Toplam 6 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 6 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Deniz GEZMİŞ,Yusuf ASLAN,Hüseyin İNAN,Mahir ÇAYAN Hayatları

    DeNiZ GeZMiŞ HayaTı YaŞaDıKLaRı Ve HiKaYeSi...

    Doğumu : 1965'ten sonra Türkiye'de gelisen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtulus Ordusu(THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmis, 24 Subat 1947'de Ankara'nin Ayas ilçesinde dogdu. Ögretmen bir ailenin çocugu olmasi sebebiyle ilk ve ortaögrenimini çesitli kentlerde, liseyi Istanbul'da okudu.

    Ceza yılları : 2 Mayis'a kadar tutuklu kalan Gezmis, 30 Mayis'ta 6.Filo'yu protesto ettigi için yargilandi ve beraat etti. Ögrenci eylemleri içinde etkinligi giderek artan Deniz Gezmis, 12 Haziran 1968'de Istanbul Üniversitesi'nin isgal edilmesinde önderlik etti. Isgal Konseyi adina IÜ Senatosu ile Baltalimani'nda yapilan görüsmelere katilan ögrenci heyetinin içinde yer aldi; ögrenci haklarinin elde edilip isgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. Isgalden kisa bir süre sonra Istanbula gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmis, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayi tutuklandi ve 20 Eylül'de serbest birakildi. TIP içinde yogunlasarak, ayriliklara ve tartismalara yolaçan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmis, bu görüsün özellikle devrimci ögrenciler arasinda yayilmasinda etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte oldugu Cihan Alptekin, Mustafa Ilker Gürkan, Mustafa Lütfi Kiyici, Cevat Ercisli, M.Mehdi Bespinar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Ögrenci Birligi(DÖB)'ni kurdu. 1 Kasim 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün baslattigi Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüsü'nü düzenledi. Ardindan 28 Kasim 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelisi sirasinda Yesilköy Havaalani'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandi ve bir süre sonra serbest birakildi. Istanbul Üniversitesi'nde sagci güçlerin 16 Mart'ta girismis oldugu hareketlere ögrenci kitlesiyle birlikte karsi koyan Gezmis , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yatti. Ardindan 31 Mayis 1969'da IÜ Hukuk Fakültesi ögrencilerinin, reform tasarisinin gerçeklesmemesini protesto için giristikleri isgale önderlik etti. Üniversitenin kapatilip, polise teslim edilmesi nedeniyle çikan çatismalarda yaralandi. Hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina ragmen hastaneden kaçan Gezmis, Haziran'in sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladigi 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayi'na kendisi gibi haklarinda tutuklama karari olan FKF Genel Baskani Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programi gönderdi

    Üniversite yılları : 1966'da Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmis, henüz lise ögrencisiyken sol düsünceyle tanisti ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye Isçi Partisi(TIP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. Ilk kez 31 Agustos 1966'da Ankara'dan Istanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Aniti'na çelenk koymalari sirasinda isçileri destekleyen ve Türk-Is yöneticilerini protesto eden gösteri sirasinda gözaltina alindi. Ardindan 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talabe Federasyonu(TMTF) binasinin yedd-i emine verilmesi sirasinda çikan olaylarda yakalandi ve bir gün sonra iki arkadasiyla çikarildigi mahkeme tarafindan serbest birakildi. 22 Kasim 1967'de ögrenci örgütlerinin düzenledigi Kibris Mitingi sirasinda Asik Ihsani ile birlikte ABD bayragini yaktiklari gerekçesi ile gözaltina alinip daha sonra serbest birakilan Deniz Gezmis, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okudugu arkadaslariyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de IÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantisinda konusma yapan Devlet Bakani Seyfi Öztürk'ü protesto ettigi için tutuklandi.

    Filistin ve idam : 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde oldugu sirada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmis, 25 Kasim'da serbest birakildi. Ancak Yildiz Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoglu'nun sagcilar tarafindan öldürülmesinden sonra okulda yapilan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfegin Gezmis'e ait oldugu öne sürülerek hakkinda yeniden tutuklama karari alindi. 20 Aralik 1969'da yakalanan Gezmis, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldi. Bundan sonra ögrenci eylemlerinden uzaklasarak, mücadelesini degisik alanlarda sürdürmeyi planladi. Sinan Cemgil ve Hüseyin Inan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adina Ankara Is Bankasi Emek Subesi'nin soygununu gerçeklestirenler arasinda yeraldi. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçirilmasi eyleminde de bulunan Gezmis, erlerin serbest birakilmasindan sonra Sivas'in Sarkisla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandi. 16 Temmuz 1971'de baslayan THKO-1 Davasi'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettigi gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasina çarptirildi. 6 Mayis 1972'de idam edildi.

    Deniz Gezmiş'in babasına yazdığı son mektubu

    Baba

    Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

    Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor,kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi, abimi, kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

  2. #2
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yusuf Arslan - 1947-1972 ve son mektubu
    Yusuf Arslan - 1947-1972 ve son mektubu

    1947 yılında Yozgat'ın bir köyünde doğdu.
    Orta öğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı. 1966'da ODTÜ'ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, CIA ajanı, Amerikan Büyükelçisi Commer'in arabasının yakılmasıydı.

    1969 yılında arkadaşlarıyla birlikte Filistin'e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu. 1970 yılında kurulan THKO'nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş'le birlikte Nurhak'a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla'da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı.

    6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan'la birlikte idam edildi.

    Yusuf Aslan'ın son mektubu

    Bütün Akrabalara,

    Bu mektubumu okuduğunuz zaman artık aranızda olmayacağım. Mektubumu Senatonun idamlarımızı tasdik ettiğini öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. Ben halkımın kurtuluşu, Türkiye'nin tam bağımsızlığı için savaştım. Sizler beni tanıyorsunuz. Bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler, vatan satıcıları, işbirlikçiler ellindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış, vatan haini, dışardan emir alan, bölücü, diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar. Bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik: vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, NATO'yu ve Amerika'yı savunmak, 6. filoyu ağırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak, işçinin grev hakkını engellemek, Amerika'ya ve emperyalizme hizmet etmektir. Biz bunlara karşı çıktık. Bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. Bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirler ki; biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesi uğruna şerefimizle bir defa öleceğiz. Bizi asanlar şerefsizlikleri ile her gün ölecekler..

    Son sözüm; yaşasın işçiler, köylüler! Yaşasın devrimciler! Yaşasın halkımın kurtuluşu ve bağımsızlığı için savaşanlar! Yaşasın tam demokratik Türkiye'nin kurulmasından yana olanlar! Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun faşist koalisyon. T. Yusuf Aslan

  3. #3
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hüseyin İnan (1949-1972) ve Mektubu

    Hüseyin İnan (1949-1972)

    1949'da Kayseri'nin Sariz ilçesine bagli Bozhüyük köyünde dogdu. Ilk ve orta okulu Sariz'da, liseyi Kayseri'de okudu. 1966'da ODTÜ Idari Bilimler Bölümü'ne kayit oldu. Sosyalist Fikir Klubü(SFK) ve bu dernegin bagli oldugu Dev-Genç'e üye oldu. Bu arada TIP'e de katilarak, bu partinin etkinliklerinde yer aldi. Ayni dönemde, gerek Istanbul ve Ankara, gerek Izmir ve diger yörelerde anti-emperyalist eylemlere katildi; ABD 6.Filo'suna yönelik eylem ve mitinglerin içinde bulundu. Toprak isgalleri, kirsal yörelerdeki etkinlikler vb. etkinliklere katildi. 1966-67 ögretim yilinda, gerçeklesen ODTÜ Hazirlik boykotunun örgütlenmesine önderlik etti.

    Hüseyin Inan, 1968'de, TIP ve daha sonra MDD içindeki ayrılıklarda, giderek belirginlesen gizli ve dar örgüt fikri dogrultusunda çekirdek bir grup olusturup, kir gerillasi yoluyla anti-emperyalist mücadele verme düsüncesini gelistirmeye çalisti. Ankara, özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini Inan'in attigi grup, daha sonra THKO'nun çekirdek kadrosunu olusturacakti. Ayni yil Idari Bilimler Fakültesi'nden çikarilan Hüseyin Inan, ODTÜ yurtlarinda kalmaya devam etti. 14 Ekim 1969'da, grubun önemli bir kesimiyle birlikte Suriye üzerinden Ürdün'e, Filistin Kurtulus Örgütü(FKÖ)'nün asil gücünü olusturan El Fetih kamplarina gitti. Burada FKÖ'nün yaninda Israil'e karsi savasti. Israil içlerindeki karakol baskinlarinda bizzat yer aldi. Subat 1970'de Türkiye'ye geri döndügünde, Diyarbakir-Antep yolunda bir otobüste yakalandi. Diyarbakirda devam eden yargilama sonunda, Ekim 1970'de tahliye oldu. Hüseyin Inan Ankara'ya döndügünde kafasindaki kir gerillasi fikri iyice berraklasmisti. Benzeri düsünceler tasiyan ve ayni eylem çizgisini benimseyen, baslarinda Deniz Gezmis'in yer aldigi Istanbul grubuyla biraraya gelerek THKO'yu kurdu. Inan, kitle hareketleri içinde hemen hiç taninmayan biri olmakla birlikte, örgütleyici niteligi, insanlarla iliski kurma becerisi ve kararliligiyla grup içinde sivrilmisti. Deniz Gezmis, sinan cemgil ve Cihan Alptekin'in de yer aldigi THKO'nun tartismasiz lideri haline geldi. Daha sonra, yayginlasan silahli eylemlere önderlik etmekle kalmadi, bütün eylemlerin bizzat içerisinde oldu. 29 Aralik 1970'de, Dev-Genç üyelerinden Ilker Mansuroglu'nun öldürülmesi üzerine, THKO'nun örgüt olarak kendini ortaya koydugu Kavaklidere Polis Karakolu'nun kursunlanmasi, 1 Ocak 1971'de Türkiye Is Bankasi Emek Subesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basilarak bir Amerikalinin kaçirilmasi ve daha sonra dört Amerikalinin kaçirilmasi eylemlerinde gösterdigi gözüpek tavri ve kararliligiyla THKO'nun varliginda büyük etken oldu.

    24 Mart 1971'de Kayseri'nin Pinarbasi ilçesinde yakalanarak, Deniz Gezmis ve Yusuf Arslan'la Ankara 1. Nolu Sikiyönetim Askeri Mahkemesi tarafindan 9 Kasim 1971'de idama mahkum oldu. Idamlarin önlenmesi için gerek Meclis'te, gerek kamuoyunda ve gerekse örgüt arkadaslari tarafindan çesitli girisimlerde bulunulmasina ragmen Yusuf Arslan ve Deniz Gezmis'le birlikte 6 Mayis 1972'de idam edildi.

    INAN YAKALANIYOR

    El- Fetih kamplarinda yaptiklari yirmi günlük bir egitimden sonra Hüseyin ve 15 arkadasi, 1 Subat 1970 Pazar günü, Suriye sinirindan gizlice Türkiye'ye girer. Grubun bir kismi Diyarbakir'a gelir. Hüseyin Inan, Alpaslan Özdogan ve Mustafa Yalçiner, yanlarinda getirdikleri silahlari Diyarbakir surlarinda bir yere gömer. Daha sonra Diyarbakir Tip Fakültesi önünde bulusmak için anlasilir.

    Fakat, Tip Fakültesi önüne geldiklerinde fakültenin polis tarafindan basilmis oldugunu gören Hüseyin, Alp ve Yalçiner, Adana'ya gitmek için Diyarbakir disindan bir benzin istasyonunda otobüse biner. Hüseyin ile Alp, yan yana koltuklara, Yalçiner tek basina oturur. Otobüs, Gaziantep yakinlarinda bir yerde jandarmalar tarafindan durdurularak aranir. Hüseyin ile Alp, yan yana koltuklarda oturdugu için gözaltina alinir. Yalçiner, sans eseri kurtulur ve Adana'ya gelir. Yalçiner, daha sonra Ankara'ya gider. Müfit Özdes, Teoman Ermete ve Atilla Keskin ise Malatya'da tren garinda yakalanir. Sonuçta, yakalananlardan Hüseyin Inan, Atilla Keskin, Teoman Ermete, Müfit Özdes, Ercan Enç, Alpaslan Özüdogru, Hamit Yakup, Ahmet Tuncer Sümer, Kadir Manga, Ali Tenk, Bahtiyar Emanet tutuklanir ve Diyarbakir Tutukevi'ne konur. Filistin'den dönenlerden Mustafa Yalçiner, Ahmet Erdogan ve diger 3 kisi, yakalanamaz. Fakat, yakalananlarin Emniyet'te verdigi ifade nedeniyle Mustafa Yalçiner ile Ahmet Erdogan, giyabi tevkif karari ile aranmaya baslanir.

    El-Fetih dönüsü Hüseyin Inan (solda, yanindaki Mehmet Nakipoglu) Diyarbakir'dan Adana'ya giderken bindigi otobüs Gaziantep yakinlarinda jandarmalar tarafindan durdurulur. Yan yana oturan Hüseyin Inan

    ile Alpaslan Özdogan yakalanir, ön koltuktaki Mustafa Yalçiner ise kaçmayi basarir.

    Sinan Cemgil, Hüseyin Inan ve diger gençler devrimci mücadelelerini daglarda sürdürme karari alir, gerekli malzeme 1970 kasim ayinda ODTÜ'den yola çikar

    Malatya eylem üssü oluyor

    HOCA yetenekleri dolayisiyla Sinan, her zaman aranan birisi olmustur. Dönüsüm dergisinin yazi kurulunda görev almis, ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü Baskanligi yapmis, 8-9 Mart 1969 günleri Ankara'da yapilan TIP Genel Yönetim Kurulu Toplantisi'nda TIP Bilim ve Arastirma Kurulu'nun gençlik islerinden sorumlu bürosuna yönetici olarak seçilmistir. Sinan, politik birikimi ve hitabet yetenegi açisindan herkesçe kabul edilen bir isimdir. Okumaya düskündür. Nurhak'ta dagda iken bile Mao' nun üç ciltlik, ''Seçme Eserler'' ini sirt çantasinda tasir ve mola verdikleri yerlerde okur. TIP Genel Baskani Mehmet Ali Aybar' a, üyeler ve arkadaslari, genellikle, ''Hoca'' diye hitap ederler. TIP üyesi Sinan da arkadaslarina çogunlukla ''Hoca'' diye hitap eder. ''Hoca'' lafi ODTÜ ögrencileri arasinda yayilir. Özellikleri nedeniyle, Sinan'a ''Hoca'' lakabi takilir. Hatta, Türkiye Ögretmen Sendikasi (TÖS), 1968 yili içinde: 1- Mesleki alanda olsun, halk içinde olsun örgütlenme, 2- Kapitalist düzen uygulamalarina direnis, 3- Emperyalizme ve sömürüye karsi çikma, 4- Tam bagimsizlik fikrinin yayilmasi, 5- Halka dönük ve halk yararina isleyen devrimci egitim, 6- Ve Anayasanin tam uygulanmasi; konularinda halka, ögretmenlere, aydinlara ve ögrencilere önderlik eden ve ugradiklari baskilara, hatta fiili tecavüzlere aldirmadan etkinliklerini sürdürdükleri anlasilan bir ögretmen ile bir ögrencinin kahraman olarak seçilmesine, bunlarin birer plaket ile 1000'er lira degerinde kültür yapiti armagan edilerek mükâfatlandirilmasina karar verir. Armagana aday olarak Sinan Cemgil, Harun Karadeniz, Yusuf Küpeli, Fevzi Altug, Murat Cahit Kogacioglu, Zeki Saruhan, Timur Erkman, Halit Koçer ve Ibrahim Kaypakkaya gösterilir. Bu maksatla Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk, Nejat Erder, Hürrem Arman, Mehmet Durukan, Demir Ünsal, Cahit Senkol, Safa Güner' den olusan jüri, 16 ögretmen ve 10 ögrenci aday arasindan yaptigi degerlendirme sonunda eski ITÜ-ÖB Baskani Harun Karadeniz'i, ögretmenlerden eski Malatya TÖS Subesi baskani H. Nedim Sahhüseyinoglu' nu armagana layik görür. Armaganlar, 29 Haziran 1969 Pazar günü Aksaray'da bulunan TÖS binasinda yapilan bir törenle kahraman seçilenlere verilir. Sinan, bu sira, Ankara Hukuk Fakültesi ögrencilerinden Sirin Yazicioglu ile Eskisehir'de evlenir. Sinan ile Sirin'in nikâh sahitligini SBF ögrencisi Nihat Akseymen (Rasit Yörükoglu) ile Emine Engin yapar. Sinan ile Sirin, evlendikten sonra Sihhiye'de bir evde yasamaya baslar. Ev, bodrum katinda oldugu için yagmur yagdigi bir dönemde evi sel basar. Bu nedenle, ODTÜ'de asistan olan Aydin Karagözoglu' nun evinde bir süre kalir. Daha sonra, Aydin Karagözoglu'nun evinden ayrilan Sinan'i, mimar Gürol Gürkan otomobiliyle Aydin'a götürür.

    GIZLI KOMÜNIST PARTISI

    11 Nisan 1969 günü verilen giyabi tutuklama karari ile polis tarafindan aranmaya baslanan Sinan, Hüseyin Inan' in, bir grup arkadasiyla Filistin'e gitmesinden birkaç gün sonra 13 Ekim 1969 Pazartesi gecesi Ankara'dan giden bir emniyet ekibi tarafindan 14 Ekim Sali günü, eski CHP milletvekili olan ve Aydin'da avukatlik yapan, dayisi Nedim Müren' in yaninda yakalanir. Hakkindaki giyabi tutuklama karari Aydin Savciligi'nca vicahiye çevrilen Sinan, Ankara'ya getirilir. Sinan, Ankara Emniyet Müdürlügü'nde basin mensuplarina su açiklamayi yapar: ''Polise mukavemet ve patlayici madde bulundurmaktan suçlaniyorum. Bana zabitaca bir baski yapilmadi. Aydin'da iken beni buldular ve Aydin'dan Afyon'a kadar bir vasita ile geldim. Afyon'dan sonra da emniyete ait oldugunu tahmin ettigim siyah bir Volkswagen otomobil ile Ankara'ya getirildim. Emniyet yetkililerinin benden ifade almaya kmalari üzerine, 'Sizlere sadece adimi soyadimi söylerim. Ifade ancak savcilikta alinir' dedim ve ifade vermeyi reddettim.'' Ankara Emniyet Müdürlügü I. Sube Müdürü Altan Ünal da Sinan'in yakalanmasi hakkinda sunlari söyler: ''Sinan Cemgil üniversiteden ayrildiktan sonra Aydin'da bulunan dayisinin yanina gitmis. Biz de kendisini Aydin'da, buradan gönderdigimiz bir ekip vasitasi ile yakaladik.'' Giyabi tutuklama karari ile aranan Ahmet Sina da 11 Kasim 1969 günü yapilan durusmaya giderek teslim olur. Sinan ayni dönem, ''Gizli Komünist Partisi'' kurduklari gerekçesiyle Ankara Ikinci Agir Ceza Mahkemesi'nde Deniz Gezmis, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, Aydin Karagözoglu, Sema Karagözoglu, Bingöl Erdumlu ve Mustafa Kemal Çamkiran' la birlikte yargilanir. Kisa bir süre tutuklu kalan Sinan, 24 Aralik 1969 Çarsamba günü, bes bin lira kefaletle serbest birakilir. Hamile olan Sirin, bu sira dogum yaparak bir erkek çocuk dünyaya getirir. Çocuga ''Taylan'' adi verilir. 1969 yilinda ODTÜ'de okuyanlardan sadece Sinan degil, ögrenci hareketlerinin içinde aktif olarak yer alanlardan birçok kimse de evlenmistir. 1 Temmuz 1969'da Mehmet Akin Atauz ile Sevil Güvezne , 1969 Agustos ayinda da Çagatay Anadol ile Aysen Besen evlenir. Çagatay Anadol ile Aysen Besen'in nikâh sahitleri Sinan Cemgil ile Atilla Keskin' dir. Sinan'in oglu Taylan dogduktan kisa bir süre sonra Akin ile Sevil Atauz'un 15 Subat 1970'te bir kiz çocuklari dünyaya gelir. Akin Atauz, bir çocuklarinin oldugunu haber vermek için Aydinlikevler'de iki katli bir evin alt katinda oturan arkadasi Sinan'a gider. Sinan, Taylan'in altini degistirmektedir. ''Sevil dogum yapti.'' ''Ne oldu?'' ''Kizimiz oldu.'' Bu sirada Taylan, aglamaya baslar. Sinan, bunun üzerine, ''Bak gördün mü, kizin adini duyunca nasil bagiriyor'' der. Akin Atauz ile Sinan saka olarak Taylan ile Ayse Devrim' e ''besik kertmesi'' yaparlar. Sinan, çok daha sonra, 1971 yilinda bir gün, Akin Atauz'a gider. Atauzlarin evinde Sevil Hanim'in Amerikan Kiz Koleji'nden arkadasi olan SBF mezunu bir misafiri vardir. Sevil Hanim, Akin Atauz ve misafirleri, ''Türkiye'de emperyalizm var mi, yok mu?'' tartismasi yapmaktadirlar. Gece geç bir vakit evin kapisi çalindiginda Akin Bey kapiyi açar ve Sinan'i karsisinda görünce çok sevinir. Içeri davet eder ama Sinan içeri girmez: ''Yok, gelemeyecegim. Arkadaslar, disarda otomobilde bekliyorlar. Yarin Sirin evde olmayacak. Benim de bir isim var. Taylan'i birakacak bir yer yok. Getirip size biraksam olur mu?'' ''Ne demek, tabii getir. Biz evdeyiz, bakariz.'' ''Tamam. Yarin getiririm. Tesekkür ederim'' diyen Sinan, tam gidecekken geri döner ve ''Ayse Devrim nasil, büyüdü mü? Görmem mümkün mü?'' der. ''Simdi uyuyor.'' ''Olsun bir bakayim Ayse Devrim'e.'' Sinan, Ayse Devrim'in uyudugu odaya götürülür, Ayse Devrim'e bakar, ''Ne kadar büyümüs'' der ve basini oksar. Daha sonra evden ayrilan Sinan'i, Sevil ve Akin Atauz'un bu son görüsleridir.

    Hasan Ataol' un dedigi gibi: ''THKO, bir parti gibi görevleri yazili olarak belirlenmis insanlarin olusturdugu bir örgütlenme degildi. Hani, toplumda yasalastirilmamis, teamülen uygulanan bazi kurallar vardir. THKO iste böyle bir seydi. Ayni duygulari paylasan, ayni amaci güden, birbirlerine alabildigine güvenen, birbirlerini seven, sayan insanlarin olusturdugu dar bir arkadas grubuydu.'' Bu dar arkadas grubunun içinde DÖB'den gelenlerin disinda THKO olarak adlandirilan hareketi olusturanlarin hepsi ''Türk Solu'' ve ''Aydinlik'' gibi çevrelerin savundugu MDD tezine olumlu bakmamis, o çevrelerden uzak durmuslardir. TIP kökenli olan bu gençler, partiyi sonuna kadar desteklemis, fakat parti içinde tartismalar çikip hiziplesmeler baslayinca, hiçbir hizibin yaninda olmayip kendi baslarinin çaresine bakmislardir. Mihri Belli bunu söyle dile getirmistir: ''Hüseyin Inan'i az taniyordum. Bir-iki kez bizim eve gelmis, konusulanlari dinlemekle yetinmis, hemen hemen hiç agzini açmamisti. Ötekileri daha da az taniyordum. Sinan, Adnan Cemgil'in ogluydu. Onu bebekliginde bir kez görmüstüm. Aydinlik'ta bir-iki kez karsilasmistik. Pek yakinlik göstermemisti.'' (1) Sinan, 1970 yili sonunda, Yusuf, Mahir ve Münir tarafindan olusturulan harekete katilma konusunda yapilan öneriyi de geri çevirmistir. Yusuf Küpeli, bu konuda sunlari söylemistir: ''1970 Agustos ayinda ben tahliye olduktan sonra Mahir, ben ve Münir, Sinan Cemgil'i evinde ziyaret ettik. Münir ve Sinan, ayni okuldan iyi arkadas idiler. Benim de Sinan'la bir arkadasligim vardi. Sinan'in Mahir ile arkadasliklari yoktu. Sinan'in evine, birlikte örgütlenme teklifi yapmak için gittik. O, bizi kibarca reddetti. Böyle bir serüvene girmek istemiyordu, düsünceleri farkli idi. O günkü konusmalarina göre, Deniz ve Hüseyin Inan grubu birlikte olmasi da bence olanaksizdi, ama herhalde arkadaslik baglari nedeniyle fazla direnemedi.

    'HÜSEYİN İNAN'IN SON MEKTUBU

    Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,

    Söyleyecek fazla söz bulamıyorum.
    Bir insanın sonunda karşılaşacağı tabii sonuç, bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.
    Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.
    İleride durumumu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.
    Metin olunuz.
    Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.
    Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar sevgiler! ..
    Yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil...
    Candan selamlar.

    Hüseyin İnan'

  4. #4
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Mahir ÇAYAN ve Hayatı..

    Mahir Çayan, 14 Agustos 1945'de Samsun'da dogdu. Babasi devlet memuruydu. Ilkögretimine Üsküdar'da Halil Güçlü Ilkokulu'nda basladi ve Pasakapisi Ilkokulu'nda tamamladi. Ortaokul ve liseyi Haydarpasa Lisesi'nde tamamlayan Mahir Çayan, 1963'te Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Ancak burada bir yil ögrenim gördükten sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne kaydoldu.

    Bu arada Türkiye Isçi Partisi (TIP)'ne ve Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF)'na bagli SBF Fikir Kulübü'ne de giren Çayan, 1965'de bu örgütün baskanligini yapti. 1967'de kisa bir süre için Fransa'ya gitti. 1968'de Izmir'de 6.Filo'yu protesto gösterilerinde gözaltina alindi, sonra serbest birakildi. Bu yillarda TIP ve FKF içinde baslayan tartismalarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüsünü benimsedi. SBF içindeki etkinliginde bu görüs dogrultusunda davrandi. Yusuf Küpeli'nin FKF genel baskani oldugu bu dönemde, gerek SBF'de gerekse Ankara'daki devrimci mücadele içinde aktif olan Çayan, TIP adina Zonguldak'da ve Karadeniz Ereglisi'nde çalismalarda bulundu. Bu gezide Sadun Aren ile TIP Senatörü Fatma Ismen'in tutumunu elestirdi. Bu konudaki görüslerini "Aren Oportunizminin Niteligi" adi altinda Türk Solu adli dergide yayinladi. Bu arada Milli Demokratik Devrim dogrultusunda ideolojik çalismalarini yogunlastiran Mahir Çayan, Emek dergisinde Kenan Somer'in "Devlet Devrim ve Lenin" ve "Devrim Nasil Tanimlanmali" baslikli yazilarina Türk Solu'nda "Revizyonizmin Keskin Kokusu" adli iki yaziyla cevap verdi.

    9-10 Ekim 1969'da Ankara'da yapilan ve Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç) adini alan FKF kurultayinda yapmis oldugu uzun konusmayla dikkati çekti. Bu dönemde Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga ile davranan Mahir Çayan, 1970'de Gülten Savasçi ile evlendi. 17-18 Ekim 1970'te divan baskanligini Yusuf Küpeli'nin yaptigi son Dev-Genç genel kurulunda da önemli bir konusma yapti. Bu konusmada Mihri Belli ile olan ayriliklarin üstüne giden Çayan, MDD stratejisinin bir savas stratejisi oldugunu ve bunun bir savas örgütü yani bir parti ile gerçeklesebilecegini savundu.

    Bundan sonra 29-30 Ekim 1971'de Ankara'da TIP Genel Kurulu toplandigi sirada, bu kongreye katilmamis MDD görüsünü benimseyen delegelerle ve delege olmayan isçi ve ögrencilerle birlikte düzenlenen "Proleter Devrimcilerin Sohbet Toplantisi"ndan sonra Mihri Belli ve grubu ile olan anlasmazlik kopma noktasina geldi. Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Ertugrul Kürkçü ve Münir Ramazan Aktolga imzasiyla yayinlanan 'Aydinlik Sosyalist Dergi'ye Açik Mektup" ise bu süreci noktaladi. Bu sirada birlikte hareket ettigi arkadaslariyla birlikte Türkiye Halk Kurtulus Partisi (THKP)'nin kurulus çalismalarini da yürüten Mahir Çayan, örgütün genel komitesi tarafindan Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga ile birlikte Merkez Komitesi'ne getirildi. Komite içinde yapilan görev bölüsümü sonucunda, THKP'nin siyasal ve ideolojik görüslerinin biçimlenmesinden sorumlu oldu.

    Bu konuda Kurtulus dergisinde yazilar yazdi. "Yayin Politikamiz" ve "Devrimde Siniflarin Mevzilenmesi" baslikli yazilarda partinin devrim anlayisini formüle etti. Daha sonra bu görüslerini "Kesintisiz Devrim I-II-III" adli brosürde daha açiklayici biçime sokarak, kesinlestirdi. Bu arada THKP'nin sehir gerillasi eylemlerini de planlayan Çayan, 12 Subat 1971'de Ankara'da Ziraat Bankasi Küçükesat Subesi soygununa katildi. Subat 1971'de Hüseyin Cevahir, Ulas Bardakçi, Ziya Yilmaz, Kamil Dede, ve Oktay Etiman'la birlikte Istanbul'a geldi ve örgütün eylemlerine burada devam edilmesi için hazirliklarda bulundu. 15 Mart 1971'de Türk Ticaret Bankasi Erenköy Subesi soygununa katildi. Bunun ardindan 4 Nisan 1971'de isadamlari Mete Has ve Talip Aksoy'un kaçirilip 400 bin liralik fidye alinmasi eylemini arkadaslariyla birlikte gerçeklestirdi. Bu arada Türkiye Halk Kurtulus Partisi'nin tüzügünü Münir Ramazan Aktolga'yla birlikte hazirladi. Ayni günlerde "Ihtilalin Yolu" adli parti bildirisini de kaleme alan Mahir Çayan, 17 Mayis 1971 günü Israil'in Istanbul Baskonsolosu Ephrahim Elrom'un kaçirilmasi eylemini Ulas Bardakçi ve Hüseyin Cevahir'le birlikte gerçeklestirdi. 29 Mayis 1971'de Hüseyin Cevahir'le birlikte kaldiklari evden kaçip, sigindiklari bir baska evde Sibel Erkan'i alikoydular. Burada güvenlik kuvvetleri tarafindan kusatildilar.

    1 Haziran 1971'de polisin açtigi ates sonunda Hüseyin Cevahir öldü. Intihara tesebbüs eden Mahir Çayan yarali olarak ele geçti. Bir süre hastanede yatan Çayan, daha sonra tutuklanarak hakkinda TCK'nin 146. maddesini ihlal etmekten dolayi dava açildi. Mahir Çayan durusmasinin savunma asamasinda 29 Kasim 1971 günü Ziya Yilmaz, Cihan Alptekin, Ulas Bardakçi ve Ömer Ayna'yla birlikte Kartal-Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçti. Bir süre Istanbul'da kalan Çayan, bu süre zarfinda örgüt içinde basgösteren anlasmazligi tartismak üzere 12 Aralik 1971'de Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga ile görüstü. Ancak bu görüsmede bir sonuç saglanamadi ve Çayan içerde olduklari süre içinde partinin çizilmis olan stratejisini terkettikleri gerekçesiyle Merkez Komitesi'ndeki bu iki arkadasini suçladi. Daha sonra Genel Komite'deki diger üyelerin de onayini ile Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga'nin THKP'den ihraç edilmelerini sagladi.

    Ocak 1972'de Istanbul'dan Ankara'ya gelen Çayan, burada Türkiye Halk Kurtulus Ordusu (THKO)'yla birlikte bir eylem yapilmasi konusunda Ertugrul Kürkçü, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna'yla görüs birligine vardi. Mart 1972'de Fatsa'ya gelen Mahir Çayan ve arkadaslari 26 Mart 1972'de Ünye'deki Radar Üssü'nde çalisan üç Ingiliz teknisyeni kaçirdilar. Bundan sonra Ingilizlerle birlikte Niksar'in Kizildere köyüne gelen Mahir Çayan ve arkadaslari, gizlendikleri evi kusatan T.C Askerleri ile girdikleri catisma sonunda turkiye devrim tarihine direnme ve teslim olmama gelenegini kazandirarak silah arkadaslari ve yoldaslariyla birlikte 30 mart 1972'de sehit dustu.

  5. #5
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Deniz’in Son Sözü

    Toplumumuzun bir ferdi ve bir vatandaş olarak düşünmek zorundayız... Başlarımızı ellerimiz arasına alarak ciddi ciddi düşünelim ve kendimize şu soruyu soralım... “Türkiye neden kalkınamıyor?”

    Bu sorunun cevabı, elli yıllık tarihimizin acı gerçeğidir. Türkiye’nin kalkınamamasına ve geri kalmasına sebep kimlerdir? Yarım asır önce Bağımsızlık Savaşı verdik ve emperyalist ülkeleri dize getirerek bağımsız bir ülke olduk. 1923 yılından sonra Türkiye’yi sömüren, sermayesini dışarıya aktaran bir devlet yoktu. 1923-1939 yılları arasında hiç bir yabancı devlete imtiyaz verilmedi ve üstelik Osmanlı devletinden kalma borçlar ve yabancı şirketlerin imtiyazları kaldırıldı. Tam başarılı olmamasına rağmen, hiç bir yabancı ülkeye imtiyaz verilmeden, tamamen iç kaynak ve imkânlarla yurdun kalkınması için çaba sarf edildi. Fakat 1939 yılından sonra Türkiye, tekrar emperyalist ülkelere avuç açmaya ve 1945’de ise kapılarını açmaya başladı. Ve nihayet 1945 yılından beri Türkiye Amerikan Dolarlarının cirit attığı bir pazar durumuna geldi. Şimdiye kadar olan savunmamızda Amerika’ya verilen imtiyazları, imzalanan ekonomik, askerî, siyasî ve kültürel antlaşmaları inceledik. Gördüğümüz gerçek şudur:

    Bu imtiyaz ve antlaşmaları Amerika, silahlarla, atom bombalarıyla kabul ettirmedi. Hepsi belirli kişi ve zümreler tarafından masa başlarında imzalandı. Bu vatan, bunca madenler, Amerikalılara üs olan dağlar ve ulusumuzun onuru, bir avuç satılmış tarafından içki masalarında satıldı.

    Bir gün bu satılmışları yargılama günü gelirse, ki gelecektir; suçlu sandalyesine suçun asıl sahibi bu kişiler ve sınıflar oturursa, şunu gözlerimizle görecek, kulaklarımızla işiteceğiz: Paraları ve kârları uğruna o kadar temkinli ve dikkatli, fakat yurt sevgisinden de o kadar yoksundurlar ki, vatanı bir tek viski kadehine dahi sattıkları olmuştur. Gün gelecek bunu göreceğiz.

    Çağımızda, yani yirminci yüzyılda sermayenin vatanı yoktur. Sermayedarın vatanı ise parası nerede çok kâr getiriyorsa orasıdır. İşte bu yüzden yurdumuzu Amerika’ya peşkeş çeken bir avuç hainin kârı ve teminatı Amerikan Dolarlarına bağlı olduğu için onların asıl vatanı Amerika’dır. Avrupa’dır. Türkiye bunlar için tüyü yolunacak kuştan başka bir şey değildir. Bunu böyle kabul ettikleri ve bildikleri içindir ki, bir gün gelir bu halk başımıza bela olur, karşımıza çıkar düşüncesi ile sermayesini ve talanını dostu Amerika’yla garantiye almak için askeri ve siyasi antlaşmalar imzalamıştır. İşin esası ve mantığı budur. Silâhlı Kuvvetlerden başlayarak bütün kurumları ve fertleri büyük bir titizlikle Amerikanlaştırmaya çalışıyorlar. Ulusumuzun benliğini kaybetmesi ve uyanmaması için her türlü Amerikan ilacını vermekten geri kalmıyorlar. Fakat bütün bunlara rağmen, gene de bir gün ulusun direneceğini, ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin istedikleri gibi olamayacağını hesaplayarak gerekirse çıkarlarını korumak için son çare olarak Amerikan Ordusunu kullanmak için böyle bir durumda Amerika’nın müdahale edebileceği şekilde antlaşma imzalamışlardır.

    Yurdumuz bu duruma nasıl geldi? Bu sınıf ve zümreler yurdumuzda tarih sahnesine nasıl çıktılar? Bu soruların cevabını birkaç cümleyle açıklamak faydalı olacaktır. Osmanlı Devleti zamanında iktidarı elde tutanlar bunlardı. Padişah ve saray bunların emrinde bir kukladan başka bir şey değildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra iktidardan düştüler - Kurtuluş Savaşı’nın korkusu ile ve 1939 yılına kadarki bağımsızlık politikası yüzünden pusuda beklediler. Atatürk’ün ölümüyle meydanı boş buldular ve faaliyete geçtiler. Amaçları ne yoldan olursa olsun iktidarı ele geçirmekti. 1950 yılına kadar iyice örgütlendiler. Buna rağmen iktidara gelecek güçte değillerdi. Gelseler bile uzun süre ellerinde tutamazlardı. O zaman tek yol kalıyordu. O da, dış devletlerden destek almak... Zaten o zamanın canavarı Amerika, gözünü dört açmış, dünyada sömürü alanı arıyordu. Amerika ülkemize girmeye hazırdı. Bir avuç satılmış ise, Amerika ile ortak olmayı ve Türkiye’yi öylece sömürmeyi en iyi yol görüyorlardı. Fırsatı kaçırmadılar, birleşerek 1950 yılında iktidara geldiler.

    21 yıldır yurdumuzun ekonomisini ellerinde tutan ve buna yakın bir süredir iktidarda bulunan bu sınıf ve tabakaların gücü gün geçtikçe artmaktadır. Sayıları fazla olmamasına rağmen güçleri fazladır. Arkalarına aldıkları Amerika ile kendilerini rahat ve garantide hissetmektedirler.

    Halkımızı bir sömürü çemberi içine almışlardır. Bildirimizde de açıkladığımız gibi bu hainler sürüsü; patronlar, ağalar, tefeci, bezirgan ve bunların emrindeki bir avuç uşaktır.

    Amerika, yurdumuzda bunların varlığı ile ayakta durmaktadır. Bunların varlığına son vermeden Amerika’yı yurttan atmak mümkün değildir. Bunlar var oldukça Amerika da yurdumuzda var olacaktır. Bu yüzden Amerika, Türkiye’deki çıkarlarını teminat altında görmektedir. Bunların satılmışlığı sayesinde Türkiye’de, Amerika o kadar güçlüdür ki, istediği zaman iktidar değiştirir, hoşuna gitmeyen bir kişiyi görevinden atmak an meselesidir. Nitekim bunun örneklerini yaratmak an meselesidir. Nitekim bunun örnekleri yurdumuzda defalarca görülmüştür. Aynı durum Amerika’nın sömürdüğü bütün yoksul ülkeler için söz konusudur. Gazete ve radyolarda her gün okuyor ve dinliyoruz. Amerika, Türkiye gibi yarı sömürge ülkelerde sandalye devirir gibi iktidar devirmektedir.

    Aşağıdaki sözler Amerikan tekellerinin ve onların emrindeki Amerikan ordusunun en üst rütbeli bir generalinin sözleridir. Amerika, yoksul ülkelerdeki orduları Amerikalılaştırdığından emindir. Pentagon’dan söylenmiştir ki, Pentagon, tekelleri ve Amerikan çıkarlarını silahla korumak için dünyaya ait planların ve oyunların çevrildiği yerdir. Bu sözler, sömürdüğü ülke ordularının, Amerikan orduları olduğunu iddia edercesine söylenmiş ve bu orduların Amerikan çıkarlarını korumak için görevli olduğunu belirtmek için sarf edilmiştir.

    Amerikalı General Edward Szutos şöyle diyor: “İnşa ettiğimiz orduların, uluslar arası düzeyde hiç bir önemi yoktur... Her ülke kendi ordusu tarafından işgal edilmiştir.”

    Bu sözler birer subay olan sizleri bizlerden çok düşündürmelidir. Ve mahkeme sonunda vereceğiniz karara karşı aynı Amerikalı general değil, fakat dünyanın ezilen halkları ve Türkiye halkı şu sözleri söylemelidir:

    “Ankara’da Sıkıyönetim Yargıçları Var...”

    Aksi halde sorumluluğu çok ağır bir kara leke, tarihimize silinmeyecek olan damgasını vuracaktır.

    Amerika bu çıkar ve sömürüsünü sürdürmek için her türlü tedbire başvurur. Şayet emrindeki iktidar sömürünün devamını sağlayamıyorsa, ekonomik ve politik krizin eşiğindeyse, onu düşürür halkı kandırmak için yeni bir iktidar getirir. Gelen iktidar ülkeyi kalkındıracağını vaat ederek halkı bir müddet daha soymaya devam eder ve bir müddet sonra da yıpranır, iktidarı başkasına devretmeye mecbur kalır. Bu kandırma ve oyunlarla talan devam eder.

    Kısaca; Amerikan emperyalizmi yurdumuzda var oldukça bu talan devam edecektir. Türkiye’nin kalkınması için tek ve zorunlu şart Amerika’nın yurttan atılmasıdır. Hem Amerika, hem kalkınma olmaz. Kalkınma toplumsal bir sorundur. Türkiye’de Amerika var oldukça, toplum kalkınamayacak, fakat büyük zenginler, komisyoncular ve uşaklar olacaktır. Amerika yurdumuzda var oldukça, kalkınma değil, tam tersine açlık ve sefalet var olacaktır.

    Türkiye’nin kalkınması ve halkın kurtuluşu Amerikan emperyalizminin yurttan atılmasına bağlıdır. Bağımsızlığımızı kazanmadan kalkınmak mümkün değildir. Mümkündür diyenler ya bilmeden söylüyorlardır veya çıkarları gereği yalan söylüyorlardır.

    İşte bunun içindir ki, önümüzdeki sorun Amerikan emperyalizmini kovmak için mücadeledir. Ve bu mücadeleyi başaracak tek kuvvet vardır o da; Amerikan ortağı, patron, ağa, tefeci ve bezirganlar dışında kalan ve ezilen tüm Türkiye Halkıdır.

    Emperyalizm bunu çok iyi bildiği için ve başına birçok defalar belâ geldiği için, yoksul ülkelerdeki en ufak bir kıpırdanmadan nem kapar. Bir kuduz köpek ateşten nasıl kaçarsa, Amerika’da bağımsızlık için mücadele edenlerden öyle kaçar. Bunun için de ne pahasına olursa olsun bağımsızlık mücadelelerini daha zayıfken ezmek yok etmek ve esaret tahtını devam ettirmek ister.

    Bizler Amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi ilk şart gördüğümüz, bu işin de mutlaka silâhla kazanılacağına inandığımız için silâha sarıldık ve mücadele ediyoruz. Tek amacımız budur, bunun için Nurhak Dağlarında mücadeleye başladık. Yoksa, sayın savcının dediği gibi Anayasa’yı ortadan kaldırmak için değil... Bu arada sırası gelmişken, iddia makamındaki kişiye birkaç sözümüz var:

    Sayın Savcı,

    1. Amerikan emperyalizmi gayrı millîdir.

    2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.

    3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silâhlı mücadele ise anayasa’yı ihlâl değildir.

    4. Gayri millî olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, anayasaya aykırıdır.

    Buna göre iki şey var:

    1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız...

    2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz: yolunuz açık olsun.

    (THKO Davası Savunma, Sonuç Bölümü)

  6. #6
    SoLuS
    SoLuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Deniz Gezmiş-Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve Asil Kan

    Deniz Gezmiş, Türk solunun Türk halkına mal olmuş en yüksek değerleri, düşünceleri ve eylemlerini yaşamında bütünleştirmiş devrimci gençlik önderiydi.

    Önder bir kere halkın geniş kesimlerinin saygı ve sevgisini kazandıktan sonra onu, temsil ettiği gerçek değerlerden ve toplumsal varoluşundan soyutlayarak aktarmak kolaylaşır. Deniz Gezmiş, hakkında yapılan da genellikle budur.

    Açıkça Deniz’e ve sola düşman olan belli bir kesim gibi bir takım sol anlayış da Deniz Gezmiş’i kendileri gibi halktan kopuk, marjinal bir tip olarak göstermek hevesindedirler. Aslında tam da Deniz’in idam edilmesiyle başlayan süreçte solun belli bir kesimi marjinalleştirilmiştir.

    Bundan önce Deniz’in devrimci önderliği içinde sol ve devrimci gençlik hareketi marjinal değil büyük kesimleri harekete geçiren bir kuvvetti. Bunun sebebi ise bu hareketin tarihsel bir misyon edinmiş olmasıdır: İkinci Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirerek Kemalist Devrim’e devam etmek. Bu, halkın geniş kesimlerinin talebini yansıtan bir programdı.

    Deniz’in düşünceleri açıktır ve eylemleri ortadadır. Bugün marjinal sol Deniz’e sahip çıkıyorum demekte ama diğer yandan onu Kemalist olduğu için “oportünist” olmakla suçlamaktadır. Bu açık ikiyüzlülük aslında 6 Mayıs misyonunun uzantısıdır. 12 Mart’tan 6 Mayıs’a kadar olan sürecin hedefi Atatürkçülerin ve sosyalistlerin başını çektiği devrimci hareketti. 6 Mayıs bu sürecin doruğudur.

    Aslında Deniz neyse bunlar tam tersidir. Deniz ne düşündüyse bunlar -üstelik 30 yıl sonra- tam tersini düşünmektedir. Deniz ne yaptıysa bunlar tam tersini yapmaktadır. Bu yüzden böylelerinin dilinde Deniz de kişiliksizleştirilmekte, marjinalleştirilmektedir.

    Deniz marjinal değildir. Türk gençliğinin en yükselmiş kişiliğidir. Tavizsiz bir devrimci vatanseverdir. Bu yüzden Türkiye’de solcu olmak için Deniz Gezmiş gibi düşünülmeli, Deniz Gezmiş gibi yapılmalıdır. Deniz’in daha gerisinde bir devrimcilik düşünülemez. Daha ilerisinde olmak için de Türkiye’nin tüm yapısını değiştirecek bir devrimi örgütlemek gerekmektedir. Bunun için de Deniz’in İkinci Kurtuluş Savaşı yolunda yürümek gerekir.

    Deniz’i Yaratan Mücadele: Ulusal Kurtuluş Mücadelesi

    Deniz’in doğduğu yıllar Türkiye’nin tekrar bir sömürgeleşme sürecine girdiği ilk yıllardı. Türkiye Atatürk’ü ve devrimci yolunu kaybedeli henüz 10 yıl ancak olmuştu. Ancak Türkiye bu arada belki bir 50 yıl geriye giderek, tekrar yabancı hakimiyetinin ortaya çıktığı bir ülke olmuştu. Ülkede ABD’nin sözü ve ABD’nin parası geçiyordu. ABD’nin dayattığı bir politik sistem kurulmuş, halk şiddetli bir baskı altına alınmıştı. O yıllarda Türkiye Atatürk’ün bıraktığı Türkiye değildi ama dünya tam da Atatürk’ün izinden, onun kaldığı yerden gitmekteydi. Ulusal Kurtuluş Savaşları çağını Atatürk başlattı. Deniz doğduğunda o çağ baharını yaşıyordu.

    Her devrimin temelinde güçlü bir çelişki yatar. Ona enerji veren ve hareketi yaratan çelişkidir bu. Deniz’in varlığını yaratan çelişki de buydu: Atatürksüz Türkiye ve Atatürklü dünya arasındaki çelişki. Afrika’da, Ortadoğu’da, Asya’da, Latin Amerika’da Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri verenler göğüslerinde Atatürk’ün portresini taşırken Türkiye’de rejim bu mücadelenin karşısında yer alıyordu. Bu çelişki kabul edilemez ve ille de değiştirilmesi gereken bir dünya gerçeğinin, bir Türk gencinde yarattığı çelişkidir. Bu çelişki Deniz’in zekasında ve enerjisinde pırıl pırıl bir devrimci genç yaratmıştır. Bir yanda 6. Filo’yu denize döken, ABD konsolosunun arabasını yakan gençler, diğer yanda onların karşısında ABD elçilerinin önünde el pençe divan duran iktidar liderleri.

    Bu Atatürkçü Türkiye ile Atatürksüz Türkiye arasındaki çelişkiydi aynı zamanda. Denizler’in eylemi bu çelişkiyi yüreklerde bir sızı olmaktan çıkarıp tüm halkın bilincine yeniden oturttu. Halkın özlediği başı dik tavrı “Mustafa Kemal” yürüyüşleri yapan gençler alıyordu ve gençlik hareketi halkın gözünde büyük itibar kazanmıştı. Ülkedeki atmosfer değişmişti. Çünkü artık Denizler vardı.

    Ancak Denizler’in mücadelesini yalnızca bağımsız bir Türkiye mücadelesiyle sınırlı tutarsak da yanılmış oluruz. Onların gözü tüm ezilen dünyanın mücadelesindeydi. Hareket geliştikçe antiemperyalist tavır keskinleşti. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi kendi özünü buldu. Bir ülkedeki mücadele tüm ezilenlerin mücadelesini tetikliyordu.

    Deniz FKÖ’nün (Filistin Kurtuluş Örgütü) Arapça yazılı kimliğini taşıdı, Filistin’e gitti. Kimi buna bir macera diyebilir. Bizce böylesi görüşler dünya çapında yaşanan mücadeleyi idrak kabiliyetinden yoksunluğun eseridir. Yapılan yanlıştır veya doğrudur farketmez; işin esası Deniz’in bir Türk genci olarak ezilen dünyanın bir çocuğu olmasından kaynaklanır. Deniz o gerçeği yaşamış, onu teneffüs etmiştir. Deniz’i yaratan mücadele hiç şüphesiz emperyalistlerle ezilen uluslar arasında yaşanan Ulusal Kurtuluş Mücadelesidir. İşte şimdi bu mücadeleyi atlayıp emperyalistlerin yedeğine düşenler ne solculuktan ne de Deniz’i sevmekten bahsetmelidir.

    Kemalist Düşünceyle Yetişen İkinci Kurtuluş Savaşçıları

    Deniz babasına yazdığı son mektupta kendisini “Kemalist düşünceyle yetiştirdiği” için babasına teşekkür eder. Aslında Deniz’e tüm karakterini veren de bu düşüncedir. Mektupta, tam bağımsız Türkiye için mücadelenin, başı dik yaşamanın önemini vurgular. Kemalist düşünce ideolojik olmaktan da önce bir aile terbiyesidir Deniz’de. Bir yaşam biçimidir. Deniz’in uğrunda ölmeyi göze alacak kadar ciddiye aldığı mücadeleci bir yaşam biçimidir Kemalizm.

    Böyle olduğu için Deniz kendisini devrimci gençlik önderi yapan bir misyon edinmiştir: İkinci Kurtuluş Savaşı’nın lideri olmak. Kemalizmin gereği budur. Tam bağımsızlık için ulusal kurtuluş savaşı vermek. İkinci Kurtuluş Savaşı sloganı aslında Deniz’in bulduğu bir slogan değildi. O zaman Türk solunun ideolojik atmosferi içinde ortaya çıkmış devrimci bir slogandı. Ancak artık bu slogan Deniz Gezmiş ismi olmaksızın anılamaz. Bu savaşın lideri hiç kuşkusuz Deniz Gezmiş’ti.

    Deniz bunun için asla halk gözünde marjinal bir duruma düşmedi. Daima saygın kaldı ve kuşaklar boyu binlerce hatta milyonlarca genci devrimci yapacak kadar etkin bir gençlik önderi oldu. Yapılan belli siyasi-stratejik yanlışlar ve deneyimsizlik bir takım tuzakların görülmesini engelleyerek Deniz’in engellenmesine imkan tanıdıysa da Deniz’e olan sevginin azaldığı herhangi bir dönem olmadı.

    Tek Yol Devrim

    Kemalist düşünceyle yetişmekten onur duyan Deniz’in sonu da Türkiye’nin rejiminin geldiği yerin tescilidir aslında. Deniz “savunma”sında da defalarca vurmuştu bunu yargıçların yüzüne. Biz yanlış yapmadık ve yanlış olan düzenin kendisidir. Bu düzenin Atatürk’ün kurduğuyla alakası olmadığı gibi düzen savunuculuğunun da Atatürkçülükle ilgisi yoktur. Deniz vatanseverliğin gereğinin devrimcilik olduğunu ortaya koyar. Bunun için devrimci olmaktan da asla pişmanlık duymaz.

    Türkiye’nin düzeni değiştirilmelidir. Çünkü bu düzen tam bağımsız bir Türkiye değil, sömürgeleşmiş bir Türkiye getirmektedir. Hakimiyet halkta değil bir avuç tekelci-tefeci işbirlikçi sermayenin elindedir. Onlar da emperyalizme ve kapitalizme hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu düzen değişmeli, halk çocuklarının, emekçilerin öncülüğünde bir devrimle kapitalizme karşı sosyalizm kurulmalıdır.

    “Tam bağımsızlık” ve “sosyalizm” Denizlerde birbirini bütünleyen temel programlardı. Aslında bu program da Ulusal Kurtuluş Savaşlarının baharının yaşandığı çağın ürünüdür. Türkiye’nin başlattığı çağ, ezilenlerin mücadelesinde ezilen ulusların kendi iradeleriyle kurulan sosyalizmlere yönelmiştir. Denizler de Türkiye’de bunu istemektedir. Bu kayıtsız şartsız hakim olan halkın programıdır. Böyle bir programı gerçekleştirmenin tek yolu ise devrimdir.

    Denizler suçlu olanın düzen savunucuları olduğunu çok iyi görmektedirler, mahkemelerde de böylece açıklamışlardır. İşte Deniz bu programın, bu kurtuluş savaşının lideri olmaya soyunmuştu. Düzen açısından onun katledilmesinin ne kadar isabetli bir seçim olduğunu şimdi açıklıkla görebilmekteyiz. Genç Türk Solu’nun en güçlü lideri ortadan kaldırıldıktan sonra, sol adına giderek bir ucube yaratılmış, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın sözü edilmez olmuş, hatta bu savaş küçümsenmiştir. İşte şimdi Deniz’in düşüncesine, Türk Solu’na düşman ne varsa savunanlar, bu katil düzenin hizmetkarlarıdır.

    Deniz’in Damarlarındaki Asil Kan

    Tek yol devrim diyen Deniz’in hayranlık uyandıran kendine güveninin kaynağı da onun ulusal kurtuluşçuluğunda ve vatanseverliğinde aranmalıdır. Bakan, Deniz’e bakarak “Bu mu halk kurtuluş ordusunun komutanı” diyerek onu aşağılamaya kalktığında Deniz “Beğenemedin mi?!” demekle yetinir. Bakan koltuğuna güvenmekte ama rezil olmaktadır. Çünkü Deniz o koltuğun altında ABD’nin kucağını apaçık görmekte, onunla dalga geçmektedir. Deniz’in kendi varlığından başka bir şeye güvendiği yoktur. Deyim yerindeyse o “damarlarındaki asil kandan” başka bir şeye güvenmez. Deniz 8 Temmuzlarda rütbeleri söküp atmasını bilen bir geleneğin ürünüdür. Profesyonel devrimcidir Deniz; bütün yaşamı adanmıştır.

    Bu anlamda Deniz, varlığıyla Atatürk’ün öngörüsünün gerçekleşmesidir. Sapasağlam özgüveniyle, çelik gibi iradesiyle savaşçı Türk gençleri yetişmiştir. Vatanı için savaşmaktan başka bir şey düşünmeyen devrimci gençler yetişmiştir. Bu gençler eğilip bükülmez, asla yalvarmaz, yaptıklarından pişman olmaz, af dilenmez, düşmanlarına teslim olup barış istemez. Bu topraklar üzerinde yabancı hakimiyeti sürdüğü sürece mücadeleye devam ederler.

    Atatürk’ün asla güvenmediği Tanzimat’ın siyaset kurumu yeniden doğmuş olsa da “tam bağımsız Türkiye” bayrağını taşıyacak gençler vardır. Deniz bunların pırıl pırıl lideridir. Deniz, Atatürk’ün asil kanından yarattığı öz oğludur.

    6 Mayıs: Atatürkçülere ve Sosyalistlere Saldırı Günü

    Deniz’i yaratan bu koşullar ve Deniz’in ortaya koyduğu irade düşünüldüğünde, 6 Mayıs’ın anlamı apaçık ortaya çıkar. 6 Mayıs Atatürk gençliğinin idam edildiği gündür. 12 Mart 1971’den 6 Mayıs 1972’ye kadar geçen süreç Atatürkçü aydınların ve sosyalistlerin işkencelerden geçirildiği ve katledildiği bir süreç olmuştu. 6 Mayıs bu saldırı kampanyasının en son aşamasıdır. 6 Mayıs’ın Türkiye’nin bugünkü krizinin yaratılmasında belirleyici önemi vardır. 6 Mayıs’ta rejimin alternatifi olan Ulusal Kurtuluş ideolojisi büyük yara alırken, Kemalizmin “alternatifleri”ne güç verilmiştir. Bugünkü siyasi yelpaze ve toplumsal durum büyük ölçüde 6 Mayıs’ta yaratılmıştır aslında. 6 Mayıs’tan 12 Eylül 1980’e kadar geçen sürede sol bir yandan marjinal diğer yandan parlamentarist bir çizgiye çekilebilmiştir. Görünüşteki kitlesellik ise aldatıcıdır. İdeolojik temel son derece zayıftır. Bunun böyle oluşu 12 Eylül’le tüm hareketin bir anda tasfiye edilebilmesinde de ortaya çıkmıştır.

    12 Eylül’den sonra bile devrimci bir hareketi yaratacak temel ancak Denizlerden ve onların Ulusal Kurtuluş ideolojisinden güç alınarak yaratılabilecektir. Atatürk’ün ölümünden beri Ulusal Kurtuluş ideolojisi hiçbir zaman iktidarda olmamıştı ama 6 Mayıs’tan sonra artık toplumsal direnişte de Ulusal Kurtuluş perspektifi kaybedildi. Deniz’in varlığı başlıbaşına Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin varlığı demekti; o ortadan kaldırıldıktan sonra artık düzen soldan-sağdan anti-Kemalist “alternatif”lerle korunmaktaydı. Demireller, Erbakanlar, Ecevitler, Türkeşler görünüşte büyük bir toplumsal muhalefet ortamında ama esasta alternatifsiz olarak iktidar sürdürdüler.

    12 Mart’a gelirken Denizler’in önemli hataları olmuştu. Hatta CIA’nın 12 Mart darbesinin başarıyla uygulanabilmesinde gençliğe ve Denizlere kurulan bu tuzakların etkili olduğu da söylenmelidir. Ancak burada Deniz’in hakkıyla temsil ettiği Ulusal Kurtuluş ideolojisinin yitirilmesinin yarattığı tahribat esas sorgulanması gereken konudur. Esasen 60’tan 72’ye kadar Kemalist kuvvetler içinde yapılan tüm tasfiyeler ve müdahaleler de Ulusal Kurtuluş ideolojisinin ortadan kaldırılması için olmuştu. Deniz yitirildikten sonra sol büyük ölçüde bu müdahalelere boyun eğdi.

    12 Eylül sonrası ise tamamen emperyalist uzantısı olarak yaratılmış bir sol anlayışla, Ulusal Kurtuluş ideolojisine saldırılar devam etti. Bugünkü liberal ve marjinal sol anlayışın Denizler’in katili olan sistemin hizmetkârı olduğu ve doğrudan Denizler yerine dayatıldığının altı tekrar çizilmelidir.

    Türk Solu’nun Deniz’i

    Türk Solu Deniz Gezmiş’i anlamadan ve ona benzemeden gerçek bir sol olamaz. Türk Solu’nun düşüncelerini ve değerlerini yansıtmayarak emperyalist uzantısı bir solculuğun ve marjinal solun da Deniz Gezmiş’le ilgisi olamaz. Atatürk’ün başlattığı bir çağda ama Atatürksüz bir Türkiye’de yaşamak çelişkisini Deniz gibi yaşayabilmeliyiz. Bunun için hem Atatürkçü bir Türkiye yaratmak hem de yeni bir Ulusal Kurtuluş Mücadelesini yükseltmek yeni Denizler’in görevi olmalı.

    Burada bir Ulusal Kurtuluş ideolojisi olarak sosyalizmi ve Atatürkçülüğü Denizler’in kavradığı zeminde doğru olarak kavramak ve bunun mücadelesini yürütmek gerekiyor. Bunun anlamı ise, Deniz gibi düzenle tüm bağları koparmak ve uzlaşmaz bir devrim mücadelesine girişmektir. Halkın Kemalizmin alternatifleriyle oyalanmasını engelleyip düzenin alternatifi olacak bir halkçı rejim kurulmasına hizmet etmek Deniz olmanın gereğidir.

    Böyle bir mücadeleye girişebilmek için ise tek yol Deniz gibi profesyonel devrimci olmaktan geçmektedir. Yaşamının tüm enerjisini “vatanın kurtuluşu için ve kahredici bir istibdatla” mücadeleye adayacak gençlere her tarihi dönemde büyük ihtiyaç oldu. Bunun için gençlerin içinde Deniz olma coşkusu hiçbir zaman azalmadı. Deniz Gezmiş de Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinin yarattığı devrimci gençlerin en büyük lideri olarak kaldı.

    6 Mayıs 1972’den 2003’e kadar geçen süre içinde artık açıkça kanıtlanan gerçek, ezilen ulusların kurtuluş mücadelesinin yok edilemeyeceği ve bu mücadelenin devrimci liderlerinin asla unutulmayacağı gerçeğidir. Denizleri yaratan dünya çapındaki mücadeledir. Gençlik devrim isteği içinde bu dünya çapındaki mücadeleye göre ufkunu genişletmelidir. Deniz olmak kolay değildir ama Deniz olmadan da vatanı yaşatmak mümkün değildir.

    (Erkin Yurdakul- TÜRKSOLU, sayı 29, 5 Mayıs 2003)

Benzer Konular

  1. SONSUZLUĞA GİDEN YOLDA Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, ve Hüseyin İnanın YAŞADIKLARI
    Konu Sahibi **ARDIL** Forum Güzel Yazılar / Makaleler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Şubat.2010, 16:54
  2. Deniz Gezmiş
    Konu Sahibi mirbotan radyo Forum Sanatçı, Hayatı & Biyografi
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Aralık.2009, 02:52
  3. 2008] Deniz Seki - Sahici
    Konu Sahibi mirbotan radyo Forum Türkçe Albüm Tanıtım
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29.Mart.2009, 16:34
  4. Deniz Seki ''6'' FuLL ALbüm
    Konu Sahibi mirbotan radyo Forum Türkçe Albüm Tanıtım
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 29.Mart.2009, 13:19

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •