Halk müziğine adanmış 47 yılın kısa bir özeti;

Türkülerin Davudi sesli efendisi...

Sanatçı 1936'da Haliç Fenerinde dünyaya geldi. İstanbul Radyosu'nda Yurttan Sesler Korosu kurmak için 10 ses 10 saz sanatçısı alınmak üzere 1954'te açılan sınava girdi. Mesut Cemil, M.N. Selçuk, Muzaffer Sarısözen, Behçet Kemal Çağlar ve Halil Bedii Yönetken gibi dev isimlerden oluşan bir jüri karşısına çıktı. İstanbul'da büyüdüğü için türkünün ne olduğunu bilmiyordu, bir iki şarkı hazırlayıp öyle gitmişti sınava. İlk gün kendisine sıra gelmedi. Sınava girenlerden sınavın halk müziği üzerine olduğunu öğrendi. Bunun üzerine "gelini gelini" ve "makaram sarı bağlar" adlı iki türküyü çalışıp girdiği sınavı 935 kişi arasından sıyrılarak 1.likle kazandı.

1954'ten 1957' ye kadar İstanbul Radyosunda çalıştı. Çalışma arkadaşları Aziz Şenses, Fatma Türkan, Nihat Mercanlı, Azize Tözem, Neriman Gürpınar'la birlikte Yurttan Sesler İstanbul Radyosu'nun çekirdek kadrosunu oluşturdu.

1957'de askerliğini Ankara'da Bandoda yaptı. Bu arada Ankara Radyosu'ndaki canlı neşriyatlara da katılıyor ve çoğunlukla kendi derlediği türküleri okuyordu. Askerlik bitmek üzereyken Sarısözen, Ankara Radyosunda kalmasını istedi. Kararsız kaldığı bu durum karşısında Saniye Can'ın "ben kız başıma Çanakkale'den geldim buralara bir başıma, kal burada, baktın devam edemiyorsun dönersin İstanbul Radyosu'na" diyerek cesaretlendirmesi üzerine Ankara Radyosunda kaldı.


İzin alarak İstanbul'a geldiği bir dönemde İstanbul Radyosu'ndan saz arkadaşı Nejat Buhara'nın yardımları ile Sahibinin Sesi firmasından yeni derlediği "gele gele geldim bu kara taşa" ve "bük dibinde yatarım" türkülerinden oluşan ilk plağını yaptı.

İlk plağın çok satmasıyla sahne çalışmaları ve plak tekliflerinin üstüste gelmesi üzerine Sarısözen "Sezgin seni kadrolu yapmıyorum istisnalı çalışacaksın kadrolu olursan sahne çalışmaları yapamazsın radyodan ayrılmak zorunda kalırsın, istisnalı olursan hem radyoda hem sahnelerde çalışabilirsin" demiştir.

Ahmet Sezgin'in bundan sonraki yaşamı sahne çalışmaları, Anadolu turneleri, konserler, plaklarla yoğun geçecektir. İstanbul gazinolarından gelen teklifler üzerine Ankara Radyosu'ndan izin alarak İstanbul gazinolarında çalışmaya başladı. Halk konserlerine ağırlık verdi. 1962 'de ilk kez İzmir Fuarına katıldı. Arkadaşları Nezahat Bayram ve Neşe Can ile yaptıkları program büyük ilgi gördü. Yaptığı sahne çalışmalarında öylesi izdiham olurdu ki seyircilerin oturacak sandalye bulamadıkları zamanlar olurdu.

Aldığı teklifler üzerine 1964ve 1965 yıllarında iki film yaptı.
-Filiz Akın'la "Mirasyedi" ve
-Sezer Güvenirgil'le "Aşk Yarası Derindir"

Ama sinemaya ısınamadı ."Herkes eğitimin aldığı işi yapmalı" diyerek bir daha film çevirmedi.

Plak ve sahne çalışmalarında bir dönem Orhan Gencebay'la çalıştı.
1965-70 yılları arasını kapsayan bu dönemde O.Gencebay, A.Sezgin'e sazıyla eşlik etti. Birlikte bir çok yerde çalıştılar.

- Sevemedim karagözlüm
- Deryada salım yok
- Bir görüşte aşık oldum
- Çalıkuşu gibi birçok Gencebay bestesi A. Sezgin'in sesinde hayat buldu.

Bir dönem tiyatro müzikleri de hazırladı.
Çaşitli kurum ve kuruluşlerdan aldığı yüzlerce ödülü bulunmakta..





Şuan ne yapıyor?

Evinde bağlaması ve yaylı tamburuyla vakit geçirmekte. Zaman zaman özel konserlerde ve programlarda görünüyor. Çok güzel resim yapıyor. Karakalem resim çalışmaları var.

Bir anı

"Birgün Ankara Radyosunda Yurttan Sesler Programı öncesi sigara molası verildi. Programın konuğu Aşık Veysel. Veysele şöyle bir baktım ve oturduğum yerde nota kağıtlarından birine Veysel'in resmini çizdim.Yanımda oturan Saniye Can kağıdı kaptı elimden, Sarısözen'e götürdü.

Hoca;
-"aa Veysel, senin resmini yapmış Sezgin" dedi Veysel'e dönerek kağıdı uzatır gibi yaptı. Veysel elini uzattı, kağıdı aldı, bakar gibi yaptı. Benim oturduğum yere doğru döndü ve dedi ki;
-"Sezgin çok güzel yapmışşın amma gozlerini kapalı yapmışsın."
Bunu unutamam..."


Cenk, Meltem, Mert ve Tolga adında 4 çocuğu oldu. Sanat çalışmalarından dolayı hiç bir çocuğunun doğumunda bulunamadı ama ailesine göstermesi gereken ilgiyi hiçbir zaman ihmal etmedi ve iyi bir aile reisi ve baba oldu.

En önemlisi onca şöhretine rağmen hiçir zaman şımarmadı.

- Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı
- Şu uzun gecenin gecesi olsam
- Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır
- Beyaz gül kırmızı gül
gibi onlarca türküye davudi sesinde hayat vermiş, halk müziğinde iz bırakmış bir büyük sanatçı o. Yaşına rağmen hala sesinde en ufak bir pürüz olmaksızın bülbül gibi şakıyor.

Son Söz

Usta diyorki;
"tavsiyem herkes hiç olmazsa bir türkünün bir dörtlüğünü öğrensin melodisiyle beraber, yapamıyorsa şiirini ezberlesin en azından"