepede açılan bir sondaj çukurunda da üst katmanda farklı bir katman saptanmış ve bunun Son Neolitik Dönemden kalmış olabileceği öne sürülmüştür. Kaledeki duvar resimlerinin ise Son Neolitik Dönem yada İlk Tunç Çağı sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kalkolitik Dönem: Araç-gereç yapımında bakır kullanılmaya başlanmasıyla belirlenen kalkolitik dönemin Kars yöresindeki buluntu yeri Kağızman’ın güney kesiminde yer almaktadır. Mısır Dağı yerleşme yerinde, yapılan araştırmalarda, kalkolitik dönem özellikleri taşıyan buluntular ele geçmiştir. Bakır Çağı da denilen bu dönemin izlerine, Ani’de ve Azat Köyü’ndeki höyükte de rastlanmıştır.

    İlk Tunç Çağı : Bu dönem bakırla kalayın karıştırılmasıyla elde edilen tuncun, araç yapımında kullanılmaya başlanmasıyla ayırt edilen bir dönemdir. Bu dönem, Kars bölgesinde Yazılıkaya’nın dibinde açılan Küçük Deney Çukuru’nda ve Kurbanağa Mağarası yakınındaki sondajda ele geçen çanak çömleklerle ve aynı mağaranın doğusunda, Kale denilen, üstü düz yüksek tepedeki sondaj çukurunun buluntularıyla bilinmektedir.

    Kale mevkiindeki açmada, İlk Tunç Çağından kalma bir açkı taşı; el değirmeni taşları; bir çekiç; delinmiş , üstü çizgi-süslü hayvan parmak kemikleri; küçük bir taş hayvan; el yapımı çanak-çömlekler ve yapı kalıntıları olduğu düşünülen iri taş yıkıntıları bulunmuştur.

    Tüm bu araştırmalardan çıkan sonuç; Kars yöresinin Paleolitik Dönem’den başlayarak Orta Tunç Çağına değin kesintisiz bir kültür silsilesine mekan olduğudur.

    Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey’in amcasının oğlu Yabgu Hasan Bey 1048’de Ani üzerine saldırıda bulunarak Bizanslılara yenik düştü. Kendisi de bu savaşta şehit edildi. Tuğrul Bey bunun üzerine Azerbaycan Valisi İbrahim Yınal’ı Ani’ye gönderdi. Erzen ele geçirildi. Bizanslılar buna karşılık verdilerse de Türkler Bizanslıları yenerek Kars’tan Elazığ’a kadar olan bölgeye bir çok Türkmen aşiretlerini yerleştirdiler.

    Tuğrul Bey’in Anadolu’ya başlattığı seferler pek başarılı olamadı. Ancak Ani bölgesine düzenledikleri akınlarla Bizans sınırlarını zorladılar. Tuğrul Bey‘in ölümüyle yerine geçen Çağrı Bey’in oğlu Alparslan önce Türkmen Beyleri arasındaki birliği sağladı ve daha sonra. 1064 yılında Ani Kalesi’ni uzun bir mücadeleden sonra ele geçirdi. Alparslan Ani’nin güvenliği için Kars’ın Selçuklu topraklarına katılmasını istiyordu.

    Alparslan’ın 1064 yılındaki ''İlk Rum Seferi” ile alınan yerler bir daha Bizanslılar’ın eline geçmemiştir. Rumlar buralardan atılıp, merkezi Ani’de olan ve Selçuklulara bağlı Ani –Şeddadlılar hükümeti kurulmuştur ki; şimdiki Türkiye’nin yani Küçük Asya’daki Müslüman Türk Devleti’nin temelleri de bu yılda Alparslan’ın eliyle atılmıştır. 1064 yılı fetihleri, milli varlığımız ve dünya tarihi bakımından önemlidir. Alparslan ve oğlu Melikşah döneminde Kars ve civarı barış içinde bir dön yaşamıştır. Yalnız Melikşah’ın oğulları arasında taht için yapılan mücadele Kars yöresinde de düzensizliğin baş göstermesine neden oldu.

    Selçuklu tahtı için Muhammed Tapar, Berkyaruk ve Sencer çekişiyorlardı. Muhammed Tapar ile Berkyaruk 1103’te Ani yöresinde karşı karşıya geldiler. Tarihte “Divin Savaşı” diye anılan savaşta Muhammed Tapar yenildi. Kardeşler arasında yapılan anlaşmayla Kızılözen’in kuzeyi ile Musul ve Şam Muhammed Tapar’a; Horasan'la Maveraünnehir yöresi Sencer’e; Hemedan, İsfehan ve Bağdat Berkyaruk’a kaldı. Berkyaruk 1105 te ölünce bölgede yine karışıklıklar çıktı. Muhammed Tapar’ın egemenliğini tanıyan Ani Şeddadlıları Dilmaçoğulları’nın saldırısına uğradı . Dilmaçoğulları Divin üzerine yürüyüp, Divin’i ele geçirdiler . Ani şehrini koruyan Şeddatlılar ise Fadlun’un oğlu Mahmud’un emirliğini tanıdılar.

    Bir süre sonra Saltuklular Ani şehrine gelmiş fakat Gürcüler Saltukluları büyük bir bozguna uğratmıştır. Bunun üzerine Ani halkı, Fahrettin Saddad’ı ülkeden kovdu. Gürcü Kralı Dimitri’nin oğlu III.Giyorgi, yerli Ermeni halkı ile anlaşarak şehri ele geçirdi. Ani'nin Hıristiyanların eline geçmesiyle bölgedeki Müslüman beyler bir birlik oluşturdular . Fakat , şehir ele geçiremediler. Ani şehri 1164 yılına dek Gürcü egemenliğinde kaldı. Ancak , Ani şehri 1164’te tümüyle Selçuklular’ın eline geçti.

    Bu sırada Selçuklu Devleti yine karışıklıklar içinde idi. Sultan Gıyasseddin Mesud döneminde atabeyliğe yükselen Şemseddin Eldengiz, sultanın ağabeyi Tuğrul Bey’in dul eşi Narinç Hatun’la evlendi . Eldengiz, Selçukluların Azerbaycan Emiri Süleyman Şah’ı tahtından indirerek üvey oğlu Arslan Şah’ı emir ilan etti. Arslan Şah 1163’te Erzen , Ahlat , Erzurum emirliklerinin ordularını, Atabey Eldengiz komutasında Ani ve Divin üzerine gönderdi. Kral III.Giyorgi kesin bir yenilgiye uğrayarak, geri çekildi .

    1164’te yöre tümüyle Selçuklular’ın eline geçti. Atabey Eldengiz olası bir Gürcü saldırısına karşı kalenin sur ve burçlarını onarttı. Daha sonra İsfehan’a geri döndü. Bundan sonraki 10 yıl içinde Ani tümüyle onarılarak ekonomik yaşamı canlandıysa da, bu durum uzun sürmedi ve 1174’te III.Giyorgi’nin saldırısıyla yeniden Gürcülerin eline geçti. III.Giyorgi’nin yerine geçen kızı Tamara, Gürcistan’da güçlü bir askeri kuvvet oluşturdu. Bu kuvvetler 1200’de Ani’yi ele geçirerek Şeddadlılar yönetimine son verdiler. Ayrıca Güneydoğu Anadolu’ya dek inerek yayılmacılık siyasetini sürdürdüler.

    Gürcistan Başkomutanı Avak Sargis 1231’de Ani ve Kars’ın genel valisi oldu. 1239’da birkaç koldan gelen Moğollar kısa zamanda Tiflis dahil tüm Gürcistan'ı, Ani, Kars ve Sürmari’yi ele geçirdiler. Moğollar 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra, Anadolu Selçuklularını tümüyle kendilerine bağladılar. 1239-1355 yılları arasında 116 yıl boyunca Kars, Moğollar’ın yönetiminde kaldı. Bunun 1239-1256 arası Cengizli Valilere, 1256‘dan sonrası da İlhanlılar’a bağlı olarak geçmiştir. İlhanlı döneminde Kars ilinin merkezi sayılan Ani bazı vergilerden muaf tutulmuştur.

    1356’da Altınordu hükümdarı Canı Bey’in ( 1339 -1357) eline geçen Kars ve yöresinde 1380’de ise Karakoyunlular hakimiyet sağladı. 1387’de Timur'un ele geçirdiği Kars, vergi ödemek koşuluyla Firuz Tiri Baht’a teslim edildi ve Timur Türkistan’a geri döndü. Bu durumdan faydalanan Karakoyunlular bağımsızlıklarını ilan ettilerse de, 1394’de Timur Kars’ı tekrar ele geçirdi. Timur’un 1405’te ölümü ile Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf taht kavgasından yararlanarak Kars’ta tekrar hakimiyet sağladı. Böylece Kars ve yöresi, 1406 -1468 yılları arasında Karakoyunlu egemenliği altında kaldı. Kara Yusuf’un saltanatının son yıllarında ise Sahruh Azerbaycan’ı ele geçirdi. Karakoyunlular Sahruh’u geri çekilmeye zorladı. Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah , devleti 20 yıl bağımsız olarak yönetti. Bu süre içinde Ardahan , Posof ve Çoruh yöresiyle birlikte , İran’ın büyük bölümünü topraklarına katarak , Karakoyunlu Devleti’nin sınırlarını Umman Denizi’ne kadar genişletti.

    1453’te Akkoyunlu tahtına çıkan Uzun Hasan Karakoyunlularla, Osmanlıları ortadan kaldırmak amacıyla önce Karakoyunlulara saldırdı. Uzun savaşlardan sonra 1468’de tüm yöreyi ve bu arada Kars’ı ele geçirdiler. Daha sonra Osmanlı Devleti’ne de saldıran Uzun Hasan Otlukbeli’nde yenilerek (1473 ) güç kaybetti. Akkoyunlular kısa zamanda çöktüler ve Akkoyunlu Devleti’nin yerine Safevi Devleti kuruldu. Bu devletin egemenliği döneminde Kars ve yöresi büyük yıkım gördü.

    1514 Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’i yenilgiye uğratan Yavuz Sultan Selim Kars’ta konakladı. Ordudaki yorgunluk ve huzursuzluk sebebiyle, Doğu Anadolu’yu tam olarak egemenliğine alamadan İstanbul’a geri döndü.

    Kars ilinin milli mücadele tarihi, I.Dünya Savaşı öncesinden Cumhuriyet’e değin uzanan kesintisiz bir süreci yansıtmaktadır. 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl ilk çeyreğine değin ard arda Rus , Ermeni ve İngiliz işgallerine uğramıştır.

    Türkiye’nin I.Dünya Savaşı’na girmesi, Çarlığın 1 Kasım 1914’te Sarıkamış’ta, Pasım’da ve öteki Anadolu hudutlarında ileri saldırmasıyla başladı. 6 Kasımda başlayıp 6 gün süren Köprüköy Muharebesinde , Ruslar yenilince Rus Orduları Başkomutanı sayılan son Rus Çarı II.Nikola, 1914 Aralık ayı başlarında Kars’a geldi, Sarıkamış’a geçip askerlerine kendi eliyle madalyalar dağıtarak ordusunu cesaretlendirmeye çalıştı.

    I. Cihan Savaşı sırasında, Ruslar 1914 güzünde Kars’ta 150 Türk’ü sürgüne gönderdi. 1915 yılında Enver Paşa komutasındaki 3 Türk Kolordusu Sarıkamış’a ilerleyip bir koldan da Ardahan’a girdi. Keskin soğuklarda Türk ordusu bozguna uğratıldı.

    1915 Çanakkale Zaferinin sebebiyle müttefiklerinden yardım alamayan çarlık rejimi tarihe karıştı. Bunun ardından sürgündeki Karslılar geri döndü . Bolşevik yönetimi 3 Mart 1918 Brest-Litowsk Antlaşmasıyla Kars bölgesini Türkiye’ye vermeyi kabul etti. Bu anlaşmayı tanımayan ve başlarında, yıkılan çarlığın sadık subayları bulunan Taşnak Ermenileri Kars köylerinde katliam ve yağmalamalar yapıp, şehrin çarşı ve mahallelerini ateşe verdiler.

    25 Nisan 1918 günü Kars , kırk yıllık hasretten sonra, Türk Ordusu ve ay yıldızlı bayrağına kavuştu. Mart-Nisan 1918'de Ermeniler Kars ilinde çok vahşi usullerle katliam yaptılar. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle Türk ordusu, 1914 sınırı gerilerine çekilmeye mecbur kalınca Ermeni istilası tekrar başladı.

    Buna engel olmak isteyen Karslılar kendi güç ve imkanlarıyla ve Wilson Prensiplerine uygun olarak 5 Kasım 1918’de Milli İslam Şurası adı ile demokratik bir yerli hükümet kurdular. Batum, Artvin, Ahıska, Ahılkelek, Serdarabad ve Ordubad’a değin Nahçıvan Türkleri de Kars’taki bu yerli Hükümet’e katılarak sancak ve ilçe teşkilatını kurdular. Böylece, 1914 Türkiye sınırı kuzeydoğusundaki 36.000 km2'lik bölgenin yerli Türk Hükümetinin merkezi Kars oldu. Bu hükümet 18 Ocak 1919’da 131 temsilcinin katılımıyla gerçekleştirilen “Büyük Kongre” ile “Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti” adını aldı.

    Kars yöresindeki örgütlenmenin ilk günlerinde , İngilizler yöre halkının siyasal yönlü çalışmalarına bir ölçüde göz yumdular. Ne var ki siyasal örgütlenme çabalarının güçlenmesi ve merkezileşmesi, İngilizler’in yöredeki denetimini zayıflatmaya başlayınca işgalciler karışmama tutumunu bir yana bıraktılar. 1919’da Kars’a gelen İngiliz temsilcisi Pate, yerli yönetimi tanımayacaklarını bildirdi ve Arpaçay’ın doğusundaki Ermeniler’in Kars’a yerleştirilmelerini istedi. Bu durumdan cesaretlenen Gürcüler de Azgur, Ahıska ve Posof’u işgal ettiler. İngilizler Kars’taki Türk Hükümeti’ni dağıttıktan sonra yöreyi General Garganof ve Osibyan komutasındaki Ermenilerin denetimine bıraktılar.

    Böylece Kars ve yöresi işgalden kurtulduktan bir yıl sonra yeniden Gürcü ve Ermeni egemenliği altına girdi.

  3. #3
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    Paleolitik Dönem

    Alt Paleolitik Dönem : Bu döneme ait buluntuların ele geçtiği yöreler şunlardır: Susuz ilçesi, Cilavuz Dere düzlüklerinde ve Kars Platosu’nda, şölyen-aşölyen tipte işlenmiş ve Alt Paleolitik Döneme tarihlenen bir el baltası; Ağzıaçık (Azacık) Suyu’nun batısındaki düzlüklerde oval çevreli , iki yüzü çok güzel işlenmiş, ucundan biraz kırılmış bir başka aşölyen baltası, Ani çevresinde ele geçen bir el baltası; Yazılıkaya’nın yaklaşık 6 km. güneyinde, Tombultepe yamaçlarında püskürük kayalardan yapılmış, şölyen tipte el baltaları ve iri yongalar bulunmuştur.

    Orta Paleolitik Döneme ait ise, Borluk Vadisi’ne Musteryen tipte bir araç; Ağzıacık Suyu’nun batısında bazalttan yapılmış çok aşınmış Musteryen tipte bir uç; Yazılıkaya, Tombultepe'ye yakın Kurbanalan Mağarası’nda taş araç ve ocak yerlerine rastlanmıştır.

    Üst Paleolitik Dönem de avcılık ve toplayıcılık yöntemlerinde farklılaşma olduğu , araç-gereç yapımının geliştiği görülmüştür. Yine bu dönemde duvar resimleri de ortaya çıkmıştır. Camışlı Köyü’nün batısında, Aladağ'ın doğu yamaçlarındaki Yazılıkaya’da bazalt yapılı bir kayanın dik ve düzgün yüzünde biri büyük, biri küçük iki panoya rastlanmıştır. Büyük pano, yerden dört metre yükseklikte, yaklaşık 14 metre uzunlukta ve 3-4 metre genişliktedir. Küçük pano ise aynı duvarın doğu uzantısı üstündedir.

    Yazılıkaya panolarında hayvan ve insan figürleri vardır. Figürlerin çoğu dağ keçileri , geyikler, geyik yavruları ve eşeklerden oluşmaktadır. Bunlar o dönemdeki doğa koşullarının avcılık ve toplayıcılığa elverişli olduğunu ortaya koymaktadır.

    Yazılıkaya’nın yanısıra aynı yerde bulunan derinliği 11,5 m, iç genişliği 5,5 m, ağız genişliği 12,5 m olan ve güneye bakan Kurbanağa Mağarası araştırmalarında da yine Üst Paleolitik Döneme ait taş araç-gereçler bulunmuştur.

    Mezolitik Dönem: Paleolitik dönemi izleyen mezolitik dönem, mikrolit adı verilen minik araç-gereçlerle tanınmaktadır., Kars yöresinde de İ.Kılıç KÖKTEN’in Aras Vadisi’nde yaptığı araştırmalarda bu araçlardan ele geçmiştir. Bu ve diğer paleolitik buluntular Rusya topraklarında saptanan benzerleri ile karşılaştırıldığında, bölge yerleşme tarihinin komşu bölgelere koşut olarak , Paleolitik Dönemle başlayıp, Mezolitik Dönemde de devam ettiğini göstermektedir.

    Neolitik Dönem : Neolitik Dönemi Kars yöresinde gerçek anlamda bir yerleşme yeri değil, Akçakale Adası’ndaki taş anıtlar ve kaledeki duvar resimleri temsil etmektedir . Bu resimler, yöredeki neolitik dönem yaşantısına bir ölçüde açıklık getirdiği için önemlidir.

    Çıldır Gölü’ndeki Akçakale Adası’nda Dolma Tepe eteklerinde kaya anıtları bulunmuştur. Ada menhirler, dolmenler ve kromlekler ile doludur.

    Kılıç Kökten’e göre; bu taş anıtlar neolitik dönem tekniği ile yapılmıştır. Çok kaba taşlarla örtülü iç duvarlar , kaba ve büyük taşlarla örtülü damlar, Avrupa dolmenlerinin bazılarında görülen tekniği anımsatmaktadır. Avrupa kültürüne özgü olduğu kabul edilen bu tip taş anıtlar doğuda ilk kez Kars'ta rastlanmıştır. Anıtların ortasında açılan bir sondaj çukurunda , çok kaba, mat siyah renkli değişik biçimlerde çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.

    Yazılıkaya - Kurbanağa Mağarası’nın doğusunda , kale denilen tepede açılan bir sondaj çukurunda da üst katmanda farklı bir katman saptanmış ve bunun Son Neolitik Dönemden kalmış olabileceği öne sürülmüştür. Kaledeki duvar resimlerinin ise Son Neolitik Dönem yada İlk Tunç Çağı sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kalkolitik Dönem: Araç-gereç yapımında bakır kullanılmaya başlanmasıyla belirlenen kalkolitik dönemin Kars yöresindeki buluntu yeri Kağızman’ın güney kesiminde yer almaktadır. Mısır Dağı yerleşme yerinde, yapılan araştırmalarda, kalkolitik dönem özellikleri taşıyan buluntular ele geçmiştir. Bakır Çağı da denilen bu dönemin izlerine, Ani’de ve Azat Köyü’ndeki höyükte de rastlanmıştır.

    İlk Tunç Çağı : Bu dönem bakırla kalayın karıştırılmasıyla elde edilen tuncun, araç yapımında kullanılmaya başlanmasıyla ayırt edilen bir dönemdir. Bu dönem, Kars bölgesinde Yazılıkaya’nın dibinde açılan Küçük Deney Çukuru’nda ve Kurbanağa Mağarası yakınındaki sondajda ele geçen çanak çömleklerle ve aynı mağaranın doğusunda, Kale denilen, üstü düz yüksek tepedeki sondaj çukurunun buluntularıyla bilinmektedir.

    Kale mevkiindeki açmada, İlk Tunç Çağından kalma bir açkı taşı; el değirmeni taşları; bir çekiç; delinmiş , üstü çizgi-süslü hayvan parmak kemikleri; küçük bir taş hayvan; el yapımı çanak-çömlekler ve yapı kalıntıları olduğu düşünülen iri taş yıkıntıları bulunmuştur.

    Tüm bu araştırmalardan çıkan sonuç; Kars yöresinin Paleolitik Dönem’den başlayarak Orta Tunç Çağına değin kesintisiz bir kültür silsilesine mekan olduğudur.

    Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey’in amcasının oğlu Yabgu Hasan Bey 1048’de Ani üzerine saldırıda bulunarak Bizanslılara yenik düştü. Kendisi de bu savaşta şehit edildi. Tuğrul Bey bunun üzerine Azerbaycan Valisi İbrahim Yınal’ı Ani’ye gönderdi. Erzen ele geçirildi. Bizanslılar buna karşılık verdilerse de Türkler Bizanslıları yenerek Kars’tan Elazığ’a kadar olan bölgeye bir çok Türkmen aşiretlerini yerleştirdiler.

    Tuğrul Bey’in Anadolu’ya başlattığı seferler pek başarılı olamadı. Ancak Ani bölgesine düzenledikleri akınlarla Bizans sınırlarını zorladılar. Tuğrul Bey‘in ölümüyle yerine geçen Çağrı Bey’in oğlu Alparslan önce Türkmen Beyleri arasındaki birliği sağladı ve daha sonra. 1064 yılında Ani Kalesi’ni uzun bir mücadeleden sonra ele geçirdi. Alparslan Ani’nin güvenliği için Kars’ın Selçuklu topraklarına katılmasını istiyordu.

    Alparslan’ın 1064 yılındaki ''İlk Rum Seferi” ile alınan yerler bir daha Bizanslılar’ın eline geçmemiştir. Rumlar buralardan atılıp, merkezi Ani’de olan ve Selçuklulara bağlı Ani –Şeddadlılar hükümeti kurulmuştur ki; şimdiki Türkiye’nin yani Küçük Asya’daki Müslüman Türk Devleti’nin temelleri de bu yılda Alparslan’ın eliyle atılmıştır. 1064 yılı fetihleri, milli varlığımız ve dünya tarihi bakımından önemlidir. Alparslan ve oğlu Melikşah döneminde Kars ve civarı barış içinde bir dön yaşamıştır. Yalnız Melikşah’ın oğulları arasında taht için yapılan mücadele Kars yöresinde de düzensizliğin baş göstermesine neden oldu.

    Selçuklu tahtı için Muhammed Tapar, Berkyaruk ve Sencer çekişiyorlardı. Muhammed Tapar ile Berkyaruk 1103’te Ani yöresinde karşı karşıya geldiler. Tarihte “Divin Savaşı” diye anılan savaşta Muhammed Tapar yenildi. Kardeşler arasında yapılan anlaşmayla Kızılözen’in kuzeyi ile Musul ve Şam Muhammed Tapar’a; Horasan'la Maveraünnehir yöresi Sencer’e; Hemedan, İsfehan ve Bağdat Berkyaruk’a kaldı. Berkyaruk 1105 te ölünce bölgede yine karışıklıklar çıktı. Muhammed Tapar’ın egemenliğini tanıyan Ani Şeddadlıları Dilmaçoğulları’nın saldırısına uğradı . Dilmaçoğulları Divin üzerine yürüyüp, Divin’i ele geçirdiler . Ani şehrini koruyan Şeddatlılar ise Fadlun’un oğlu Mahmud’un emirliğini tanıdılar.

    Bir süre sonra Saltuklular Ani şehrine gelmiş fakat Gürcüler Saltukluları büyük bir bozguna uğratmıştır. Bunun üzerine Ani halkı, Fahrettin Saddad’ı ülkeden kovdu. Gürcü Kralı Dimitri’nin oğlu III.Giyorgi, yerli Ermeni halkı ile anlaşarak şehri ele geçirdi. Ani'nin Hıristiyanların eline geçmesiyle bölgedeki Müslüman beyler bir birlik oluşturdular . Fakat , şehir ele geçiremediler. Ani şehri 1164 yılına dek Gürcü egemenliğinde kaldı. Ancak , Ani şehri 1164’te tümüyle Selçuklular’ın eline geçti.

    Bu sırada Selçuklu Devleti yine karışıklıklar içinde idi. Sultan Gıyasseddin Mesud döneminde atabeyliğe yükselen Şemseddin Eldengiz, sultanın ağabeyi Tuğrul Bey’in dul eşi Narinç Hatun’la evlendi . Eldengiz, Selçukluların Azerbaycan Emiri Süleyman Şah’ı tahtından indirerek üvey oğlu Arslan Şah’ı emir ilan etti. Arslan Şah 1163’te Erzen , Ahlat , Erzurum emirliklerinin ordularını, Atabey Eldengiz komutasında Ani ve Divin üzerine gönderdi. Kral III.Giyorgi kesin bir yenilgiye uğrayarak, geri çekildi .

    1164’te yöre tümüyle Selçuklular’ın eline geçti. Atabey Eldengiz olası bir Gürcü saldırısına karşı kalenin sur ve burçlarını onarttı. Daha sonra İsfehan’a geri döndü. Bundan sonraki 10 yıl içinde Ani tümüyle onarılarak ekonomik yaşamı canlandıysa da, bu durum uzun sürmedi ve 1174’te III.Giyorgi’nin saldırısıyla yeniden Gürcülerin eline geçti. III.Giyorgi’nin yerine geçen kızı Tamara, Gürcistan’da güçlü bir askeri kuvvet oluşturdu. Bu kuvvetler 1200’de Ani’yi ele geçirerek Şeddadlılar yönetimine son verdiler. Ayrıca Güneydoğu Anadolu’ya dek inerek yayılmacılık siyasetini sürdürdüler.

    Gürcistan Başkomutanı Avak Sargis 1231’de Ani ve Kars’ın genel valisi oldu. 1239’da birkaç koldan gelen Moğollar kısa zamanda Tiflis dahil tüm Gürcistan'ı, Ani, Kars ve Sürmari’yi ele geçirdiler. Moğollar 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra, Anadolu Selçuklularını tümüyle kendilerine bağladılar. 1239-1355 yılları arasında 116 yıl boyunca Kars, Moğollar’ın yönetiminde kaldı. Bunun 1239-1256 arası Cengizli Valilere, 1256‘dan sonrası da İlhanlılar’a bağlı olarak geçmiştir. İlhanlı döneminde Kars ilinin merkezi sayılan Ani bazı vergilerden muaf tutulmuştur.

    1356’da Altınordu hükümdarı Canı Bey’in ( 1339 -1357) eline geçen Kars ve yöresinde 1380’de ise Karakoyunlular hakimiyet sağladı. 1387’de Timur'un ele geçirdiği Kars, vergi ödemek koşuluyla Firuz Tiri Baht’a teslim edildi ve Timur Türkistan’a geri döndü. Bu durumdan faydalanan Karakoyunlular bağımsızlıklarını ilan ettilerse de, 1394’de Timur Kars’ı tekrar ele geçirdi. Timur’un 1405’te ölümü ile Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf taht kavgasından yararlanarak Kars’ta tekrar hakimiyet sağladı. Böylece Kars ve yöresi, 1406 -1468 yılları arasında Karakoyunlu egemenliği altında kaldı. Kara Yusuf’un saltanatının son yıllarında ise Sahruh Azerbaycan’ı ele geçirdi. Karakoyunlular Sahruh’u geri çekilmeye zorladı. Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah , devleti 20 yıl bağımsız olarak yönetti. Bu süre içinde Ardahan , Posof ve Çoruh yöresiyle birlikte , İran’ın büyük bölümünü topraklarına katarak , Karakoyunlu Devleti’nin sınırlarını Umman Denizi’ne kadar genişletti.

    1453’te Akkoyunlu tahtına çıkan Uzun Hasan Karakoyunlularla, Osmanlıları ortadan kaldırmak amacıyla önce Karakoyunlulara saldırdı. Uzun savaşlardan sonra 1468’de tüm yöreyi ve bu arada Kars’ı ele geçirdiler. Daha sonra Osmanlı Devleti’ne de saldıran Uzun Hasan Otlukbeli’nde yenilerek (1473 ) güç kaybetti. Akkoyunlular kısa zamanda çöktüler ve Akkoyunlu Devleti’nin yerine Safevi Devleti kuruldu. Bu devletin egemenliği döneminde Kars ve yöresi büyük yıkım gördü.

    1514 Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’i yenilgiye uğratan Yavuz Sultan Selim Kars’ta konakladı. Ordudaki yorgunluk ve huzursuzluk sebebiyle, Doğu Anadolu’yu tam olarak egemenliğine alamadan İstanbul’a geri döndü.

    Kars ilinin milli mücadele tarihi, I.Dünya Savaşı öncesinden Cumhuriyet’e değin uzanan kesintisiz bir süreci yansıtmaktadır. 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl ilk çeyreğine değin ard arda Rus , Ermeni ve İngiliz işgallerine uğramıştır.

    Türkiye’nin I.Dünya Savaşı’na girmesi, Çarlığın 1 Kasım 1914’te Sarıkamış’ta, Pasım’da ve öteki Anadolu hudutlarında ileri saldırmasıyla başladı. 6 Kasımda başlayıp 6 gün süren Köprüköy Muharebesinde , Ruslar yenilince Rus Orduları Başkomutanı sayılan son Rus Çarı II.Nikola, 1914 Aralık ayı başlarında Kars’a geldi, Sarıkamış’a geçip askerlerine kendi eliyle madalyalar dağıtarak ordusunu cesaretlendirmeye çalıştı.

    I. Cihan Savaşı sırasında, Ruslar 1914 güzünde Kars’ta 150 Türk’ü sürgüne gönderdi. 1915 yılında Enver Paşa komutasındaki 3 Türk Kolordusu Sarıkamış’a ilerleyip bir koldan da Ardahan’a girdi. Keskin soğuklarda Türk ordusu bozguna uğratıldı.

    1915 Çanakkale Zaferinin sebebiyle müttefiklerinden yardım alamayan çarlık rejimi tarihe karıştı. Bunun ardından sürgündeki Karslılar geri döndü . Bolşevik yönetimi 3 Mart 1918 Brest-Litowsk Antlaşmasıyla Kars bölgesini Türkiye’ye vermeyi kabul etti. Bu anlaşmayı tanımayan ve başlarında, yıkılan çarlığın sadık subayları bulunan Taşnak Ermenileri Kars köylerinde katliam ve yağmalamalar yapıp, şehrin çarşı ve mahallelerini ateşe verdiler.

    25 Nisan 1918 günü Kars , kırk yıllık hasretten sonra, Türk Ordusu ve ay yıldızlı bayrağına kavuştu. Mart-Nisan 1918'de Ermeniler Kars ilinde çok vahşi usullerle katliam yaptılar. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle Türk ordusu, 1914 sınırı gerilerine çekilmeye mecbur kalınca Ermeni istilası tekrar başladı.

    Buna engel olmak isteyen Karslılar kendi güç ve imkanlarıyla ve Wilson Prensiplerine uygun olarak 5 Kasım 1918’de Milli İslam Şurası adı ile demokratik bir yerli hükümet kurdular. Batum, Artvin, Ahıska, Ahılkelek, Serdarabad ve Ordubad’a değin Nahçıvan Türkleri de Kars’taki bu yerli Hükümet’e katılarak sancak ve ilçe teşkilatını kurdular. Böylece, 1914 Türkiye sınırı kuzeydoğusundaki 36.000 km2'lik bölgenin yerli Türk Hükümetinin merkezi Kars oldu. Bu hükümet 18 Ocak 1919’da 131 temsilcinin katılımıyla gerçekleştirilen “Büyük Kongre” ile “Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti” adını aldı.

    Kars yöresindeki örgütlenmenin ilk günlerinde , İngilizler yöre halkının siyasal yönlü çalışmalarına bir ölçüde göz yumdular. Ne var ki siyasal örgütlenme çabalarının güçlenmesi ve merkezileşmesi, İngilizler’in yöredeki denetimini zayıflatmaya başlayınca işgalciler karışmama tutumunu bir yana bıraktılar. 1919’da Kars’a gelen İngiliz temsilcisi Pate, yerli yönetimi tanımayacaklarını bildirdi ve Arpaçay’ın doğusundaki Ermeniler’in Kars’a yerleştirilmelerini istedi. Bu durumdan cesaretlenen Gürcüler de Azgur, Ahıska ve Posof’u işgal ettiler. İngilizler Kars’taki Türk Hükümeti’ni dağıttıktan sonra yöreyi General Garganof ve Osibyan komutasındaki Ermenilerin denetimine bıraktılar.

    Böylece Kars ve yöresi işgalden kurtulduktan bir yıl sonra yeniden Gürcü ve Ermeni egemenliği altına girdi.

  4. #4
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    KARS İLİ COĞRAFİ YAPI

    İKLİM

    Kars Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk bölgesinde yer alır. İlde 'Doğu Anadolu yüksek yayla iklimi' görülür. Kars’ta kışları uzun ve sert, yazları ılımlı hatta serince geçen bir iklim vardır. Burası Türkiye’de soğukların en bariz olduğu ve uzun sürdüğü yerlerdendir. Bu durumun temel nedenleri; yüksek dağ sıralarıyla denizlerin ılımanlaştırıcı etkisinden ayrılması, yüksekliğin fazla olması, Kış mevsiminde Büyük Asya Kara Kütlesi üzerinde yerleşen soğuk ve ağır hava kütlesi (Sibirya yüksek basınç merkezi) nin buraya kadar sokulmasıdır.

    Bütün bu faktörler Kars ikliminin temel karakterini belirler . Kars yöresi iklimi üzerinde etkili olan başlıca iklim elemanları; sıcaklık, basınç ve rüzgar, nem ve yağıştır.

    Sıcaklık

    Merkez ilçede yapılan ölçümlere göre yıllık sıcaklık ortalaması 6.30 C dir. İl genelinde kış dönemi Ekim ayı ortalarında başlamakta ve Mayıs ayının ortalarına kadar sürmektedir. Merkez ilçede aylık ortalama sıcaklık Ocak ayında en düşük düzeye düşer. Bu ayın sıcaklık ortalaması -11,6 0 C dir. Kars’ta en soğuk geçen aylar Aralık ve Ocak, en sıcak geçen aylar ise Temmuz ve Ağustos’ dur. Sıcaklık ortalaması yaz aylarında bile 17 0 C nin biraz üstüne çıkmaktadır. Yıl içerisinde donlu gün sayısı 160’ı bulur. Kışın sıcaklığın –40 0 C nin altına düştüğü dahi görülmektedir. Erken başlayan kış geç biter. Kısa bir ilkbahardan sonra gecelerin serin fakat gündüzlerin 30 0 C nin üzerine çıkabildiği bir yaz mevsimi gelir. Bu mevsimden sonra kısa bir sonbahar yaşanır. İlde ilkbahar ve sonbahar gibi ara mevsimler hemen hemen yok gibidir. Kars’ta en yüksek sıcaklık Temmuz ayında 34,80 C olarak, en düşük sıcaklık ise Ocak ayında -39,60 C olarak gerçekleşmiştir.

    Basınç ve Rüzgarlar

    Kars ili genellikle basınç bakımından kışın Sibirya üzerinden gelen yüksek basıncın, yazın ise Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerindeki alçak basınç sisteminin etkisi altındadır. Sekiz senelik basınç ortalaması 820,1 milibar, en düşük basınç 800 milibar , en yüksek basınç ise 833,8 milibardır.

    Ortalama rüzgar hızının 2,0 mlsn olduğu Kars’ta egemen rüzgar yönü, yıl içinde toplam 2559 kez esen güneybatıdır(Lodos). Bunu kuzeydoğudan esen Poyraz ve güneyden esen Kıble rüzgarları izlemektedir. Merkez ilçede en hızlı rüzgar saniyede 35,7 m hızla esen batı ve kuzeybatıdır. Üçüncü sırada ise kuzeyden esen Karayel gelmektedir.

    Nem ve Yağış

    Kars’ta 32 senelik değerlere göre senelik ortalama nem %67 olup, kış aylarında nemin %100 olduğu dahi görülmüştür. Nem oran yazın ise nadiren %2’ ye kadar düşer.

    Bütün mevsimlerde bulutluluk oranı fazladır. 35 senelik ortalama değerlere göre bir yıl içerisinde 71 gün açık, 214 gün bulutlu, 80 gün ise kapalıdır. 35 yıllık gözlemlere göre toplam bulutluluk süresi 10 üzerinden 5,1'dir.

    Kars’ta egemen olan yüksek basınç alanı ilin fazla yağış almasına engel olur. Kars’ta kış aylarının oldukça düşük sıcaklıkta geçmesine karşın Kars’ın bu dönemde az yağış alması bu nedene dayanmaktadır. Bu arada bölge alanının bozuk yapısı ilin aldığı yağışları da etkiler. Zira ilde görülen yağışlar hava kütlelerinin yer kabartılarına ve daha çok dağlara çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır. Çok kısa süren ilkbahar ve yaz aylarında ise bölgede oraj (sele yol açan yağış hareketi) ile birlikte konvektif yağışlar da oluşmaktadır. Merkez ilçede yıllık yağış ortalaması 527,7 mm'dir. Merkez ilçeye en az yağış Aralık ve Ocak aylarında , en çok yağış ise Mayıs ve Haziran aylarında düşmektedir. Yağışların mevsimlere göre dağılışı incelendiğinde hemen hemen kurak mevsim yoktur.

    İl genelinde en fazla yağış ilkbahar aylarında görülmektedir. Yağışın aylara göre dağılışı Ocak ayında 27,4, Şubatta 30,0, Martta 29,8, Nisanda 44,7 , Mayısta 89,8, Haziranda 78,9, Temmuzda 56,5, Ağustosta 46,2, Eylülde 31,4, Ekimde 39,8, Kasımda 50,7, Aralıkta 23,9 mm’dir. 38 senelik ortalamalara göre senenin 43 günü yağışlı geçer. Yılın ??? günü karla kaplıdır. Şimdiye kadar kaydedilen en yüksek kar kalınlığı 120 cm’dir. Senenin yaklaşık 181 günü donlu geçer. Kış ayları genellikle sislidir. İlkbahar ve sonbahar aylarının ise 5-6 günü sisli geçer. 38 senelik değerlere göre yıllık sis ortalaması 30 gündür.

    Kars İlinde karasal iklim görüldüğünden gece soğuma nedeniyle kırağı olayı sık sık görülür ve Eylül ayından Haziran ayına kadar devam eder. Aynı nedenlerden dolayı çiğ olayı da sık görülür.
    Ortalama nem oranı
    54 yıllık gözlemlere göre Kars’ta ortalama nem oranı % 70 dir. En nemli aylar Kasım ve Aralık aylarıdır. Kasım ayında %76 olan nem, en az nemli ay olan Eylül'de % 61'dir. Bu rakamlara bakarak Kars'ın nemli bir il olduğu söylenebilir.

  5. #5
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    BİTKİÖRTÜSÜ

    Kars’ın doğal bitki örtüsü yükselti ve iklim özelliklerine göre şekillenmiştir. Doğu Anadolu’nun kuzeyine yerleşmiş bulunan bu yüksek plato, aslında doğal orman alanı içerisindedir. Doğal orman sınırlarının oluşmasında birinci derecede rol oynayan nemlilik oranı ilde Doğu Anadolu ‘nun diğer bölümlerine göre daha yüksektir. Nemlilik oranına bağlı olarak ormanların doğal alt sınırı yükselmektedir. Orman alt sınırı Kars’ta 1800-1900 m’den başlamaktadır.

    Kars yöresinin diğer bir özelliği de bitki örtüsünün doğal üst sınırı çok yükseklere çıkabilmesidir. Bölgede ormanlar 2800 m’ye kadar çıkabilmektedir. Yurdun bir başka yerinde ormanların bu kadar yükseklere çıktığı görülmemektedir.

    Bugün Kars ilinin büyük bir bölümü ormanlardan yoksun bulunmaktadır. Asırlardır süren olumsuz insan etkileri sonucu, iklim ve yükselti nedeniyle zaten fazla zengin olmayan doğal bitki örtüsü yer yer bütünüyle ortadan kalkmıştır. Yine de Sarıkamış ve çevresinde yoğun sarıçam ormanları görülmektedir. Kağızman çevresinde soğuk kışlara uyum sağlamış meşelere de rastlanılmaktadır.

    İlde dağların zirvelerine yakın kesimlerinde yer alan bodur algin bitki toplulukların kapladıkları alanları saymazsak, kalan kesimler soğuk bozkır kapsamına girer. Soğuk bozkır alanlarında kar 5-6 ay sürekli olarak toprağı örter. Erime ancak Nisan ortalarından itibaren başlar ve yavaş yavaş Mayıs ortalarına, bazı kesimlerde ise Haziran sonlarına kadar sürer. Kar örtüsünün altında kalan çayır bitkileri karın erimesiyle birlikte hızlı bir gelişme içerisine girer. Kısa zamanda her taraf çayır ve otlaklarla kaplanır. Bu çayır ve otlaklar ise hayvancılık açısından önemli bir imkan sağlamaktadır

  6. #6
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    YER ŞEKİLLERİ

    İl alanında, aşınmış yuvarlak tepecikler ve sönük biçimler yaygındır. Volkanlardan çıkan lav ve küllerin çevreye yayılması sonucunda geniş yaylalar ve ovalar durumunu almıştır. Dik yamaçlara ve çıplak kayalıklara sadece vadi içlerinde rastlanılabilir.

    Platolar

    Akarsu vadileri boyunca sıralanan ovaların arasında yer alan Kars Platoları, Kars şehrinin % 51’ini oluşturmaktadır. Çok geniş ve dalgalı olan platoların bazı kesimlerinde küçük düzlükler ve çöküntü gölleri bulunur. Kars Platoları, Sarıkamış’ın hemen güneyinden başlayarak, doğuda Arpaçay vadisine, kuzeyde Başgedikler düzlüğüne dek uzanır. Platonun Sarıkamış’ın güney ve doğusuna düşen kesimleri ormanlarla kaplıdır. Basa dön

    Kars Platoları, Aras Vadisi’ne doğru alçalır. Plato doğuya ve kuzeydoğuya doğru genişler ve yükselti hızla artar. Kars platolarının genel yükseltisi 1500-2000 m. arasındadır. Kalın bir toprak tabakası ve volkanik tüflerle kaplıdır.

    Düzenli bir sıra oluşturan Allahuekber ve Yalnızçam Dağları ile Kısır Dağı, Kel Dağ ve Akbaba Dağı’nın dorukları dışında kalan kesimlerde, çeşitli yükseltilerdeki platolar uzanmaktadır. Çöküntü olanlarının tabanlarında ve akarsu vadilerinde yer alan plato düzlükleri genellikle geniş otlaklarla kaplıdır. Bu bölge “Erzurum-Kars Yaylası” adı ile anılır. Bu yayla, yüksek ve hafif dalgalı alanların biraraya gelmesi ile oluşmuştur.

    Ovalar

    Türkiye’de yüksek ovalara en ilginç ve en güzel örnek olarak Kars’taki ovalardır. Arpa ve buğday yetiştirilen ovalarda, son yıllarda sulamanın da ön plana çıkması ile şeker pancarı da önemli ürünler arasına girmiştir.

    Kars ovası Allahuekber Dağları ile Sarıkamış-Kars Platosu arasındaki doğuya doğru açılan büyük çöküntü oluğunda yer alır. Yükselti ve topografya nedeni ile Kars Ovası’nda arpa ve buğday dışında tarım ürünleri pek yetişmez. Bunda sulamanın yetersizliği de önemli bir etkendir. Kars Ovası’nın yüzölçümü 2500 m2 olup, bu alan ile Doğu Anadolu bölgesinin en geniş ovasıdır. Ova il yüzölçümünün %19'unu oluşturmaktadır. Basa dön

    Dağlar

    İl toprakları yüksek dağlarla kuşatılmış ve genelde batı-doğu doğrultusunda uzanan akarsularla derin biçimde yarılmış geniş bir plato niteliğindedir. Kuzey kısımlarını Kabak, Kısır ve Akbaba dağları engebelendirir. Doğu kesimini engebelendiren Dumanlı Dağı (2699 m) ildeki başlıca yükseltiler arasındadır. Güney kesimlerini ise Karasu – Aras Dağlarının uzantıları teşkil eder. İl topraklarının orta kesimi Erzurum – Kars platolarının doğu kesimini kapsar. Bu dalgalı düzlüklerin yükseltisi 2000 – 2200 m’ yi bulduğundan çevredeki dağlar pek yüksek görülmez. Ova denilebilecek düzlüklere yalnızca Kağızman yöresindeki Aras Irmağı vadisinde rastlanılır.

    Doğu Anadolu’nun diğer yörelerine göre yer şekilleri az çok farklılıklar gösterir. En sönük şekilli yöresi burasıdır. Çıkan lavlar ve küller etrafa yayılarak çukur yerleri doldurmuş, böylece yer şekillerinin sade bir görünüm kazanmasını sağlamıştır. Bu nedenle Kars yöresi geniş ve sade şekilli hatta tek tür görünüşlü yaylalar ve ovalar halinde serilir. Kars yöresi her yerden ziyade ovaları, yaylaları hatta dağların tepesine kadar olan yerleri bile kalın bir toprak örtüsüyle kaplıdır. Bütün bu özellikleri yanında önemli dağları şunlardır: Sarıkamış’ın güneyinde Çamyazı’ya doğru uzanan Süphan Dağı(2909 m)-en yüksek noktasına Ziyaret Tepesi denir-, Allahuekber Dağları üzerindeki Allahuekber Tepesi (3120 m), Kars ovasının yakınlarında uzanan Ağadeveler Dağı (2423 m), Hacıhalil Dağı (2366 m), bu dağın kuzeyinde yer alan ve Kars şehrinin içme suyunun karşılandığı Borluk Dağı (2450 m), Arpaçay vadisinin güney kesimlerindeki Tarhan Dağı (2617 m), Çıldır Gölü yakınlarındaki Kısır Dağı ki, bu dağın yüksek kesimleri iki çataldır. Bunun Kars’a bakan kısmına Hacı Galo Dağı (2944 m), Çıldır'a bakan kesimine Zuzan Dağı (3197 m) denir. Bunların yanında, Kars’ın kuzeydoğusunda Yağlıca Dağı (2970 m), Sarıkamış’ın güneyinde ise Aladağ (3134 m) yer alır.İl alanında, aşınmış yuvarlak tepecikler ve sönük biçimler yaygındır. Volkanlardan çıkan lav ve küllerin çevreye yayılması sonucunda geniş yaylalar ve ovalar durumunu almıştır. Dik yamaçlara ve çıplak kayalıklara sadece vadi içlerinde rastlanılabilir

  7. #7
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    GÖLLER VE BARAJLAR

    Kars ilindi irili ufaklı çok sayıda göl mevcuttur. Çıldır, Karzak, Aygır ve Çenklice Gölleri belli başlılardır. Bu göllerin dışında Erhan gölü, Turna gölü, Çenekci gölü, Kuyucuk gölü kaydadeğer göllerimizdendir. Bu doğal göllerin yanında tek yapay göl ise Arpaçay Baraj Gölüdür.

    İlimizde Çıldır Barajı, Arpaçay Barajı, Bayburt Barajı olmak üzere 3 önemli baraj mevcuttur. Bunlardan Arpaçay ve Çıldır barajları hem enerji hem de sulama, Bayburt barajı ise sadece sulama imkanı sağlamaktadır.

    Çıldır Gölü

    Bu göl ilimizin kuzeydoğusunda alır. Bir kısmı Ardahan ili sınırlarında bulunan gölün güney kesimleri Kars ilinin toprakları içerisindedir. Denizden 1957 m yükseklikte bulunan ve 120 km2 ile Van gölünden sonra Doğu Anadolu'nun en büyük ikinci gölü olan Çıldır Gölünün suları tatlıdır. En derin yeri 22 m’yi bulur. Çevresinde bir çok yaban kuşları barınan gölde civarındaki halka gelir getiren sazan ve alabalık bulunur. Gölün fazla suları Cara deresiyle Kars Çayına karışır.

    Aygır Gölü

    Kars-Göle yolu üzerinde 4 Km2 'lik alana sahip, küçük bir cav setti gölüdür. En derin yeri 30 m olan gölün suları tatlıdır. Susuz ilçesinin batısında yer alan bu göl, çevresindeeriyen kar suları ve dibindeki kaynaklarla beslenir. Bu göle kışın donan sularının ilkbaharda erimesi sırasında göl içerisindeki havanın geri tepmesi ile çıkan ve at kişnemesine benzer bir sesten dolayı Aygır gölü adı verilmiştir.

    Deniz (Çengilli) Gölü

    Aladağ’ın Kağızman ilçesine bakan yamaçlarında yer alır. Dipten beslenen ve suları tatlı olan göl içerisinde bol miktarda balık bulunur.

    Turna Gölü

    Kağızman’a bağlı Kötek bucağının Kuzeydoğusundaki volkanik alanda yer alan gölün alanı 2 km2'den biraz fazladır. Kabaca daire biçiminde olan göl, çevresini saran tepelere doğru bir takım girintiler yapar. Kıyıları çimenlerle kaplı olan Turna Gölü bu tepelerden inen kar suları ve dibinden kaynayan pınarlarla beslenir. Orta kesimlerine doğru oldukça derinleşen ve suları tatlı olan gölde balık yoktur.

    AKARSULAR

    Kars ili toprakları bütünüyle Hazar Denizi ana havzasında yer alır. İl topraklarından çıkan suların büyük bir bölümü Aras ırmağı aracılığı ile Hazar denizine gider. İlin en önemli akarsuları Aras ırmağı ile Arpaçay ve Kars Çayıdır.

    Aras Nehri

    Bingöl’den kaynağını alıp,yukarı Pasinde sağdan ve soldan gelen birçok dereler katılarak Pasin suyu adıyla Çobanköprüsünden sonra aşağı Pasin’e girince Aras (Araz) diye anılan bu ırmak Kars ilinde Zivin suyu ile Kötek- Bayam suyunu soldan ve Şahyolu dağlarından gelen dereleri de sağdan alarak Arpaçay ile birleştikten sonra çok büyümüş olarak sürmeli çukuruna girer. Iğdır önünde saniyede Nisan’da 180- 200, Mayıs’da 140, Haziran’da 50, Temmuz ve Ağustos aylarında 20-25 metreküp su akıtır. Hazar denizine dökülmeden önce Aras Arpaçayını soldan; Balıklı gölden çıkıp Beyazıt ovasından gelen Sarısuyu sağdan alıp Nahcıvan ve Alınca çaylarını, soldan Kötürheydan gelen Kızılçayı, Behreşan boğazından gelen suyu dağdan alarak Karaboğaya geçer. Kura (Kür) nehrine kavuşur. Aras ırmağı Kars ilinde donmadan akan yegane sudur. Bunlardan başka Karasu, Kağan çayı, Acı çay ve Digor çayı önemli akarsulardır.

    Arpaçay

    Çıldır gölü doğusundaki Bingöllerdeki Hozu ile kızılkilise sularının beslediği Arpa gölünden çıkar. Soldan üç küçük kol aldıktan sonra güneye dönüp Dedekorkut kitaplarında anılan Cızıgların güneyinden gelen suyu da alıp, Gümrünün 4 Km batı yanından geçer. Elegez’den gelen suların birleştiği Karakilise çayını soldan alarak büyüdükten sonra Başşuragel altında Kars çayı ile birleşir. Bundan sonra Başgedikler çevresinde derin yataktan akarak meşhur Ani şehrini Güney- Doğu ve güneyden çevirerek Digor’dan gelen Karabağ suyunu da sağdan alıp,Tekelibağ önünde Aras nehrine katılır.

    Kars Çayı

    Allahuekber sıradağlarının soğanlıdağ yolundaki Yaycı ve Kırkpınar yaylalarından kaynağını alan Sarıkamış suyu ile Kızılçubuk suyu Çatak köyü önünde birleştikten sonra Selim ilçesi altında en uzun yaylacıktan gelen dereleri de alarak Kireçhane boğazından Kars’a girer. İlkbahar ile bol yağmurlu zamanlarda şehrin doğusundaki Kurtkale düzeyinden gelen Darboğaz suyunun şehrin ortasındaki iki arktan alarak Taşköprüden itibaren 8 Km kadar süren Kaleboğazı ve Dereiçi kalesi boğazından geçer. Bundan sonra Kars Çayı Berdik deresi ile Cilavuz (Susuz) suyunu alır ve Ağcalar köyü altında yeniden derin boğaza girer. Karaurgan köyü suyunu soldan aldıktan sonra Şahnalar köyü üçüncü boğazdan yani Camışlı boğazından Güneydoğuya dönerek Akyaka ilçesinin Aslanhane köyü altından Arpaçayına kavuşur.

  8. #8
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,677
    Konular
    13517
    Aldığı Beğeni
    26
    Verdiği Beğeni
    2
    İÇMELER VE KAPLICALAR

    Kars ili şifalı sular bakımından zengindir. Ancak ildeki bu değerlerden yeteri kadar yararlanılmamaktadır. Kars’taki şifalı suların çoğunda tesis bulunmamaktadır. Bu kaynaklar arasında Kağızman'daki Kötek kaplıcaları, Aktaş ve Kızıltaş kaplıcaları ve Akyaka kaplıcaları önde gelmektedir.

    Sarıkamış'taki Karaurganlı İçmesi, konaklama yerleri ve içmeleri bulunan şifalı bir kaynaktır. Made suyu özellikle mide rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Susuz’daki çermik ise romaztizmal hastalıklara iyi gelmektedir. Akyaka kaplıcaları ise bakımsızlıktan dolayı kullanılamamaktadır.

    Akyaka Kaplıcaları

    Bölgenin tek kullanılan kaplıcası olan Akyaka kaplıcaları Akyaka yerleşim merkezinin yaklaşık 1 km. doğusunda yer almaktadır. Havuzların açıkhava havuzu olması nedeniyle ancak yaz aylarında kullanılmaktadır.

    Susuz Kaplıcaları

    İlçe merkezinin 2 km. yakınında dere içerisinde, üzeri açık bulunmaktadır. Suyu sıcaktır.

    Kağızman Kaplıcaları

    Kars – Kağızman yolu üzerinde, il merkezine 65 km. uzaklıkta morpet boğazındaki içme suyu, hazımsızlığı çok iyi gelmektedir. Ayrıca Kötek kapalı kaplıcaları da cilt hastalıkları ile romatizmal ağrılarda etkili olup, suyu oldukça sıcaktır.

    Selim Dölbentli Köyü Kaplıcası ( Balıklı Göl )

    Bu kaplıca Selim ilçesinin Dölbentli köyünde bulunmaktadır. Halk arasında bu kaplıcada yaşayan balıkların sayıları sınırlı olup, artmamaktadır. Ayrıca bu balıkların sırtlarındaki yara izlerinden şehit oldukları söylenmektedir. Başka sularda yaşayamadıkları ve avlanmalarının halk arasında günah olduğu söylenmektedir. Kaplıca suyunun başta romatizma olmak üzere çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •