Sakat:
Vücudunda hasta veya eksik bir yanı olan, engelli, özürlü

Özürlü: Kusuru olan, defolu: Özürlü kumaş

Engelli: Engeli olan, mânialı

Sakat ve Özürlü kavramlarının neyin nasıl anlattığı akademik olarak tartışılabilir. Ama “Toplumsal engellilik” açısından ele alındığında, toplumun gözünde sakat ve özürlü kavramlarının yaratmış olduğu bir algılama biçimi olduğu ve bu algılanış biçiminin de engellileri suçlayan, dışlayan, yok sayan bir sonuç doğurduğunu bilmekte ve yaşamaktayız. Yıllarca Türk Medeni Kanununda kullanılan ve evlilik cüzdanlarında yazan "Karı" kelimesi kadın hareketi ve kadınlar için ne anlam ifade ediyor ve onları nasıl incitiyorsa. Sakat ve özürlü kelimeleri de engelliler için aynı şeyleri ifade etmekte ve incitmektedir. Engelli hareketlerinin son dönemde ısrarla bu söyleme karşı olmasına, akademik çalışmalarda genellikle bu kavramların artık kullanılmamasına rağmen, hala gündemde olduğu görülmektedir. Burdan T. C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’na bir çağrı yapmak istiyorum, gelin engelliliğe dayalı ayrımcılıkla mücadelenin ilk adımı olarak isminizde bulunan "Özürlü" kelimesini kaldıralım.

Toplumsal yaşamın dışında kalmak,
Engelliler, yaşamın bir çok alanından bazen direk bazen ise dolaylı olarak dışlanmaktadırlar. Bir haktan yararlanamaması diğer haklardan da faydalanmasını etkilemekte bir zincirin halkası gibi birbirine eklemlenmektedir. Fiziki engellerden dolayı evinden çıkamayacak, okula gidip eğitim hakkından yararlanamayacak, eğitim alamadığı için istihdamın dışında kalacak, istihdamın dışında kaldığından sosyal güvenlik hakkından faydalanamayacak, sosyal güvenliğin dışından kaldığından ise sağlık hakkını kullanamayacaktır. Eğitim, erişim ve istihdam hakkını savunmak engelli ayrımcılığına karşı mücadelenin temel taşlarından bazılarıdır.

Engelli bireyin çalışıp ekonomik özgürlüğünü kazanması, eşit bireyler olarak topluma katılmasına ve bağımlılıktan da kurtulmasına neden olacaktır. Aynı zamanda çalışma sadece para kazanmamın bir aracı değil, sosyalleşmenin ve sosyalleşerek insanileşmenin de bir aracıdır. Çalışan birey toplumsal hayata dahil olur ve diğer insanlarla iletişim kurar.

Ülkemizde uygulanan 50 kişi ve üzerinde kişi çalıştıran kamu ve özel kurumların yüzde 3 engelli istihdam edilme zorunluluğu., uygulama acısından bir dolaylı ayrımcılığa dönüşmektedir. Mesela engelli bir bireyin yanlızca engelli iş taleplerine başvurmak zorunda olmaları, yüzde 97’lik istihdamın dışında kalmalarına neden olmaktadır. Engelliler ile ilgili yapılan çağrıların, genellikle temizlik, paketleme, yapıştırma, yük taşıma gibi vasıfsız, beden işine dayalı olması, terfi etmeye kapalı olması sıkça karşılaşılan sorunlardandır. Bunun sonucunda engelliler düşük ücret ile çalışmak ve emekli olana kadar aynı pozisyonlarda çalışmak zorunda kalmaktadırlar.
Bedenlerin iktidar savaşı,
Tüm bu ve bunun gibi direk ve dolaylı ayrımcılıkla mücadele etmek için, Avrupa Birliği Ülkelerinin bir çoğunda da bulunan; hükümete bağlı, engelli bireylerin haklarını kullanmasını ve bu hakların kullanılmasında eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesini sağlamaya çalışmak ve engellinin insan haklarının, hak temelli yaklaşım çerçevesinde kullanılmasını sağlamak üzere, akademisyen, engelli ve engelli STK’larından oluşan "Engellinin İnsan Hakları Ombudusmanlık Kurumu" yada başka bir isim altında "eşitlik birimleri" kurulmalıdır. Bu birimler hak ihlallerinin takipçisi ve çözüm noktası olmalıdırlar.


Sonuç olarak, Engellilerin insan hakları için politikayı savunmak ayrımcılıkla da mücadeleden geçer, Ayrımcılığa karşı olma aynı zamanda bir duruşu da beraberinde getirmektedir. ayrımcı bakış acısı aslında bedenler üzerinden yürütülen bir iktidar savaşıdır. Diğerinin ötekileştirilmesi ırkçılık anlayışının farklı bir yansımasıdır. Diğerini ötekileştirmeden "ya bu, ya şu " yerine, "hem o , hem bu" diyebilmeliyiz.
Demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir toplum olmanın yolu engellilerin kapalı toplum yaşam alanlarından çıkarılarak, açık toplum alanlarına çıkmalarına öncülük etmekten geçmektedir.

Bireyi-bireyin, bireyi-toplumun, bireyi-devletin karşısında güçlendirmeden, engellilere yönelik ayrımcılıkla mücadele etmeden, bedenlerin serbest dolaşımını ve özgürlüğünü savunmadan, eşitliği sağlayamayız ve insan haklarından da bahsedemeyiz. Engelli insanın kendini ifade etme, sesini duyurma, görünür olma, karar alma süreçlerine aktif ve eşit derecede katılma, yani kendi kaderini tayin hakkı vardır.
Unutulmamalıdır ki "Herkes farklı, herkes eşit"