Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 27 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0

    ünlü gazeteciler 2

    Jose Marti



    Jose Marti Küba'nın ulusal kahramanı ve simgesidir. O bir siyasetçi, bir devrimci, bir ozan, bir gazeteci, edebiyat profesörü ve elçiydi. Yaşadıkları ve gördüğü eğitim onun her alanda başarılı olmasına yardımcı oldu. Marti, 1853'de Küba'da doğdu. Küba, o zamanlar, İspanya'nın bir kolonisiydi. Jose Marti'nin babası İspanyol, annesiyse Kanarya Adaları'ndandı.


    Jose Marti, çok gençken siyasete atıldı ve İspanyol yönetimiyle çatışmaya başladı. Daha 17 yaşındayken 6 yıl boyunca ağır çalışma kamplarında tutsak olarak tutuldu ve sonrasında İspanya'ya sürüldü. Yaşamının büyük bölümünü sürgünde geçirdi. İspanya'dayken Hukuk ve Felsefe Bölümlerini bitirdi. Daha sonra Mexico City'ye gitti ve ailesiyle buluştu. Orada edebiyat yaşamı başladı.


    1878'de evlendi, bir oğlu ve bir kızı oldu. Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı. Aynı zamanda siyasi eylemlerini de sürdürdü. Bu yaşam biçimi onun öğretilerinin zenginliğini kaynağıdır. Siyasi etkinliği nedeniyle hep başı derde girdi ve hiçbir ülkede uzun süre kalamadı.


    Küba'nın ABD'ne bağlanmasına karşı çıktı. 1892'de Kuba Özgürlük Partisi'ni kurdu. ABD emperyalizmine karşı Güney Amerika'nın birliği için savaştı. 1895'de Küba'nın özgürlüğü için Küba'ya çıkartma yaptı. Başarısızlıkla sonuçlanan isyanın ilk çarpışmalarından birinde İspanyol askerlerince vurularak öldüğünde 42 yaşındaydı.


    Jose Marti yaşamını, Küba'da İspanyol koloni yönetimini sona erdirilmesi ve Küba'nın ABD dahil başka ülkelerin egemenliği altına girmemesi için savaşıma adamıştır. Bütün öğretisi kişi özgürlüklerine saygılı olmayan ve yalnızca zenginliklerini büyütmeyi gözeten yönetimleri uyarmaya dayanmaktadır. Yapıtlarında bütün despot yönetim düzenlerini ve insan haklarına karşı uygulamaları kınamıştır. Onun yazıları demokratik gelişmeye yol göstericidir.

  2. #2
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Refik Durbaş


    10 Şubat 1944'te Erzurum Pasinler'de doğdu. Liseyi İzmir'de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Gazeteciliğe 1967'de Yeni İstanbul'da başladı, yirmi yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştıktan sonra 1992'de emekli oldu . Ardından Sabah'ta kitap ve sanat sayfaları hazırladı. Yeni Yüzyıl'ın kültür-sanat bölümünü yönetti. Yeni Yüzyıl ve Ateş gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Şimdi Sabah gazetesinde yazıyor. İlk şiiri İzmir'de Ege Ekspres gazetesinde çıktı. İzmir'de Evrim dergisinin yönetiminde bulundu. Alan'67 dergisini dört sayı çıkardı, Yeni a dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

    1989 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Kapıkule'nin Vatansızları" dizi yazısıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce röportaj dalında yılın gazetecisi seçilen Durbaş şiir dalında da sırasıyla 1979 yılında Çırak Aranıyor adlı kitabıyla Yeditepe Şiir Armağanı, 1983 yılında Nereye Uçar Gökyüzü adlı eseriyle Behçet Necatigil Şiir Ödülü ve 1993 yılında Menzil adlı eseriyle Halil Kocagöz Şiir Ödülü'nü aldı.

  3. #3
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Musa Carullah Birgiyev


    1875 yılında Rusya'nın Rostov - Na_Don şehrinde doğdu. Babası Yârullah Efendi, annesi Habibullah Efendi'nin kızı Fatıma Hanım'dır.

    İlk öğrenimini annesi Fatıma Hanım'dan aldı. 11 yaşında Rostov Rus Teknik Devlet Lisesi'ne girdi. Yükseköğrenimini bu liseyi bitirdikten sonra Buhara'da yaptı. Buhara'da Farsça, Arapça ve İslâm ilimlerini öğrendi. İkram Efendi ve İvaz Efendi'den fıkıh ve felsefe; Şerif Efendi'den matematik ve astronomi dersleri aldı. Öklid, Pisagor, Arşimed, Eflâtun, Aristo, Descartes, Bacon ve fikirlerini öğrendi. Hocaları için matematik alanındaki bazı eserleri Rusçadan Türkçeye çevirdi.

    Buhara'da din ilimleri yanında felsefe, matematik ve astronomi alanlarında da derinleşen Bigiyev, tahsilini ilerletmek üzere İstanbul'a geldi. Burada önce Mühendislik Mektebi'ne kaydoldu. Ancak; yakınlarının ve hocalarının tavsiyesiyle tekrar İslâmî ilimlere yöneldi. İstanbul'dan aynı amaçla Mısır'a geçti. Kahire El-Ezher Üniversitesi'ne kaydoldu. Bir süre sonra bu okuldan da ayrılarak, özel araştırma ve çalışmalar yaptı. Muhammed Abduh'un derslerine devam etti. Mısır Milli Kütüphanesi'nde Kur'an tarihi üzerine araştırmalar yaptı.

    Mısır'dan Hicaz'a geçti. Mekke ve Medine'de iki yıl dinî araştırmalar yaptıktan sonra Hindistan'a intikal etti. Hintli alimlerle görüş alışverişinde bulundu. Diyubent İslâm Üniversitesi'nde altı ay süreyle ilmî çalışmalar yaptı.

    Hindistan'dan tekrar Kahire'ye dönen Bigiyev; üç yıl burada kaldıktan sonra önce Beyrut'a, oradan Şam'a gitti. Onbir yıl süren bu seyahatlerden sonra 1904 yılında doğduğu topraklar olan Kazan'a döndü. Bigiyev, bu seyahatları şu sözleriyle değerlendirir:

    "-Büyük ümitlerle İslâm âlemini gezdim. Buhara, Türkiye, Mısır, Hicaz, Hint ve Şam diyarlarında dolaştım. Dinî medreselerin her birini gördüm. Fakat vatanıma maalesef akıbet-i tam kanaatle değil, temam-ı hayretle döndüm."

    1904 yılında Arapça, Farsça ve İslâmî ilimleri öğrenmiş olarak doğduğu topraklara dönen Musa Carullah Bigiyev, burada "Tarih-ü'l-Kur'an ve'l-Mesahif" adlı eserini yazdı.

    1905 yılında Kahire'de tanıştığı İbrahim Şevket Kemal Efendi'nin kızkardeşi Esma Aliyye Hanım ile evlendi.

    Bigiyev, ilim tahsiline doymayan bir kişi idi. Nitekim sekiz çocuk sahibi olduğu bu mutlu evlilikten sonra da eşini ve çocuklarını annesine bırakarak Petersburg Rus Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Bir taraftan Hukuk tahsili yaparken, diğer yandan özel çalışmalarıyla Arapça ve İslâmî bilgilerini artırmaya devam etti.

    Rusya'da Rus-Japon Harbi'nden sonra 1905 yılında patlak veren ihtilal, Musa Carullah'ın hayatında bir dönüm noktası oldu. Zira bu ihtilal üzerine Rusya'nın otokratik devlet yapısı meşruti monarşiye dönüşmüş ve Rus halkıyla beraber Rusya dahilindeki Türklere de bazı siyasi-dini hürriyetler verileceği ümidi doğmuştur.

    Kazan Türkleri, Musa Carullah ve emsali din ve fikir adamlarının öncülüğünde kapsamlı bir faaliyet başlatmışlardır.

    Bigiyev, bu amaçla 1906 yılında Ülfet Gazetesi'ni çıkarır. Bu gazetede ve diğer yayın organlarında yazdığı fikri yazılarla Kazan Türklerinin fikri uyanış dönemini başlatır. Bu dönemde gerçekleştirilen beş büyük kurultayın öncülüğünü yapar.

    1906 yılında yapılan Nijni Novogorot Müslüman Kurultayı'nda başkâtiplik yapar ve bu kurultayın zabıtlarını "Islahat Esasları" adıyla yayınlar. Aynı yıl içinde gerçekleştirilen 3. kurultayda, kurulmasına karar verilen siyasî partinin yönetiminde yer alır. Bu faaliyetler Rus Çarlığı'nı rahatsız eder. Ülfet Gazetesi kapatılır ve baskı dönemi tekrar başlar.

    Artık, Musa Carullah'ın "Sürgün dönemi" başlamıştır. Japonya'dan, Hindistan, Mısır ve Almanya'ya sayısız seyahatler yaparak araştırmalarına devam eder..

    Bigiyev, bu çalışmaları sonunda 120 eser yazar. Bunların çoğu imkânsızlıklar içinde yayınlanır.Eserlerinde Kur'an ve Sünnet temelinden kopmayan "ictihad" derecesinde yenilikçi fikirler öne sürer. Bu yönü ile hem "selefçi", hem "yenilikçi" bir görüntü sergileyen bu büyük fikir ve aksiyon adamı, 1949 yılında 75 yaşında iken Kahire'de vefat etti.

  4. #4
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Altan Öymen


    1932 Yılında Trabzon'da doğdu. 1950 Yılında başladığı gazeteciliği 1999 Yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduktan sonra bıraktı. Parlementoya ilk olarak 1977 Yılında Ankara Milletvekili olarak girdi. Aynı yıl Ecevit hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanı oldu. 1978-1979 Yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Grup Başkanvekilliği ve Avrupa Konseyi Türk Delegasyonu üyeliği görevlerini üstlendi.1979-1980 Yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştı. 1980li ve 90lı yıllarda gazetecilik görevine devam eden Öymen, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği ve Başyazarlığı da yaptı.


    1995 Yılında TBMM'ye Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili olarak giren Öymen, partisinin Grup Başkanvekili oldu.


    18 Nisan 1999 Yılında Cumhuriyet Halk Partısı'nin Meclis dışında kalması nedeniyle Genel Başkanlıktan istifa eden Deniz Baykal'ın ardından 23 Mayıs 1999 Tarihinde düzenlenen 27. Olağanüstü kurultayda Genel Başkan seçildi.


    15 ay süren Genel Başkanlığının ardından, olağanüstü kurultaya giderek, yeniden genel başkan olmayı hedefleyen Altan Öymen, yapılan seçimler ardından görevi Deniz Baykal'a devretti.

  5. #5
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Abdi İpekçi


    1929 senesinde İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.


    Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.

    __________________

  6. #6
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Ernest Hemingway


    Kısa öykünün ustası sayılan Amerikalı yazar Ernest Hemingway, izlenimlerini ve deneyimlerini kuru, kısa bir stille aktarmaya çalıştı. Yazarın yapıtlarının konusu başlıca aşk ve ölümle insanın hayattaki başarısızlığından ibarettir. Amerikan edebiyatındaki Redskin, Tough Boy gibi, tüm bir yaratıcılık anlayışını, sporcu, avcı, asker portreleriyle dile getirerek başarıyla temsil etti. Kuralları titizlikle belirlenmiş bu geniş düşsel evren, ne gerçekçi yazımın kesinliğini, ne de Amerikan edebiyatına insanlığın durumunu anlatma olanağı veren geniş boyutlu simgeselliği dışlar. Hemingway’in çok boyutlu bir ilgi alanı olması ve buna sıkı sıkıya bağlı kalması, yapıtlarının, geçek bir psikolojik çözümleme yerine ucuz kahramanlığa yer veren, yüzeysel bir nitelik taşıdığını düşündürür.


    Doktor bir babayla opera şarkıcısı bir annenin oğlu olarak 21 Temmuz 1899'da Şikago yakınlarında Oak Park'ta dünyaya gelen Hemingway, burada beş kardeşiyle birlikte büyüdü ve 1917'ye kadar okula devam etti. Tutkulu bir sporcu olan Hemingway, henüz öğrenci gazetesinde çalışırken gazeteci olmaya kararlıydı. 18 yaşında Kansas City Star gazetesinde başladığı eğitimini, I. Dünya Savaşı'nda Kızılhaç örgütüyle birlikte sağlık memuru olarak İtalya'ya gitmek üzere bıraktı. Ağır bir şekilde yaralanan Hemingway, iyileştikten sonra piyade birliğine gönüllü olarak katıldı. Savaşta yaralanınca ölüm korkusuyla tanıştı; bu konu bütün yapıtlarında öne çıkar.


    IN OUR TIMES


    Hemingway, 1920'de evlendiği Hadley Richardson ile birlikte Toronto Star Weekly gazetesi için dış ülke muhabiri olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Birlikte bir çocuk sahibi olduğu ilk eşinden 1924'te boşandı. İkinci evliliğini gazeteci Pauline Pfeiffer ile yaptı (iki çocuk) ve 1940'ta boşandı. 1921'de Türk-Yunan savaşında savaş muhabiri olarak bulundu. Bir yıl sonra da Mussolini'nin Roma'ya yürüyüşünü anlattı. Amerikalı yazar Gertrude Stein ile arkadaş olunca Hemingway edebiyata yönelmeye heveslendi. Bunun ilk semeresi In Our Times (Zamanımızda, 1924) adlı kısa öykülerden oluşan bir kitaptı. Hemingway burada izlenimlerini sade, açık bir dille aktarmaktadır. Yapıtlarının amacı, yüzeyin altındaki gerçeklere ulaşmaktı.


    A FARERVELL TO ARMS


    1926'da Hemingway'ın ilk romanı The Sun Also Rises (Güneş de Doğar) yayınlandı. Savaşta aldığı yaralar yüzünden çocuk yapma yeteneğini ve hayatın bir anlam taşıdığına ilişkin inancını yitiren bir Amerikalının öyküsünde "Lost Generation" (Yitik Nesil) denilen neslin (20'li yıllarda Paris'te bulunan umutsuzluğa kapılmış Amerikalı edebiyatçılar) havası yansıtılmaktadır. Ulusal fanatizme karşı bir suçlama olarak algıladığı A Farewell to Arms (Silahlara Veda, 1929) adlı romanı çok büyük bir başarı kaydetti. Hemingway bu romanında yaralı bir askerin bir hemşireye duyduğu aşkı anlatır. Savaşın anlamsızlığını anlayan erkek, bir de hamile sevgilisinin ölümüne katlanmak zorunda kalır.


    POLİTİK KONULAR


    İspanya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, 1931) adlı romanı yazdı. Burada Hemingway için tutku haline gelmiş olan boğa güreşine ve bu güreşlerin ülkesine saygı gözler önüne serilir. Afrika turunu 1935'te The Green Hills of Africa'da (Afrika'nın Yeşil Tepeleri, 1935) anlattı. Bir yıl sonra İspanya İç Savaşında Cumhuriyetçilerden yana tavır aldı. Ayrıca savaşı anlatan belgesel bir filmin senaryosunu hazırladı: The Spanish Earth (İspanya Toprağı, 1938). Hemingway, 1939'da Küba'ya taşındı. Bir yıl sonra gazeteci Martha Gallhorn ile evlendi (1944'te boşandılar). Dördüncü evliliğini 1946'da Mary Welsh ile yaptı.


    Yine 1940 yılında For hom the Bell Tolls (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) adlı başarılı romanı çıktı. 1943'te filme alınan bu romanda Amerikalı kolej doçenti Robert Jordan, İspanya İç Savaşında bir gerilla birliğiyle birlikte stratejik açıdan önemsiz bir köprüyü havaya uçurur. Birlikte savaştığı Maria'ya aşık olan Jordan, Franco'cu birliğin saldırısına uğrayıp yaralanır ve ölür. Aşkı ve ölümü anlatan bu yapıtta artık bireyin menfaatleri odak noktasını oluşturmaz. Hemingway toplum adına sorumluluk üstlenmeyi kabul eder. Bu düşüncesini 1942'de girdiği Amerikan deniz kuvvetlerinde uygulamaya koydu. İstila birliklerinin muhabiri olarak 1944'te Fransa çıkartmasına ve Paris'in kurtuluşuna katıldı.


    NOBEL ÖDÜLÜ


    Büyük bir başarı kaydedemeyen Across the River and into the Trees (Irmaktan Öteye ve Ağaçların İçine, 1950) adlı Venedik romanından sonra, 1952'de Hemingway'ın başyapıtı The Old Man and the Sea (İhtiyar Adam ve Deniz) yayınlandı. Bu kısa romanın kahramanı Kübalı balıkçı Santiago, 84 kez boşuna denize açıldıktan sonra kocaman bir kılıç balığı yakalar. Bu başarısının sevinci içinde yakaladığı balığı teknesine bağlayarak evine doğru yelken açar. Balığı yolda köpekbalıkları tarafından yenilip bitirildiği halde Santiago ertesi günü yine denize açılır. İnsan hayatına dair bu sade parabol insanın boşuna başarı peşinden koşusunu simgeler. İnsanın doğaya karşı savaşına öldürme gereksinimi egemendir. Birey tüm yenilgilere karşın yeniden yaşam savaşına döner. Hemingway 1953'te Pulitzer Ödülünü aldıktan sonra 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Arteriyosklerozlu tutkulu avcı Hemingway yedi yıl sonra, 2 Temmuz 1961'de, 61 yaşında, Ketchum/Idaho'da kendisini avcı tüfeğiyle vurarak yaşamına son verdi.


    ESERLERİ:


    Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [A Farewell to Arms], 1929; [The Fifth Column and the First Forty-nine Stories], 1938; Çanlar Kimin İçin Çalıyor [For Whom the Bell tolls], 1940; Irmağın Ötesi [Across the River and into the Trees], 1950) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika'nın Yeşil Tepeleri [The Green Hills of Africa], 1935; İhtiyar Adam ve Deniz [Old Man and the Sea], 1952) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. Öykü türü ([Men without Women], 1927; Ya Hep Ya Hiç [To Have and Have not], 1937), günlük yaşamın tekdüzeliğinde bunalım anlarını saptama olanağı verir. 20'li yılların sürgününü anlatan Güneş de Doğar [The Sun Also Raises], 1926 ve Paris Bir Şenliktir [A Moveable Feast], 1964 adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Boğa güreşlerine ilişkin olarak [Death in the Afternoon], 1932 yılına ait bir yapıtıdır.

    __________________

  7. #7
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Charles Dickens


    Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens, küçük yaşlardan itibaren sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıyla “Boz’un Karalamaları” başlığında notlar yayımlamaya başladı.

    1837’de ise esas onu ünlendirecek olan “Bay Pikvik’in Serüvenleri” adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

    1840-41’de Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama “Genel Okur İçin Amerika Notları” kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

    1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretin zirvesindeyken öldü.

  8. #8
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Prof.Dr Emre Kongar


    Reşit Emre Kongar, 13 Ekim 1941'de İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesinde gören Emre Kongar, 1958-1959 öğretim yılında mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. 1964 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile Sosyal Bilimler eğitimi için Birleşik Amerika'ya gitti. 1966 yılında Michigan Üniversitesi, Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'ndan master ünvanı ile mezun oldu. Aynı yıl Türkiye'ye döndü. Hacettepe Üniversitesi'ne öğretim görevlisi olarak girdi. Bu görevi sırasında 2 yıl süre ile Nüfus Etüdleri Enstitüsü'nde de uzmanlık yaptı.


    1968 yılında üniversite bünyesinde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı. 1969 yılında sosyal bilimler alanında "İzmir'de Kentsel Aile" adlı tezi ile doktor oldu. 1972-1974 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak geri döndü.


    1976 yılında "Toplumsal Değişme Kuramları" konusundaki tezi ile üniversite doçenti oldu. Aynı yıl Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü'ne eylemli doçent olarak atandı ve Bölüm Başkanlığı'na seçildi. 1978 yılında Bölüm Başkanlığı'ndan ayrıldı. 1976-1979 yılları arasında, Hacettepe Üniversitesi adına Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Planlaması Genel Müdürlüğü'nde danışmanlık görevi yaptı. İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Beş Yıllık Planların hazırlanmasında çeşitli ihtisas komisyonlarında çalıştı.


    1978-1979 yıllarında Kültür Bakanlığında Kültür Yüksek Kurulu üyesi olarak hizmet etti. Aynı yıl Gençlik ve Spor Bakanlığında "Toplumsal Kalkınmada Gençlik" projesini hazırladı ve uygulamada yardımcı oldu. Bu yıllarda Milli Eğitim Bakanı'na da özel danışmanlık yaptı. 1978-1981 yılları arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde tiyatro kürsüsünde "Sanat Sosyolojisi" dersleri verdi.


    1981 yılı Temmuz ayında "Atatürk ve Devrim Kuramları" adlı takdim tezi ile Hacettepe Üniversitesi Senatosunca Profesörlüğe yükseltildi.1983 yılına kadar Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü ile Ekonomi Bölümü'nde öğretim üyeliğini sürdürdü. Birleşik Amerika'da yayımlanan American Journal of Political and Military Sociology adlı dergi ile yine aynı ülkede yayımlanan International Journal of Sociology of Family adlı dergilerin yazı kurullarında görev yaptı.


    15 Şubat 1983 tarihinde askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için, üniversiteden istifa etti. 1 Mayıs 1983-31 Temmuz 1987 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi'nde danışmanlık yaptı.


    28 Eylül 1987 tarihinde KAMAR, Kamuoyu Araştırma Anonim Şirketi'ni kurdu. 1987 seçimlerini en az sapma ile önceden bilen araştırma dahil, seçim öncesi ölçümlerini ve kamuoyu araştırmalarını Hürriyet Gazetesi'nde yayımladı. 31 Aralık 1991 tarihinde KAMAR'dan ayrıldı.


    15 Ocak 1992 - 15 Mart 1992 tarihleri arası TÜSES'in genel sekreterliği ile birlikte vakıf müdürlüğünü de yürüttü. Nisan 1992'de Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de Müsteşarlık görevinden ayrıldı.


    15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı ile, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası ile, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor nişanı ile ödüllendirildi. 24 Nisan 1996 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'ne Profesör olarak geri döndü. Şubat 1997'de Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyeliğine atandı. 1997-2000 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde saat başı görevli hocalık yaptı.


    Temmuz 2000'de devletten emekli oldu. 1 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Danışmanı oldu. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde saat başı görevli ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde de fahri olarak hocalık yapmaktadır.


    Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabı ile 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabı ile 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabı ile 1998 Aydın Doğan Sosyal ve Beşeri Bilimler Ödülü'nü kazandı. 1998 yılında Nokta Dergisi tarafından Sosyal Bilimler alanında "Doruktakiler" ödülüne layık görüldü. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından verilen "Yılın İletişimcisi" ödülünü Sosyal Bilimler alanında kazandı. 2001 yılında Kızlarıma Mektuplar adlı kitabı ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin "Zirvedekiler 2001; En Beğenilen Kitap" ödülünü aldı.


    Sosyal bilimler ve kültür alanında yirmiden fazla kitabı, bilimsel ve deneme türü yüzü aşkın makalesi vardır. Bilimsel çalışmalarının ve deneme kitaplarının yanında, 1990 yılının en çok satan kitapları arasına giren "Hocaefendi'nin Sandukası" adlı bir de roman yazmıştır. Müsteşarlık dönemi anılarını da "Ben Müsteşarken" adı ile kitaplaştırmıştır. "21.Yüzyılda Türkiye" adlı incelemesi ve "Kızlarıma Mektuplar" adlı eseri en çok satan kitaplar arasında yer almıştır.

    Evli ve üç çocukludur.

  9. #9
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Tarık Buğra


    Tarık Buğra 2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir'de doğdu. İlk ve orta tahsilini Akşehir'de tamamladı. Konya Lisesi'ni bitirdi. (1936) Çeşitli aralıklarla İstanbul Üniversitesi'nin Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerinde ikişer üçer yıl okuyup vazgeçti.

    Akşehir'de çıkardığı Nasrettin Hoca gazetesi ile gazeteciliğe başladı. İstanbul'a gelince Milliyet, Yeni İstanbul, Haber ve Tercüman gazetelerinde fıkralar yazdı, sanat sayfaları düzenledi. Haftalık Yol dergisini çıkardı.

    Tarık Buğra, gazetecilikle olan ilgisini 1983 yılı sonuna kadar devam ettirdi. Onun gazete yazılarının da değişik ve kendine has özellikleri vardır. Hiçbir zaman basmakalıp düşünce ve ideolojilerin takipçisi olmamıştır. Zaman zaman dil, edebiyat ve sanat konularına da yer verdiği bu yazılarında hür, bağımsız ve meseleler karşısında tarafsız bir yazar olma vasfını kaybetmemiştir. Tarık Buğra, edebiyat dünyasına küçük hikâyelerle girdi. Cumhuriyet gazetesinin açtığı bir yarışmada "Oğlumuz" adlı hikâyesi ile ikinci olması, onun için bir dönüm noktası olmuştur denilebilir. Daha sonra Çınaraltı ve İstanbul dergilerinde hikâyeler yazmaya devam etti. Bu hikâyeler kronolojik bir sıra ile incelendiğinde ilk dikkati çeken şeyin, yazarın bir acemilik/çıraklık dönemi olmayışıdır. Hemen her yazarda takibedilen zaman içinde ustalaşma, Tarık Buğra'da görülmüyor. O, daha ilk hikâyesinde usta bir yazar olduğunu ortaya koymuştur. Hikâyelerinde daha çok yakın çevre, aile hayatı, sevda ilişkileri, küçük kasaba intibaları gibi ferdî ve dar çerçeveli konular göze çarpar. Tarık Buğra olay değil, atmosfer hikâyecisidir. Hikâyelerinden, onun "hüzn"ü bilen bir yazar olduğu anlaşılmaktadır. Onun hikâye ve romanlarında çocukluğun, ilk aşkın, vefasızlıkların, kırılmışlıkların ve yarıda kalmış şeylerin hüznü vardır. Denilebilir ki onur eserlerinin atmosferini hep bir hüzün bulutu idare eder. Yayınlanmış dört tiyatro eserinden İbişin Rü-yası'nda ünlü komik Naşit'in hayatından bir bölümü, son derece duygulu, iki kişi arasında geçen fırtınalı bir aşk atmosferi içinde anlattı. İlk adı Dört Yumruk olan, daha sonra Akümülatörlü Radyo adıyla yayınlanan ve Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen eserinde ise yarıda kalmış saadetlerin hikâyesini anlatmıştır. Ayakta Durmak İstiyorum ve Yüzlerce Çiçek Birden Açtı oyunları ise daha beşerî planda, hürriyete ve bağımsızlığa hasret insanın dramı hikâye edilmiştir. Onun romanları ise değişik bir gelişme göstermektedir.

    1955'te yayınlanan Siyah Kehri-bar'da, İtalya'da Mussolini devrinde geçen olaylar anlatılmış, dikta rejimlerinin hür ve zora gelmez mizaçlar üzerinde yarattığı olumsuz tesirler belirtilmiştir. İbişin Rüyası, daha sonra oyun haline getirilmiş olan romanıdır. Yalnızlar ise, Akümülatörlü Radyo oyununun romanlaştırılmışıdır.

    Roman dünyamızda Tarık Buğra'ya sağlam ve sarsılmaz bir yer sağlayan eseri Küçük Ağa'dır. Bu eserde, ve bunun devamı olan Küçük Ağa Ankarada ve Firavun İmanı romanlarında Millî Mücadele ilk defa değişik bir açıdan ele alınmıştır. Daha çok devletin resmi görüşünden hareket eden Kurtuluş Savaşı romanlarının tam aksine bu üç romanda meseleler, insan / millet açısından ele alınmış, yeni ve doğru bir yorumla ortaya konulmuştur. Bu roman "tarihi açıdan Millî Mücadele'de insanın yeri, milletin yeri nedir?" sorularının cevaplarını araştırır. Yazar, Yağmur Beklerken romanında Serbest Fırka denemesinin, Gençliğim Eyvah'da ise 1970'li yıllarda Türkiye'nin bir numaralı meselesi haline gelen anarşik olayların değişik yönlerini, perde arkasını tasvir ve tahlil eder.

    Tarık Buğra, Osmancık romanı ile de, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını anlatmıştır. Bu eserde de cihan devletini kuran irade, şuur ve karakterin tahlili vardır. Tarık Buğra, roman kahramanlarını idealize etmez. Onun romanlarındaki bütün tipler tabiidir. İnsanı, en gerçek ve inkâr edilemez yanından -mizacından- ve insanın en soylu duygusundan -hüzünlerinden- ele almıştır. Bu özellikleriyle Tarık Buğra, realizmin Türk romancılığındaki en usta yazarlarından birisidir. Tarık Buğra'da belli ve kalıplaşmış bir fikri ispatlama, yorumlama ve propogandasını yapma endişesi yoktur. O, romanı, roman olarak düşünür. Tarık Buğra'yı bugün ve gelecekte sarsılmaz yapan özellik onun bu tutumudur. Ona göre roman, hatta sanat "kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden yaratmaktır." Bu açıdan bakılınca Tarık Buğra, bir tahlil ustası olarak göze çarpar. Onun bazı romanlarında insan, bazılarında mesele ön plândadır, fakat ikisi de her zaman dengelidir. Tarık Buğra roman ve tiyatro gibi yarına kalıcı eserlerin en mükemmel kültür Türkçesi ile yazılacağını savunmuştur. Sanat eseri için her türlü basmakalıbı reddeden bağımsız bir sanat anlayışını benimsemiş olan Tarık Buğra, güzel Türkçesi, canlı ve yoğun üslûbu, derin tipleri ile Türk hikâye, tiyatro ve roman yazarlarının başında yer almıştır.

    Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul'da öldü.


    Eserleri:
    Hikâye: Oğlumuz (1949),
    Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952),
    İki Uyku Arasında (1954), Hikâyeler (1964, yeni ilavelerle 1969)
    Tiyatro:
    Ayakta Durmak İstiyorum,
    Akümülatörlü Radyo,
    Yüzlerce Çiçek Birden Açtı – 1979)
    Gezi Yazıları:
    Gagaringrad (Moskova Notları) (1962),
    Fıkra ve Deneme: Gençlik Türküsü (1964),
    Düşman Kazanmak Sanatı (1979),
    Politika Dışı (1992).
    Roman:
    Siyah Kehribar (1955),
    Küçük Ağa (1964),
    Küçük Ağa Ankarada (1966),
    İbişin Rüyası (1970), Firavun İmanı (1976),
    Gençliğim Eyvah (1979),
    Dönemeçte (1980), Yalnızlar (1981),
    Yağmur Beklerken (1981),
    Osmancık (1983).
    Senaryo ve oyunu:
    Sıfırdan Doruğa-Patron (1994).

  10. #10
    ZiLan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    [email protected][email protected]
    Üyelik tarihi
    13.Mayıs.2009
    Mesajlar
    11,498
    Konular
    7848
    Aldığı Beğeni
    11
    Verdiği Beğeni
    0
    Şevket Süreyya Aydemir


    Yazar ve İktisatçı Şevket Süreyya Aydemir 1897 yılında Edirne'de doğdu. Edirne Muallim Mektebi'ni bitirdi. Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan'da öğretmenlik yaptı. Moskova İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu'nu bitirdi. 1924 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi'nce 10 yıl hapse mahkum edildi ve 1925'de 18 ay sonra aftan yararlandı.

    Eğitimci ve iktisatçı olarak devlet hizmetinde görev aldı; Yüksek ve Teknik Öğretim Umum Müdür Muavini Ankara Belediyesi İktisat müdürlüğü, Ankara Ticaret Lisesi müdürlüğü İktisat vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti reisliği görevlerinde bulunduktan sonra emekliye ayrıldı. İktisadi devletçiliği savunan toplumcu Kadro dergisinin yazı kurulunda yer alan Şevket Süreyya, bu dönemdeki siyasal ve ekonomik görüşlerini İnkılap ve Kadro adlı kitabında dile getirdi. 1924 yayınlanan Lenin ve Leninizm, 1930 yayınlanan Cihan İktisadiyatında Türkiye, kendi hayat hikayesini de 1959'da yayımladığı Suyu Arayan Adam adlı kitabın da anlattı.

    Bu tarihten sonra yoğun bir yazı dönemine girdi. Toprak Uyanırsa adlı romanında bir Anadolu köyünün bir aydının öncülüğüyle kalkınması hikaye ediliyordu. Tek Adam Mustafa Kemal İkinci Adam, İsmet İnönü'nün hayat hikayesi Menderes'in dramı (1969), Makedonya'dan, Orta Asya ya Enver Paşa adlı biyografya eserleri, kahramanlarının ayrıntılı hayat hikayeleriyle birlikte Birinci Meşrutiyetten günümüze kadar Türk toplumunun geçirdiği değişmeleri ve yaşanan olayları dile getirir. Cumhuriyet gazetesinde makaleleri düzenli olarak yayımlanan Aydemir, ihtilallerin mantığı adlı eserinde, toplumda yapı değişikliklerini, Türkiye'deki devrim ve ihtilal hareketlerini inceler.

Benzer Konular

  1. Şevki Ünlü Albümleri
    Konu Sahibi mirbotan radyo Forum Türkçe Albüm Tanıtım
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 01.Eylül.2010, 05:02
  2. Ses Bilgisi
    Konu Sahibi [email protected]@N Forum Türkçe-Edebiyat
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 15.Ocak.2010, 13:23
  3. Adanada Yetişmiş Olan Sanatcılar -saırler-yazarlar-halk ozanları-ünlüler
    Konu Sahibi DaĞLaRıN KıZı Forum Akdeniz Bölgesi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 07.Ocak.2010, 12:35

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •