lk olarak 22 Nisan 1898 yılında, Kahire’de Kürdistan gazetesi ile başlayan bir gelenek ...


Herşeyin bir bedeli olduğu gibi bunun da bir bedeli olmalıydı .Ve
110 yıl boyunca, sansürlerle,yasaklarla,ölümlerle,hala cesedi bile bulunmayan gazeteciler ile,boya sandığı içinde Amed kuçelerinde "gerçeğin" havariliğini minik bedenleri ile yaparken satırlarla parçalanan çocuklarla ,hapislerle,bombalamalarla dolu bir 110 yılı geride bıraktı Kürt Basını...

Hala benzer yasaklar ve acılar ile yayın hayatını sürdürmeye çalışan
Kürt Basınının hangi süreçlerden , hangi acıılar ve zorluklarla yayın yaptığını biraz işlemeye çalıştım.

vurulan mesai arkadaşının yasını bile tutmaya zaman bulmadan, ağlayarak haberi yapan,
ve bugün edindiğimiz kimlik ve bilinçte tartışmasız payı olan o insanların hangi
koşulda o gazeteleri çıkardığını bilmek ve bugünde o yayınları birer değer bilerek ,sahiplenmek adına...

Sözü uzatmadan ............

Kürt Basın Tarihi
109.YILLIK BIR DIRENIS:KÜRT BASINI TARIHI...



Kürt basını, 22 Nisan’da 110. yaşgününü kutlamaya hazırlanıyor.
1898 yılında, Kahire’de Kürdistan gazetesinin ilk çıktığı gün olan 22 Nisan, Kürt Gazeteciliği Günü olarak kutlanmaktadır.

Burada amacımız, Kürt basın tarihini incelemek değil ama Kürt basın-yayıncılığının yüzyılı aşkın serüvenine ilişkin genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Kürtlerin üç ana düşman bellediği “nezanî, xizanî û bindestî”; yani yoksulluk, bilgisizlik ve esarete karşı mücadelenin tarihidir diyebiliriz.Kürdistan gazetesinin ilk sayısında, gazetenin kurucusu Mikdat Mithat Bedirhan, gazetenin çıkış gerekçesini şöyle açıklıyor: “Kürtlerin durumuna çok acıyorum;
Kürtler, birçok kavimden daha akıllı ve zekiler, mert ve inançlarında dürüst ve sağlamlar. Fakat yine de diğer kavimler gibi okumuş ve zengin değiller; dünyada ne oluyor, komşuları Moskova nasıl, ne yapacak, bilmiyorlar. Bu yüzden ben Allah yolunda bu gazeteyi yazdım. Allah’ın izni ile bundan sonra her 15 günde bir bu
gazeteyi yazacağım.”O günden bu yana basın-yayın faaliyeti Kürtler için bir mücadele aracı, varoluşunu dünyaya haykırma aracı oldu. Kısacası basın-yayın organları, Kürtlerin temel aydınlama aracı işlevi gördü.Kürt basınının temel özelliği ise birlikte yaşadığı halklara ve egemen devletlere mesajını iletme ihtiyacından kaynaklı olarak çok dilli olması. Kürdistan gazetesi de üçüncü sayısından sonra iki dillidir. Bu sayıda ve sonraki birçok sayıda da Abdülhamid’e yazılmış, ondan gazetenin “Kürdistan”da dağıtılması için izin isteyen Mikdat Mithat Bedirhan’ın dilekçeleri yayınlanmış.1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte İstanbul’da birçok Kürt dergi ve gazetesi yayınlandı.

Bunların başlıcaları; Kürt Teavün ve Terrakki Gazetesi (1908), Kurdistan (1908-1909),
Rojî Kurd-Hetawî Kurd (1913), Jîn (1918), Kurdistan (1919) gibi gazete ve dergilerdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte Kürtleri inkar politikası, buna karşı geliştirilen isyanlar ve bunların şiddetle bastırılması sürecinde, Kürt aydınları yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Söz konusu Kürt aydınları, çalışmalarını Şam, Beyrut gibi merkezlerde yürütüp buralarda çeşitli gazete ve dergiler çıkardılar. Ayrıca Türkiye
sınırları dışında kalan Kürtler ve İran Kürtlerinin Bağdat, Süleymaniye, Tahran, Mahabad gibi merkezlerde yürüttüğü basın-yayın faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Fakat basın-yayın organları de yine Kürt direnişinin sesi olarak var oldular.Ben bu yazıda, ağırlıklı olarak Türkiye Kürtlerinin basın-yayın faaliyetlerine yer vereceğim; bu yüzden diğer parçalarda yürütülen basın-yayın faaliyetlerine fazla
değinmeyeceğim.

Türkiye Kürtlerinin ilk gazetesi

Türkiye’deki Kürtler açısından Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan yayın organları, Şam’da ve Beyrut’ta ilk Kürt gazetesi Kürdistan’ı çıkaran Mikdat Mithad Bedirhan’ın yeğenleri Celadet Bedirhan ve Kamuran Bedirhan’ın çıkardığı Hawar, Ronahî ve
Roja Nû dergileridir. Bu dergileri önemli kılan, onların Kürt diline yaptığı katkıdır. Özellikle 15 Mayıs 1932 tarihinde yayınlanmaya başlayan Hawar dergisinde, Kürtçeye uyarlanmamış latin alfabesi ilk defa kullanıldı. Derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni Celadet Bedirhan, Kurmancî lehçesinin gramerinin temel özelliklerini ve Kürtçe imlanın temel kriterlerini gelişirtip bu dergide yayınladı. Bugün Kurmancî lehçesinde kullandığımız alfabe ve temel yazım ve gramer kulları, Hawar dergisinde ortaya konulmuştur.Türkiye’de ise 1940’lara kadar Kürt ayaklanmaları şiddetle bastırılmış; Kürtlerin varlığı,
dili tamamen yasaklanmış olduğundan, Kürtler adına önemli bir basın faaliyeti de olamadı.
Ancak 1940’lı yılların sonlarına doğru Musa Anter, Edip Karahan, Yaşar Kaya gibi şahsiyetler, Dicle Kaynağı (1949), Şark Mecmuası (1950), İleri Yurt (1958), Dicle-Fırat (1962), Deng (1963) gibi dergi ve gazeteler çıkarabildiler. Bu yayınlar da yoğun baskılara uğradı ve
bunları çıkaran kişiler tutuklandılar. Bu yayınlara baktığımızda; Kürt dilinin çok sınırlı bir biçimde kullanıldığını, Kürdistan isminin yerini “Doğu”nun, Kürt isminin yerini de “Doğu” ya da “Doğulu” terimlerinin aldığını görüyoruz.
1970’li yıllar, Türkiye’deki genel demokratik mücadelenin gelişimine paralel olarak Kürtlerde de bir uyanış ve mücadele gelişti; bu da beraberinde birçok basın organının yayınlanmasını getirdi. Bu dönemde Türkiyeli sol gruplara paralel olarak Kürt gençleri
arasında da Kürt sol grupları gelişerek örgütlendi. Bu örgütlenme ve gruplaşmalar da belli legal ve illegal yayınlar çevresinde oluştu. Birçok grubun, çıkardığı yayının ismi ile anılması ve tanınması tesadüf değildir. Kürt basını burada bir örgütlenme ve bilinçlendirme aracı işlevi gördü.
1970’lerin ikinci yarısı ile 1980 12 Eylül cuntasına kadar çeşitli grupların yayın organları var. Özgürlük Yolu (1975), Xebat (1976), Rizgari (1976), Roja Welat (1977), Kawa (1978), Ala Rizgari (1979), Serxwebûn (1980) bunların bazıları. Bu yayın organlarının temel özelliği, ağırlıklı olarak Türkçe veya iki dilli olmalarıdır. Bu dönemde tamamen Kürtçe çıkan tek yayın organı, Devrimci Demokrat Kültür Derneği’nin (DDKD) çıkardığı Tîrêj dergisidir. Bu dergi de sadece 4 sayı çıkabildi; son sayısı, cuntanın baskılarından kaçan dergi kadroları tarafından İsveç’te çıkarıldı.
1990’lı yıllara kadar Avrupa; özellikle de İsveç, önemli bir merkez oldu. İsveç’te yayınlanan yayınlar arasında en istikrarlı ve uzun ömürlü yayın organı Nûdem dergisidir. Diyebilirim ki Nûdem, İsveç ekolü içinde çıkardığı kitaplarla birlikte Kürt basın-yayın tarihinde çok önemli bir hizmet vermiştir. Bunun yanında Armanc, Kurdistan Press, Berbang gibi yayınları da bu ekol içinde sayabiliriz.

Günlük gazete deneyimi

Türkiye’de ise 1980 Eylül darbesinden sonra Kürt hareketinin yayın faaliyetleri, ya illegal ya da yurtdışında yürütüldü. 1980’li yılların ikinci yarısından sonra Kürt kimlikli yayın organları yeniden boy gösterdi. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1990’lı yılların başında bir halk hareketine dönüşmesi, aydınlanma faaliyetlerinin yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Kürt basın-yayın tarihinde Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği ve Yeni Ülke ile başlayan gelenek, önemli bir yere sahiptir. Bu gelenek, 1993 yılında Özgür Gündem ile birlikte günlük gazeteye evrilmiş, bugün de farklı isimler içinde varlığını sürdürmektedir. Bu gelenek, devletin en ağır baskılarına, birçok
çalışanının karanlık güçler tarafından öldürülmesine rağmen bugün de yayınını sürdürmektedir.Bu süreçte ortaya çıkan diğer bir yayın organı ise 22 Şubat 1992 yılında yayın hayatına başlayan Welat gazetesidir. Bu tarihten 1994 yılına kadar 115 sayı yayınlandı. Daha sonra Welat Me ismiyle yayınını sürdürdü ve en son 1996 yılında, Azadiya Welat
ismini alarak günlüğe evrildi. Welat geleneğinin devamı olan günlük Azadiya Welat gazetesi, mahkeme kararıyla 20 gün, yani yayını durduruluncaya kadar kesintisiz bir yayın akışına sahip oldu. Bugün de bu geleneğin devamı olarak, Dengê Welat gazetesi günlük
olarak yayınını sürdürmektedir.Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan bir basın geleneği de Özgürlük Yolu ile başlayan gelenektir. Bugün de bu gelenek, Dema Nû ve Deng adıyla çalışmalarını sürdürmektedir.
Yine bu dönemde çıkan Rewşen, Jiyana Rewşen gibi yayınları da unutmamak gerekir. Bu yayınlar, Kürt edebiyatının gelişmesinde önemli bir işlev gördü. Bugün bu geleneği sürdüren bir yayın organı yok. Ancak W dergisi ve Tîroj dergisi gibi dergileri bu geleneğin
sürdürücüleri olarak sayabiliriz. Bu edebiyat dergilerinin yanı sıra Zend, War ve Nûbihar gibi araştırma dergilerini de anmak gerekir.

Kürt televizyonları

Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir dönemeç ise 1995 yılında Med TV ile başlayan, uydudan yayın yapan televizyon geleneğidir. Bugün uydudan yayın yapan 10’a yakın televizyon bulunmaktadır. Bu televizyonlar, Kürt aydınlanmasında önemli bir işleve sahiptirler.
Bugün yine uydu üzerinden yayın yapan birçok radyo istasyonu da bulunmaktadır. Radyolar da Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Burada özellikle Erivan Radyosu’nu anmak gerekir. Ayrıca yerelde yayın yapan Gün TV ve Gün Radyo gibi yayınları da unutmamak gerekir.
Kürt yayıncılığında yeni bir alansa, internet alanıdır. Bugün onlarca internet sitesinin yanı sıra internet üzerinden yayın yapan birçok radyo da bulunmaktadır.Genel hatlarıyla verdiğimiz bu tarihe baktığımızda; Kürt basın-yayın tarihinin, Kürtlerin mücadele tarihinden ayrı düşünülemeyeceğini görüyoruz. Kürtler, basın-yayın
organlarını bir bilinçlerdirme ve örgütlenme aracı olarak kullanmışlar. Bu yüzden mücadele tarihinden bağımsız bir basın-yayın tarihinden bahsedemiyoruz. Kürtlerin üç temel düşman belledikleri; “xizanî, nezanî û bindestî”ye karşı yürüttükleri mücadelenin aracı olarak, Kürt basın-yayın organları bugün de bütün hedef göstermelere,
yasaklamalara ve saldırılara karşın varlığını sürdürmektedir.
Sami TAN...


KÜRDİSTAN GAZETESİ



Kürdistan gazetesi, çıkarıldığı ilk zamanlarda 15 günde bir çıkarılması planlanır ama daha sonra karşılaşılan zorluklar nedeniyle ayda bir çıkarılır.

Bu gazete çıkarılan ilk sayısında amacını, "Kürtleri uyandırmak, sanata ve gelişmeye özendirmek" şeklinde belirtmektedir. Kürdistan gazetesi, ilk üç sayısını tamamen Kürtçe olarak yayınlar. Çünkü
bu gazete; Kürtleri sahiplenir ve bu halkı geliştirmeyi amaçladığı için de yazılarını da, (kendi halkına ancak kendi diliyle en iyi eğitimin verileceği düşünülerek) Kürtçe yazmışlardır.

Kürdistan gazetesi, daha sonraları yasaklanmış olduğu halde gizli yollardan Kürdistan'a girer. Bu gazete Kürdistan'a ulaşmasının yanı sıra, Şam-Adana yörelerinde ve Avrupa'da da dağıtılır. Osmanlı
yönetimi, gazetenin dağıtılmasına karşı sert tedbirler alır. Bu gazeteyi satın alanlara dahi, sert cezalar uygulamaya başlar. Osmanlı padişahı Abdülhamit, yapılan bu faaliyetlere bir son vermek için Mithat Bey'in
Mısır'dan çıkarılmasını ister. Fakat buna aldıran olmaz ve bu gazete yayınlanmaya devam eder.
Kürdistan gazetesi ayrıca Kürt tarihini de ele alır. Kürt halkına seslenilerek eğitime önem verilmesi istenir. Aydınlanma ve bilginin önemi yinelenir.

İlk sayısında Müslüman olan bir çok halkın okul ve gazetelerinin varolduğuna, ama Kürtlerin ise her zaman ki gibi yine bu haklardan yoksun olduğuna şu şekilde değinilir:
"Heyfa min têt ji Kurda re, Kurd ji gelek qewma zêdetir xweyhiş û zeka ne, camêr in, di dînên xwe de rast û
qewî ne, xurt in û dîsa wekî qewmên din, ne xwendine, ne dewlemend in…"
Gazetenin 3. sayısında, Sultan Abdulhamid'e Mithat bey'in yazdığı Osmanlıca dilekçe vardır. Padişahtan, Kürtlerin geriliğini giderecek olan bu gazeteye engel olunmaması için bir ferman verilmesini ister. Fakat olumlu bir karşılık alamaz.

6. sayı Cenevre'de çıkarılmaya başlanır. Bedirxan Bey'in diğer oğlu Abdurrahman Bey tarafından çıkarılır. Yayın merkezi Avrupa'ya geçtikten sonra sık sık yer değiştirerek, Londra, Folkston, ve yeniden Kahire'ye geçer.Merkezi Cenevre'ye taşındıktan sonra içeriği daha bir radikalleşen gazete, Kürdistan halkına şöyle sesleniyordu:
"Kürdistan sizindir, Kürdistan Kürtlerindir. Sultan ve rüşvetçi memurların karşısına çıkın" denilerek, Kürt halkını kendilerine yapılan baskıları kabul etmemeye davet etmişler.

Kürdistan gazetesi, Bedirxan ailesi tarafından yayınlanan ilk Kürt gazetesidir. İstanbul'a geldikten sonra Bedirxan ailesinin fertleri birer Kürt aydını olmuşlardır. Yaptıkları faaliyetlerle de bu konumlarının
birer gereği şeklindeydi. Kürt milletini değiştirip-dönüştürme yolunda ki ilk temeli onlar atmışlardı. Kürt halkı henüz bu aşamada olmadığından bu yeni yeni oluşturuluyordu. Bu yüzden Kürdistan gazetesi bir başlangıç
dönemi eseridir.


KÜRT TEAVUN VE TERAKKİ GAZETESİ


1908'de, 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra, Osmanlı imparatorluğunun sosyal ve siyasal yaşamında büyük bir değişim ve hareketlilik başlar.
Bu durumdan istifade eden Kürtlerde, harekete geçer ve 5 Aralık 1908'de Kürt Teavun ve Terraki gazetesi yayınlanır. Gazetenin sorumlu müdürü, ünlü Kürt şairi Pîrêmerd yani gerçek adıyla Süleymaniyeli Tevfik Bey'di. Bu gazete aynı adı taşıyan Kürt Teavun ve Terraki Cemiyeti'nin yayın organıydı. Kürt Teavun ve Terraki gazetesi aynı zamanda bir dergi biçimindeydi de. Bu gazetenin isminin anlamı "Kürt yardımlaşma ve ilerleme gazetesi" idi.

Gazetenin sorumlu müdürü Pîrêmerd, Süleymaniye'de gazeteciliği ve matbaacılığı ile tanınırdı. Kendisi medrese eğitimi görmüş ve çeşitli memurluklarda bulunmuştu. 1899'da Sultan'ın fermanıyla İstanbul'da Meclis-i Ali üyesi olmuştu. Yazım hayatında ise şiirin yanı sıra Kürtçe hikaye ve Tiyatro eserleri de yazmaktaydı.

Bu gazetenin başyazarı ise Amed'li Ahmet Cemil Bey'di. Miri Katibizade Ahmet Cemil adıyla da tanınıyordu. Ahmed Cemil, bu gazetede yazdıklarının yanı sıra, ileri ki dönemlerde, Ekrem Cemil Paşa ve arkadaşlarının 1918'de Amed'de yayınladıkları Gazî(Çağrı) gazetesinde yazılar yazmıştı.Bu gazete haftada bir yayınlanıyordu ve en az 9 sayı çıkardığı söylenir. Gazetede Kurmanci lehçesinin yanı
sıra ilk kez bir gazetede Sorani lehçesi ile yazılar yazılıyor ve yayınlanıyordu.
Gazete yasak olmadığından İstanbul ve diğer bölgelerde kolayca yayılabiliyordu. Bu nedenle de bu gazete,
Kürtler açısından önemlidir.





Jîyan:
1926'dan 1936'ya kadar Süleymaniye'de yayınlanır. Pîrêmerd'e 1934'te imtiyaz hakkı tanınır. 553 sayı çıktıktan sonra 10 Mart 1938'de resmi makamlarca kapatılır.
Jîn(İstanbul'da yayınlanan Jîn değil): Jîyan'ın kapatılmasından sonra 22 Aralık 1939'dan itibaren Pîrêmerd, sayılarının devamı biçiminde Jîn'i 15 Haziran 1950'ye kadar çıkardı. Onun ölümünden sonra Jîn'in yayını, 1700 küsür çıktıktan sonra 1963'te kapandı.

Gelawej:
Bağdat'ta yayınlanan Kürt dergisi 1941'den 1950'li yıllara kadar yayınlanmış. Pîrêmerd burda yazılar yazmıştır.
Pîrêmerd daha bir çok Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsça yayın yapan gazetelerde yazılar yazmıştır.1950 yılında ölen Pîrêmerd, ölmeden önce şunları söylemiştir:
"Bu kez öleceğim. Ölümden korkmuyorum. İyi bir yaşam ve uzun bir ömür geçirdim. Hayli şehir ve ülkeyi gezdim. Büyükler ve padişahlar gördüm. Acılardan çok tattım. Yarı okumuş birisi olarak Süleymaniye'den ayrıldım ve yüksek öğrenim gördüm. İnancım uğruna hapis ve zindan da çok yatmış olmaktan onur duyuyorum.


ROJÎ KURD



Rojî Kurd dergisi de 6 Haziran 1913 yılında Hewî cemiyeti tarafından yayınlandı. Rojî Kurd, ittihat ve Terraki milliyetçi Şoven anlayışını eleştirerek bunu Kürtler arasında tepki oluşturacak şekilde yaymaya çalışır. Derginin en önemli yazarı Abdullah Cevdet'ti.

Rojî Kurd'te çıkan bir yazısında Abdullah Cevdet şunları belirtmiştir:
"Rojî Kurd mecmuasını yazı masamda gören bir muhterem ve muazzam dostum birden bire "nedir bu mecmua?" dedi. Ben Kürdolojiya organı dedim. Arkadaşım mecmuayı açtı. Gözü Kürtçe bir makaleye tesadüf edince "madem ki Türkçe değil Kürtçedir tefrika gazetesi demektir" diyerek masanın üzerine bıraktı. Bu bir hadisedir ki bence dikkat edilmeye çok layıktır. Bu sahte felsefenin havasımızı dahi daire-i nüfusumuza almış olmasına pek yanarım."

Hükümet tarafından zararlı görüldüğünden, yöneticileri derginin yayınına ara vermek zorunda kalır. Böylece ' Rojî Kürt' adında yalnızca 4 sayı yayınladıktan sonra 'Hetawî Kürt' dergisi olarak adı değişti.Hetawî Kurd Dergisi: Müküslü Hamza yönetiminde çıkarılmıştır. Hetaw, güneş demektir. Isı ve ışık veren cisim 5 Ekim 1913 tarihinde çıkarılır.

İçerik olarak sosyal ve kültürel ihtiyaç duyulan hususlar ele alındı ve değişik görüşler sunuldu. Doktor Abdullah Cevdet ve Mevlana zade Rıfat yazılar yazmışlardır.1914'te seferberlik ilanına kadar Hetawî Kürt yayınına devam eder. Harp ilanıyla Hewî mensubu aydınlar ve
gençler askere alınır. Böylece gazete yayına ara verir.
Hetawî Kürt Kürtlerin toplumsal-ulusal tarihi bilincinin gelişmesi açısından önemli bir katkı sayılmaktadır. Hewî cemiyeti'nin gelişmesi açısından önemli bir katlı sayılmaktadır. Hewî cemiyetinin yayınladığı Roja Nu ve Hetawî Kürd, cemiyet için bir ümit meselesi olmuştur.






JÎN DERGİSİ


1. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle birlikte, dünya yeni bir döneme girmiştir. Bir yandan işçilerin devrimi öte yandan Rusya'da kurulan devlet... Bu gibi olayların sonucunda ulusal kurtuluş uyanışları hızlandı. Barış hareketli toplumsal önderlikler yeni bir konum aldı.
1. Dünya Savaşında Kürtlerin insan ve maddi kayıpları büyüktü, ama düşünce ve arayış olarak eskiye oranla yeni ve daha ileri noktaya gelmişlerdi. Her geçen gün yeni örgüt, gazete ve kitaplara kavuşuyorlardı.İşte Jîn dergisi böyle bir ortamda, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin yayın organı olarak yayınlanmaya başlandı.
Jîn dergisi 1918 yılının sonbaharında çıkar. Jîn "yaşam" demektir.


HAWAR DERGİSİ

Bu dergi 1. ve 2. Dünya savaşı sırasında Kürt aydınlarının bir bölümünün dahi olsa görüşlerini yansıtması nedeniyle
önemli bir yere sahiptir.
"Hawar" dergisi 15 Mayıs 1932'de yayına girdi. Yayına girdikten sonra düzenli olmayan aralıklarla Kürtçe ve Fransızca yayınlardı.

15 Ağustos 1943 yılına kadar 57 sayı yayınlandı. Fransa yönetiminde ki Suriye'nin Şam şehrinde Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşler yönetiminde yayınlandı.Hawar dergisi ulaşabildiği Türkiye ve Irak Kürtlerini de etkiledi. Ne var ki o dönemde hem okuma-yazama oranı azdı hem de iletişim ve teknoloji yetersiz seviyedeydi.Yazarları arasında Celadet ve Kamuran Bedirxan, Kadri Cemal Paşa, Nureddin Zaza, Hasan Hişyar gibi aydınlar vardı.

Hawar dergisi, 300 yıl önce yaşayan Kürt şairi Ahmedê Xanî'nin etkisinde yayın yapmıştır.Hawar da ünlü Kürt şairi Meleyê Cizirî'ye ilişkin şiirlerine özellikle yer veriyor.Hawar dergisi yazarları onu Kürtçe yazmayı öneren görüşlerine değer verdiler. Dergide de genellikle milliyetçi toplumsal değişimi isteyen yazılar yazılır.
Celadet Bedirxan Hawar'da, “Çi yekbûna Kurdan jî bi yekîtiya zimanê Kurdî çêdibe. Yekîtiya zimanî jî bi yekitîya herfan dest pê dike."

Kürtlerin birliği de Kürt dilinin birliği ile olur. Dilin birliği de alfabenin birliği ile başlar.Hawar dergisinin, tümü Türkçe olan 1. sayısının girişinde şöyle denir:
"Hawar bilginin sesidir. Bilim ve bilgi kendini tanımadır. Kendini bilme ve bilinçte iyiliğin ve kurtuluşun yolunu açar. Kendini bilen ve bilinçlenen herkes kendini tanıtabilir ve anlatabilir. Bizim Hawar'ımız her şeyden önce dilimizin varlığını tanıtacaktır. Çünkü dil, var olmanın ilk koşuludur."

RONAHÎ DERGİSİ



Celadet Bedirxan Bey, Nisan 1942 tarihinde Ronahî dergisini çıkardı. Celadet Bedirxan Bey Kürt dili uzmanıydı. Kürtçe Latin alfabesinden yararlanarak bir alfabe yaptı.Nevar ki Irak Kürtleri o dönemde Latin alfabesinden uyarlı bir alfabeye yakınlık duymadı. Halk , Arap harfleriyle okuyup yazma eğilimi gösterdi. Hawar'dan Kürtçe'nin nasıl durulaşabileceği, nasıl yakınlaşabileceğini ve nasıl
getirileceği tartışıldı.

Dergi 2. Dünya savaşında Fransız ve İngiliz askeri başarılarına geniş yer verdi. Demokratik eylemler öne çıkarıldı. Ve Nazizme karşı tavır alındı. Ronahî'nin son sayısı 1945'te çıktı ve ardından dergi bilinmeyen bir sebeple kapatıldı.





ROJA NÛ GAZETESİ



Celadet Bedirxan Bey gibi kardeşi Kamuran Ali Bey de, basın alanında aktif bir şekilde çalışı-yordu. 1943-46 yılında, Beyrut'ta Roja Nû gazetesi yayınlanır. Bu gazetenin sahibi ve sorumlu müdürü Kamuran Ali Bedirxan'dır.

Bu haftalık siyasi gazete de 73 sayı çıktı. Her hafta yayınlanmamıştır. Bazen 15 günde bir, bazen de iki tane birlikte yayınlanır. Bazı sayıları Kürtçe-Fransızca, biri de Fransızcadır. Gazetede Kürt folkloru ve edebiyatına
da yer verilir. 2. Dünya savaşı sonrasında Demokrasi cephesi denilen İngiltere, Fransa, Sovyet Birliği devletlerinden yana tavır alır. Savaşa ABD de katılınca, Amerikan toplumuna ilişkin yazılar yazılır.
O dönemde Kürdistan'da Bedirxan, ayrıca "stêrk" gazetesini çıkarır. Roja Nû da stêrk övücü şekilde tanıtılıyor.
Kamuran Bedirxan'ın Upsala'da Jîna Nû ve kendi gazetesi olan Roja Nû da eserleri yayınlandı.Roja Nû'da, Celadet Bedirxan, Osman Sabri, Hasan Hişyar, Kadri Can, Reşid Kürd yazılar yazarlar.


(Şeyma YILDIZ)







Yakın geçmişte yayın yapmış /yapan/bazı kürtçe basın-yayın ürünleri;



Azadiya welat



jiyana rewşen




Rewşen name







hêviya jinê







nûbihar







Tîroj





vate









W






Pîne







Tûrik



Ölöümlerle dolu bir gelenek;ÖZGÜR BASIN GELENEĞİ Özgür Ülke bombalandı







Tansu Çiller'in, Özgür Ülke'yi bombalatan 'GİZLİ'belgesi!
Resmi Orjinal Boyutlarinda Görmek Için Tiklayiniz.




Küllerinden doğan bir gazete: ÖZGÜR ÜLKE



Özgür Ülke gazetesi, bundan 13 yıl önce bombalandı. 1990’lı yıllarda ‘gizli ibareli’ belgelerle hedef haline getirilen gazeteler, bugün devlet yetkililerinin açıklamalarıyla, kapatma cezalarıyla susturulmaya çalışılıyor.



5 Aralık 1994 sabahı özgür basın geleneğinin en büyük temsilcilerinden biri olan Özgür Ülke Gazetesi, ‘Bu ateş sizi de yakar!’ manşetiyle çıkmıştı. 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece gazetenin binası saat 3.10 civarında bombalandı. Gazete dağıtımcısı Ersin Yıldız hayatını kaybederken, 23 gazete çalışanı yaralanmıştı. Belki kimler tarafından bombalandığı ilk günlerde biliniyordu ama bombalamadan
15 gün sonra ortaya çıkan ‘Gizli’ ibareli belge, artık her şeyi anlatmaya yetiyordu; “Bu gazeteyi bertaraf edin!” Yaşanan olayın en dikkat çekici boyutu ise bombalamanın faillerini devletin güvenlik
güçleri değil, bombalanan gazetenin kendisi ortaya çıkarmıştı. ‘Bertaraf edin’ talimatının yer aldığı belgenin altında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzası vardı.

17 yıllık ‘özgür basın’ geleneği tarihine 20 gazete, 40’a yakın şehit, merkezin ve bürolarının bombalanmasını sığdırdı. Bayrağı bugün devralan ardılları ise, son 8 ay içinde 11 kez kapatma cezası aldı. Özgür basın geleneği 17 yıllık tarihi boyunca toplatmalar, kapatmalar, tutuklanan çalışanlar, öldürülen dağıtımcılarına rağmen yayın yapma iddiasından ve yayın politikasından hiç vazgeçmedi. Bu gelenek, yayın tarihi boyunca 20 farklı isimle gazete çıkartmak zorunda kaldı.

Ersin Yıldız hayatını kaybetti

1994-1995 yılları arasında yayın yapan, baskı ve sansür politikasını en ağır biçimde yaşayan gazetelerden biri Özgür Ülke Gazetesi oldu. 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece Özgür Ülke İstanbul Kadırga’da bulunan teknik binası, Cağaloğlu’nda bulunan merkez bürosu ve Ankara bürosu aynı anda bombalı saldırıya uğradı. Gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız’ın hayatını kaybettiği ve onlarca çalışanın yaralandığı bombalama ardından çıkan ilk Özgür Ülke Gazetesi, ‘Bu ateş sizi de yakar!’ manşeti ile olanları şöyle
anlatıyordu: “Devletin en yetkili ağızları tarafından hedef gösterilen ve kapatılmak için çare aranan gazetemiz Çarşamba günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun en önemli gündem maddeleri arasında yer almıştı.
Gazetemizi susturma kararının alındığı toplantıda konuşulanlar, gazetemizin ismi anılmadan basına yansımıştı. MGK’nin gazetemize ilişkin son kararının ne olduğu üç gün sonra ortaya çıktı ve Özgür Ülke bombalandı.”

‘Tansiyonum düştü sanmıştım’

Özgür Ülke Gazetesi bombalandığı gece içerde bulunan ve bir yıl boyunca suratında cam kırıkları ile yaşamak zorunda kalan gazete çalışanı Alişan Önlü, bombalanma anında yaşananları şöyle anlatıyor: “İki vardiya halinde çalışıyorduk. Birimiz sabah birimiz akşam. Olay günü normal mesaimize başlamıştık. Yayın katında olanlar gitmişti.
O zaman çalışanların çoğu üst kattaki yatakhanede kalıyordu. Biz saldırı bekliyorduk ama bu tarzda değil. El bombası, molotofkokteyli gibi basit şeyler düşünüyorduk ve özellikle Musa Anter’in arkadaşı Apê Kemal ile bunu konuşuyorduk. Ben danışma masasına oturmuştum. Yanımda Apê Kemal ve onun yanında Yıldız arkadaş vardı. Onun yanında şehit düşen Ersin arkadaş vardı. Baskı bitmiş, matbaadan gelmişti. Ersin ile Yıldız yan yana oturmuş bulmaca çözüyorlardı. Dışarıdan zile bastılar. Ben kapıyı açmak için otomatiğe bastığımda
artık olan oldu. İlk olarak tansiyonum düştü sandım. Uyandığımda her tarafın yıkılmakta olduğunu gördüm.
Araba parçaları daha havada uçuşuyordu. O sırada Apê Kemal bağırıyordu; ‘dışarı çıkın bombalandık’ diye.”

Yaralılar gözaltına alındı

Bombalamanın hemen ardından hastaneye kaldırılan yaralıların tam teşekküllü bir hastaneye gitmesinin engellendiğini anlatan Önlü, hastaneye kaldırılışını şöyle anlatıyor: “Dışarı çıktık, önümüzde polisler vardı. Ben tam hatırlamıyorum, Apê Kemal anlattı; ekip otosu orada hazırdı ve bizi direkt polis arabasına bindirdiler. Biz Ersin’in de olduğunu, onu da alacağımızı söyledik. Polislerden biri, ‘en yakın hastane Çapa ve Cerrahpaşa en donanımlı onlar oraya götürelim’ dedi. Diğeri kabul etmedi, ‘Samatya’ya gidelim, orada hazırlık yapmışlar’ dedi. Neden tam teşekküllü hastaneye gitmedik de oraya gittik anlayamadık. Ersin arkadaş aşırı kan kaybından şehit düştü. Başka bir yere götürülse kurtarılabilirdi.”

Bombalama gecesi hastaneye kaldırılan yaralılar ilk tedavilerinin ardından polisler tarafından gözaltına alındı.

Bombaya aydın barikatı


Özgür Ülke Gazetesi’ne yapılan bombalı saldırının ardından Özgür Ülke Gazetesi’ne destek yağıyordu. Gazetenin bombalamada kullanılamaz hale gelen ve şu anda AKP Eminönü İlçe Örgütü olarak kullanılan binasının önü günlerce Özgür Ülke dostlarının akınına uğradı. Özgür Ülke gazetesine yönelik gerçekleşen saldırıya karşı en güçlü tepkiyi
aydınlar vermişti.

‘Türkiye hukukunu kaybediyor’


Gazetenin engellenmesinin ardından gazeteye yönelik baskıları Ahmet Altan, Özgür Ülke Gazetesi’ne yazdığı yazıda şöyle değerlendiriyordu: “Özgür Ülke bugün aykırı düşünceleri savunuyor. Eğer bu ülkede aykırı düşünceler bombalanırsa, hukuk ortadan kalkar. Hukuk ortadan kalkarsa, devlet ortadan kalkar. Bu durumda o devleti
yönetenlerin de, o devlette yaşayanlarında güvenceleri kalmaz. Her düşünceye hukuk güvencesi vermek zorundasınız. Türkiye bu güvenceyi bugün kaybediyor. Türkiye hukukunu kaybediyor. Bu, bundan sonra bu ülkede güvenlik içinde yaşanamayacağımızı gösteriyor.”

‘Gizli’ ibareli belge: Bertaraf edin!


Gazetenin bombalanmasından 3 gün önce MGK toplantısında ‘bölücü yayınların susturulması’ denilerek, hedef gösterilen Özgür Ülke Gazetesi, bombalanmanın üzerinden 15 gün geçmeden dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzasının bulunduğu ‘Gizli’ ibareli belgeyi yayınladı. Belge direk Özgür Ülke Gazetesi’nin ismi verilerek
“Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan yayın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu önemli tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla Adalet Bakanlığı’nca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen hukuken etkili bir şey yapılamamasının nedenlerinin belirlenerek, giderici önlemlerin alınmasına” denilerek, emir yayınlanmıştı. Belge, bombalanmadan 3 gün önce kaleme alınmıştı.

Dönemin Hükmet Sözcüsü Yıldırım Aktuna, ‘bertaraf edin’ emrini doğal emir olarak karşılarken, bombalama olayı için, ‘Türkiye’yi zor durumda bırakmak için kendi kendilerini bombaladıklarını düşünüyoruz” yorumunu yapmıştı.

‘Gizli’ ibareli belgeden ‘aleni’ hedef göstermeye

Özgür basın geleneğinde yayın yapan gazeteler her dönemde hedef gösterildi. Bu zaman zaman ‘gizli’ ibareli belgelerle, zaman zaman devlet yetkililerinin direk hedef gösterici açıklamalarıyla gerçekleşti. Tansu Çiller döneminde ‘bertaraf edin’ açıklamasıyla bombalanan gazeteler, bugün Genelkurmay Başkanı’nın söylemleri üzerine
defalarca kapatma cezasıyla karşı karşıya kalıyor.

Ülkede Özgür Gündem Gazetesi Büyükanıt’ın ‘PKK’nin dergileri ve günlük gazeteleri yayınlanıyor. Bunlara müsaade edilmemesi gerek’ açıklamasından hemen sonra 16 Kasım’da 15 gün süreyle kapatıldı. Gündem Gazetesi ise, Genelkurmay’ın andıç olayı örneklemesinde hedef gösterildi. Büyükanıt, “TSK’da akreditasyon vardır, doğrudur.
Türkiye’de bir PKK gazetesi yayınlanıyor, Gündem. Onun elemanı bu sıralarda sizinle beraber oturmasını ister misiniz?” sözlerini sarfetmişti. Gündem Gazetesi ve bu süre içerisinde benzer çizgide yayın yapan gazeteler, açıklamanın ardından tam 11 kez kapatma cezası aldı.

Kürt basın tarihi acılarla dolu

Kürt basınının yüzyıllık bir geleneği olduğunu ve 1992’den sonra günlük gazete formatı ile yepyeni bir çığır açtığını belirten yayını durdurulan Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yüksel Genç, günlük gazete ısrarıyla birlikte Türkiye’de Kürt gazeteciliğinin ne denli zorlu olduğunun, ne denli kavgalı olduğunun ortaya çıktığını
söyledi.

Özgür basın geleneği gazetelerinin ilk günden bu yana sürekli militarist güçlerin direk hedefi olduğunu hatırlatan Genç, “Kürtlerin muhalif günlük gazeteciliğinden, Kürtlerin düşüncelerinden öyle korktular ki sınır tanınmadık şeyler yaşanmaya başlandı. Kürt tarihi herkesin çok iyi bildiği kanlı bir tarihten geliyor. Kürt basın yayın tarihi özellikle son 17 yılına fazlasıyla acı sığdırmış” diye konuşuyor.

Basın şehitlerinin yarattığı gelenek

Özgür basın geleneğinin şehitlerle yaratılan bir gelenek olduğuna dikkat çeken Genç şunları söyledi:
“Resmi rakamlar 26-30 arası diyor ama 30 üstünde faili meçhul cinayet ve basın alanında bir şekilde
yaşamını yitirmiş çalışanlarımızın var olduğu bir gelenekten geliyoruz. Bunların 30’u faili meçhul cinayette, diğerleri de değişik şekillerde yaşamı yitirmiştir. Dolaysıyla Türkiye’de bu denli çok basın şehidi vermiş bir gelenek. Üstüne üstlük bunların yüzde 90’nı devlet güçlerinin direk hedef gösterdiği ve kendi eliyle öldürdüğü
insanlardan oluşuyor.”