Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,660
    Konular
    13513
    Aldığı Beğeni
    16
    Verdiği Beğeni
    2

    Ardahan köy resimleri

    Sahara Notları 2
    Geçit vermeyen geçit; SAHARA “ Ardahan köyleri ve yaylaları”

    Bir Ardahan köyü; Hoçven
    Bozkırın deli düzünde mutlu mesut zıplayan danaları görünce, baharın buradan henüz geçtiğini hatırlıyoruz. Otlayan hayvan sürülerini -ki buna kazlar ve arılar da dâhil- kollayan boz ayı kürküne bürünmüş köpekleri görünce ise kışın hiç gitmemiş gibi tekrar gelip bu bucaksız beşiğin kucağında yine mışıl mışıl uykuya dalacağını düşünüyoruz. Bu düşüncelerle, sülün gibi sarıçam ormanlarının kokusunu ciğerlerimize çekerek Çamlıçatak mevkiine geliyoruz. Burada yol ayrımı var ve biz Susuz yönüne ayrılıyoruz.
    Otluklar, buğday tarlaları, tellere konan atmaca kuşları eşliğinde, taşlı dereler, tezek yığınları, kırpık dökük taş evler, ani kavisler bırakarak uçan sığırcık sürüleri, çayıra yakışan atları, otlaklar gibi sırtlarından tüy püsküren boğaları seyreyleyerek yol alıyoruz. Yer yer kızarık yer yer ise kara toprakta, hayvanların toplanması için etrafı taş çevrili yuvarlak ağıllar var. Tıslaya tıslaya giden paytak kazlar buraların vazgeçilmezi olduklarını bildiklerinden olsa gerek sık sık yolumuzu kesip, öncülüğün kendilerinde olduğunu hissettiriyorlar. Acaba, kesildikten sonra kırk gün karda dondurulup, kırk gün de tuzlanıp bekletilen bu kuş cinsi, nihayetinin bir yemek olduğunu bilmez mi? Hafif yollu bir kaza atlatmamıza sebep oluyorlar!
    Sarışın, çelik gözlü, kıvırcık saçlı, elleri ceplerinde kaz çobanları… Bir dağ, başı yayla… Akan çayın çayırında dans edermişçesine, aynı hareketlerle ve bir ritmi dinlermişçesine tırpana asılan onlarca tırpancı... Bucaksız meralar ne tırpanın biçmesiyle ve ne de hayvanların otlamasıyla bitecek gibi değil... Ancak kar paklar bu düzlük ötesi düzlüğü! Bu sonu gelmeyen dansın romantizmini ve ahengini ancak karın romantizmi ve bozkıra savrulan rüzgârın durmak yorulmak nedir bilmeyen etekleri bozabilir. Tırpancının toprak üzerinde acemice sergilediği figürler, rüzgârın kar üzerinde estirdiği sanatın yanında hiç kalır muhakkak…

    Hoçven köyündeyiz. Bu köy Hülya Avşar'ın da köyüymüş aynı zamanda. Dört yüz haneli köyün evleri ilk bakışta gözümüze çok az göründü. Zira evler tezek dizilip, toprak sıvanarak, sırtı yere dayalı biçimde yapılmışlar. Çatıları toprak serili olduğundan üzerlerinde ot bitmiş ve bu çatılarda çocuklar, kadınlar, zaman zaman da kazlar oturuyor. Evler arasında adam boyu taş dizilerek, yollar oluşturulmuş. Bir traktör geçecek kadar geniş olan bu yollarda tavuklara, inek ve kazlara rastlıyoruz. Kırmızı yanaklı, sarı saçlı, gürbüz çocuklar bu hayvancağızları sürüye katmaya götürüyorlar. Bozkırın düzlüğüne ihanet etmeden yapılan yarı toprak evler, dondurucu soğukta, hayvanların nefesindeki sıcaklıktan istifade etmek için ve kurt gibi yabaniler hayvanlara dadanmasın düşüncesiyle ahırlarla yan yana ve bazen de iç içe yapılmış. Zaten bir iki odadan müteşekkil olan, zemini ve damı toprak, gayet konforsuz evlerin ilk kapıları hem evin odasına ve hem de ahıra girilen küçük bir hole açılıyor.
    Ahırlardaki çeşitlilik hemen göze çarpıyor. Uzunca bir holden oluşan ahırların en zengininde birkaç büyük baş hayvan, bir at ve tay ya da katır, bir eşek, birkaç tavuk, küçük bir kaz, koyun ya da keçi ve ördek sürüsü bulunuyor. Bunca kalabalık arasında olur da, merak edip başınızı ahırın tavanına kaldırırsanız, çatının çubuklarına konmuş güvercinleri de görüyorsunuz. Aynı zamanda kenar köşede kuruması için asılmış, büyük buketler halinde bitkiler var.
    Köy insanları, karın ağırlığından mıdır bilinmez, tembel, kuru mizaçlı, ürkek insanlar. Et olmayan yemeği yemekten saymıyorlar. Et, tandır ekmeği ve süt ürünleri yiyorlar. Sebze ve meyveyi ise mumla arıyorlar.
    Evlerde elektrik var ancak su yok. Televizyonu evlerinde rahatça seyredebilen köy halkı, suyu saatle, dışarıdan alıyor. Belli başlı yerlerdeki hortumlardan, belli başlı saatlerde su akıyor. Gerçi kol kalınlığında su akıtan üç tane çeşme var ama nedense(!) kimsenin aklına evlere su bağlamak, gelmiyor. Evlerin tuvaletleri de dışarıda, derme çatma yapılmış. Dört yüz haneli köyün, ne su kanalı ne de kanalizasyon derdi var(!)
    Kocaman köyde sadece bir tane ağaç büyümüş. O da küçük elma ağacı kadar, söğüt cinsinden bir ağaç... Üzerinde ise, ağacı sahiplenmiş iki ekin kargası var. Burada hiç meyve ve sebze yetişmiyor. Gariptir ama gölgelenmek için kavak dahi ekmemişler. Sadece buğday tarlaları mevcut…
    Avcılık gelişmemiş. Buğday tarlalarında attığımız beş adımdan birinde bıldırcın kalkıyor. Lâkin avlayan yok. Vaktiyle terörün kol gezdiği köylerde tüfeğe karşı tuhaf bir tutum var. Yerli olan halk yabancıları istemiyor. Türk, Kürt ve Azeri soyundan gelen insanların hepsi ehlisünnet Müslüman olduğundan kavga gürültü çıkmıyor. Çıksa da köyün dibinde karargâh kuran jandarma nefesini tutmuş bekliyor... Yüksel amca burada biraz hatır işi arıcılık yapıyor. Yoksa barınmak, -hem de kovanları sere serpe çayırlara yayarak- oldukça zor. Arıcılık yapan birkaç yerli varsa da asıl bu işin kaymağını Artvin köylerinden gelen arıcılar yiyor, zira arıcılığı onlar tam usulüne uygun yapıyorlar.
    Kaçkar köylerinde mor çiçekler çoğunluktayken, burada sarılı beyazlı ve pembeli çiçeklere daha çok rastlanıyor. Çobandeğneklerinden otlayan arının balı mum gibi sarı oluyor. Hele bahar başında -ki yaylaya bahar geç geliyor- tarlaların pembe, sarı, beyaz gibi renk tonlamalarıyla süslendiği söyleniyor. Dünyanın en güzel gözlü hayvanları, bu çiçeklerin rayihasından sarhoş olunca, çirkin seslerine hiç aldırış etmeden anırıyorlar.
    Köydeki kaz sürülerine, -özellikle bahar başında, buğdaylar diz boyu iken- tilkilerin dadandığını söylüyorlar. Turuncu kuyruklu tilkiler kazları birer ikişer götürüyormuş. Ekinlerin hakkındansa köstebekler geliyormuş ki her adım mesafesinde bir köstebek kümbeti var. Köylüler bu iki hayvanla da başa çıkabiliyorlar, tilkileri tüfekle, yer farelerini ise tüp gazla öldürüyorlar.
    Çiçeklerin son günleri…
    Uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasındaki bir köy evinin kapısında -ki bu ev köyün tek betonarme yapısı ve muhtarın oğlunun evi- oturmuş, topladığım, yazın son beyazlı çiçeklerine bakıyorum. Burnuma tatlı bal kokusu sızdıran çiçeklerin sadece on beş günü var. On beş gün sonra, esen bahar dinecek ve kış, bahçeleri yavaş yavaş ağartacak. Çiçeklerin başlarına ceviz büyüklüğünde kırağılar düşecek…
    Sis, biçilmiş saman yığınları arasından yürüyerek kapıma kadar geliyor. Kerpiç evler iyice görünmez oluyor. Evin önündeki çekik gözlü kumral delikanlılar, atları dörtnala koşturup sisi dağıtırken, dibek taşının üstüne çömelen Hanife'yi fark ediyorum. At koşturan çocuklar, Hanife'ye âşık atıyorlar. Ama nafile –meğerki dert her yerde aynı imiş- Hanife'nin gözünde başka hasret tütüyor…
    Elime düşen yağmurun ilk damlalarıyla irkiliyorum. Düşen damlalar, sarıçiçeklerin bir eşek arısının kabarık ensesi kadar tüylü polenlerini söndürüyor. İnce papatyalar ve büyük karahindibalar ölüm şerbetlerini içiyorlar. Burada, bu mavi boyalı kapının tahta eşiğinde, üzerimde mor çiçekli basmayla… Birden bire tuhafıma gidiyorum. Soruyorum; neredeyim böyle? Biliyorum, Kaf Dağı şu sisin ardında. İki koca gayretle çekiyorum hüznün kağnısını; derin bir iç çekiş bu... Ta ilerde, sisin araladığı tepenin, ufuk çizen balıksırtından bir tilki geçiyor. Gündüz gözüyle tilkiyi görüyorum. Kafamda dolanan kırk tilkiden biri olmalı... Oysa onları gelemeyecekleri kadar uzakta bırakmıştım. Tilkiyi görmek canımı sıkıyor. Aklıma canı çok sıkılan adamın masalı geliyor:
    Adam çok sıkılıyormuş. Gitmediği tabip, danışmadığı muhterem kalmamış. Sonunda bir ihtiyar ona demiş ki:
    -Git. Memleket üstüne memleket aş. Kimsenin bilmediği yerlerde dolaş.
    Adam ihtiyarın sözünü dinlemiş; gitmiş. Yaban ellerde dolaşmış. Günler haftalara, haftalar aylara karışmış. İki ay sonra adam, aynı sıkıntılarla geri dönmüş. Kendine gitmesini söyleyen ihtiyara da çok öfkelenmiş:
    -Hani çok uzaklara gidince can sıkıntım geçecekti. Sen beni kandırdın!

    İhtiyar merakla sormuş:
    -Giderken canını ne yaptın?
    Adam şaşırmış:
    -Anlayamadım…
    İhtiyar, kırışık elleriyle adamın sırtını sıvazlamış:
    -Ben sana git, dedim. Canını da peşine götür demedim ki!
    ***9632;***9632;***9632;
    Köstebekler toprağı kül edip savurmuşlar. Adım başında bir köstebek kabartısı. Kar ne zaman saracak bu delik deşik tarlayı? Soğuğu soğuk, sıcağı sıcak bu yerde, iki damla yağmur beni iliklerime kadar titretti... Lâkin az sonra, bulutların ardında doğan güneş, yüzünü göstermediği halde yüzümü yaktı. Gökyüzü büyük bir kucak olup ruhumu sardı. Rüzgârın duası suratıma üflendi. Yanaklarım utangaç bir çocuğunki kadar kızardı. Kalem tutan parmak uçlarım keza…
    Yaylanın düzünde, alabildiğine geniş ve koşabildiğine aşılmalık duygularla içimdeki tayı sürerken... Hanife'yle su taşırken, kaz çobanlığı yaparken, serip kenevirden örülmüş bezimi çayıra, mayası ekşi ekmeği bölerken… Küflü peyniri ekmek arasına sıkıştırırken… Nazaradan sağılan sütün ayaz görmüş ayranını yudumlarken… Bu deli düzde, yorgun başaklara tırpan bilemeye kalkışırken ve tırpana bahar görmüş tay gibi asılırken... Başağın can suyunu sırtımdan ter-ü zerle akıtırken… Neyse… Hatırlatın anlatırım; bu da başka bir hikâye…
    Hoçven- Ardahan

  2. #2
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,660
    Konular
    13513
    Aldığı Beğeni
    16
    Verdiği Beğeni
    2




    Çıldır / Taşköprü Kitabeleri: Çıldır ilçe merkez inin yaklaşık 30 km. güneyindeki Taşköprü köyünde köyün kuzeyini sınırlayan kayalıkta, büyük bir kaya üzerinde yer alan bir kitabedir.

    Bölgedeki en eski kitabe olduğunu sanılan bu kalıntının Urartu Krallarından II. Sarduri’ye ait olduğu ifade edilmektedir.



    ÇAT


    ÇAVDARLI


    ÇİÇEKLİDAĞ


    GÜNEŞGÖREN


    İNCEDERE


    KOYUNPINAR

  3. #3
    Mir Bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Title
    Site Sahibi
    Üyelik tarihi
    30.Aralık.2008
    Mesajlar
    6,660
    Konular
    13513
    Aldığı Beğeni
    16
    Verdiği Beğeni
    2
    Ardahan resimleri 2012

    arsta sadece azeriler değil anadolu alevileride yaşar.selimde yaklaşık 24 köy sarıkamış ta 5,kars merkezde 3,kağızmanda 7 köy alevidir.kesinlikle şii değildir.maaalesef son 20 yılda alevilerin başka kentlere göçmesiyle bazı alevi köylerine şafii kürtler yerleşmiştir.






Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •