Bir köşe yazısından öğrendim ki, bir cips markası, ürün paketlerinin içine, üzerinde "aşk mı yoksa para mı?" yazan bir kupon yerleştirmiş. Tüketicilerden beklenen, iki şıktan birini seçip Turkcell'e mesaj yoluyla bildirmeleriymiş. Ve bu kampanyaya yaklaşık 1.5 milyon kişi katılmış...
Bu bilgiyi veren makale söz konusu reklam kampanyasının ekonomik getirisinden söz ediyor, ama benim ilgimi çeken nokta başka: Belli ki kampanyayı organize edenler, insanın mutlu olabilmesinin, aşk veya parayla — veya her ikisiyle birden — sağlanabileceğine inanmışlar. Kampanyaya katılan 1.5 milyon insan da belli ki bu "inanca" katılmış. Muhtemelen hiç birinin aklına, insanı mutlu edebilecek başka bir şey gelmemiş...
Oysa, daha önce "Nasıl Mutlu Olunmaz?" başlıklı yazımda da değindiğim gibi, ne "aşk" ne de para insanı mutlu edemeyebilir, hatta çoğunlukla da edemez. Bu bir yargı değil, modern toplumlarda kolaylıkla gözlemlenebilen, hatta istatistiğe dökülmüş bir gerçektir. Her iki sözde "mutluluk aracı"na da bol miktarda ulaşan ünlü film yıldızlarının veya pop starların çoğunlukla renkli ama bir o kadar da depresif bir yaşam sürdükleri bilinir. Modern toplumun o denli yükselmeseler bile yine de kendi alanlarında "başarılı" insanlarının çoğu da aslında mutlu değildir. Veya mutlu olurlar, ama mutlulukları zamanla sönmeye başlar. Elde ettiklerini yitirme endişesi zaten hiç bir zaman peşlerini bırakmaz. Bunun üzerine bir de onları mutlu eden unsurların monotonlaşması ve giderek daha az tatmin edici hale gelmesi eklenir.
Bu önemli meseleleri halen üzerinde çalıştığım Beyaz Türklerin Afyonu isimli kitapta ele almayı planlıyorum. Ama şimdilik "aşk mı, para mı?" sorusunu soran ve bu sorunun zihniyet dünyasını paylaşanlara bir tavsiyede bulunmakta yarar var: Çözümü yanlış yerde arıyorlar. Doğru yerde aramanın ilk adımı ise, "aşk mı, para mı?" sorusu içine sıkıştırılmış dar ve yüzeysel dünya görüşünden kurtulmak, yaşamın daha derin anlamları ve amaçları olabileceğine ihtimal vermektir. Sonra bu ihtimalleri biraz araştırmaktır.
Bu araştırmayı yaparken de önyargıları bir kenara bırakmak gerekir. Çünkü insana mutlak ve daimi mutluluğu verecek kaynak, daha önceden hiç hesaba katmadığı, "sıkıcı" bulup bir kenara attığı, sadece "yaşlıların" ilgi alanına girer sandığı, hatta "gericilik" diye damgalayıp kötülediği kavramlar olabilir.
Nitekim tarih boyunca pek çok insan mutluluğu o kavramlarda bulmuştur. Bakın, Kuran'da "Zebur" olarak isimlendirilen Mezmurlar'ın hemen başında şöyle yazıyor:

Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez,
Günahkârların yolunda durmaz,
Alaycıların arasında oturmaz.
Ancak zevkini RAB'bin Yasası'ndan alır Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.
Burada kast edilen "zevk", ne "aşk"ta ne de parada bulunamayacak, dahası hem "aşksız" hem de parasız insanların da bulabileceği bir şey. Ama ona cips reklamlarında veya Turkcell mesajlarında rastlamak mümkün değil. Biraz daha derine inmek gerekiyor...