Allah ölümü ahireti hayati yaratti

Her canlının hayatı ve ölümü, Allâhü Teâlâ'nın yaratması ve takdir etmesiyledir. Hiçbir kimseye takdîr olunmuş vaktinden önce hayât verilmez ve yine hiçbir kimse eceli gelmedikçe ölmez. Eceli gelince de bir saniye olsun daha yaşıyamaz. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: “Halbuki Allâh bir nefsi eceli geldiği zaman aslâ te’hîr buyurmaz…” (Münâfikûn sûresi, âyet 11) buyurulmuştur.

Dirilten ve öldüren ancak Allâhü Teâlâ’dır. Mahlûkatının bir kısmını hayat sahibi olarak yaratmış ve bilhassa insanları imtihan için bu âleme getirmiştir Nitekim Mülk sûresinin ikinci âyetinde meâlen: “O ki: ölümü ve hayatı yarattı, hanginizin amelce daha güzel olduğunuzu imtihan için.” buyurulmuşdur.

İnsanın eceli muayyen vakit olduğu gibi insanlardan meydana gelen cemiyetlerin de Allâh katında belli bir nihayeti vardır. Her millet, her topluluk ne kadar yaşarsa yaşasın: “Her ümmet için bir ecel vardır. Artık ecelleri gelince bir lâhza geri de kalmazlar, öne de geçemezler.” (A’râf, 34) âyet-i kerîmesinde buyurulduğu üzere bir gün nihayet bulacaktır.

Ecel, her hayat sahibinin ölümü için Allâhü Teâlâ’nın takdir buyurmuş olduğu belirli bir vakittir. Her kimsenin bir eceli vardır. Ölüm sebepleri değişse de ecel değişmez. Öldürülen de Allâh tarafından takdîr olunan eceliyle vefat eder. Katl fiilinin akabinde ölümü yaratmakta bir ilâhî âdettir. Cenâb-ı Allâh, öldürme fiilinin zamanını ezelde bildiği için maktulün ecelini öylece takdir buyurmuştur. Yoksa kâtil, ölenin hayat müddetini eksiltmiş değildir.

“Hem Allâh’ın izni olmadıkça kimseye ölmek yoktur, o va’desile yazılmış şaşmaz bir yazı” (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 145) gibi kat'î delîller vardır. O halde ömrün eksildiğine inanmak doğru değildir. Kâtilin mesuliyeti ise takdir-i ilâhînin ne olduğunu bilmediği halde yasaklanmış olan öldürme fiiline cür'et ederek fesada âlet ve ilâhî kazânın o sûretle zuhûruna sebeb olduğundan dolayıdır.