Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk isimli mesnevîyi yazması, Türk Edebiyat’ında bir devrim yaratmış, Edebiyatımızın onur tâcı olarak ismini tarihe kazımıştır.Şeyh Gâlip kitabın yazılış sebebini; Nâbi’nin “Hayr abad” isimli eserinin övüldüğü ve ona benzer bir eserin yazılamayacağını ifâde ettikleri mecliste “Hüsn-ü Aşk’ı yazmaya karar verdim” şeklinde açıklar.
Kitapta; Benî Muhabbet isimli bir Arap kabilesinden(Galip, bu kabileden “dert kıblesi” diye bahsetmektedir.) aynı gün, Aşk isimli bir erkek ve Hüsn adında bir kızın dünyaya gelmesinden söz edilir. Kabilenin mânevî alemde nişanladıkları bu gençler Edep Okulu’nda ders aldıkları sırada birbirlerine sevdalanırlar. Hergün Mâna gezinti yerindeki Feyz havuzu’nda buluştmaktadırlar. Kabilede Hayret adlı biri, iki sevgilinin buluşmasına engel olunca, oranın mihmandarı Sühan vesilesiyle mektuplaşırlar. Aşk’ın yardımcısı Gayret, Hüsn’ün ise İsmet. Aşk, kabileden Hüsn’ü istemeye gittiyse de kabile büyükleri Kalp ülkesindeki kimyâ’yı getirmedikçe Hüsn’ü ona vermeyeceklerini söylerler fakat iksire ulaşmak çok zordur.
Şeyh Galip mesnevisinde sınırsız bir hâyal âlemini konuşturmakta tasvir ve mecazlarla bu meşakkatli yolculuğu anlatmaktadır. Daha yolun başında içine düştükleri derin kuyudan “ism-i âzam” ipini sarkıtarak kendilerini Sühan’ın kurtardığını, Gam harabelerinde Aşk’a gönül veren cadının reddedilmesi neticesinde onu çarmıhlara gerdiği bir sırada Sühan’ın yetişip Gayret’e iki kanat, Aşk’a da Hüsn’den bir kılıç ve at getirdiğini, ateş denizlerinde mumdan gemiler olduğunu ama Aşk’ın buna binmediğini ve Çin ülkesine gittiklerinde bu defa da deve kuşu sûretine giren Sühan’ın tüm uyarılarına rağmen Aşk’ın, Hüsn’e benzerliği dolayısıyla gönlünü Hüş-Rübâ’ya –geçici olarak-kaptırdığı, kaleye kapatıldığı fakat uzun süren bir esaretten sonra yine Sühan yardımıyla kaleyi ateşe vererek oradan da kurtulduğu anlatılır. Bir seher vakti hekim kılığında gelen Sühan Aşk’a kalb ülkesinin kapılarını aralar. O arada Mânâ gezinti yeri görünür ki Sühan cadıyı öldürenin, kendisini kuyudan kurtaranın, yolları temizleyenin, deve kuşu olanın, hekimlik sûretine bürünenin hep kendisi olduğunu anlatır. Sır perdeleri aralanır ve Aşk, Hüsn’ün kendisinden ibaret olduğunu anlar. Cânana kavuşmak O’na kavuşmaktır.
Kitapta edep okulu; dergâhı, aşk; dervişi, Hüsn; sevileni, Sühan; aracıyı-yardımcıyı, Gayret; çabayı, Gam harabeleri; tahammülü, Hüş-Rübâ nefsi, Aşk’ı hapsettiği kale de dünyayı temsil eder.