Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    -GuLé- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    ***4326;***9829;***4326;AsKuM_RuKéN***4326;***9829;***4326;
    Üyelik tarihi
    01.Şubat.2009
    Mesajlar
    954
    Konular
    313
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S)

    HAYATI

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S), miladi 1942 yılında Mardin ilinin merkezine bağlı Konaklı köyünde doğdu. Seyyid Muhammed Raşid (K.S)’ in halifelerinden olan Seyda Muhammed Konyevi (K.S) şu an hayatta olup Konya sivil havaalanı civarında bulunan Reyhani köyünde insanlara Allah-u Zülcelal’ ın emir ve nehylerini anlatmak suretiyle insanların dünya da ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmaktadır. Sevenleri arasında Seyda namıyla tanınmıştır.

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S), anne tarafından Hz. Ömer (R.A)’in soyundandır.

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S) bir çok alimden ilim tahsil ederek en son Gavs-ı Bilvanisi (K.S)’ nin halifelerinden Abdussamed-i Ferhendi (K.S)’ nin yanına geldi. Onun yanında bir yıl kaldıktan sonra zahiri ilimlerden icazet aldı. Daha sonra Allahu Zülcelal, Abdussamed-i Ferhendi (K.S), onu güzel ahlakından dolayı kızıyla evlendirdi. Bundan sonra bir süre kendi köyünde imamlık yaptı.

    O sıralarda Gavs-ı Bilvanisi (K.S) vefat etmiş ve oğlu Seyyid Muhammed Raşid (K.S), insanlara Allah-u Zülcelal’ in emir ve nehylerini anlatmak suretiyle irşada başlamıştı. Seyda Muhammed Konyevi (K.S), Seyyid Muhammed Raşid (K.S)’ nin daveti üzerine, kayınpederi Abdussamed-i Ferhendi (K.S) ile birlikte menzil köyüne geldi. Yirmi üç yıl Seyyid Muhammed Raşid (K.S)’ nin yanında kaldı ve hizmetinde bulundu.

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S), Seyyid Muhammed Raşid (K.S)’ nin vefatından sonra bir yıla yakın teberrüken Menzil’ de kaldı. Daha sonra Seyyid Muhammed Raşid (K.S)’ nin işareti üzerine Konya’ ya hicret etti. Halen Konya’ da insanlara Allah-u Zülcelal’ in emir ve nehylerini anlatmak suretiyle onların dünyada ve ahirette saadete kavuşmalarına vesile olmaktadır.


    ESERLERİ
    MUHAMMED KONYEVI (K.S) KÜLLİYATI

    "Dost doğru kitaplar..." Sloganıyla yayın hayatına devam eden Reyhani Yayınları'ndan ilim ve kültür hayatımıza önemli bir katkı...

    Geleneksel ilmi ve manevi hayatımızı, çağdaş ihtiyaçlara göre yeniden yorumlayan büyük alim ve ariflerden S. Muhammed Konyevi Hz.nin eserleri, sade ve anlaşılır bir üslupla okuyucularıyla buluşuyor.

    Dinimizin orjinal kaynaklarından yola çıkarak, Ehl-i Sünnet alimlerinin izinde gitmek...

    Kalbini dünyevi arzulardan Allah'ın rızasına çevirmek...

    Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimizin güzel ahlakını ve manevi mirasını paylaşmak...

    Dosdoğru yol'da Rabbine doğru yürüyen, samimi bir mümin olmak isteyenler için...

    Gerçek bir rehber...



    BAZI HİKMETLİ SÖZLERİ

    1-"Ben dünyada yaşadığım sürece, daima Allah-u Zülcelal' in rahmetinden bahsedeceğim. Ümit ediyorum ki, Allah-u Zülcelal mahşer gününde bizlere, İnş-u Teala rahmeti ile muamele edecektir."
    2-"Allah-u Zülcelal, nefsin istek ve arzularını yaratmış bir tarafa koymuştur. Bunun karşısına da rızasını koymuştur. Bunun için de: "Kullarım benim rızamı mı seçecek, yoksa nefsinin arzularını mı seçecek?" diye imtihan etmektedir."
    3-"Akılsız insan odur ki, yaşadığı süre içinde, ahiret mutluluğunu düşünmeden, kendi ateşini kendi eliyle tutuşturur. Ne yazık ki insan Allah-u Zülcelal' den o kadar gafildir ki, arkasında cehennem olduğunu bildiği halde, gülmeye devam eder. Halbuki tek kurtuluş yolu, çok ağlamak ve daima Allah-u Zülcelal' e yalvarmaktadır."
    4-"Kim ki hayata nefsinin isteklerinin gözüyle bakarsa, daha dünyada iken kendi cehennem ateşini yakmış demektir. Onun için insan hata ve günahlar üzerinde konaklamadan kendisini Allah-u Zülcelal' e yöneltmelidir."
    5-"Allah-u Zülcelal bu kadar şevkat ve merhamet sahibidir. O' na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımızı affetmek O' nun yanında hiçbirşey değildir. Ne olur bizde kendimizi, O' nun merhametine layık hale getirelim. O' nun rahmetine müstehak olabilmek için de Allah-u Zülcelal' e çok yalvarmak ve tevbe etmek lazımdır."
    6-"İnsanın, Allah dostlarının, ilmiyle amel eden alimlerin cemaatinde bulunmaya gayret etmesi, onlara yakın olmaya çalışması, onların sohbetlerine devam etmesi lazımdır. Bunlardan daha faydalı bir şey yoktur."
    7-"Bu dünyada biraz olsun düşünmeyip, önümüze her geleni yaparsak, kıyamet gününde perişan oluruz. Tabii ki o gün pişmanlık günüdür. Ama oradaki pişmanlığın kimseye faydası dokunmayacaktır."
    8-"Cüneyd-i Bağdadi (K.S)' nin dediği gibi, tasavvuf ehli, içine hertürlü pislik atıldığı halde ondan hep güzel şeyler çıkan toprak gibi olmalıdır. Tasavvuf ehli bulut gibi olmalıdır ki, herkesi gölgelendirsin. Tasavvuf ehli yağmur gibi olmalıdır ki, herkes ondan istifade etsin."
    9-"Ey İnsan! Eğer gerçekten Allah-u Zülcelal' in sevgisine talib isen, o zaman henüz vakit varken elinde olan fırsatları değerlendir. Ve sende Allah-u Zülcelal' in sevdiği kullarının arasına girmeye gayret et, yoksa bu fırsat elinden kaçacak ve pişmanlık sana fayda vermeyecek. "
    10-"Mü'min iman ve maneviyat bakımından kuvvetli olmazsa, nefsin arzu ve isteklerinden kendisini kurtarıp manevi olarak tedavi olmazsa, şeytana karşı mücadele ve harb edemez."
    11- "Allah-u Zülcelal'in merhameti olmazsa, hiçbir mahlukat kendisini kurtaramaz. Onun için Allah-u Zülcelal'in merhametinden bahsetmek, daima O'nun merhametine sığınmak ve O'na yalvarmak lazımdır."

    12- "Kim Allah-u Zülcelal'in koyduğu kural ve kaideye karşı gelirse, cehennemde azab bulacak, kim de O'na itaat ederse, ondan razı olup cennetine koyacaktır. Demek ki insanoğlunun tek çaresi, Allah-u Zülcelal'e hakiki bir kul olmaktır."

    13- "İnsan devamlı zikir ve sohbet meclisine gittiği zaman, günahkar da olsa Allah-u Zülcelal'in af ve mağfiretine mazhar olur."

    14- "İnsanın başına ne gelirse, nefsinin şerrinden ve dünya keyf-ü sefasından gelir. Dünya ve içindeki keyf-ü sefa başımıza bela olmuştur. Onun için Allah-u Zülcelal'in kuvvet ve rahmetine sığınalım. Çünkü bundan başka çaremiz yoktur. O'nun ibadetinden ve zikrinden geri kalmayalım."

    15- "Eğer insan, Allah-u Zülcelal'in kudret ve azametini layıkı ile bilseydi, bülbülün güle aşık olduğu gibi, Allah-u Zülcelal'e aşık olurdu ve her nereye giderse gitsin, daima O'ndan bahsederdi."

    16- "İnsanın önünde cennet ya da cehennem vardır. Herkes hazırlığını hangisine gitmek istiyorsa ona göre yapmalıdır."

    17- Seyda-i Konyevi (Kuddise Sirruh), bir defasında sevenlerine şöyle bir nasihatte bulundu; "Ey kardeşlerim! Kendime ve sizlere tavsiyem şudur; bu dünyaya bir defa geldik. Öldükten sonra bir daha gelmeyeceğiz. Zaman azdır. Bütün azalarımızı seferber yapmak suretiyle, yani Allah-u Zülcelal azalarımızı, hangi işi yaparak rızasını kazanmak için yaratmışsa onları o işte kullanarak, Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışalım.

    18- Kıyamet gününü sanki bugün olacakmış gibi bilmemiz gerekir. Bakın bizden öncekiler gittiler. Biz de nöbetimizi bekliyoruz ve bizim nöbetimiz de bir gün bitecektir.

    19- Bizler, Allah-u Zülcelâl'in ayetlerinden gafil olmamalıyız. Allah-u Zülcelâl çok şefkat ve merhamet sahibidir. O, kıyamet gününde bizleri azabı ile azablandırmayı istemiyor. Daima bizleri ayet-i kerimelerle ikaz ediyor. Bizim de bu durumdan gafil olmamamız gerekir.

    20- Yaşadığımız zamanın, nasıl bir zaman olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu günah bataklığının içinde Allah-u Zülcelâl'e yalvarmak ve O'ndan imdat istemek lâzımdır. Dua, Allah-u Zülcelâl'in yanında çok makbuldur. Ben böyle inanıyorum ki; Biz Allah-u Zülcelâl'e samimi olarak yalvarırsak, istediğimizi bize verecektir. Çünkü her şey O'nun emrindedir.
    21-Allah-u Zülcelâl'in rızası ve muhabbeti, insanın çok kıymeti ve her an kaybolabilecek bir cevheridir. İnsanın daima onu araması lâzımdır. İnsan bunu aramadığı zaman kesinlikle bulamaz.

    22- İnsan günah işlerken, onu kimse görmese dahi, o, Allah-u Zülcelâl'in yanında sabittir. Allah-u Zülcelâl, bazı günahlar sebebiyle insanı dünyadan imansız olarak ayırabilir. Onun için, insanın, kendini bütün günahlardan muhafaza etmesi gerekir.

    23- Şunu unutmamamız lâzımdır ki bu dünya hayatı gelip geçicidir. Çok kısa bir zamandır. Ahiret ise ebedü'l-ebeddir. Onun için Allah-u Zülcelâl'in emir ve nehiylerini unutmayalım. Allah-u Zülcelâl'in bizlere emrettiklerinden vazgeçmeyelim.

    24- Bir kimsenin işlediği amel-i salih, Allah-u Zülcelâl'e hiç bir menfaat vermediği gibi, insanın işlemiş olduğu günah da Allah-u Zülcelâl'e hiçbir zarar veremez. Madem ki biz, dünyada nefsimizi o kadar çok seviyoruz, o halde neden onu ahiret azabına müstehak ediyoruz!

    25- Şeytan, nefis ve dünya, yırtıcı hayvanların karanlık bir gecede insana hücum ettiği gibi, bizlere hücum ediyor. Eğer bizler, bunları gözümüzle görmezsek, o zaman bizi helak edeceklerdir. Buradaki gözün görmesinden maksad; kalben ve ruhen düşünüp, tefekkür etmektir.

    26- O halde mü'mine gerek olan, Allah'u Zülcelâl'in azabından emin olmamak ve rahmetinden ümit kesmemektir. Yine bazı evliyalar buyururlar ki; Mü'min daima ölümü hatırlamalı, ölümü göz önünde tutup unutmamalıdır. Bütün lezzetleri makas gibi kesen ölümdür.

    27- Eğer tövbesiz olarak, gafletle dünyadan ayrılıp ahirete gidersek, halimiz çok perişan olur. Onun için tek çaremiz; Allah-u Zülcelâl'in merhamet kapısına varmak, tövbe etmek ve devamlı olarak ağlamaktır. Çünkü ağlamak insanı, cehennem ateşinden muhafaza edecek bir durumdur. Hz.Peygamber (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Herhangibir kimsenin gözünden, Allah'ın korkusundan dolayı bir sineğin başı kadar yaş aksa, o da yüzündeki herhangi bir yere değse, o yaşın değdiği yere cehennem ateşi değmez”

    28- Aklı güzel kullanmak için, daima dini sohbetlere gidilmeli ve o sohbetlerde Allah'u Zülcelal'in kelamına, Hz. Peygamber (S.A.V) 'in hadis-i şeriflerine ve büyük zatların menkıbelerine yer verilmelidir.

    29- Hz. Peygamber (S.A.V) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Mü'minler birlerine karşı sevgi ve muhabbette, adeta bir vücut gibidirler. Nasıl vücudun bir organı rahatsız olduğunda, diğer bütün organlar rahatsız oluyorsa, öyle rahatsız olurlar. Onu tedavi etmek için hep beraber uğraşırlar”

    30- Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek, birbirinden ayırt etmek için bizden önceki seleflerin, Ashab-ı Kiram'ın hal ve hareketlerini öğrenmemiz lazımdır. Bunları öğrendiğimiz zaman, hem kendi noksanlığımız, hem de diğer mü’min kardeşlerimizin noksanları meydana çıkar.
    31-Bizden öncekilere bakıp ibret almamız gerekiyor. Onlar da aynen bizim gibi dünyada kaldılar. Belki bizden daha zengin oldular ve belki de bizden de daha uzun yaşadılar. Fakat bak gittiler, onlardan kimse kalmadı geriye...

    32-Yağan karın, suda eridiği gibi, günahlar da zikirle eriyeceklerdir.Kar sıcak suyun içine girdiği zaman nasıl erirse, günahlar da "La ilahe illalah" zikri içinde erirler, yok olurlar.

    33- "İnsan her hangi bir şey yaptığı zaman; Allah için olup olmadığını, Allah'u Zülcelâl onun o yaptığı şeyden razı mıdır, değil midir, Allah'ın onda muhabbeti var mıdır, yok mudur, diye düşünecek."

    34- "Ben doğruyum" demekle doğru olunmaz. Doğruluk ancak, ayet ve hadislerin ışığı altında istikamet üzere olmakla olur.

    35-Bu zamanımızda, insanlar günahlar içindedir. Ne kadar bu günahları işlemese de, devamlı olarak gıybet yapmak, dünyadan konuşmak suretiyle kişi kendisini o günahın içine sürüklüyor. Yapılan günahların kefareti, günahlardan sakınmanın çaresi, salihlerin sohbetlerine, zikir meclislerine devam etmektir.

    36- İnsanoğlunun hali, balığın hali gibi olması lazımdır. Nasıl ki balık sudan çıkmayı istemiyor ise, insan da Allah ve Resulünün sohbetinin yapıldığı, Allah’u Zülcelal zikrinin yapıldığı yerlerde, Allah ve Resulünün muhabbetine vesile olan yerlerden ayrılmak istememelidir.

    37-Her mü'mini Allah’u Zülcelal’in taatından uzaklaştırmak için, binlerce Şeytan musallat oluyor. Kimi namazdan alıkoymak, kimi haram işletmek, kimi vesvese vermek, kimi de istikametten çıkarmak vs. için çaba harcıyor, gayret gösteriyor. Çünkü Şeytan'ın zürriyyeti çoktur. Çarşıda pazarda yalan dolanla insanı saptırmak, mallarının satılması için kusurlarını gizletmek, insanları aldatmakla ilgili vesvese verir. Şeytan bizim düşmanımızdır. Bizim de onu kendimize düşman kabul etmemiz lazımdır.

    38- Dünya fitnesine uğramış nice insanlar vardır ki cesetleri kokmuş vaziyette kıyıda köşede bekliyor.

    39-Bir ibadet halis olduğu zaman, Allah'u Zülcelâl insanın vucuduna, ruhuna, bir burhan, bir delil, bir kuvvet nasip ediyor.

    40- Amel yapmakta gevşekliğe düştüğümüz zaman: "Böyle gidersem ben helak olurum, Allah’u Zülcelal bu dünyaya bunlar için mi göndermiş beni, ben ne yapıyorum. Ahirete ne götüreceğim!" diye düşünmeliyiz.
    40- Amel yapmakta gevşekliğe düştüğümüz zaman: "Böyle gidersem ben helak olurum, Allah’u Zülcelal bu dünyaya bunlar için mi göndermiş beni, ben ne yapıyorum. Ahirete ne götüreceğim!" diye düşünmeliyiz.

    41- Yalnız dikkat edin, hepimiz tecrübe etmişiz ve siz de tecrübe ederseniz göreceksiniz ki nefis insana; "Bu iş olmaz, dağ iğneyle bitmez. Bu zikri yapamazsın. Kendini doğru bir insan yapamazsın, sen hidayete eremiyorsun" diyerek sahte engeller çıkartıyor. İnsan görevlerini yapmazsa ne yapacak; hep boş işlerle uğraşacak.

    42- İnsan hata yaptığında: "Ya Rabbi, ben pişman oldum, ve yahutta boşu boşuna vaktim geçti, hiç bir şey yapamadım, ne dünya ne ahiret, vaktimi hep boşa geçirdim. "Estağfirullah" Ya Rabbi ben pişman oldum, Ya Rabbi bana kuvvet ver" demelidir.

    43- Nasıl olur da, insan, Allah’u Zülcelal’e itaat etmez. O Allah öyle bir Allah'tır ki; bütün dünyayı, kıyameti, kabri ve cenneti kudret elinde tutmaktadır.

    44-Bugün kaçırılan fırsatın pişmanlığı kefene sarıldıktan, toprağın altına girdikten sonra fayda vermez.

    45- Evliya varsa mutlaka onu seveceksin. Sevmediğin zaman sen iyi değilsin demektir. Bunu böyle bilmemiz lazım.

    46- Dünya; öyle bir aldatma ile bizi gaflete sürüklüyor ki; şöyle yapacağım, böyle yapacağım, yarın şunu yapacağım, öbür ay bunu yapacağım diyerek, devamlı bizi oyalıyor, tâ kabre girinceye kadarda oyalayacak.

    47-Mü'min kardeşlerimizin üzerimizdeki diğer bir hakkı da; fiilen yardıma muhtaç olduğunu görünce, onun istemesine gerek kalmadan yardımına koşmak ve kendi işini sonraya bırakmaktır.

    48- Şunu iyice bilmeliyiz ki, bu kadar âlim ve salih kimselerin tasavvuf ve tasavvufun kural ve kaideleri hakkında kitaplar yazmaları, bunları savunmak için değil; insanı Allah-u Zülcelal'in rızasına götüren bu yola bilmeden veya bilerek düşmanlık eden kötülemeye çalışan kimselerin içinde bulundukları bu büyük yanlıştan dönmeleri içindir.

    49- Allah için birbirini, sevmek ve O’nun yolunda dost olmak ve Allah için buğz etmek en üstün ahlaklardandır. Allah için sevmek, Allah-u Zülcelal’i sevmenin meyvesidir.

    50-Bir şeyi seven onu çok anar. Demek ki Allah-u Zülcelal’i sevmenin alameti, O’nun zikrini sevmek, kelamı olan Kur’an’ı sevmek, peygamberini, veli kullarını ve O’na nisbet edilen her şeyi sevmektir.
    51-Dünyaya ait şeyleri sevmekten kurtulmanın çaresi, bu güzel şeylerin hakikatte güzel olmadıklarını, güzel oldukları kabul edilse bile fani ve geçici oldukları için sevgiye değmediklerini ve üstelik onları sevenlerin dinine ve ahiretine çok zarar verdiklerini düşünmektir.

    52- Allah sevgisinin alametlerinden birisi de kalbi dünya malından çekip, tamamen Allah-u Zülcelal’e vermek ve nefsin bütün kötü arzularına karşı hakkı tercih ederek Allah-u Zülcelal’e yönelmektir.

    53-“Sevginin alameti, sevdiğinin isteğini kendi isteğine tercih etmektir. Allah-u Zülcelal heveslerden sakınmayı istediğine göre, O’nu sevmenin alameti heveslerden sakınmaktır.”

    54-Allah'u Zülcelal'e karşı ibadet yapmak ve O'nu razı etmeye çalışmak insanın yanında çok kıymetli olmalıdır.

    55-Ben kesin olarak bir daha günah işlemeyeceğim dediğimiz zaman, Allah'u Zülcelal tövbemizi kabul eder. Bütün günahlarımızı affedip sevaba çevirir. Ama yaptığımız tövbe samimi olmalıdır. Ne zaman şeytan ve nefse mağlup olup günah işlersek yine hemen Allah'u Zülcelal'e dönüp tövbe etmemiz lazımdır.

    56- İnsan, zikir yapan kimselerle oturmalıdır. Çünkü onlar daima Allah'u Zülcelal ile beraberdirler. Zikir yapanlarla oturduğumuz zaman, onların üzerine gelen Allah'u Zülcelal'in rahmetinden bizde istifade ederiz. Rahmet bizim üzerimize de gelir.

    57-Gıybet yaptığımız zaman tüm sevaplarımızı gıybetini yaptığımız insanlara dağıtmış oluruz. Peki bu helak olmak değildir de nedir?

    58-İbadet etmek Allah'u Zülcelal'in yanında çok kıymetli olduğu gibi yasak ettiği şeylerden sakınıp uzak durmakta o nisbette kıymetlidir. Çünkü Allah'u Zülcelal kendisine karşı ibadet yapılmasını nasıl sevmekte ise; yasak ettiği işlerede o derece buğz edip, onu işleyen kimselere karşı da gazaplanmaktadır.

    59- Bunu hepimizin çok iyi bilmesi lazımdır ki, insanın merakı neyin üzerine olursa, Allah'u Zülcelal sekarat (ölüm anında) esnasında ona bu merakını verir.Onun için insan kalbinde, daima Allah'u Zülcelal'in rızası ve ahiretin merakı olmalıdır.

    60-Daima dünya ile meşgul olduğumuz için gaflete düşüyoruz. Onun için ara sıra kendi halimizi biraz düşünüp günahlardan muhafaza olmak ve ameli salih yapmak için nefsimize hitapta bulunmamız ve onu ikrah etmemiz (zorlamak) lazımdır
    61-İnsan daima, Allah'u Zülcelal'i razı etmek için niyetli olmalıdır. "Yarabbi! Ölmeden önce seni razı etme niyetim vardır. Bu niyeti bende sabit kıl. Ve razı olacağın ameli salihi bana nasibet" diye niyet etmek lazımdır.

    62-kalb ile Allah'u Zülcelal'in zikri yapılmadığı zaman, muhakkak şeytan kalbe musallat olacak ve onun sahibi de daima günahların içerisinde dolaşacaktır.

    63- Allah'u Zülcelal bizi islam dinine girmekle şeref lendirmiştir. Bu İslam nimetine şükretmeyi terketmek sekarat esnasında ve kıyamet günü ebedi olarak cehenneme girme-mize, imanımızın elimizden alınmasına sebep olabilir. Onun için daima; “Yarabbi! Bana İslam dinini nasip ettiğin için sana sonsuz hamd-ü senalar olsun” diye Allah'u Zülcelal'e şükretmemiz lazımdır.

    64- Zahiri olarak bir düşmanın, elindeki silaha mermi koyup sizi vurmak için karşınızda dursa, ona karşı herhangi bir tedbir almayacak mısınız? İşte şeytanın da insana karşı olan düşmanlığı böyledir.

    65- İnsan Allah'u Zülcelal ile arasını düzeltirse, Allah'u Zülcelal'de onunla diğer insanların arasını düzeltecektir.

    66- Halbuki gıybet yapan kişinin hali, elinde bulunan mallarını müsrifane bir şekilde etrafa dağıtan kimsenin hali gibidir. O da gıybet yaparak binbir zorluklarla kazandığı sevaplarını gıybetini yaptığı insanlara dağıtmaktadır.

    67- İşte şimdi nefsimizin üzerine hangi amel ağır geliyorsa, o amel kıyamet gününde mizanda sevap tarafını öyle ağırlaştıracak. Günah tarafın ise hafif olacaktır. Ve bu ameller bizi cenneti alaya müstehak edecektir. Ruhumuz çıksada nefsimize zor gelen amelleri yapmamız lazımdır. Çünkü bu ruh, bir gün nasıl olsa çıkacaktır.

    68-Daima Allah'u Zülcelal'den, bizden razı olacağı sebepleri halleri istememiz lazımdır. Çünkü hazine Onun elindedir. Bu haller O'ndan istediğimiz zaman, cömerttir, hazinelerinden bize verecektir.

    69-İnsan ibadetin üzerinde iken cennettedir, günah işlediği esnada da cehennemdedir. Öyle ise günah işlediğimiz esnada ölürsek, kendimizi çok büyük bir tehlikeye atmış oluruz. Ben günah işleyeyim sonra tövbe ederim dediğimiz zaman, Allah'u Zülcelal yapacağımız o tövbeyi de kabul etmez.

    70- "Daima, tövbe edeyim de, belki Allah'u Zülcelal bana hakiki samimi tövbeyi nasib eder, yine tövbe edeyim, yine tövbe edeyim, diyerek tövbeden geri kalmamamız, tövbenin üzerinde olmamız lazımdır."
    71-Esasen insan ibadetini sadece Allah'u Zülcelal'in zatı için O'nun aşkı ve muhabbeti için yapmalıdır. Kendi nefsimizin azaba uğramasından korktuğumuz veya cennet nimetlerine müstehak olmak için değil de, Allah'u Zülcelal ibadet edilmeye layık olduğu için ibadet yapmamız lazımdır.

    72- biz nefsimizin takati miktarınca O'nun ibadetini yapalım. Samimi olarak bu ibadeti yapmaya çalıştığımız zaman eğer yapamazsak dahi Allah'u Zülcelal inşa o yaptığımız eksik olarak veya isteyip te yapamadığımız ibadeti kabul edecektir.

    73-Allah'u Zülcelal'e karşı yalvarıp, tövbe etmeliyiz, hatta ibadetlerimizden dahi Allah'u Zülcelal'e sığınalım. Çünkü ne kadar güzel yaparsak yapalım yinede yaptığımız ameller O'nun Kudret ve azametine , layık değildir, eksiktir.

    74-Allah'u Zülcelal kullarının kendisine karşı daima, fakir, zillet içinde görüp, kendisini de kudret ve azamet sahibi olarak görüp bilmesini ister. Bu hal çok kolay olmasına rağmen altında nice menfaatler gizlidir.

    75-İnsan şöyle düşünürse yabancı kadına bakmaz. Kendi gözü daha yabancı kadına varmadan, Allah'u Zülcelal'in gözünün kendisi üzerinde olduğunu yakinen bilip idrak etmelidir.Daha o kadına bakmadan, Allah'u Zülcelal beni görüyor, diye itikad etmelidir. Eğer insan böyle bilirse, kolay kolay yabancı kadına bakmaz.

    76-Eğer Allah'u Zülcelal'i kudret ve azamet sahibi bilirsek, herşeyi yapabileceğini, hatta dilerse bizden imanımızı alarak ebed ül-ebed cehennemde yakabilir diye bilirsek kolay kolay günaha düşmeyiz.

    77- İnsanın bu dünyada yabancı kadınlara şehvetle bakması, zaman zaman Allah'u Zülcelal'in haram kılmasına rağmen zina yapması veya buna benzer şehvet içeren günahları işleyip cehenneme gitmesi çok büyük bir akılsızlıktır. Halbuki insan şehvetini cennete bıraktığı zaman büyük bir karın ve şerefin sahibi olacaktır.

    78- İnsan, yaptığı ameli, mücahedeyi ve kuvvetini kendi nefsinden bilmemelidir. Herhangi bir amel yaptığında, kendisine bir hal geldiğinde bunu Allah'u Zülcelal'in minneti, nimeti, fadlı keremi ve vergisi olarak bilmelidir. Böyle olduğu zaman Allah'u Zülcelal bize sahip çıkar.

    79-Allah'u Zülcelal bizi kendi huzuruna kulluk vazifesini yapmış olarak görmek istiyor. Onun için kendimizi daima onun karşısında kul olarak grömemiz ve vazifelerimizi yerine getirmeye gayret göstermemiz lazımdır.

    80-Ben dünyada bulunduğum müddetçe, daima Allah'u Zülcelal'in merhametinden bahsedeceğim. Hem bana hem de diğer mü'min kardeşlerime merhamet etmesi için hep O'nun merhametini anlatacağım.
    81- Allah'u Zülcelal şedid-ül ikab'dır. Azabı da çok ve şiddetlidir. Ama ben O'nun merhametinden sözedeceğim. İnşau Teala, O'nun merhametinden bahsetiğimiz için de kıyamet gününde bize merhamet edecektir.

    82-İnsan dünyada daima kâr ve zararın arasındadır. Yaşadığı sürece ya kâr yapar ya da zarar yapar. Nasıl dünya ticaretimizde zarar etmemek için üzerinde titizlikle duruyorsak ahiretimiz içinde aynı titizliği daha fazla göstermemiz lazımdır.

    83-Allah'u Zülcelal bizlere birçok nimetler vermiştir. Bazı zamanlarda sofralarımızda on çeşit nimet bulunduğu oluyor. İnsan bu nimetleri yiyip o nefs ve ruh ile ibadette yapmazsa, nefs insanı çok tehlikeli yerlere götürür.

    84- İnsan, İlla Allah'u Zülcelal'in rızasına meraklı olması lazımdır. Eğer meraklı olursa, ibadetlerinden geri kaldığı zaman, büyük bir pişmanlığın içine girer ve; "Bu gün Allah'u Zülcelal'e layıkı ile ibadet yapamadım. Yarın inşa biraz daha fazla yapayım; öbür gün biraz daha fazla yapayım" diye bir gayret içinde olur.

    85-Bir mü'min kardeşlerimizden birine sinirlenip buğz ettiğimiz zaman; "Bu kişi benim mü'min kardeşimdir. Ona buğz etmemem lazımdır" diyerek o buğzu hilim ve muhabbetle defetmemiz gerekir

    86- "Acaba ben Allah'u Zülcelal'i nasıl razı edebilirim." Düşüncesi, merakı aklımızda olmalıdır. Bizim merakımız ve düşüncemiz bu olduğu zaman, Allah'u Zülcelal'e gitmekten aciz kalsak bile o bize rahmetiyle yardım edecektir inşa!

    87- Eğer insan, Allah'u Zülcelal 'e karşı kendisini biraz muhafaza ederse, Allah'u Zülcelal'de o kimseye rahmet hazinelerinin kapılarını açar.

    88- Dünya geçicidir. İnsan öldükten sonra dünyanın musibeti, sıkıntısı, eziyeti yani ona azap veren ne varsa biter. Oysa ahiret bakidir. Ahiretin eziyeti de sefasıda ebedül ebeddir hiç bitmez.

    89- Birbirimize nasihatte bulunmak; emri bil maruf ve nehy-i anil münker yapmak, yani; Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara anlatmak vahyin bereketidir.

    90- İnsanın günahı o kadar pis kokar ki eğer günahların kokusunu insanlar alabilseydi, o kokudan ölürlerdi.
    91- Mümin kardeşimize yardımcı olduğumuz zaman bu davranışımız Allah'u Zülecelal'in çok hoşuna gider ve bir kişi bir kişiye dua ettiği zaman, bütün meleklerine âmin deyin, diye emreder.

    92- Her şeyin olması Allah'ın kudretindedir. İster Peygamber olsun, ister melek olsun, ister evliya olsun hiç kimse tek başına, Allah'ın izni olmadan bir şey yapamaz.

    93- İnsan malını sever ve malını Allah rızası için verirse Allah'u Zülcelal kıyamet gününde ona öyle mükafat verir. Allah, malını veren şahsa böyle muamele ederse, ya nefsinden vazgeçen şahsa nasıl muamele eder?

    94- Allah’u Zülcellal; acaba kulum nefsine uymayıp, ona muhalefet edip, benim rızamı mı seçecek yoksa nefsinin isteğine göremi hareket edecek diye kullarını imtihan etmek için nefsi bu şekilde kötülüklere meyilli olarak yaratmıştır.

    95- İnsanın Allah'u Zülcelal'i tanıması lazımdır. Allah'u Zülcelal'in kudret ve azamet sahibi olduğunu, insana kar ve zarar vermenin ancak O'nun elinde olduğunu bilmesi gerekir.

    96- Çocukluktan ölünceye kadar bütün ömrümüzü Allah'u Zülcelal'e ibadet ve taatte geçirsek de gene de kıyamet gününde bu amel azdır, hiçbirşey değildir...

    97-Günahlarına tövbe etmediğinden dolayı kabrinde azap çeken nice kişiler dünyaya dönüp bir kez Estağfirullah diyebilmek için elini ciğerine atmış, gece gündüz inlemektedir. Ama ne çare? Geçen geçti. Bir gün biz de o duruma düşebiliriz. Elimizde fırsat varken bunun kıymetini çok iyi bilelim.

    98- İnsanın biraz gayret göstermesi lazımdır. Peygamber peygamberken ve yüzde yüz cennetlik iken yine de Allah'u Zülcelal'in rızası için çok büyük meşakkatler çekiyordu. Sabahlara kadar ibadet yapıyordu ve ayakları şişiyordu.

    HİZMET ANLAYIŞI

    Seyda Muhammed Konyevi (K.S) Hz. buyurdular ki: "Ben dünyada yaşadığım sürece, daima Allah-u Zülcelal' in rahmetinden bahsedeceğim. Ümit ediyorum ki, Allah-u Zülcelal mahşer gününde bizlere, İnş-u Teala rahmeti ile muamele edecektir."

    Hizmetini yürütürken hep bu anlayış ve metodla Ümmet-i Muhammed' e müşfik yaklaşmaktadır. Gelenlerin dertleriyle birbir ilgilenmekte, sorunlarını ve sorularını dinleyip çözüm yolları aramaktadır.

    Manevi olarak yol göstermekte, tasarrufları devam etmektedir. Kapısına gelmiş olanları ayrım yapmadan kucaklamaktadır. Allah (C.C) hizmetlerini daim etsin. Başımızdan eksik etmesin (Amin)

    NASİHATLER


    MÜMİNLERE NASİHATLAR-1
    Mümin her şeyi kendisi için değil, sadece Allah rızası için yapmalıdır. Böyle yaptığı zaman Allah onun kalbindeki kötü hasletleri çıkaracaktır. Niyeti Allah'ın rızası olduğu zaman, hata ile bir sefer şeytana uysa Allah-u Zülcelal mutlaka ona tevbe nasip eder. Ve o günahı üzerinde devam etmez. Bu niyetin bereketi ile olur. Çünkü onun kalbinde sadece Allah rızasını kazanma amacı vardı. Allah'ın vereceği ecir ve sevaplar o kişinin kalbinde çok mühimdir. Kalbinde iyi niyetiyle, bir hata yapsa dahi hemen hatasının idrakine varıp tevbe eder. Allah-u Zülcelal sanki şeytana uymamış gibi onu affeder.

    İnsan kalbini münevver yapmak isterse Allah'u Zülcelal'in emirlerini ve Peygamber sallu aleyhi ve sellem'in sünnetlerini yapması lazımdır. Kişi kıyamet gününde huzura salih bir mümin olarak çıkmak istiyorsa geceleri ibadet yapması lazımdır. Kişi ne türlü hata yaparsa yapsın kendi nefsinden bilmeli. Allah-u Zülcelal insanlara nefis ve akıl vermiştir. Eğer aklını kullanır ve Allah'ın yolundan giderse, o zaman nefsini kendine esir yapar ve hem dünyada hem ahirette hayırlı olan şeyleri yapma niyetinde olur.

    Eğer nefis onu esir alırsa ve o da onu dinlerse, o zaman dünyadaki keyf-u sefa, hata, günah içine düşürecektir. Onun içindir ki kişi daima nefsini esir etmeli, nefsine dünya ve ahiret için kârlı olan şeyleri yaptırmalıdır. Kişi kendini Allah-u Zülcelal'e karşı daima noksan görmeli. Kendini Allah'a karşı noksan görmezse, asıl o zaman noksandadır ve zarardadır. Kişi kendini dünyada noksan ve taksirat sahibi gördüğü zaman, mutlaka hali onu ilerlemeye sevk edecektir. Fakat noksan değilim niyetinde olduğu zaman o daima noksan kalacaktır.

    Bir mü’min kardeşimiz, ‘senin yaptığın şey iyi değildir bunu yapma günahtır.’ dediği zaman, onun sözüne uymamak veya kulak asmamak zarar verir. Ve o insandan hayır umut edilmez. Şeyh Ahmed er-Rufai kuddise sırruh müridlerine şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra mutlaka kalkın. O zamanın fırsatını kaçırmayın, çünkü Allah-u Zülcelal'in rahmeti gecenin üçte ikisi geçtikten sonra nazil olur. Kime o fuyuzat ve rahmet gelirse onun kalbi ihya olur. O rahmette ancak seher vaktinde uyanık olan kimselere nazil olur, ve onlara dağılır, herkes kendi payını alır.”

    MÜMİNLERE NASİHATLER-2
    Uyuyanlar o paydan mahrum kalır. Kişi daima kendi kusurlarıyla meşgul olmalıdır. Başkalarının kusurlarına bakmamalıdır. Çünkü kişi bir kimseyi hatasından dolayı ayıplarsa o hata yada o günah onun başına gelmeyinceye kadar ölmez dünyadan ayrılmaz.

    İnsanlar birbirlerinin hata ve iyiliklerine bakmamaları lazımdır. Olabilir ki bir hoca bir üstad iyi bir şey yapmadığı zaman, diğer insanlarda ona bakarak yapmaması uygun olmaz. Mesela; Olabilir ki o bir özürden dolayı cemaate gidemiyordur. Diğer insanlarında ona bakıp cemaati terk etmeleri caiz olmaz.

    Bazı evliyalar demişlerdir ki; bu korkudan dolayı bazı zamanlar hasta oluyordum veya geceleri ibadetten dolayı çok halsiz kalıyordum, sabah namazına giderken ayaklarımı sanki arkamdan çekiyordum. Ama başkalarının da bize uymak için, üstadımız cemaate gitmiyor bizde gitmeyelim demesinden korktuğum için ne halde olursam olayım camiye gidiyordum. Çünkü bize bakıp camiyi terk edenler helak olacaklardı.

    İşte bunun için bir mümin kardeşimiz bir ibadetten geri kaldığı zaman bizde ona uymamamız lazımdır. Olabilir ki bir özürden dolayı o ibadeti yapamıyordur. Abdulkadir Geylani kuddise sırruh hazretlerine bu makamlara nasıl ulaştınız diye sorduklarında şöyle cevap verdi; "Ben kolaylıkla olmadım. Çoğu zaman bana deli diyorlardı.

    Çok zamanlar beni tımarhaneye gönderiyorlardı. Bazı zamanlarda günlerce Bağdat ve Irak'ın dağlarında kalıyordum. Bazen de çöplüklerden meyvelerin kabuklarını toplayıp yiyordum" Bu haline rağmen Abdulkadir Geylani kuddise sırruh Allah-u Zülcelal'e ibadetle ve tevekkülle ve sabır ile Abdülkadir Geylani oldu. Allah-u Zülcelal'in yanında iltimas yoktur. İnsan ne derece ona ibadet yaparsa Allah-u Zülcelal de o şekilde ona veriyor

    MÜMİNLERE4 NASİHATLER-3
    Seyda Hazretleri buyuruyor: “Kim Abdulkadir Geylani'nin amelini yaparsa o da Abdulkadir Geylani olacaktır. Abdulkadir Geylani bedava Abdulkadir Geylani olmamıştır.”

    Allah-u Zülcelal'in azameti, kudreti insanın kalbine fikrine aklına yerleşmesi lazımdır. Allah-u Zülcelal çok kuvvet ve azamet sahibidir. Kişi yaptığı amelden de yapmış olduğu günahlarından da daha fazla Allah dan korkmalıdır.

    Sadatlar onun için her amelden sonra 25 defa estağfirullah çekmişler. Yani estağfurullah Ya Rabbi bu ameli sana layık olarak huzurlu bir şekilde yapmadım. Kişi günahlardan nasıl korkuyorsa o şekilde yaptığı amelden de tam layık olarak yapmadığından dolayı Allah'tan korkacak ve özür dileyecektir. Böyle yaptığı zaman Allah'u Zülcelal'in yanında makbul olur.

    Mü'min olarakta; insanlar ona herhangi bir zarar ve eziyet verdiği zaman, onların zararına ve eziyetine, meşakkate tahammül etmesi lazım. Mü'minin ahlakı böyle olmalıdır. Ve onun kalbine hiddet ve gazap geldiği zaman elden geldiği kadar hiddetini yutması lazımdır. Eğer onu yutmazda aynı karşılığı verirse ondan sonra özür dilemesi lazımdır. Bu hal onun için daha selametlidir. Müminin şuurlu olması lazımdır. Daima noksanlarını ve kâr ettiği şeyi bilmesi lazımdır.

    Mü'minin günlük, aylık, senelik olarak ahiret için yaptığı ameller noksan olur fakat zahiren fazla olabilir. Mü'min ne yaptığını bilmesi lazımdır. Çünkü ne yaptığını bilmediği zaman devamlı olarak noksan giderse insan kıyamet gününde perişan olur.Amelde bir gevşeme olduğu zaman noksan olduğunu bilecek hemen amel için bir hazırlıkta bulunacaktır. Eğer böyle düşünmezse daima zararlı olarak ömrünü geçirecektir.

    Ve herhangi bir mümin kardeşimiz amel yapıyor hizmet yapıyor buna engel olmamamız lazımdır. Bizim de ona yardımcı olmamız lazımdır. Eğer ona engel olursak kıyamet günü Allah-u Zülcelal gazaba gelir ve olabilir ki dünyada da azap verir.

    Şöyle anlatılmıştır: “Siyalkoş zayıf bir hayvandır. Daima aslanla beraber geziyordu. Ona fazla yaklaşmıyor ve ondan da fazla uzaklaşmıyordu. Ona şöyle dediler? Sen niye devamlı onunla beraber geziyorsun fakat fazla yaklaşmıyorsun. O hayvanda şöyle dedi: Ben ona fazla yaklaşmıyorum çünkü arslan kuvvetli bir hayvandır. Bir gün bana kızar ve beni parçalayabilir. Benim ondan ayrılmadığımın sebebi de o hayvanları parçalıyor, ben de ondan arta kalanlarından istifade ediyorum.”

    Mü'minde Allah-u Zülcelal'e karşı böyle olması lazımdır. Daima Allah'u Zülcelal'in huzurunda böyle olduğu zaman Allah-u Zülcelal'in hazineleri onun olacaktır. Her şey O'nun elinde olduğu için hazineleri doludur. Hazinelerden verildiği zaman hem dünyası hem ahireti selametli olacaktır. Onun için insan Allah-u Zülcelal'in dergahından ayrılmaması lazımdır. Ve daima onun zikriyle meşgul olmalıdır. İnsan Allah'ı zikrettiği zaman onun bütün hali, ruhu, sırrı tertemiz olur. O bu şekilde Allah'ın huzurunda olacaktır. Allah-u Zülcelal'in huzurunda olduğu zaman onun her şeyi yerindedir. Hem dünyası hem ahireti temin olur.
    Bir Allah dostu şöyle anlatmıştır: Bir gece ibadetimde gevşeklik oldu. Baktım geceleri ışığın üzerine kendini atan ateşböceği ışığın etrafında dolaşıyordu. Sabaha kadar yüzlerce defa döndü. Nefsime dedim;
    “Ey nefsim! bak sen gece ibadetinde gevşeklik ettin, bak bu hayvanın maksudu bu ışıktır, onun için yediyüzbin sefer kendini ona atıyor, yanıyor yine dönüyor yine kendini ışığın üzerine atıyor. Maksudundan ayrılmıyor. Allah-u Zülcelal'de senin maksudundur, ama sen ondan dönüyorsun. Bu şekilde ben nefsime tavsiyede bulundum. Sanki o hayvan bana üstad oldu ve şeyh oldu, ondan ders aldım. Bu hadiseden sonra, bir daha ibadetimde gevşek davranmadım.”
    Anlaşılıyor ki insan kendi maksuduna giden yolda sabırlı olması gerekiyor. Sabırlı olduğu zaman mutlaka Allah-u Zülcelal ona bir kapı açar.
    Şöyle anlatılır: Fakir bir kişi gitti padişahın kızını istedi. Padişah dedi ki;
    -Sen fakirsin, elbisen eski, toz toprak içindesin, onun mihrine ve ücretine senin gücün yetmez. Fakir;
    -Onun mihri ne kadardır? dedi. Padişah:
    -Onun mihri 100 cevherdir. Her bir cevher de 10.000 dinardır, dedi. Fakir:
    -Bu cevher nerede bulunuyor? diye sordu. Padişah;
    -Onun cevheri denizde bulunur, dedi. Bunun üzerine fakir kalktı yola düştü, çünkü kendi maksuduna ulaşmak için kararlı idi.
    Gitti evden ağlarını aldı. Ağı denize attı, bir müddet sonra çekti fakat bir şey çıkmıyordu. Padişahın adamları durumu padişaha anlattılar.
    -Senin kızını isteyen fakir, gitmiş denizin kenarında o cevherleri toplamak için denize ağ atıyor, dediler. O fakir günlerce denizin kenarında cevher çıkarmak için bekledi. Her gün gidiyor, bakıyor bir şey çıkmamış geri dönüyor, sonraki gün yine gidiyordu. Padişah da fakirin bu durumunu izliyordu. Bir gün Padişah fakiri çağırdı, Ona kızını nikah etti ve etrafındakilere şöyle dedi;
    Bunun kastı niyeti sabrı olduğu için ben onu kendime vezir kabul ettim. Çünkü o padişah akıllı bir insandı. Fakiri imtihan etti ve gördü ki kendi maksuduna ulaşmak için sabırlı idi.
    İnsan da böyle olması lazımdır. Bir kişi virdini çekiyor, olmadı huzurlu değilim diye dersi bırakıyor, aylarca çekmiyor. Böyle olmaması lazımdır, sabırlı olacak. Çünkü sabırlı olduğu zaman Allah-u Zülcelal mutlaka kapıyı onun için açar ve onun maksudunu ona nasip eder.
    İnsan ancak kalbi ile ahiretini temin edebiliyor. Onun içinde; "Her gün sabah ezanından sonra sabah namazını kılmadan önce kırk sefer "Ya hayyu ya kayyum lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin" derse onun kalbi ihya olur.
    Bu duayı Ebu Muhammed el-Kettâni Peygamber Efendimiz sallu aleyhi ve sellem'i rüyasında gördüğünde O'na kendi kalbini şikayet etti Peygamber Efendimiz sallu aleyhi ve sellem ona her gün 40 sefer bu zikri oku senin kalbin ihya olur, buyurdu.
    Bu dua sabah ezanı ile sabah namazının kameti arasında okunursa daha efdaldir. Çünkü ezan ile kametin arasındaki dua daha makbüldur.
    Sabır çok mühimdir özellikle Allah'u Zülcelal'e ibadet üzerinde sabır çok mühimdir. Allah'u Zülcelal'e karşı insan sabırlı olursa Allah-u Zülcelal de o kişiyi kendine çeker.
    İnsan nasıl sabırlı olacak? Allah için günahlardan kendini muhafaza edecek, günah yapmamak için sabırlı olacak, ibadetin üzerinde sabırlı olduğu zaman Allah-u Zülcelal o kişiyi kendine doğru çeker insanda o zaman daima hayır yapar, günahlardan da muhafaza eder.
    Bir mümin, kardeşlerine ikramda bulunursa onlara hürmetkar olursa Allah-u Zülcelal o kişiyi müminlere istifadeli kılar ve insanların ona tabi olmasını sağlar. Ve insanlar ondan istifade eder, insanlara önder olur. Herhangi bir kimsede müminlere, evliyalara karşı muhabbetli olmasa ve onlara ikramda bulunmasa, o da dünyada rezil olur.
    İnsan Allah'u Zülcelal'in zikrinden mahrum kalmamalıdır. Zikir yalnız dil ile değil, huzurla, tefekkürledir. Yani insan; Allah-u Zülcelal beni görüyor benim kalbime muttalidir diye düşünürse, Allah'u Zülcelalin lutfu merhameti şefkatini kalpten, manevi olarak isterse, talip olursa bu da zikirdir. Hatta zikrin en kıymetlisidir. Onun için Hasan-ı Nuri kuddise sırruh şöyle demiştir;
    "Kişinin en büyük azabı Allah'u Zülcelal'in zikrinden mahrum kalmasıdır."
    Onun için, nasıl bir fakir, zenginin kapısına gidiyor bir şey istiyor, zengin de cömert ise hemen ona istediklerini veriyorsa, Allah-u Zülcelal daha cömerttir. Manevi olarak kalbimizi daima onun önünde açar ve ondan şefkat merhamet ihsan iman talep edersek, bunlar onun yanında bol olduğu için, ondan istediğimiz zaman hem zikir olur hem de Allah-u Zülcelal o kişinin maksudunu ona nasib eder.
    Allah-u Zülcelal tarafından bazı kimselere şöyle nida gelmiştir:
    “Eğer beni görmüyor iseniz, beni ismimle çağırın, çünkü benim zatımda ismimle beraberdir.”
    Bazı insanlar; kötü insanlardan ayrılalım. Onlara yaklaşmayalım onlardan uzak olalım, diyorlar. Şeyh Hasan-ı Şazeli kuddise sırruh şöyle buyuruyor:
    “Kim kötü insanlardan ayrılmak istiyorsa, ilk önce kendi nefsinden ayrılması lazımdır. Çünkü Peygamber Efendimiz sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
    "Sizin en büyük düşmanınız, koltuğunuzda sakladığınız nefsinizdir." (Beyhaki:157; Ali el-Müttaki,Kenzü’l-Ummal:IV/431)
    Yediğimiz yemekte zikir ile bitmesi lazımdır. Çünkü insan yediği yemek insanın vücudunda kan oluyor, et oluyor. Eğer gafletle, günahla yemek yerse o zaman insanın vücudunda oluşan o kan, et vs. pis ve habis olur ve vücut günahlara meyilli hale gelir.
    Şöyle anlatılmıştır; “Bazı kişiler zikir yaparken onların başına taş düşmüş onların başından kan yere dökülmüş, başlarından akan kan yerde Allah lafzı yazmıştır.”
    Demekki insan Allah-u Zülcelal'in zikrini huzurlu bir kalp ile çekerse, vücudundaki kanı dahi Allah'ın zikri ile doluyor.
    Peygamber Efendimiz sallu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;
    "Yemeğinizi Allah-u Zülcelal'in zikriyle ve namazla eritin ve yemekten sonra hemen yatmayın ki kalbiniz katı olmasın." (Ramuzu’l-Ehadis:I/67,hd.10)
    Bir kimsenin mürşidine ve mürit arkadaşlarına karşı muhabbeti kesildi ise, o bilmeli ki Allah-u Zülcelal'in kapısından tard oldu manasına gelir. Bunun için insan elinden geldiği kadar muhabbetini muhafaza etmesi lazımdır.
    Kişi zikir meclislerinde, zikrin ortasında yada, zikir bitmeden çıkmak, kalan kişilerin kalplerinde zayıflık meydana getirir. Eğer; namazdan sonraki tesbihatlar olsun, herhangi bir zikir olsun, kişi zamansız kalkıp gittiği zaman, geri kalan kişilerin kalbinde bir zayıflık, bir soğukluk meydana gelir. Onun için buna fırsat vermemek lazımdır. Eğer abdest için çıkıyorsa, zikre geldiği zaman az yemek yesin veya abdestini tazelesin öyle gelsin, bu gibi şeylere fırsat vermesin.
    Mü'min için münasip olan; hal ve hareketleri ile sözleri ile diğer arkadaşlarına eziyet vermemesidir. Böyle yaparsa insanların en kötüsü olur. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur;
    "İnsanların en kötüsü, şerrinden (kötü davranışlarından) muhafaza olmak için insanların onu terkettiği kişidir." (Buhari,Edeb:38; Müslim,Bir:73; Ebu Davud:4791; Tirmizi:1996)
    Şeyh Muhammed Şenavi kuddise sırruh şöyle anlatmıştır:
    "Şeyh Yusuf Acemi kuddise sırruh'nin yanında bir seyyid oturuyordu. Herkes Yusuf Acemi'nin elini öpüyor ve ona hürmet ediyorlardı. Hiç kimse seyyid olan kişiye iltifat etmedi. Bu durum seyyid'in garibine gitmiş, ve her insanın başına gelebilecek şey onun başına da geldi,
    -Niye herkes ona iltifat ediyor da ben seyyid olduğum halde bana iltifat etmiyorlar, diye içinden geçirdi.
    Yusuf Acemi kuddise sırruh onun kulağına eğildi, kimsenin duymayacağı bir sesle şöyle dedi;
    “Ey Seyyid! Bunlar ben senin ceddine tabi olduğum ve senin ceddinin ahlakı ile ahlaklandığım için bana iltifat ediyorlar. Ben senin ceddine tabi olmuşum, sen de benim ceddime tabi olmuşsun, benim ceddim de cahil idi, bunun için bana iltifat ediyorlar sana etmiyorlar.”
    Anlaşılıyor ki, kim Allah-u Zülcelal'in takvasında bulunmaz, Peygamber Efendimiz sallu aleyhi ve sellem'in ahlakıyla ahlaklanmaz ise ona iltifat edilmez. Seyyid de olsa Şerif de olsa ona iltifat edilmez.

  2. #2
    Baran373 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Aileden Biri
    Üyelik tarihi
    27.Şubat.2009
    Mesajlar
    4,479
    Konular
    277
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    Emeğine sağlık...

  3. #3
    -GuLé- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    ***4326;***9829;***4326;AsKuM_RuKéN***4326;***9829;***4326;
    Üyelik tarihi
    01.Şubat.2009
    Mesajlar
    954
    Konular
    313
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    gellek spas hewal..

  4. #4
    önül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    05.Nisan.2013
    Mesajlar
    2
    Konular
    0
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    sizleri seviyoruz allah içinkrdşler bilin buunu

  5. #5
    önül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    05.Nisan.2013
    Mesajlar
    2
    Konular
    0
    Aldığı Beğeni
    0
    Verdiği Beğeni
    0
    krdşler kürçe bilmediğim için kusuruma bakma yın büyle idare edicez mecburen öğrenene kadar

Benzer Konular

  1. H.Z Muhammed in Sözleri
    Konu Sahibi Naz Forum Hadis
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07.Nisan.2010, 19:22
  2. Burhâneddîn bin muhammed eğridirî
    Konu Sahibi SoLuS Forum Peygamberlerimizin Hayatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Nisan.2009, 19:27
  3. BEKRÎ (Ebü'l-Mekârim)
    Konu Sahibi SoLuS Forum Peygamberlerimizin Hayatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Nisan.2009, 18:51
  4. Abdurrahmân bin muhammed es-sekkâf
    Konu Sahibi SoLuS Forum Peygamberlerimizin Hayatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Nisan.2009, 04:32

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •