Toplam 6 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 6 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    DJ
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    !KaYıP ŞeHiR.!
    Mesajlar
    5.130

    Standart A'dan Z'ye Kurtce Kelımeler Ve Anlamları

    A, a a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    a 1. Kürt alfabesinin ilk harfi. 2. dişil cins edatı.
    abadanî bayındırlık
    abagine cam, billur
    abajûr abajur
    abal dönme
    abor geçim, iktisad
    aborandin geçindirmek
    aborî ekonomi, iktisat, geçim
    aborînas ekonomist, iktisatçı
    aborzan ekonomist, iktisatçı
    aciz aciz, çaresiz, güçsüz, zayıf
    acizkirin kızdırmak, rahatsız etmek
    acûr 1. kiremit. 2. bir cins salatalık, acur.
    acızbûn aciz olmak, bıkmak, usanmak, rahatsız olmak
    adan 1. süt ürünleri. 2. verimli, bereketli, mümbit. 3. besin.
    adanî bereket, bereketlilik, randiman, verimli, verimlilik
    adanlêbûn bereketlenmek
    adar Mart ayı
    ade şirret, şırnaşık, ısırgan böcekler
    adeb iltihap
    adebûn şırnaşmak
    adekirin yabancı otlardan temizlemek
    adem Adam
    adet adet, töre
    adetî normal, töreye uygun
    adû ısırgan böcekler
    afat afet
    aferîde canlı, yaratık.
    aferîn aferin, varol
    aferînek karakter
    afir yalak, hayvan yemeği.
    afirande eser, yapıt
    afirandin yaratmak, meydana getirmek, türetmek
    afirandinêr yaradılış
    afirîn meydana gelmek, oluşmak.
    afirîndêr türetici, yaratıcı
    afirîner yaratıcı
    afîş afiş
    agah haber, duyum
    agahdar haberdar, bilgi sahibi, bilgili
    agahdarbûn bilgilenmek, haberdar olmak
    agahdarî bilgi, malumat; duyuru ilan
    agahdarkirin bilgilendirmek, haberdar etmek, bildirmek, haber vermek
    agahî enformasyonel bilgi, malumat, bilgi
    agihandin haber vermek, bildirmek
    agir ateş
    agirbaz ateş canbazı
    agirber ateşli silah
    agirberdan ateşe vermek, ateşlemek
    agirbest ateşkes
    agirbest ragihandin ateşkes ilan etmek
    agirbir ateş düşürücü
    agirçav atak
    agirdank ateşlik
    agirdaran ateş yakmak
    agirgeh ateşin yakıldığı yer
    agirgirtin ateş almak, ateşlenmak
    agirhilkirin ateş yakmak
    agirkirin ateş etmek, ateş yakmak
    agirkuj itfayeci
    agirnak yakıcı, ateş gibi, ateşli, ateş rengi
    agirparêz ateşe tapan
    agirparêzî ateşe tapmak
    agirten ateşçi
    agirvêxistin ateş yakmak
    agirxweş sempatik
    ah ah, ilenç
    aheng ahenk, ritim, uyum, mutabakat
    ahengdar uyumlu, ritimli
    aj filiz, sürgün
    ajal 1. sürü, küme, gurub, zümre. 2. hayvan.
    ajan casus, ajan
    ajda filiz
    ajdan filizlenmek
    ajênta acenta
    ajinîn dişleri kürdan vs. ile karıştırmak
    ajne yüzücü
    ajneber yüzücü
    ajnekirin yüzmek
    ajo güdü
    ajodar güdümlü
    ajotin 1. ekmek. 2. sürmek, gütmek.
    ajotkar sürücü
    ajovan sürücü, şoför
    akademî akademi
    akincih yerleşik
    akincihbûn yerleşmek
    akredîtîf akreditif
    akû akü
    al bayrak
    alale lale
    alandin ambalajlamak, sarmak
    alaşkirin kiriş kaplamak
    alav araç, alet, edevat
    alaz niyetlenme, kastetme
    album albüm
    aldaxîname ihbarname
    alerjî alerji
    alî taraf, yön, yan, cihet, cenah, yaka
    alif kışlık hayvan yemi
    alîgir taraftar, yandaş, taraflı
    alîgirtin taraf tutmak
    alîkar yardımcı
    alîkarîkirin yardım etmek
    alîn birbirine geçirmek, dolamak
    alînegir tarafsız, nesnel
    aliqîn takılmak, asılı kalmak, birbirine dolanmak
    alîsor armut
    alistin yalamak
    alkol alkol
    almas elmas
    aloq bademcik
    aloz karışık, bozuk, yoz
    alozî kaos, karışıklık
    altaxî ihbar, ispiyon
    altaxîkirin ihbar etmek
    alternatîf alternatif
    alûbûn kamaşmak
    alûçe can eriği
    alûde pisliğe bulaşan
    alûle 1. dar sokak. 2. koridor.
    alûs samimiyetsiz, yapmacık, sahte kibarlık, sahte davranışlı
    amade hazır, amede
    amadebûn hazırlamak, amede etmek
    amadekirin hazırlamak, amede olmak
    amadeyî hazırlık
    amajekirin sözetmek, belirtmek
    aman kap
    amas iltihab, şişme
    ambargo ambargo
    ambûlans ambulans, cankurtaran
    ambûr tesisat, enstrüman
    ambûrîn alet, malzeme
    ambûrsaz tesisatçı
    amêjen alaşım, terkip
    amir amir
    amîral amiral
    amojin amca hanımı ( karısı )
    amojkar eğitimci, pedagog
    amojkarî pedagoji
    amper amper
    ampûl ampul
    amûr tesisat, enstrüman
    amûrîn alet, malzeme
    amûrsaz tesisatçı
    an 1. ya, veya (hut), yahut. 2. yoksa. 3. çoğul eki.
    an na yoksa
    ananas ananas
    anarşî anarşi
    anatomî anatomi
    andêr soyka
    ango başka bir deyişle, veyahut, yani, demek ki
    anîn getirmek
    anînbîr anımsatmak, çağrıştırmak
    anîs anason
    anix anason
    anjî yada
    anket anket
    anormal anormal
    ansîklopedî ansiklopedi
    antên anten
    antîlop antilop
    antrenman antrenman
    antrenor antrenör
    aort aort
    ap amca
    apandîsît apandist
    apore şok veya paniğe kapılmış
    aqar alan, yüz ölçümü, arazi
    aqil akıl, us
    aqilmend bilge, akıllı, zeki
    ar 1. ateş. 2. ar, haya.
    aram 1. huzurlu, dingin, sakin. 2. sabır. 3. huzur, sükunet, gönenç, istikrar.
    arambexş huzurveren
    arambûn huzur bulmak, sakinleşmek
    aramdar dinlendirici, huzurverici, sakinleştirici, müsekkin
    aramgeh 1. istirahat yeri. 2. kabir.
    aramî huzur, istikrar
    aramxane huzurevi
    aran elem
    araq rakı
    ararot mama
    arask donatı, teçhizat
    arastek 1. donanım. 2. ziynet.
    arastekirin yöneltmek
    arastî bezenmiş, donatılmış, teçhiz edilmiş
    arastin bezemek, donatmak, teçhiz etmek
    arav bulaşık suyu
    ard un
    ardelîn un oluğu
    ardik irmik
    ardû (katı) yakıt
    arena arena
    argon ateş rengi
    argûn ocak
    argûşk bademcik
    arî 1. Hint-Avrupa 'lı. 2. kül. 3. yardım.
    arihandin acıtmak, ağrıtmak
    arihîn acımak, ağrımak
    arîk tavan
    arîkar yardımcı, asistan
    arîkarî yardım
    arîkarîkirin yardım etmek
    arîkarîxwaz yardımsever
    arîle kadın gibi (görünüşlü) erkek
    arimîn dinlenmek
    aring koyun ve keçilerin genel adı
    arîperwer yardımsever
    arîşe sorun, problem
    arîşen manevi, maneviyat, moral
    arîtmetîk aritmetik
    arîxen emin
    arîxenbûn emin olmak
    arizîkirin özelleştirmek
    arkolk maşa
    arkork fırın küreği
    armanc amaç, hedef, gaye, erek
    armûş üzüm posası
    arode çok gezen kadın
    artêş ordu
    artêşgeh ordugah
    artêşxane ordu evi
    arşîv arşiv
    artîşok enginar
    arû salatalık
    arûng erik
    arvan un
    arvane dişi deve
    arzing çırpı
    asan kolay, basit
    asanî kolaylık
    asav ur
    asayî normal, olağan
    asê 1. asi, şaki. 2. yalçın, sarp.
    asêbûn kapanmak, kilitlenmek, tıkanmak
    asêgeh kale, müstahkem mevki, hisar
    asêkirin kapatmak
    asîd asit
    asîman gök, gökyüzü
    asîtan ağıl, havlu
    ask geyik
    aso ufuk
    asogeh son ufuk
    ast düzey
    asteng engel, güçlük
    astrolojî astroloji. bakınız "stêrnasî"
    asûde sakin, dingin
    asûk alışveriş malzemesi
    aş değirmen; yemek
    aşbûn yatışmak, teskin olmak
    aşêf yabani otları ayıklama
    aşêf kirin yabani otları ayıklamak
    aşik mide
    aşît çığ
    aşîtî barış
    aşîtîperwer barış sever
    aşîtîxwaz barış sever
    aşkirin yatıştırmak, teskin etmek
    aşopî i
    aşpêj aşçı
    aşûjin iplik
    aşvan değirmenci
    aşxane lokanta
    atmosfer atmosfer. ( bakınız seqa)
    av su
    ava mend durgun, kirli su
    ava tezî soğuk su
    avabûn güneş, yıldız vb. nin batması
    avadan bayındır, mahmur
    avahî bina, yapı
    avakar kurucu
    avakirin kurmak, inşa etmek, oluşturmak
    avan yardakçı
    avasazî mimari
    avdan sulamak
    avdestxane tuvalet
    avdonk et suyu
    avêtin atmak, fırlatmak
    avêtin ser cihkî bir yeri basmak
    avêtina ber hev atışmak
    avgîz su biriken yer
    avî sulak
    avîje temiz
    avik sperm, meni
    avis hayvanların döl tutması
    avisbûn döl tutmak
    avjen yüzücü
    avjenîkirin yüzmek
    avrêj tuvalet
    avrêjk pisuar
    avşile pekmez
    avzêm baharda oluşan geçici pınar
    avzêr yaldız
    avzêrkirin yaldızlamak
    awa biçim, şekil, tarz
    awan fesad, fitneci
    awar helva
    awarte istisna, olağanüstü
    awat umut, istek, iştiya
    awaz ezgi, melodi
    awêne ayna; açık, belli
    awir sert bakış
    awirvedan ters ters bakmak
    ax toprak
    axaftin konuşma, konuşmak
    axîn sızlama, ah çekme
    axînkişandin ah çekmek
    axivîn depreşmek, yaranın azması veya yeniden kanaması
    axûr ahır
    aya acaba
    ayende gelecek
    ayisandin tutuşturmak
    ayîsîn tutuşmak
    aza özgür, bağımsız, gözüpek
    azad özgür, hür
    azadî özgürlük
    azadîxwaz özgürlükçü
    azib bekar
    azîne yöntem, metod



    B, b ba rüzgar; romatizma; yan, yanında
    ba hatin rüzgar esmek
    babet konu; tür, cins
    bablîsok hortum
    bac vergi
    bacana reş patlıcan
    bacana sor domates
    baçemok yarasa
    bacên neyekser dolaylı vergiler
    bacên yekser dolaysız vergiler
    baçık sigara
    badan bükmek, kıvırmak
    badek sarmaşık; (arabaların direksiyonu)
    badîn kadeh
    bafirok uçurtma
    bager kasırga
    bahor nezle
    bahorî nezle olan kişi
    bahoz fırtına
    bajar şehir, kent
    bajarî şehirli, kentli
    bajarîbûn kentlileşme
    bajarok ilçe
    bajarsazî şehir planlamacılığı
    bajen yelpaze
    bakir guguk kuşu
    bakur kuzey
    bal dikkat, ilgi. "Bala xwe dayîn." dikkat etmek, yoğunlaşmak.
    balaban afacan
    balafir uçak
    balafirkişên uçaksavar
    baldar dikkatli
    bale ebleh, alık
    balexane gökdelen
    balgeh yastık
    balîf yastık
    balinde kartal, şahin vb. kuşlar
    balkêş ilginç, enteresan
    balkêşname ihtarname
    balkişandin dikkat çekmek, vugulamak
    balûle dürüm
    balûr nasır
    balyoz büyükelçi
    balyozxane büyükelçilik
    ban dam
    bandêr luğ, silindir.
    bandev kar fırtınası
    bandor etki
    bandorlêkirin etkilemek
    bane otlak, yayla
    baneşan ünlem işareti
    bang çağrı, ezan
    bangdan ezan okumak
    bangewazî çağrı
    bangîn çığırtkan
    banglêkirin çağırmak, seslenmek
    banî yukarı, damın üstü
    banîje çatı katı
    banîn alışmak, uyum sağlamak
    bapêç karla karışık rüzgar
    bapêş nezle
    bapîr büyük baba, dede
    bar yük; sorumluluk
    baran yağmur
    barandin yağdırmak
    baranî yağmurluk
    bare konu, mevzu
    baregeh üs, kamp
    bareş doğu rüzgarı, karayel
    barîdox durum, vaziyet
    barîn yağmak, yağış
    barkêş nakliyeci
    barkirin yüklemek, taşınmak
    barname irsaliye
    bask kol, kanat
    baş iyi, güzel
    başebaş doğru dürüst, tam olarak
    başî iyilik
    başok akmaca, doğan
    başûr güney
    bav baba
    bavmarî üvey baba
    bawer inanan
    bawerî inanç
    bawerîpêanîn güvenmek, inanmak
    bawerkirin inanmak, güvenmek
    bawermend inanan, mümin
    baweşandin yelpazelemek
    baweşînk yelpaze
    bawî romatizmalı
    bawîşk esnemek
    bayê weşt keşişleme
    baz şahin
    bazbend kolluk; kola bağlanan muska
    bazdan koşmak, atlamak
    bazin bilezik
    bazirgan tüccar
    bazirganî ticaret
    bê 1. önek. 2. sözcüklere siz, sız ve suz eki.
    bê alî tarafsız, nesnel
    bê semt ihtiyatsız
    bê şik kuşkusuz
    bêaheng uyumsuz, ritimsiz
    bêar arsız, hayasız
    bêaram huzursuz, istikrarsız
    bêbav babsız, mec. kalleş, güvenilmez
    bêbext kalleş, arkadan vuran.
    bêbextîkirin kalleşlik yapmak
    bêbingeh asılsız, temelsiz
    bêbinî dibsiz, asılsız, yersiz
    bed kötü, çirkin
    bêdawî sonsuz, ebedi
    bedbext talihsiz, mutsuz
    bedbîn kötümser
    bedew güzel, yakışıklı
    bedewî güzellik
    bedgeh çıkıntı
    bedil takım elbise
    bêdil gönülsüz, isteksiz
    bêg piyon
    bêgane yabancı
    bêgav çaresiz, imkanı olmayan
    bêgavî mecburiyet, imkansızlık
    bêguman kuşkusuz, elbette, tabiki, şüphesiz
    bêhawe sağı solu belli olmayan, tutarsız
    bêhemdî gayri iradi, istemdışı, istemeyerek olan bir şey.
    bêhempa eşsiz, emsalsiz
    behicandin sinirlendirmek, kahretmek, öfkelendirmek; boğulmak
    behicîn kahrolmak, öfkelenmek
    bêhiş 1. akılsız, şuuru yerinde olmayan. 2. bayılan, bayılgan
    bêhişbûn bayılmak
    bêhişketin bayilmak
    bêhişkirin bayıltmak
    behîv badem
    bêhn koku, nefes, soluk. "bêhna xwe berdan" dinlenmek, soluk almak.
    bêhndar kokulu
    bêhnfireh sabırlı, tahammül sahibi
    bêhnlêçikandin nefesini kesmek, güç duruma düşürmek
    bêhnlêçikîn nefesin daralması
    bêhnok virgül
    bêhnpêketin kokuşmak
    bêhntengbûn sıkılmak, daralmak
    bêhntengî can sıkıntısı, sabırsızlık
    behr deniz
    behreme matkap
    behremend yetenekli
    behremendî kabiliyet, yetenek
    behskirin sözetmek
    bêhtir daha çok, daha fazla
    bêhtir pêr üç gün önce
    bêhtir pêrar üç yıl önce
    bej kara
    bêjandin elemek
    bêje 1. kelime sözcük. 2. Söyle!.
    bêjer söyleyen
    bejî karasal
    bêjî ***
    bêjing elek, kalbur
    bêjingkirin elemek
    bejn boy
    bejn û bal boy pos, endam
    bêkar işsiz
    bêkêr gereksiz, işe yaramaz, işlevsiz
    bêkes kimsesiz, öksüz
    bel dik (göz veya kulak)
    belalûk vişne
    belam fakat, ama
    belavkar dağıtımcı
    belavkirin dağıtmak
    belavok elle dağıtılan bildiri
    belawela darmadağınık
    belawelabûn darmadağınık olmak
    belawelakirin darmadağınık etmek
    belbelîtanik kelebek
    belê evet, okey
    beledî şimşek
    belek alaca, siyah beyaz
    belengaz fakir, sefil, zavallı
    bêlête halay
    belgefîlm belgesel
    belgename belge
    belq belirgin, çar***ı, pırtlak
    belqitandin gebertmek, zıbartmak
    belqitîn gebertmek, zıbarmak
    belqityo! geberesice!
    belweşîn cüzzam
    bêmêjî beyinsiz, ahmak
    ben ip
    benav dışbudak ağacı
    bend ip, cisim; set, engel; paragraf
    bendav baraj
    bende köle, esir
    bendeman beklemek, yolunu gözlemek
    bênder harman
    bendergeh liman, iskele
    bendewar bekleyen, gönülden bağlı
    bendik tire
    bendîname tutuklama müzakeresi
    bendîxane cezaevi
    bengî tutkun, müptela, kara sevdalı
    benî cevîzlî sucuk; kul, köle
    benîşt sakız
    benîzava içgüvey
    bêpar yoksun, mahrum. "bêpar man" yoksun kalmak.
    bêpayan eşsiz, paha biçilmez
    beq kurbağa
    ber 1. ön, öntaraf. 2. taş. 3. meme. 4. ürün, verim. 5. döl.
    bêr kürek
    beramber karşı, karkşılık, eşit, denk
    beran koç
    beranberdan koçbırakımı
    berate leş
    berav çamaşır yıkama günü
    beravêtin hayvanlarda düşük
    beraz domuz
    beraze değirmen taşının altındaki pervaneler
    berbajar varoş, baliyö
    berban balkon
    berbang şafak, tan
    berbejn boyuna takılan muska
    berber karşıt, rakip
    berberî hasımlık, düşmanlık
    berbiçav somut
    berbisk saç tokası
    berbûk geline eşlik eden kadınlar
    berçavk gözlük
    berçavkfiroş gözlükçü
    berdan bırakmak, terketmek, vazgeçmek
    berdar verimli, bereketli; yetişkin, ergen
    berdêl bedel, karşılık
    berdêlkirin takas etmek
    berdewam devamlı, sürekli; devam
    berdewamkirin sürdürmek, devam etmek
    berdil sevgili, aziz; kolye
    berdîwar kimsesiz, öksüz
    bere cephe
    bêrê usulsuz, yolsuz
    berê xwe dan bakmak, yönelmek
    beredayî başıboş, fuzuli, kişiliksiz, işe yaramaz
    berendam aday
    berendamî adaylık
    berespî kireç taşı
    bêrêtî yolsuzluk, usülsüzlük
    berevajî tersyüz
    berevajîkirin tersyüz etmek, çarpıtmak
    berevan savunmacı
    berevanî savunma
    berêvar ikindi, akşam üzeri
    bêrewişt ahlaksız, karektersiz
    berf kar
    berfedîn erimekte olan kar kümeleri
    berfemot kar-pekmez karışımı tatlı
    berfende çığ
    berfîn kardelen çiçeği
    berfireh geniş, ayrıntılı
    berfmalk kar küreği
    berfşo karla karışık yağmur, sulusepken
    berg kitap, dergi vb. kapağı
    bergeh manzara, görünüm, kapsam
    bergîn ciltli kitap
    bergirî önlem, tedbir
    bergirtin döl tutmtak, gebe kalmak
    berguhk kulaklık
    berhem eser
    berhevkar derlemeci, toplayan (toplayıcı)
    berhevkirin toplamak, derlemek
    berhevok derleme, antoloji
    berhewa anlamsız, boş
    berî ova, düzlük
    bêrî 1. masum, günahsız. 2. sürünün sağıldığı yer.
    berî zayîne milattan önce
    berik 1. çakıl. 2. mermi.
    bêrik toz veya kül küreği
    bêrîvan süt sağmaya giden kadın.
    berjêr aşağı doğru
    berjewendî çıkar
    berjewendîperest çıkarcı
    berjor yukarı doğru
    berk havuz
    berkanî sapan
    berkeftî değerli, sevgili, muhterem
    berkeş tepsi
    berkêşan üretmek
    berkêşk çekmece
    berkeşok küçük tepsi
    berkurk kursak
    bermal ev hanımı
    bermayî artık, geride kalan
    bernac kurnaz, uyanık
    bername program
    bernav ön ad, göbek adı
    beroj güneş gören yamaç
    beroş tencere
    berpal yamaç
    berpêşkirin sunmak, takdim etmek
    berpirs sorumlu, mesul
    berpirsiyar sorumlu
    berpirsiyarî sorumluluk
    bersiv cevap, yanıt
    bersivandin cevaplandırmak
    berstûk yaka
    bersûc sanık
    bertek reaksiyon, tepki
    bertîl rüşvet
    berû palamût
    bervang peştemal
    bêrvî vana
    bervihêr anlayışlı, kamil
    berwar yamaç, meyil
    berx kuzu. "Berx ê/a min!" yavrum anlamında hitap.
    berxwedan direniş
    berxwedêr direnişçi, direngen
    berz yüksek, ulu
    berze kayıp
    berzebûn kaybolmak
    berzekirin kaybetmek
    berzeq müstehcen
    berzî yükseklik
    berzile etek
    bes yeter
    bêsemt ihtiyatsız
    beser göz
    bêserî uçsuz, başsız.
    bêserûber düzensiz, plansız, başı bozuk.
    bêserûbin uçsuz bucaksız.
    besimîn gülümsemek
    bêsinc ahlaksız, karaktersiz
    bêsiûd şanssız, talihsiz
    best ilham, esin
    bestenî dondurma
    bestîn bağlamak
    bestir yaygı
    bestlêrabûn ilham gelmek
    bet toy
    betal 1. boş gezen, işsiz. 2. geçersiz, iptal
    betalkirin iptal etmek, geçersiz kılmak
    betan astar
    bêtar felaket, afet
    bêtewş dengesiz
    bêş halktan toplanan para
    beşdar katılımcı
    beşdarbûn katılmak
    beşdarî katılım
    beşdarîtêdekirin katılmak
    beşervekirî yüzü gülen, yüzü ışıldayan
    bêşik şüphesiz, elbette
    beşişîn gülümsemek
    betilandin yormak, yorulmak
    betilî yorgun
    betilîn yorulmak
    betlane tatil, izin, dinlenme
    bêvil burun
    bêxem gamsız, umursamaz
    bexişandin bağışlamak, bahşetmek
    bext şans, talih
    bextewar mutlu
    bextewarî mutluluk
    bextreş talihsiz, şanssız
    bextvekirî şanslı, talihli
    bey kapora
    beyaban çöl, ıssız yer
    beyanî sabah, sabah vakti
    beyanîbaş günaydın
    beybûn papatya
    bêyom uğursuz
    bez koşu
    beza koşucu
    bêzar bıkınmış, bezgin, usanmış
    bêzarbûn bıkmak, usanmak, bezmek
    bêzarkirin usandırmak, bezdirmek, bıktırmak.
    bezîn koşmak
    bêzirav ödlek, korkak.
    bi sözcüklere ile ve cı, li, lı, ca, cu vb. ekleri katan önek.
    bi tevayî hepsi
    bi zanayî bilerek
    bi bandor etkili
    bi dîtina min bence, görüşümce
    bi dizî gizlice
    bi dor sırasıyla
    bi dorvegerî sırayla
    bi dûrketin uzaklaşmak
    bi giştî genellikle
    bi hêrs kızgın, sinirli
    bi hêsanî kolaylıkla
    bi kêr hatin işe yaramak
    bi kinahî kisaca
    bi kinayî kısaca, özetle
    bi kotekî zorla, cebren
    bi kurtasî kısaca, özetle
    bi kurtayî kısaca, özetle
    bi lez û bez alelacele
    bi min 1. bence, bana kalırsa. 2. bana, benimle. Mesela: "Bi min axifî." Benimle konuştu.
    bi piranî çoğunlukla
    bi qewla diya min annemin dediği gibi
    bi rastî gerçekten, sahi
    bi roj gündüzleyin
    bi semt ihtiyatlı
    bi taybetî özellikle
    bi tenê yalnızca, sadece
    bi şev geceleyin
    bi şev û roj gece gündüz
    bi tundî sertçe, şiddetlice
    bi vî awayî bu şekilde, bu tarzda, böylece
    bi vî rengî bu şekilde, bu biçimde
    bi vî şêweyî bu şekilde, bu biçimde
    biadan besleyici
    bîber biber
    bîbik göz bebeği
    bibîranîn anmak, anımsamak
    bibîrbirin idrar etmek, akıl erdirmek
    bibîrxistin anımsatmak, hatırlatmak
    bicihanîn yerine getirmek
    bicihhiştin terk etmek
    bicihkirin yerleştirmek
    biçrik yağda kızartılmış ekmek
    biçûk küçük
    biçûkahî küçüklük, çocukluk
    bîdar uyanık
    bidawîbûn sonuçlanmak, bitmek
    bidawîkirin bitirkek
    biderengîxistin geciktirmek
    bidil istekli, gönüllü.
    biha 1. fiyat, pahalı. 2. kıymet, değer.
    bihabûn pahalılaşmak
    bihar ilkbahar
    bihevşabûn sevişmek
    bihêz güçlü, kuvvetli
    bihêzbûn güçlenmek.
    bihêzkirin güçlendirmek
    bihîstin duymak, işitmek
    bihîstiyar duyarlı, hassas
    bihîstok telefon ahizesi
    bîhok ayva
    bihost karış
    bihuşt cennet
    bij iştah, imrenme
    bîj ***
    bijandin imrendirmek, iştahlandırmak
    bijang kiprik
    bijarte seçkin, elit
    bijartin seçmek, ayıklamak
    bijî yaşa, varol, bravo.
    bijîn iştahı çekmek, imrendirmek
    bijîreş başak
    bijîşk doktor, hekim
    bikaranîn kullanmak, işlemek
    bikarhêner kullanıcı, operator
    bikêr yararlı, elverişli, işlevsel.
    bikêrhatî yararlı, elverişli, işlevsel, kullanışlı.
    bikir 1. bir işi yapan. 2. müşteri, alıcı.
    bikuj 1. öldüren, katil. 2. Öldür!
    bila be! peki!, öyle olsun!
    bilandin mırıldanmak
    bilbil bülbül
    bilêvkirin telafuz etmek
    bilik çocuk penisi
    bilind ulu, yüce, yüksek
    bilindahî yükseklik
    bilindbûn yükselmek
    bilindkirin yükseltmek
    bilûr kaval
    bin alt, dip
    binavêlîstin güreşmek
    binavkirin tanımlamak, isimlendirmek
    binavûdeng ünlü, meşhur
    binbar yükümlülüğü alan
    binbarî yükümlülük
    binçavî gözaltı
    binçavkirin gözaltına almak
    binçeng koltuk altı
    bindest ezilen
    bindestî esaret, ezilmişlik
    binefş menekşe
    binefşî mor renk
    bîner izleyici, seyirci
    binesazî altyapı
    bingeh temel, esas
    bingehdanîn temel atmak
    bingehîn temel, başlıca
    binhişîn bilinçaltı
    binî alt, dip
    binik bardak altı
    binkirask iç çamaşırı
    binpêkirin ayak altına almak, ihlal etmek
    binyad tekel, esas
    bir bölüm, kesim
    bîr 1. hafıza, bellek, şuur. 2. kuyu.
    bira erkek kardeş
    birandin 1. yok etmek, imha etmek. 2. kesmek. Mesela: "der birandin" ağaç kesmek.
    bîranîn anma
    biraşîr süt kardeş
    biraşte izgara
    biraştin pişirmek
    biratî kardeşlik
    birayetî kardeşlik
    birazava sağdıç
    birazî yeğen, erkek kardeşin çocukları
    bîrbir yetkin, ergen, reşit, balığ
    birçî aç
    birçîbûn acıkmak
    birçîtî açlık
    bîrdozî ideolojik
    bêtewş dengesiz
    bêş halktan toplanan para
    beşdar katılımcı
    beşdarbûn katılmak
    birek testere
    birêketin yola koyulmak
    birêkirin yollamak, göndermek
    birêkûpêk düzenli, sistematik
    bireser dilbilgisinde nesne
    bireş yoksul
    birêvçûn yürümek
    birêvebirin yönetmek, idare etmek
    birêveçûn yürümek
    bîrewer aydın, bilinçli, yetkin
    birêxistî örgütlü
    birêxistinbûn örgütlenmek
    birêxistinkirin örgütlemek
    birêz sayın, saygıdeğer, bey
    birin götürmek, taşımak
    birîn 1. kesmek, biçmek. 2. yara
    birinc pirinç
    birîndar yaralı
    birîndarbûn yaralanmak
    biriqandin parlatmak
    biriqîn parlamak
    bîrkor unutkan
    bîrok unutkan
    birû kaş
    biryar karar
    biryardar kararlı
    biryardarî kararlılık
    biryarname kararname
    biryarstandin karar almak
    biryarwergirtin karar almak
    biserîkirin başgöz etmek, evlendirmek
    biserûber düzenli ve planlı
    bisk zülüf
    bîsk kısa an, lahza
    bîska din biraz önce
    bist 1. kavurma sacı. 2. şiş.
    bîst yirmi
    bîstekê bir saniye
    bîşe çalılık
    bîşeng salkım söğüt
    bîşî orman
    bişirîn gülümsemek
    bişkivîn çiçek veya tomurcuk açmak
    bişkoj düğme
    bişkok düğme
    bitim yabani fıstık
    bitir 1. çok gelişmiş hayvan yada bitki. 2. azgın
    bitirbûn azgınlaşmak
    biv çocuklar için tehlikeli, cız
    bivê nevê ister istemez
    bivir balta
    biwêj deyim
    bixapîne yanıltmak
    bixemlîne süsletir
    bixenqîna boğdurmak
    bixêrî şömine, baca
    bixurîne kaşındir
    bixwe yiyecek
    bixwîne okutmak
    biyanî yabancı
    biyom uğurlu
    bizav hareket, etkinlik, faaliyet
    bizdandin ödünü kopartmak
    bizdîn ödü kopmak
    bizdonek ödlek
    bîzdoz ideoloji
    bizin keçi
    bizir 1. küçük tohumlar. 2. bezir, bezir yağı
    bizivîn hareketlenmek, kımıldamak
    bizmar çivi
    bizmik gem, gemcik
    bizot kor
    bizûz güve
    bo nimûne örneğin, mesela
    bobelat felaket, facia, trajedi
    boçik 1. kuyruk. 2. izmarit.
    boçûn görüş, düşünce
    bone münasebet. "bi boneya..." münasebetiyle...
    boqil baldır
    borak adak, kurban
    borandin 1. afetmek, mazur görmek, geçirmek. 2. geçinmek.
    borî geçen, geçmiş
    borîn geçmek
    bot oluk
    boş bol, gür, fazla, geniş (alan)
    boşahî bolluk, gürlük
    boyax boya
    boyaxkar boyacı
    boyaxkirin boyamak
    brûsk 1. şimşek, yıldırım. 2. telgraf.
    brûskvedan şimşek çakması
    bû düğün
    bûçû düğün alayı
    buha fiyat, değer
    buhartin geçirmek
    buhurîn geçmek, zamanı geçmek
    bûjen materyal, malzeme
    bûk gelin, oauncak bebek
    bûka baranê gökkuşağı
    bûka berfê kardanadam
    bûkanî gelinlik
    bûkik arpacık
    bûn olmak
    bûnewer canlı, yaratık
    bûnewerî varoluş
    bûra kayınbirader
    bûrîn böğürmek
    bûse pusu
    bûyer olay
    bûyîn olmak
    bexişandin bağışlamak, bahşetmek
    bext şans, talih
    bextewar mutlu
    bextewarî mutluluk








    C, c cacir ceviz içi bal karışımı bir yiyecek
    cahş 1. sıpa. 2. işbirlikçi, hain.
    camêr centilmen, cömert
    camûs manda
    can can
    canbaz 1. akrobat. 2. hayvan alım satımcısı.
    canberî karides
    candar canlı
    canecan samimi, içten
    cangorî şehit, fedai
    canî tay
    canik canan
    cankûş hıristiyanları kiliseye çağıran kimse
    car kez, sefer, misli, kat
    cara paşîn son defa
    cara pêşîn ilk defa
    cardin yine, yeniden
    carinan bazen, ara sıra
    carûd kül ve toz küreği
    catir kekik otu
    caw bez, kumaş
    cawbir makas
    cawî elti
    cawker bez dokuyucusu
    cax korkuluk
    cazû cadı, kurnaz veya hileci kadın
    ce arpa
    ceban mezarlık
    cebar kırık çıkıkçı
    cebilxane cephane
    cebirandin kırık ve çıkıkları kaynaştırmak
    cebirîn kaynaşmak
    cedel tartışma
    cedew hayvan omuzunda meydana gelen yara
    ceh arpa
    cehdasî taneleri arpaya benzeyen daha küçük bir bitki
    cehimîn gebermek, defolmak
    cehter kekik otu
    cejn bayram
    cejnane bayramlık
    celaqî iyice koyulaşıncaya kadar kaynatılan pekmez
    celebdar koyun taciri
    celew gem
    cem yan, yanında
    cemawer kitle, ahali
    cemed buz
    cemedanî bir tür sarık
    cemidandin dondurmak
    cemidî donmuş
    cemidîn donmak
    cemser kutup
    cenbelî içimi sert tütün
    cendek ceset
    ceng savaş, harp
    cengawer savaşçı
    cengîn savaşmak
    cênik favori, şakak
    ceqin bir günlük yürüyüşle alınan mesafe
    cercer çırçır
    cerd baskın, saldırı
    cerde korsan, şaki
    cerg karaciğer
    ceribandin denemek, sınamak
    ceribîn denenmek, sınanmak
    cew kırpma makası
    cewêlek lümpen
    cewî çam sakızı
    cewrik enik
    cêwtik deri kese
    cêz çeyiz
    cîgir vekil
    cigur bir mesire günü
    cih yer, mekan. "di cih de" uygun, yerinde. "Di cih de çû!" Hemen gitti. "Cihê daxê ye." maalesef, üzgünüm.
    cîhan dünya
    cîhanî dünyalı
    cihê ayrı, farklı, değişik
    cihê şanaziyê onur verici
    cihêreng özgün, farklı
    cihêtî farklılık, değişik
    cihû yahudi
    cil elbise, giysi
    cildank elbise dolabı, gardrop
    cilşok çamaşırhane
    cinaq lades
    cînavk zamir, adıl
    cincilî saf su
    cindê azize, güzel
    cindî yakışıklı, alımlı, aziz
    cineh ucu kalın sopa
    cinêkirin pamuk toplamak
    cinên küçük bahçe
    cir sohbet, görüşüp konuşma
    cîran komşu
    cîrantî komşuluk
    cis kireç
    cisane kireç ocağı
    civak toplum
    civakî toplumsal, sosyal
    civaknas sosyolog
    civaknasî sosyoloji
    civandin toplamak, biriktirmek
    civat topluluk
    civîn toplantı.
    civîna çapemeniyê basın toplantısı
    ciwan genç, güzel, yakışıklı
    ciwanî gençlik
    ciwanik bayan, hanımefendi
    cîwar yöre, bölge, mekan
    cixirandin kışkırtmak, tahrik etmek
    cixirîn tahrik olmak
    ciyawaz farklı, ayrı, değişik
    ciyawazî farklılık, ayrılık
    co kanal, ark
    cobar dere
    cok kanal, ark
    col karışık, heterojen
    computer bilgisayar, computer
    conega tosun, dana
    cot çift
    cotbûn çifteşmek
    coşandin coşturmak
    coşî coşku, heyecan
    coşîn coşmak
    cotkar çiftçi
    cotkirin çift sürmek
    cûbirk cırcır böceği
    cuda ayrı, farklı
    cudahî farklılık
    cudaxwaz ayrılıkçı
    cûm sakız
    cunûtin ıslak toprak
    cur bi cur türlü türlü
    cure tür, çeşit
    cûrnik kar sularının biriktiği kaya üstü çukurcuklar
    cûtin çiğnemek
    cuwar yem torbası












    Ç, ç çak iyi hoş
    çakbûn iyimser, hoşörülü
    çal 1. çukur. 2. kuyu.
    çalak faal, aktif, atik
    çalakdar eylemci
    çalakî eylem, etkinlik
    çalkandin çalkalamak
    çalkirin gömmek
    çand kültür
    çandî kültürel
    çandin ekin ekmek, fidan vb. sebze dikmek (ekmek)
    çandinî ziraat
    çandiyar ziraatçı
    çap matbacılık, baskı, basım
    çapbûn basılmak
    çapemenî basın
    çaper yazıcı, printır
    çapger matbaacı
    çapkirin basmak
    çapxane matbaa
    çarbûn meydana gelmek, oluşmak
    çarçek silahşör
    çarçîk bataklık
    çarder kapı çevçevesi
    çarenûs 1. kader, yazgı. 2. akubet
    çareserbûn çözülmek
    çareserî çözüm
    çareserkirin çözmek
    çarîn dörtlük
    çarkirin meydana getirmek
    çarmedor dört taraf
    çarmêrkî bağdaş oturma şekli
    çarnikar dört taraf
    çarpîne mecazi anlamda döenek, kaypak
    çartaq çardak
    çartek dört dörtlük
    çartıl tırmık
    çarwe parmaklara takılarak çalınan araç
    çav göz
    çavbeloq patlak gözlü
    çavberdan göz koymak
    çavbirçî aç gözlü
    çavdêrî gözlem, izlenim
    çavdêrxane gözetimevi
    çavfireh cömert, eli açık
    çavî bölme, gözenek, gişe, hücre
    çavînîbûn nazara gelmek
    çavînîkirin nazar etmek
    çavkanî kaynak, kaynakça
    çavlêbûn gözü olmak, gözetlemek
    çavlêgerandin gözden geçirmek
    çavnebar kıskanç
    çavnebarî kıskançlık
    çavnêr gözlemci
    çavpêketin 1. gözüne ilişmek. 2. ropörtaj.
    çavqîçkirin göz kırpmak
    çavqurcandin göz kırpmak
    çavsivik hor gören
    çavsor zalim, gözü kan bürümüş kişi
    çavteng cimri, pinti
    çavşûjin çekik gözlü
    çaw yaş ağaç, çubuk
    çawa nasıl
    çawanî nitelik
    çax vakit, dönem
    çay çay
    çaydank çaydanlık
    çayger çaycı
    çayxane çay evi
    çê iyi
    çêbûn olmak, oluşmak, düzelmek
    çêbuwar suni, yapay
    çêj tat
    çêjandin tatmak
    çêjdar lezzetli, leziz
    çek silah
    çekbend yelek
    çekdar silahşör, militan
    çêker ya***ı, tamirci
    çêkirin yapmak, oluşturmak, tamir etmek
    çêl kaya
    çêlek inek
    çeleng yakışıklı, görkemli, atik, cesur
    çelik yavru, civciv
    çelitîn bir şeyin kabuğunun soyulması
    çêlkirin sözetmek, bahsetmek
    çelqîn çalkalanmak
    çelûs çok soru soran, ısrarcı
    çelziman çok konuşan, geveze
    çem nehir
    çemandin eğmek, bikmek
    çembil kulp, sap
    çemçûr yaprak biti
    çemçûs cimri, pinti
    çemîhanî dutluk
    çempal büyük yük üzerine konan küçük yük
    çençûz cimri
    çend kaç, birkaç. "çend zarok." birkaç çocuk.
    çendînî nicelik
    çenebaz geveze
    çeng 1. avuç. 2. kulaç.
    çênî kuş yemi
    çep 1. sol. 2. solak.
    çepel pis, kirli
    çeper siper, mevzi
    çepgir solcu
    çepik
    çepiklêdan lamak
    çepil dirsek ile omuz arası kısmı.
    çeprast çapraz, çapraşık
    çeqçeqok 1. değirmen taşının ayar çubuğu. 2. mantar tabancası.
    çeqene sedir ağacına benzer bir ağaç
    çêr küfür, sövgü
    çêrandin otlatmak
    çêrbaz küfürbaz
    çêre ot
    çêregeh otlak, mera
    çêrek küfürbaz
    çêrîn otlanmak
    çerixîn kendi ekseni etrafında dönmek.
    çêrlêkirin küfüretmek, sövmek
    çerm deri
    çermesor kızılderili
    çêrt kuş dışkısı
    çerx 1. çark. 2. kalem tıraşı.
    çerxetûn tava
    çespandin ispat etmek, saptamak
    çêtîkirin parçalamak
    çetir daha iyi, tercih edilir
    çewal çuval
    çewsandin sindirmek, ezmek
    çewsîner baskıcı, zorba
    çewt yanlış
    çewtî yanlışlık, yanılgı
    çexer ayak
    çêyî iyilik
    çi ne. "Çi bû?" Ne oldu?
    çiçik insan memesi
    çiftexas patiska
    çîk 1. kıvılcım, pırıltı. 2. şey, yani anlamında sözcük.
    çikandin 1. suyu kesmek veya kurutmak. 2. ağaç, direk vb. dikmek.
    çiksayî açıkmavi gök, bulutsuz
    çil kırk
    çîleçep zikzaklı dağ yolu
    çilek obur, pisboğaz
    çilemîn kırkıncı
    çilfis aşıran, çırpan
    çilfisandin aşırmak, yürütmek
    çilîçilî yarasa
    çilizîn eşya veya yiyecek dilenmek, otlanmak
    çilm sümük
    çilmisandin soldurmak, pörsütmek
    çilmisî solgun, soluk
    çilmisîn solmak, pörsümek
    çilmo sümüklü
    çilo 1. nasıl? 2. yaprakları dökülmeden kesilen ve daha sonra kurutulan ağaç yaprakları veya dalları.
    çîm bacak
    çima neden?, niçin?
    çiman bir şeyin bir parçasının kesilmesi anlamında fiil.
    çimkî çünkü
    çîn 1. desen, nakış, oya. 2. sınıf.
    çînayetî sınıfsal
    çinîn 1. biçmek. 2. nakşetmek.
    çîp baldır
    çipîsk fiske
    çîqal zayıf, cılız
    çiqas ne kadar?
    çiqinî kabız
    çiqinîbûn kabız olmak
    çira çıra, lamba, fener, fanus
    çirandin yırtmak, mecazi anlamda palavra atmak.
    çirçîrok masal
    çîrik meyvaların kurutulmuşu
    çirikandin hallaçlamak
    çirikvan hallaç
    çirîn yırtılmak
    çirk saniye
    çîrok masal, öykü
    çîrokbêj masalcı
    çîroknivîs öykü yazarı
    çirûsîn parıldamak, parlamak
    çirûsk kıvılcım, parıltı
    çirxatkirin değirmeni durdurmak
    çît bir yazma türü
    çiv dolambaç, dolambaç, zikzak
    çivan kaytarmak, kıvırmak
    çivîk serçe
    çiya dağ
    çiyakêş dağcı
    çîz at sineği
    çizirîn sızmak
    ço çubuk, deynek
    çogan deynek, baston
    çolbir kestirme yol
    çolik hela
    çolistan çöl, kır
    çong diz
    çop gasp
    çopandin gasp etmek
    çopîk ahmak
    çoqil ayak
    çors patavatsız, kaba sapa
    çortan kurutulmuş çökelek
    çov çubuk, deynek
    çûk serçe, bıldırcın vb. kuşlar
    çûle halkı güldüren
    çûn gitmek, gidiş
    çûr kumral
    çûyîn gitmek, gidiş

    __________________

    n3hbgtfre21"
  2. #2
    DJ
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    !KaYıP ŞeHiR.!
    Mesajlar
    5.130

    Standart

    D, d da 1. önek olarak kelimeye alçaltıcı, indirici anlamını katar. 2. sıfat eki olarak, "de", "da", "den", "dan" anlamını verir. 3. "dan" fiilinin dili geçmiş zamanı. 4. anne.
    dab tuzak
    dabaş 1. konu, bahs. 2. araştırma.
    dabêlandin yutmak
    daberizîn saldırmak, çatmak
    dabeş kısım, parça
    dabeşkirin bölmek, taksim etmek
    dabînkirin garanti etmek, güvenceye almak
    dabir apostrof
    daçek dilbilgisinde edat, ilgeç
    daçikandin ağaç, bayrak vb. dikmek
    dad adalet, hukuk
    dadan kapatmak, örtmek
    dadgeh mahkeme
    dadgeha lihevanînê sulh mahkemesi
    dadgeha sezayî ceza mahkemesi
    dadger hakim
    dadkirin yargılamak
    dadyane adil
    dagerandin birşeyi aşağı doğru çevirtmek veya indirtmek
    dagerîn aşağıya doğru inmek
    dagirker işgalci
    dagirkirin işgal etmek
    dagirtin doldurmak, istila etmek
    dahatin inmek
    dahatû gelecek
    dahênan yaratmak, icat etmek
    dahêner yaratıcı, mucit
    dahol davul
    daholjen davulcu
    dahûrandin çözümlemek, analiz etmek
    dahûrîn çözümleme, analiz
    daketin inmek
    dalan dehliz
    daliqandin asmak
    daman etek
    damezrandin kurmak
    damezrîner kurucu
    damilandin gözlerini yummak
    damilîn gözlerin yumulması
    dan 1. vermek, ödemek. 2. dövme buğday. 3. günün öğünleri.
    danasîn tanıtım
    dane veri
    dane berhev karşılaştırmak, mukayese etmek
    dane pey takip etmek
    danezan bildirge, tebliğ
    dange kışın hayvanlara yem verilen yer
    danîn 1. koymak, indirmek. 2. kurmak.
    daniştin oturmak
    danû kaynatılmış buğday
    danûstandin 1. ilişki, alaka, diyalog. 2. alışveriş
    danzanîn bildirmek, belirtmek
    dapalandin damıtmak, süzmek
    dapalîn damıtılmak, süzülmek
    dapêjtin budamak
    dapîr büyükanne, nine
    daqoq tokmak, kapı tokmağı
    daqurtandin yutmak
    dar 1. ağaç, odun. 2. sonektir. veren, emreden, hükmeden anlamına gelir. "fermandar" (buyuran, emreden, komutan, amir gibi). 3. meyve isimlerine göre ağaçları isimlendirir. 4. idam sehpası. 5. sözcüğe "lı", "li" vb. sahiplik eklerini takar. 6. sopa, kalın değnek.
    dara maliye
    darayî mali
    darbest 1. tabut. 2. sedye.
    dardekirin 1. asmak. 2. idam etmek.
    darê dinyayê yeryüzü
    darêjtin türetmek, yaratmak
    darîn ahşap
    daristan orman
    darizandin yargılamak
    darkutik ağaçkakan
    das orak
    dasî 1. kılçık 2. arpa, buğday başağındaki uzantılar.
    daskêş orakçı
    daşir tuvalet, hela
    davetname davet, davetname, çağrı
    daw etek
    dawerivandin durulmak
    dawerivîn durulanmak
    dawestîn ayakta durmak
    dawet düğün
    daweşandin silkelemek
    dawetî davet, davetname, çağrı
    dawî son
    dawîlêanîn sonuçlandırmak
    dawîlêhatin sonuçlanmak, bitmek
    dax keder
    daxbar kederli, üzgün
    daxistin indirmek
    daxkirin dağlamak
    daxuyandin açıklamak
    daxuyanî açıklama
    daxwarin 1. çekinmek, itaat etmek. 2. içine atmak.
    daxwaz istek, talep, arzu
    daxwazname dilekçe
    dayende veren, verici
    dayî ak asma, ören gülü
    dayik ana, anne
    dayin vermek, ödemek
    dê 1. ana, anne. 2. ecek, acak eki katan gelecek zaman eki.
    deban kılıcın demir bölümü
    debar geçim. "Debara xwe kirin." geçinmek
    debeng ahmak, gerizekalı
    def erbane
    defandin itmek, itelemek
    degel 1. komik. 2. cesaret. "bi degel" cesaretli.
    dehfdan itmek
    dehî adak, kurban
    dêhn dikkat. "dêhna xwe dan" dikkat etmek, yoğunlaşmak.
    dejnik tere otu
    dek û dolap hile, entrika
    dêl 1. bedel, bir şeyin yerine verilen. 2. kancık. 3. yerinde, yeri.
    delal sevgili, aziz
    dêlegur dişi kurt
    dêlemar kertenkele
    dêlî üzüm asması
    dêlik 1. kancık, mecazi anlamda kahpê, kalleş. 2. dişi köpek.
    delîve fırsat, imkan
    dem zaman, vakit
    dêm 1. susuz veya çorak arazi. 2. yanak.
    deman kira
    dêman yerleşik, yerli
    demandar kiracı
    demankar kiraya veren
    demankirin kiralamak
    dêmarî üvey anne
    dembûhêrk sohbet
    demdemî kararsız, tutarsız, geçici
    demîn geçici, süreli
    demjimêr saat
    demsal mevsim
    dendik çekirdek
    deng 1. ses, seda. 2. oy.
    dengaz konuşkan olmayan
    dengbêj şarkıcı, türkü söyleyen, masal anlatan halk ozanı, ses sanatçısı
    dengdan 1. seslenmek. 2. oylama, oylamak, nam salmak.
    dengdar dilbilgisinde sessiz harf
    dengdêr dilbilgisinde sesli harf
    dengik kursak
    dengkirin konuşmak, seslenmek
    denglêkirin seslenmek
    dengûbas haber, havadis, ajans
    dengvedan yankı, yankılanmak
    dep yassı tahta
    depreş kara tahta
    deq 1. metin, teks. 2. büyük aşık kemiği. 3. puan. 4. dövme. 5. benek.
    deqaq ütü
    deqel sert toprak
    deqkirin dövme yapmak
    deqlûs takla atma
    der 1. dış, dışarı. 2. hariç. 3. yer.
    dêr kilise
    der bar ilgili, hakkında
    deramet gelir
    deranîn çıkarmak
    derav çamaşır yıkama
    derbasbûn geçmek, aşmak
    derbaskirin geçirtmek, aşırmak
    derben elbise askısı, vestiyer
    derbirin ifade etmek
    dercaw elbezi
    derçik eşik
    derçûn çıkmak, görünmek
    derd dert, acı, hüzün
    derdanik yoğurt yada peynir süzülmesinde kullanılan bez
    derdekopan tatanos
    derdestkirin tutuklamak
    derdmend dertli, acılı, hüzünlü
    derdor çevre, etraf
    dêre fistan
    derek belirsiz
    derence basamak, merdiven
    dereng geç
    derengmayîn geç kalmak
    derew yalan
    derewîn yalancı
    derewkar yalancı
    derewkirin yalan söylemek
    derfet imkan
    dergeh giriş kapısı, büyük kapı
    dergevan ka***ı
    dergîl ağaçtan örülen kapı
    dergistî nişanlı, sözlü
    dergûş beşik
    derhêner yönetmen
    derhûd kefil
    derhûde kefalet
    derhûdname kefaletname
    derî kapı
    derîçe kapakçık
    derîçeyên dil kalp kapakçıkları
    derîn çıkış kapısı
    dêrîn asil, soylu, antika, kadim
    dêriskirin viran etmek
    derîzan kapı önü
    derizandin çatlatmak, yarmak
    derizîn çatlamak, yarılmak
    derkenar ilişikteki not, anekdot
    derketin çıkmak, çıkış
    derketina holê ortaya çıkmak
    derketina nêçîrê ava çıkmak, avlamak
    derkirin çıkarmak, kovmak
    dermale besi hayvanı
    derman ilaç
    dermanafiroş eczacı
    dermanxane eczahane
    dernixûn kapkacak ve paketlenmiş şeylerin ters çevrilmesi
    derpê don, tuman
    derşo bulaşık bezi
    derûder çevre, etraf
    derûn psikoloji
    derûnî psikolojik, ruhi
    derve dışarı, dışarda
    dervekirin soymak, çalmak
    derveyî dışsal, harici
    derxistin çıkarmak
    derxûn tencere kapağı
    derya deniz
    deryevan denizci
    derz çatlak, yarık
    derzî iğne
    derzîdank iğnelik
    derzîlêxistin iğne yapmak
    derzîreq toplu iğne
    dest el
    destar el değirmeni
    destavêtin 1. el atma. 2. sataşmak, sarkıntılık yapmak.
    destavxane tuvalet
    destbend kelepçe
    destbirak 1. kan kardeş, sırdaş. 2. sağdıç.
    destbûrî sözüne önem verilmeyen
    destdan dokunmak
    destdirêjî müdahale, tecavüz, cinsel taciz
    deste 1. buket. 2. kurul. 3. askeriyede takım.
    destêkar müdaheleci
    destexwişk ahiret kardeşi, sirdaş
    destgeh atölye, tezgah
    destgirtî nişanlı, sözlü
    desthilatdar iktidar olan, egemen
    desthilatî iktidar
    destik tutamak, kabza, sap
    destjêberdan bırakmak, vazgeçmek
    destkeftî kazanım
    destmal 1. mendil. 2. havlu.
    destmêjşikandin abdest bozmak
    destnimêj abdest
    destnimêjgirtin abdest almak
    destnîşankirin saptamak, tespit etmek
    destnivîs elyazısı
    destpêk başlangıç, giriş
    destpêkirin başlamak, girişmek
    destşok lavabo
    destû izin, müsaade
    destûrdan izin vermek, müsaade etmek
    destûrname icazetname, onay, diploma
    destxweşîlêkirin başarı dilemek
    destxwişk sırdaş, kankardeş
    deşt ova, düzlük
    dev ağız
    dev jê berdan vazgeçmek, boşvermek
    devavêtin sataşmak, laf atmak
    devbelaş boş konuşan kimse
    dever yöre, bölge
    deverî yerel, mahalli
    devî çalılık
    devik kapak
    devistan çalılık
    devjenî ağız dalaşı
    devkî sözlü
    devliken güleryüzlü, neşeli
    devling pantolon paçası
    devmirî sessiz, konuşmaktan aciz
    devnerm tatlı dilli
    devok ağız, şive
    dew ayran
    dewdew papağan
    dewik kızmış yağın tortusu
    dewisandin bastırmak, sıkıştırmak, basmak
    dewisîn sıkışmak, basılmak
    dewixandin bayıltmak
    dewkil ayran yayığı
    dewlemend zengin
    dewlemendî zenginlik
    dewraze büyük at
    dewre yanlış, hatalı
    dews yer, iz
    dewx baş dönmesi
    dexes kıskanç
    dexesî kıskançlık
    dexl tahıl, hububat
    deydik salıncak
    deyn borç, veresiye
    deyndan borç vermek
    deyndar borçlu
    deyndêr alacaklı
    deynstandin borç almak
    deyz kış için saklanan hayvan yiyeceği
    dezgeh 1. kurum, kuruluş. 2. tezgah.
    dezî ince iplik
    di 1. fiillerin şimdiki zaman halini sağlar. Mesela: dikim, diçim... 2. türkçede "de", "da", "te", "ta", "den", "dan", "içinde" gibi fiil eklerin ve edatların yerini alır. Mesela: "di (3 roja de)" üç günde, üç gün arasında.
    di vî warîde bu konuda, bu alanda
    di heman rojê de aynı gün
    dibe ku belki
    dibetî olasılık
    dibistan okul
    dibistana amadehiyê lise
    dibistana navîn ortaokul
    dibistana seratayî ilkokul
    dîdar görüşme
    difn burun
    digel ile, birlikte
    dihindan önem vermek
    dij karşı, anti
    dijber karşıt, muhalif
    dijmin düşman
    dijminahî düşmanlık
    dijûn küfür, sövgü
    dijwar zor, çetin
    dijwarî şiddet, güçlük, zorluk
    dik sahne, seki
    dîk horoz
    dil gönül, kalp, yürek
    dîl esir, tutsak
    dîlan düğün, eğlence
    dîlangirtin halay çekmek
    dilawêr cesur, yürekli
    dilbaz cilveli, albenili
    dilbikul dertli, kederli
    dildan gönül vermek
    dildar aşık, sevdalı
    dilfireh sabırlı, rahat
    dilgerm samimi, içten
    dilgeş neşeli, coşkulu
    dilgiranî burukluk
    dîlgirtin esir almak
    dilhebûn niyeti olmak
    dilhênikbûn ferahlamak
    dilhişk taş kalpli
    dilîn his, duygu
    dilketî aşık
    dilkirin istemek, niyetlenmek
    dilmayin kırılmak, alınmak
    dilmê rafadan yumurta
    dilnerm yufka yürekli
    dilnizm alçak gönüllü, mütevazi
    dilodîn kararsız, delidolu
    dîlok halayda söylenen türkü
    dilop damla
    dilopkirin damlamak
    dilovan alçakgönüllü, şefkatli
    dilpak temiz kalpli, faziletli
    dilq kılık kıyafet
    dilsar isteksiz
    dilsoz sözüne bağlı, sadık
    dilteng sabırsız, sıkkın, tahammülsüz
    diltenik yufka yürekli; duygusal
    diltepîn kalp çarpıntısı
    diltezîn elim, acı
    dilşa sevinçli, neşeli
    dilxwaz istekli, meraklı
    dilxweş memnun
    dilxweşî memnuniyet
    dilxwexbûn memnun olmak
    dîmen görüntü
    dims pekmez
    dîn deli, çılgın
    dîn û har delirmiş, azgın, çıldırmış
    dînbûn delirmek
    dînik hafif meşref
    dînkirin delirtmek
    dinya dünya
    dinyadîtî görgülü, edepli
    dinyanedîtî görgüsüz, kaba
    diran diş
    diranbeş dişlek
    dirandin yırtmak
    diranqîç dişlek
    diransaz dişçi
    dirav para
    diravname bütçe
    direfş 1. sancak, fılama 2. simge, sembol
    dirêj uzun
    dirêjahî uzunluk
    dirêjbûn uzanmak, uzamak
    dirêjîpêdan devam etmek
    dirêjiya salê yıl boyunca
    dirêjkirin uzatmak
    dirî diken
    dirinde yırtıcı, vahşi
    dirîreşk böğürtlen
    dîrok tarih
    dîrokî tarihi
    dîroknas tarihçi
    dirûşme slogan
    dirûşme qîrandin slogan atmak
    dirûtin elbise vb. dikmek
    dirûv çehre, görünüm, eşgal
    dirûvpêketin benzemek
    dîsa yine, gene
    dîsgotin nakarat
    dîtbarî görsel
    diş baldız
    dîtin görmek, bulmak, görüş
    dîtir başkası, öteki
    divê mecbur, zorunlu, elzem
    divêt mecbur, zorunlu, elzem
    divêtî zorunluluk, mecburiyet
    dîwar duvar
    dîwarlêkirin duvar örmek
    diwaroj gelecek
    dixapîne kandirmak
    dixebite çalışıyor
    dixemilîne süsletmek
    dixeniqîne boğdurulmak
    dixitimîne tıkandırmak
    dixurîne kaşıtmak
    dixwe yemek yiyiyor
    dixweredîtin üşünmemek, erinmemek
    dixweze istiyor
    dixwîne okuyor
    diyar belli, belirgin, açık
    diyarde olgu, fenomen
    diyarî armağan, hediye
    diyarîkirin hediye vermek, ithaf etmek
    diyarker belirleyici
    diyarkirin belirtmek
    diz hırsız
    dîz çömlek
    dizek hırsızlığı seven, klaptoman
    dizî hırsızlık
    dîzik çömlek
    dizîka gizlice
    dizîn çalmak, yürütmek
    dizûtirîn katê de en kısa zamanda
    dobelan bir mantar türü
    dojeder abse, cerehatlı yara
    dojeh cehennem
    dol vadi
    dolmend zengin
    dolmendî zenginlik
    doman süreç
    domandin sürdürmek, devam ettirmek
    domdar sürekli, daima
    domîn devam etmek, sürmek
    don iç yağ
    doq çomak
    dor 1. çevre. 2. sıra.
    dorhatin sırası gelmek
    dorlêgirtin çevrelemek, güç duruma düşürmek
    dormandor etraflı, kapsamlı
    dorpêçkirin ablukaya almak, kuşatmak
    dost dost
    dostanî dostluk
    dot kız
    doşanî sağmal hayvan
    dotin sağmak
    dotir ertesi
    dotira rojê ertesi gün
    dotmam amca kızı
    doxîn uçkur
    doxînsist zampara, çapkın
    doz ülkü, dava, mücadele
    dozger savcı
    dozîn içgüdü
    du iki
    dû 1. arka, arkası. 2. duman.
    dûajo yardımcı çoban
    dubarekirin tekrar, tekrar etmek
    dubendî ikilik, itilaf, çelişki
    ducan hamile, gebe
    ducanîbûn hamile olmak
    duçerxe bisiklet
    dudil ikircikli, karasız, tereddütlü
    dudilî tereddut
    dudu iki
    duh dün
    dukar söylenti, rivayet
    dûkel buhar
    dûmahî devam arkası
    dûmir körelme
    dûmirandin köreltmek, dumura uğratmak
    dûpatkirin belirtmek, vurgulamak
    dûpişk akrep
    dûr uzak
    dûrahî uzaklık
    dûrbîn dürbün
    dûrebîn basiretli, uzağı gören
    dûredest erişilmesi güç, uzak
    dûrî uzaklık
    duristkirin yapmak, meydana getirmek
    durû iki yüzlü, riyakar
    durûtî ikiyüzlülük, riyakarlık
    dûrxistin uzaklaştırmak
    duryan kavşak, yol ayırımı
    dûş hiza, seviye
    duşaxe difteri
    duşem pazartesi
    duşîze bakire
    dûv kuyruk
    dûvedirêj uzun erimli, ayrıntılı
    dûvelenk uydu
    dûvmesas bülbül
    dûvre sonra
    dûxan duman














    E, e ecêb garip, tuhaf, komik
    ecêblosik tanınmayacak kadar değişen kimse
    ecêbman şaşırmak, şok olmak
    ecibandin beğenmek
    ecîn çiğ köfte
    edilandin düzeltmek, toparlamak
    edilîn düzelmek, uygun duruma gelmek
    efare meyve veya zirai ürün atığı
    egal bir atkı türü
    eger neden
    egît yiğit, cesur
    ekonomî ekonomi, iktisat, geçim
    ekonomîst ekonomist, iktisatçı
    elbik kova
    elende şafak
    eletewş gereksiz ve saçma söz veya hareket
    elîl hasta, sakat
    elimandin öğrenmek, alışmak, alıştırmak
    elimîn öğrenmek, alışmak
    elok hindi
    em biz
    encam sonuç
    encamdan gerçekleştirmek, yapmak
    encamname sonuç bildirgesi
    endam üye. "endamê şanaziyê" onur üyesi.
    endazyar mühendis
    engajekirin engaje etmek
    engajeman engajaman
    enî cephe
    enirandin kızdırmak, öfkelendirmek
    enirîn kızmak, öfkelenmek
    enîşk dirsek
    entellektuel aydın, entellektüel
    eqd çarşı
    er geçim, iktisad
    eraq uzman
    erd yer, arazi
    erdhej deprem, zerzele
    erdnas jeolog
    erdnasî jeoloji
    erdnîgarî coğrafya
    erê evet
    erêkirin onaylamak
    erênî olumlu
    erjeng korkunç, dehşet verici
    erk işlev, rol
    erkdar işlevsel
    errik vay be!, aboo! anlamında ünlem
    erzan ucuz, değersiz
    erzanî ucuzluk
    erzêl direklerin veya dalların üzerine (yatmak için) kurulan kulübe.
    erzên çene
    esmanê dev damak
    et abla
    etar çerçi
    etê ablaya hitap
    eşîr aşiret
    eşkere açık, aleni
    etn kireç ocağı
    ev bu
    ev çend bu kadar
    evdal yoksul, gezgin
    evdoşekalo büyük çekirge
    evîn aşk
    evîndar aşık, sevdalı
    evqas bu kadar
    evsing taşlarla örülen keklik tuzağı
    ew o, şu
    ewiqandin oyalamak
    ewiqîn oyalanmak
    ewk şey, falan anlamında sözcük
    ewle güvenilir, emniyetli
    ewlehî güvenlik
    ewlekarî güvenlik
    ewqas o kadar
    ewr bulut
    ewrawî bulutlu
    ewtîn havlamak
    exte kısırlaştırılmış at
    extirme ganimet
    eyan açık, belli, ayan
    eyar post, deri
    eylo kartal
    ez ben
    ez hew dixwînim bir daha okumayacağım.
    ezbenî efendim anlamında hitap
    ezezî kendini öne çıkarmak
    ezimandin ağırlamak, konuk etmek
    ezman gökyüzü
    ezmûn 1. deney, tecrübe. 2. sınav.
    ezmûngeh laboratuvar
    ezperest bencil, egoist














    Ê, ê êdî artık
    êk işteşlik zamiri
    êl aşiret, kabile
    êm yem
    ên iyelik sıfatların çoğul hali mesela: "dîsketên min" disketlerim.
    êrîş saldırı
    êrîşkar saldırgan
    êrîşkirin saldırmak
    êş ağrı, ızdırap, acı
    êşandin ağırtmak, acıtmak, incitmek
    êşbir ağrı kesici
    êşîn acımak, ağrımak, incinmek
    êtir 1. başka, başkası, artık. 2. sabır.
    êtirkirin sabretmek
    êzing odun
    êzingvan oduncu











    F, f fafik kekeme
    fantên iskambil oyunu
    fatereşk dalak
    faş yüz kızartıcı, utanılacak söz veya davranış
    fayke kazak
    fê sara hastalığı
    fêdar saralı
    fedî utanç
    fedîkar utangaç, çekingen
    fedîkirin utanmak
    fedîyok utangaç, çekingen
    fehmkirin anlamak
    fêkî meyve
    felat kurtuluş
    fêm anlayış, kavrayış
    fêmkirin anlamak, kavramak
    fêmkor darkafalı, anlayışsız
    fena gibi, aynısı
    feq tuzak
    feqe din öğrenimi gören öğrenci
    feqî din öğrenimi gören öğrenci
    fer teksayı. "ferek sol" bir tek ayakabı.
    feraset anlayış
    fêrbûn öğrenmek, alışmak
    fere gerek, lazım
    ferfûr porselan, seramik
    fêrgeh okul
    ferheng 1. kültür, örf, adet. 2. sözlük
    ferhengok cep sözlüğü
    ferişteh melek
    fêrkirin öğretmek, alıştırmak
    ferman 1. buyruk, emir, talimat. 2. katliam, soykırım.
    fermanber memur
    fermanrakirin katliam veya tecrit kararı almak
    fermî resmi
    fermo buyrun
    ferşbûn mahcup olmak
    ferşkirin mahcup etmek
    ferx erkek piliç
    ferzîn santraçta vezir taşı
    fesal biçim, ölçü
    fetilîn dolanmak, dönmek
    fetisandin boğmak
    fetisîn boğulmak
    fetrûm aşı
    fetrûmkirin aşılamak
    fewikandin bir işi elden kaçırmak
    fewikîn bir şeyin elden çıkması, telef olmak
    fihêl aklanma
    fihêlkirin aklamak
    fikar endişe, kaygı
    fikirîn düşünmek
    fileh gayri müslim
    filitîn kurtulmak, kurtuluş
    fincik zıplama
    find mum
    findank mum
    fîntoz cilveli, süslü bayan
    fîqandin ıslık çalmak
    fîqerojk mantar
    firandin uçurmak
    firaq kap, kabkacak, bulaşık
    firaqşok bulaşık makinası
    firavîn öğle yemeği
    firawan geniş, kapsamlı
    fireh geniş, bol
    firehbûn genişlemek
    firehî genişlik, bolluk
    firehkirin genişletmek
    firfat yırtık pırtık
    firfaz zıplama
    firijîn hayvan aksırması
    firîn uçmak, uçuş
    firisandin tıkamak
    firj hayvan aksırığı
    firk 1. seyrek. 2. kramp, kasınç. 3. aralıklı.
    firkandin ovmak
    firkbûn seyrekleşmek
    firkkirin seyreltmek
    firmêsk gözyaşı
    firnik burun delikleri
    firoke helikopter
    firoşgeh mağaza, dükkan
    firoşkar satıcı
    firotin satmak
    fis sessiz yellemek
    fisegur 1. bir yabani mantar türü. 2. yırtık pırtık.
    fisek osurukçu
    fisikîn 1. bükülmek istenen değeğin çatlaması. 2. yürüken ayağın kayması.
    fisirîn tüymek, sıvışmak, kaytarmak
    fîskanî küçük, ufak
    fismirî sinsi
    fistiqîn burkulmak
    fistoqî 1. evde durmayan kimse. 2. evde durmayan köpek.
    fisû kokarca
    fîtê şırfıntı, sürtük
    fişar 1. baskı, zor. 2. saçma veya absürd söz.
    fişkirin sümkürmek
    fîtik ıslık
    fîtiklêxistin ıslık çalmak
    fîtnekar kışkırtıcı, provakatör, fitneci
    fîzar yardım isteyen kimsenin bağırma sesi
    fort palavra
    fote çarşaf
    fûrandin taşırmak
    fûrîn süt, yemek vb. şeylerin taşması



















    G, g ga öküz
    gaçêrîn uzun kuyruklu sığır ve tipi hayvanların sırtında parazit toplayan serçe tipi bir kuş.
    gadan inek ve boğayı çiftleştirmek
    gadar sığır otlak yeri
    gadoş toprak kap
    gaj yumak
    gakovî yabani öküz, bufalo
    galegal konuşma, sohbet
    galegalkirin sohbet etmek, çene çalmak, geyik muhabeti
    galte şaka, alay
    galtefis tembel
    gamêş manda
    gamirok yeni doğan çocukların yakalandığı bir tür hastalık
    gan 1. can. 2. sağmal hayvan memesi
    gandîl iri sağmal hayvan memeleri
    ganî canlı
    garan büyük baş hayvan sürüsü
    garing harman sırasında öküzlerin pisliklerini almak için altlarına konulan bir kap
    garis mısır, darı
    garnigan içinde süt gibi bir sıvı bulunan bir bitki türüdür. Bu sıvı müshildir.
    garte kızak
    gasin saban demiri
    gav 1. adım. 2. an. mesela: "gavadin" biraz önce. "vê gavê" şimdi, şu an.
    gavan sığırtmaç
    gavavêtin adım atmak, işe başlamak
    gavedin biraz önce
    gayin cinsel ilişkide bulunmak
    gaz tepenin en üst noktası
    gazgaz uğultu
    gazî çağrı, sesleniş
    gazîkirin çağırmak, seslenmek
    gazin sitem, şikayet
    gazîname celpname
    gazindok çok sitem eden
    gazîvan tellal
    gazîz incir kurdu
    gazûz güve
    gêç alçı
    gêçkirin alçılamak
    geda dilenci, yoksul
    gedandin dilenmek
    gede erkek çocuğu
    gef tehdit
    gefandin tehdit etmek
    geflêxwekirin tehdit etmek
    gefok tehditkar
    geh bazen, arasıra
    gêj sersem
    gêjbûn sersemleşmek
    gêjkirin sersemletmek
    gejmirandin öğütmek
    gel halk
    gelac 1. fitneci. 2. münakaşa
    gelacî kışkırtıcılık, fitnecilik
    gelale bademcik
    gelawêj 1. ağustos ayı bn. "tebax". 2. venüs gezegeni.
    gelek epey, çok, hayli
    gelemper genel, kamu
    gelemşe sorun, ihtilaf
    gelendar büyük ve iri direk
    gelêrî anonim, folklorik, otantik, halkla ilgili
    gelhe nüfus
    gelî 1. vadi, boğaz, dargeçit. 2. ey hitap ünlemi. "Gelî zarokno!". Ey çocuklar!
    gelo acaba
    gelş ihtilaf, fikir ayrılığı, sorun
    gelwaz ceviziçi ve incir gibi yemişlerin takılıp dizildiği iplik
    gemar pis, pislik, kirli, kir, pasak
    gemaro 1. ambargo. 2. abluka.
    gemirandin bir şeyin biçimini bozmak
    gemor hafif acıya çalan tat
    gengaz mümkün, olanaklı
    gengeşî tartışma, münakaşa
    genî kokuşmuş
    genîbûn kokuşmak
    genijîn kokuşmak
    genim buğday
    genûs cimri
    gep 1. yanak. 2. lokma.
    ger 1. eger, şayet. 2. gezi, seyehat. 3. ters akıntı. 4. arama fiili mesela: "Ez li hevalê xwe gerîyam." Ben arkadaşımı aradım.
    geran dolaşmak
    gerandin gezdirmek, dolaştırmak, idare etmek, yürütmek
    gêrbûn yuvarlanmak, devrilmek
    gerdan kovmak
    gerden boğaz, çene altı
    gerdengaz uzun boylu
    gerdenî tasma
    gerdûm kağnı
    gerdûn evren
    gerdûnî evrensel
    geremol kalabalık, karışıklık
    gerew rehin
    gêrik karınca
    gerîn genmek, dolaşmak
    gerînek girdap
    gerînende direktör, müdür
    gerisandin ezmek, çiğnemek
    gêrkirin devirmek, yuvarlamak
    germ sıcak
    germahî sıcaklık
    germav kaplıca
    germbûn ısımak
    germî bulgur pilavı
    germiyan kışlak
    germjimêr termometre
    germkirin ısıtmak
    gername seyahatname
    gernas yiğit, kahraman
    gerok seyyah, gezgin
    gerran varyoz
    gêrûse eldeğirmeni
    geş canlı, gür
    geşbîn iyimser
    geşedan gelişme
    geşepêdan geliştirmek
    geşt gezi, seyahat
    geştiyar turist
    geştiyarî turizm
    gevez 1. kızıl, gül regi. 2. boyada kullanılan kımızı bir ilaç
    gevizîn ağınmak, debelenmek
    gewr boz, ağarık, beyazımtırak
    gewre büyük
    gewşîn özellik
    gez 1. ılgın ağacı. 2. ısrık.
    gezek ısırgan otu. bn. "gezgezk".
    gezende ısırıcı
    gêzer havuç
    gêzgêrik baş dönmesi
    gezgezk ısırgan otu.
    gêzî süpürge
    gêzirandin oyalamak
    gêzîvan süpürgeci, çöpçü
    gezkirin ısırmak
    gezo kudret helvası.
    geztin ısırmak
    gibîse dört yılda bir şubat ayının 29 çekmesi
    gihan ulaşmak, varmak, yetişmek
    gihandin yetiştirmek, ulaştırmak
    gihanek bağlaç
    gihîştin yetişmek, ulaşmak, olgunlaşmak
    gijbûn 1. tüylerin dikenleşmesi veya diken diken olması. 2. hayvanlarda saldırma sırasında tüylerin kabarması veya dikenleşmesi.
    gijlok dolu yağışı
    gil 1. kil. 2. yuvarlak, yuvarlamak gibi kelimelerin kökü.
    gilar çene altından sarkan tombul etler
    gilare kütük
    gilde yumak
    gildêma ayçiçeği
    gilî şikayet
    gilîdar şikayetçi
    gilik bızır, kilitoris
    gilîkirin şikayet etmek, yakınmak
    gilok yumak
    gilolî yuvarlanan herhangi bir şey
    gindirandin yuvarlamak
    gindirîn yuvarlanmak, devrilmek
    gindor 1. luğ, silindir. 2. kavun.
    ginginok burnundan konuşan
    gir büyük ve iri tepe
    gîr kabız
    giramî saygı, hurmet
    giramîgirtin saygı göstermek
    giran 1. ağır, yavaş, zor, pahalı. 2. ciddi mesela: "giranbe!" ciddi ol!.
    giranbiha değerli, pahalı
    gîrandin ağlatmak
    giranî ağırlık, pahalılık
    girar bulgur pilavı
    girav ada
    gîrbûn kabız olmak
    gîre kabız olan
    girêcan ruhi sıkıntı, stres
    girêdan bağlamak, düğümlemek
    giregir ileri gelen, elit, eşraf, asil kimse
    girêhişk kör düğüm
    girêk 1. düğüm. 2. bağlaç. 3. budak.
    girfan cep
    girgîn azgın, öfkeli
    girgirik çocuk arabası
    girgirok el arabası
    girhan delik veya bir gediğin kendiliğinden kapanması hali
    girî ağlama
    girîn ağlamak
    girîng önemli, mühim, gerek(li)
    girîngî önem
    girîngîdan önem vermek, önemsemek
    girnijandin 1. gülümsetmek. 2. katlamak.
    girnijîn gülümsemek, tebessüm etmek
    girnoz pürüzlü
    gîrobûn ertelenmek
    gîrokirin ertelemek
    girover yuvarlak, küre
    girs iri, büyük
    girse kitle
    girseyî kitlesel
    girtek makbuz
    girş 1. kiriş. Üzerinde döşeme tahtalarını mıhlamak üzere kılıçlama yerleştirilen uzun yassıca direk, 2. hatıl. Duvarı berkitlemek için taşların arasına yatırılan direk. 3. cüsse. Canlıda iri gövde.
    girtî tutsak, mahkum
    girtîgeh cezaevi, hapishane
    girtin almak, yakalamak, kapmak, tutmak, tutuklamak
    girûz pürüzlü
    giryandin ağlatmak
    gît kışın belirli soğuk günleri
    giş tüm, bütün, tamam
    giştî genel
    gîtik kaval kemiği
    givî içine maya atılmış süt
    giya ot
    giyan can, ruh
    giyanewer canlı
    giyanî 1. canlılık. 2. ruhsal.
    gizgizîn 1. karıncalanmak. 2. sıtmadan kaynaklanan titreme.
    gîzre ne yaş ne kuru ağaç
    gobilîna bê esinti
    goçavik gözlük
    goçke nasır
    gokbaz futbolcu
    golik buzağı
    gom 1. yazlık ev. 2. küçük göl, gölcük. 3. köm. 4. suskun pek az konuşan. 5. ortalıkta görülmeyen, kendisinden haber alınmayan, kayıplara karışan. "zarok gombû" çocuk kayıplara kaıştı veya çocuk ortalıktan kayboldu.
    gomik 1. küçük kulübe. 2. kuzu, oğlak ve buzağıların konulduğu havlu
    gopal baston
    gor mezar
    goranî 1. kürtçenin bir lehçesi. 2. şarkı, türkü.
    gorevan mezarcı
    gorî kurban, fedakarlık
    goristan mezarlık
    gornebaş vaşak
    gornebeşk vaşak
    gornepişk mezar soyguncusu
    gosan ağustos böceği
    gosartme rezil, gülünç duruma düşmüş
    gotar 1. makale. 2. nutuk.
    gotegot söylenti
    goşt et
    goştî tuzlanıp kış için saklanan et
    goştpere cenin
    gotin söylemek, demek
    gotindar sözü söyleyen
    gotûbêj söyleşi, tartışma
    gove şahit
    govend halay
    govendger halay çeken
    goyende söyleyen kişi
    goyin nöbet sırası
    goyinger nöbetçi
    gû bok, insan dışkısı
    guh kulak
    guhar küpe
    guhartin değiştirmek, değiştirme, değişim
    guhbirin başının etini yemek
    guhdan dinlemek, dikkate almak
    guhdar dinleyici
    guher ağıl
    guherbar değişken, değişebilir
    guherîn değişmek, değişim
    guherînkar değiştirci, değiştiren
    guherto versiyon
    guhêzbar mobil, taşınabilir
    guhêztin 1. nakletmek, aktarmak, ulaştırmak. 2. tayin etmek. 3. gelini baba evinden damat evine götürmek.
    guhlêbûn 1. duymak, işitmek, farkına varmak. 2. bakmak, dikkat emek. "Guhê te li mal be." Eve dikkat et. veya Eve bak.
    guhlêdêrandin kulak kabartmak, dikkat etmek
    guhnedar umursamaz, aldırmaz
    guhrep kepçe kulak
    gûkirin sıçmak
    gulan mayıs ayı
    gule kurşun
    gulebarankirin taramak, kurşuna tutmak
    guleberbiro ayçiçeği
    gulebûk gelincik
    gûlî 1. ağaç dalı. 2. saç örgüsü.
    gulkelem karnıbahar
    guman şüphe, kuşku
    gumanbarbûn kuşkulanmak, şüphelenmek
    gumgumok kertenkele
    gumş lokma
    gun taşak
    gûn renk
    guncaw uygun, müsait
    gund köy
    gundî 1. köylü. 2. cahil, kaba kişi.
    guneh günah
    gunehdaweşandin günah çıkartmak
    gunehkar günahkar, suçlu
    gunehpêhatin acımak
    gungilî kıvırcık
    gunoyî taşak fıtığı
    gupik topuk
    gur 1. kurt. 2. gür, canlı.
    gurçik böbrek
    gurê manco masallarda adı geçen ve öcü olarak anılan mitolojik kurt
    gurêx kurt köpeği
    gurî 1. uyuz. 2. kel, saçsız.
    gurîbûn uyuz olmak
    gûstêrk ateş böceği
    gustîl yüzük
    guşî salkım
    guvaştin sıkmak
    gûzan ustura
    guzvan yüksek
    gwîzek baldır kemiği (ayak bileğinin iki yanındaki ceviz şeklindeki kemik)

















    H, h halan nara
    halandin nara atmak
    handan teşvik etmek, motive etmek
    handêr teşvik edici
    hanê böyle, şöyle, öyle, söz konusu
    har kuduz, azgın
    harbûn kudurmak, azmak
    harkirin kudurtmak, azdırmak
    hata îro bugüne kadar
    hate hetayê sonsuza kadar
    haş sakın, yatışmış
    haşbûn yatışmak, teskin olmak
    haşî suskunluk
    haşkirin yatıştırmak, teskin etmek
    haşû yüz ile astarın arasına yayılarak doldurulan pamuk
    hatin 1. gelmek, geliş. 2. gelir.
    hator kireç taşlarını dövmekte kullanılan tahta tokmak
    haveyn maya
    haveynbûn mayalaşmak
    haveynkirin mayalamak
    havil yarar, fayda
    havîn yaz
    havîngeh yazlık
    havlêk süpürge
    havoksazî 1.sentaks. 2.cümle bilgisi
    hawar imdat, yardım çağrısı
    hawî 1. sürüden ayrılıp başka sürüye katılan koyun. 2. yarı deli, çılgın
    hawîn hatin canı sıkılmamak
    hawir çevre
    hawirde ithalat
    hawirdor etraf
    hawirparêz çevreci
    hawran pelerin
    hay haber, bilgi
    haydar haberdar, bilgili
    haydarbûn haberdar olmak
    haydarkirin haber vermek, bilgilendirmek
    hayjêhebûn haberdar olmak, bilgi sahibi olmak
    haylêbûn farkına varmak
    hê daha, henüz
    heb tane, tablet, hab
    heban tulum
    hebirman kış için kurtulup saklanılan nar taneleri
    hebişandin hızlı ve oburca yemek yemek
    hebreş çörek otu
    hebûn 1. sahip olmak. 2. varlık, var olmak.
    hêç kendini kaybetmiş, azgın
    hechecik kırlangıç
    hedar karar kılma, yatışma
    hêdî yavaş
    hêdîka yavaşça
    hedirîn karar kılmak, yatışmak
    hefik yutak
    hefsar yular
    heft yedi rakamı
    heftê yetmiş
    heftok beş taş oyunu
    hêja değerli
    hejale pejmürde, pasaklı
    hejandin salamak
    hejar yoksul, fakir
    hejarî yoksulluk
    hejesor iğde
    hejik çalı
    hejîn salamak
    hejîr incir
    hejmar sayı
    hejmartin saymak
    hek ağabey
    hêk yumurta
    heka eğer, şayet
    hekandin kazımak
    hêker örgü ören
    hêkerûn omlet
    hêkî örgü örme işi.
    hêl taraf, yön
    helale lale
    helan kolaylıkla yontulup kazınabilen taş
    helandin eritmek
    helbest şiir
    helbestvan şair
    hêle keklik ve benzeri kuşların avı.
    hêlekan salıncak
    hêlî ayna
    hêlik 1.salıncak. 2.taşak, haya.
    helîn erimek
    hêlîn kuş yuva
    helkehelk nefes nefese kalmak
    helperist çıkarcı, oportünist
    helsengandin değerlendirmek
    helwest tavır, tutum
    helwestgirtin tavır almak
    hem hem
    hêma imge, sembol
    heman aynı
    hêman unsur, öğe
    hemandin bir toprak parçasının otlak yapılmaması için etrafını çevirmek
    hêmanên bingehîn temel öğeler
    hêmayî imgesel
    hember karşı, mukabil
    hembêz kucak, bağır
    hembêzkirin kucaklamak
    hemd istenç, irade
    hêmî çürüyecek duruma gelmiş olan elbise
    hêmin ağırbaşlı, mulayim, vakur
    hemû hepsi
    hemwate eşanlamlı
    hemzik bir yemek çeşidi
    hemzir ufak ama çalışmada güçlü eşek
    henase nefes
    hendef uçurum
    henderan gurbet, diaspora
    hene kına
    henek şaka
    henek kirin şaka yapmak
    henekbaz şakacı
    henekpêkirin alay etmek, dalga geçmek
    heng 1.balarısı. 2.askeriye de alay.
    hengkuj nilüfer
    hênijîn uyaklamak, dalmak
    hênik serin
    hênikahî serinlik
    hênikbûn serinlemek
    hênikkirin serinletmek
    hepik dokuma sırasında sıklaştırmayı sağlayan alet
    heqîp heybe
    her car her defa
    her çawa her nasılsa
    her çend her ne kadar
    her dem her zaman, sürekli
    her kes her kes
    her tim her zaman, sürekli
    her tişt her şey
    her û her sürekli, daima
    her wekî din ve benzeri
    her wiha ayrıca
    hêrandin öğütmek
    herêm bölge
    herêmkî bölgesel
    hereşe tehdit
    hereşelêkirin tehdit etmek
    herî 1.çamur. 2.en
    herî baş en iyi
    herî mezin en büyük
    heridandin gücendirmek, darıtmak
    herifîn yıkılmak, tahrip olmak
    herikîn akmak
    herimandin berbat etmek
    herimîn berbat olmak, boşa gitmek
    hêrs kızgınlık, sinir, öfke
    hêrsbûn kızmak
    hêrsok alıngan, çabuk kızan
    hes 1.his. 2.ses
    hêsa dinlenmiş
    hêsabûn dinlenmek
    hesan bileme taşı
    hêsan kolay
    hêsanî kolaylık
    hesankirin bilemek
    hêsî rüzgarın etkisiyle bir yer de biriken kar yığını.
    hesibandin adlandırmak, bir şeye saymak
    hesin demir
    hesinkar demirci
    hesk kepçe
    hesp at
    hespê sêwak yılkı atı
    hest duygu
    heste çakmak
    hestî kemik
    hestîhêr şiret, inatçı
    hestîn hissetmek
    hêstir göz yaşı
    hestîvk fırıncı spatülü veya küreği
    hestiyar duygulu, duygusal, hassas
    hestpêkirin hissetmek
    hesûd kiskanç
    hêt but
    heta e değin, e kadar
    hetav güneş ışığı
    heterkirin ısrar etmek
    heş ağız içi ağrılarını iyileştirmeye yarayan mavi bir toz
    heşandin doldurmak, dolgu yapmak
    heşaş neşeli, şen
    heşifandin yazarken mürekebi kağıt üzerinde dağıtmak
    hêşîn yeşil
    hêşînnahî yeşillik, sebze
    heşt sekiz
    hêştir katır
    heştirme deve kuşu
    heştpê ahtapot
    hetîk başkalarının rezil olmalarına neden olmak
    hetikandin rezil etmek
    hetîketî rezalet, skandal
    hetikîn rezil olmak
    hetrek sert vuruş
    hev sözcüğe birbirine, beraber anlamı katar
    heval arkadaş, yoldaş
    hevalbend 1.müttefik. 2.kafadengi
    hevalbendî ittifak
    hevaltî arkadaşlık
    hevbajar hemşehir
    hevbeş ortak, özdeş
    hevbuha eşdeğer
    hevçeng bacanak
    hevçerx çağdaş,modern
    hevcure türdeş
    hevdem çağdaş, modern
    hevdeng eşsesli
    hevdil gönüldaş, yürekdaş, yoldaş
    hevdîtin görüşme
    hevedudanî bileşik
    hevenav cins isim
    hêvî umut
    hêvîdar umutlu
    hêvidar im umutluyum, umarım
    hevîr hamur
    hêvişandin esirgemek, muhafaza etmek
    hevkar ortak, meslektaş
    hevkarî işbirliği
    hevkêşe denge
    hevling bacanak
    hevnasîn tanışma
    hêvojkarî eğitim
    hevok cümle
    hêvotin eğitmek
    hevpar ortak
    hevpeyman mütefik, bağlaşık
    hevpeyvîn röportaj
    hevpîşe meslektaş
    hevrê yoldaş
    hevta aynı tarafı tutan.
    hew artık, bundan böyle
    hewa hava
    hewadar havalı
    hewandin barındırmak, bağrına çuisum
    hewce gerekli, lazım
    hewceder muhtaç
    hewdel un çorbası
    hewez şaka, latife
    hêwi nem, rutubet.
    hewîn sabır, dişlik
    hêwirandin kondurmak, barındırmak, konuşlandırmak.
    hêwirîn konmak, konuşlanmak, konaklamak
    hewl çaba, girişim
    hewldan çabalamak
    hewnas ekin biçenlerin başı.
    hewq basamak
    hewş ağıl, avlu
    hewşan yazları dışarıda veya avluda yatma mevsimi.
    heya e kader, e değin
    heya niha şimdiye kadar
    heyam dönem, çağ
    heyber varlık
    heye ku belki
    heyf acıma, üzülme
    heyf e! 1.yazık! 2.öç, intikam
    heyf hilanîn intikam almak
    heyfa min bi te tê! sana acıyorum.
    heykatkirin anlamak
    heylê heyat (dişli)
    heylo heyat (eril)
    heyv gökteki ay
    heyveron ay ışığı, dolunay
    hez sevgi
    hêz güç
    hezandin sarsmak
    hezaz yer kaymasi
    hêzên ewlekariyê güvenlik güçleri
    hêzkar güçlendirici
    hezkirin sevmek
    hibr mürekkep
    hîç hiç
    hil 1.önek. 2. sözcüğe yükseklik, yükselen anlamı yüklar.
    hilanîn 1.bir şey birine veya bir amaç içi


    hov barbar, vahşi
    hovîtî vahşilik
    hoy şart, koşul
    hoz boy, kabile
    hûçik elbise kolu, yen
    hundir iç, içeri, içerde
    hundirîn içsel, dahili
    huner sanat, yetenek
    hunerên dîtbarî görsel sanatlar
    hunerî sanatsal
    hunermend sanatçı
    hûr 1.ufak, küçük. 2.işkembe.
    hûrbijer titiz
    hûrik mink, ufak tefek
    hûrkirin 1.doğramak, ufaltmak. 2.para bozmak.
    hût mitolojik canavar
    hwd. ve benzeri, vesaire















    I, i ingirîn inat etmek
    int kin
    intdar kindar
    intîn kin gütmek
    irq irk, soy
    istan yer, mekan anlamlı veren sonek (goristan, Kurdistan gibi).
    istatîstik istatistik
    istêre yatak dolabı
    işev bu gece


















    Î, î îca/îcar bu kez, bu sefer
    île adacık
    îlon eylül
    în cuma günü
    încare saksı
    îro bugün
    îsal bu yıl, bu sene
    îsawî hiristiyan
    îslam islam
    îsot biber
    îstgeh durak, istasyon












    J, j jan sancı, sızı, acı
    jana zirav verem
    jandan sancımak, sızlamak, acı vermek
    jandar sızı veya sancı veren.
    jangirtin sancı veya sızıya tutulmak.
    jar 1.sefil, zavallı. 2.zayıf, sıska.
    jarîn inlemek, sızlamak
    jawak vahşi, yırtıcı
    jêbir silgi
    jêderk kaynak, köken
    jêgerîn vazgeçmek
    jêgirtin 1.elinden almak. 2.alıntı.
    jêhatî becerikli, başarlı, yetkin
    jehezkirin birini veya bir şeyi sevmek.
    jehr zehir
    jehrbûn zehirlenmek
    jehrîn zehirli, toksin
    jehrkirin zehirlenmek
    jêkirin kesmek, koparmak, sökmek
    jênager vazgeçilmez
    jeng pas
    jeng girtin pas tutmak
    jengar paslı
    jenîn 1.halaçlamak, taramak, dokunmak. 2.nabız veya kalbin atması. 3.titreşmek, ışık veya şisäğm çakması. 3.zonklamak
    jêr aşağı, alt
    jêrîn aşağı, aşağıda, alt taraf
    ji edat. sözcüğe den, leyin, le, ce, de, da anlamlı yükler
    jî 1.de, da, dahi anlamı veren edat. 2.ömür. 3.yay.
    ji ber ezbere, ezber
    ji ber ku çünkü
    ji ber vê yekê bundan dolayı
    ji besta gotin sayıklamak
    ji bilî den başka
    ji dil û can içten, samimi
    ji îro pê ve bugünden itibaren
    ji kerema xwe re lütfen, zahmet olmasa
    ji mêj ve eskiden beri
    ji nû ve yeniden
    ji rêzê sıradan
    ji xeynî den başka
    jiberkirin ezberlemek
    jimare numara, rekam, sayı
    jin kadın
    jîn yaşam
    jinane kadınca, kadınsı
    jinbav üvey anne
    jinbira yenge
    jîndar canlı
    jinebî dul kadın
    jinem amca hanımı ( karısı )
    jînenîgarî özyaşam, biyografi
    jîr akılı, zeki, yetkin
    jîrane zekice, akıllıca
    jîrî zeka, zekilik
    jivan 1.randevû, buluşma. 2.düelo.
    jixwe zaten
    jixwebawer kendine güvenen
    jixweber kendiliğinde
    jiyan yaşam
    jiyana rojane günlük yaşam
    jiyîn yaşamak
    jor yukarı, yüksek
    jorîn yüksekte, yukarda
    jovan poşman
    jûnî diz, diz kapağı
    jûr oda
    __________________
    __________________

    n3hbgtfre21"
  3. #3
    DJ
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    !KaYıP ŞeHiR.!
    Mesajlar
    5.130

    Standart

    K, k ka 1.hani. 2.saman
    kabra adam, erkek
    kade bir cins börek.
    kadîn samanlık
    kadiz saman yolu
    kaj yumak
    kak ağabey. ayrıca sevgi ve saygı hitabıdır.
    kakêşan samanyolu
    kakil çerez. 2.ceviz, fıstık vb.nin çekirdeği.
    kal yaşlı, ihtiyar
    kalan kın
    kalbûn yaşlanmak
    kalik 1.büyük baba, dede. 2.ata, cet
    kalîn melemek
    kalitî yaşlılık
    kambax berbad
    kamûk üzümü sıkıp şarabını çıkaran kişi.
    kan kaynak, maden ocağı
    kanê hani, nerede, nerde
    kanî çeşme, pınar
    kanik göz kapağı
    kanîn yapabilmek, muktedir olmak
    kap aşık kemiği
    kapan dar ve yürümesi zor yol.
    kapavêtin aşık kemiği oyunu
    kapik kısa ip parçası.
    kapîr dişlerdeki tartar
    kapox biçilmiş otları desteyapıp bağlamak üzere ücretle tutulan işçi
    kar 1.oğlak, keçi yavrusu. 2.sözcüğe yapan, eden, anlamı katan sonek. 3.iş, kazanç, kar.
    karak demir madeni
    karbeşî iş bölümü
    karbidest 1.yetkili. 2.işadamı
    karekew toplu helde yapılan keklik av.
    karesat trajedi, faci, felaket
    karêz 1.pınar. 2.havası serin olan yer, yayla.
    kargeh işyeri
    karger idareci, yönetici
    kargerandin idare etmek
    kargerî yönetim, idare
    karifîn zıkkımlanmak
    karîger etkili, etken
    karîgerî etki, tesir
    karîn yapabilmek, edebilmek
    karistan fabrika
    karker işçi
    karkêş becerikli, bitirim
    karkirin çalışmak, kar etmek
    karmax buğday elemekte kullanılan büyük kalbur.
    karmend memur
    karsaz işadamı
    kartîk marangozlukta kullanilan eye.
    kartol patates
    karûbar iş güç, hizmet, uğraş
    kasik topraktan yapılmış yemek kabı.
    kasox orak
    kat 1.az ürün veren arazi. 2.zaman, vakit
    kate çörek
    kaş yokuş, yamaç
    kaşing kuşak
    kaşkirin çekmek, sürüklemek
    katjimêr saat
    katjimêr çend e? saat kaç?
    kavanî ev hanımı
    kavî kenar, kıyı
    kavil yıkıntı, harabe
    kavir iki yaşındaki koyun
    kavnare antik, eskiye ayit
    kawdan şart, koşul
    kawik saf kişi
    kaxiz kağıt
    kayîn geviş getirmek
    kê kim, kimin
    kebar 1.fecr.2.tekbir
    keç kız, kız evlat
    kêç pire
    keçanî kızlık
    keçêç tavukların eşelendikleri yer
    keçel kel, dazlak
    keçelî kellik
    keçhêlî üvey kız
    keçinî bekaret
    keçxapînok kadın avcısı
    ked emek
    kedî evcil
    kedîbûn evcilleştirmek
    kedkar emekçi
    kedûn küçük su testisi
    kedxwar sömürücü
    kef köpük
    kêf keyf, zevk, eğlence
    kef ji re hatin hoşlanmak, sevmek
    kefandin bir şeyin kenarını bir baştan bir başa dikmek
    kefdan köpürmek
    kefgîr süzgeç, kevgir
    kefkirin köpürtmek
    keftar sırtlan
    keftûleft mücadele, ağız dalaşı
    kefxoy hristiyanların köy yöneticisi
    kêfxweş memnun
    kefxweşî memnuniyet
    kej kumral, sarışın
    kejê sevimli, sempatik sarışın kız çoçuğu
    kek 1.ağabey. 2.ayrıca saygı ve sevgi hitabıdır.
    kel iki yaşında sığır.
    kêlandî tirpan
    kelandin kaynatmak
    kelbetan maşa
    kelê tuzsuz, az tuzlu
    keledoş döğülmüş buğday ile yapılan bir yemek.
    kelejin erkek ruhlu kadın
    kelek sal, kayık
    kêlek yan, yan taraf
    kelem 1.meşe. 2.lahana. 3.engel, rahatsızlık veren
    kelemîz sık sık altına işeyen kişi
    kelepor miras, birkim, varlık
    keleş 1.güzel, alımlı.2.eşkıya, efe
    kelh 1.güzel görkemli. 2.nadir.
    kelhatin kaynamaya başlamak.
    kelî tuzsuz, az tuzlu
    kêlîk kısa an, lahza
    kêlîka din biraz önce
    kelîn kaynamak
    kelk yarar, fayda
    kelkel aşırı sıcak
    kelkela havînê yaz sıcağı
    kelkwergirtin yararlanmak
    kelogirî ağlamaklı, sulu göz
    kelogirîbûn ağlamaklı olmak
    kelwaz şiddetli soğuk
    kêm 1.az, eksik. 2.irin, cerahat.
    kêm û zêde aşağı - yukarı
    kêmanî eksiklik, hata, kusur
    kêmasî eksiklik, hata, kusur
    kêmbûn eksilmek, azalmak
    kêmî yetersizlik, azlık
    kemîn pusu
    kemîndanîn pusu atmak
    kêmkirin azaltmak, eksiltmek
    kemxe ipek, kumaş
    ken gülme, gülüş
    kenandin güldürmek
    kenarî kanarya
    kend 1.hendek, arğ. 2.koyak.
    kend û kosp engel, engebe
    kendal dik yamaç, derin dere ve yanların iki tarafı.
    kendav körfez
    kengê ne zaman
    kenîn gülmek
    kenok güler yüzlü, sempatik, güler
    ker 1.eşek. 2.sağır
    kêr 1.bıçak. 2.yarar, işlev, fonksiyon
    kêrakî pazar günü
    kêran mertek
    kerane zengin
    keratî afiyet olasın anlamında beddua.
    kerb üzüntü, tasa
    kerbeş gavurbaşı dikeni
    kerbûn sağır olmak
    kerem el açıklığı, gönül yüceliği
    kerem bika buyur
    kereng kenger
    kerguh tavşan
    kerî 1.sağırlık. 2.küçük baş hayvan sürüsü. 3.parça, dilim.
    kêrik çakı
    kerîkirin dilimlemek, parçalara ayırmak
    kerixandin teksindirmek, bıktırmak
    kerixîn teksinmek, bıkmak
    kêrkirin bıçaklamak
    kerme kurumuş tezek
    kermêş eşek arısı
    kertek bol, çok
    kertik eye
    kerxur akbaba
    kes kişi, şahıs
    kesaxtin budamak
    kesayetî kişilik, şahsiyet
    keser üzüntü, hüzün
    keser kişandin iç çekmek
    kesirandin üzmek, hüzünlendirmek
    kesirîn hüzünlenmek, üzülmek
    kesk yeşil
    keskesor 1.gökkuşağı. 2.renga renk
    keslan tembel
    kespik nazar boncuğu
    ket yonca
    keş karavana atılan mermi
    kêşan tartmak, çekmek, taşımak
    kêşe sorun
    kêşeya kurdî kürt sorunu
    kêşîn çekilmek, tartılmak, taşınmak
    keşîş papaz
    keşk tarhana
    keştî gemi
    keştigeh liman, rıhtım
    keştîvan gemici
    ketî düşkün, müflis
    ketin 1.düşmek, yıkılmak, devrilmek. 2.girmek, geçmek.
    ketin pey peşine düşmek
    ketin silûkê inzivaya çekilmek
    keval tablo
    kevan 1.yay. 2.parantez
    kevçî kaşık
    kevel koyun v.b. hayvanların derisi
    kever 1.kayaylardan oluşan dağ. 2.benekli keçi.
    kevir taş
    kevîşen kumsal, plaj
    kevjal yengeç
    kevn eski, eskimiş
    kevneperest grici, muhafazakar
    kevneşop kelenek
    kevneşopî geleneksel
    kevok güvercin
    kevot 1.kumru. 2. meyve vermeyen ve dalları kaşık yapılan bir ağaç.
    kew keklik
    kewar 1.ambar. 2.arı kovanı
    kewden ahmak, geri zekalı
    kewşen güneş görmeyen yamaç
    key kral
    keya muhtar
    keyanî krallık
    keybanû kraliçe
    keys firsat
    keyso fırsatçı, oportünüst
    keysperest fırsatçı, oportünüst
    kezeb ciğer
    kêzik böcek
    kêzîn döşemek, kanalizasyon
    kifş belli, açık
    kifşbûn belirmek, belli olmak
    kifşkirin belirtmek, açığa çıkarmak
    kîjan hangi, hangisi
    kil sürme, rastık
    kilam türkü, şarkı
    kilandin yayıl yalmak
    kilb uzun ve kalın çivi
    kilçan el feneri
    kilçêv sürme kalemi
    kilkirin sürme çekmek
    kilor börek, çörek, kömme
    kils kireç
    kin kisa
    kinahî kisalik
    kinbûn kısalmak
    kinc elbise, giysi
    kincjixwekirin soyunmak
    kinclixwekirin giyinmek
    kindir kendir
    kinêr abse, çıban
    kinêzet silsile
    kinik kisa boylu
    kinkirin kisaltmak
    kinoş cimri, pinti
    kinoşe süpürge
    kîp sık, sımsıkı
    kîpkirin sıkmak, sıkıştırmak
    kîr penis, erkek cinsel organı
    kirdan büyük ve kalın oklava.
    kirde özne, fail
    kirêt pis, kirli, çirkin, yoz
    kirîger müşteri, alıcı
    kirin yapmak, etmek, koymak
    kirîn satın almak, kirîn û firotin
    kirîn û firotin alışveriş, alım satım
    kirpandin vurgulamak
    kirtûpan gelişi, güzel, üstün körü
    kirû olgu, fenomen
    kiryar 1.yapan, eden. 2.uygulama.
    kîs torba, cüzdan
    kîte hece
    kîtekît ayrıntı, detay
    kişandin çekmek, tartmak
    kişkirin kışkırtmak
    kizik kıkırdak
    kizwet kiyafet
    klamên serhewa uzun hava
    koç göç
    koçber göçmen
    koçer göçer
    koçkirin göçetmek
    kok üstü başı düzgün
    kok qelandin kökünü kazımak
    kokim çok yaşlı kişi
    kolan cadde, sokak
    kolan,kûçe sokak
    kole köle, esir
    koledar sömürgeci, köle sahibi
    koletî kölelik
    kolîn kazmak, eşelemek
    koloz yün başlık
    kom grup, topluluk
    komar cumhuriyet
    kombûn toplanmak
    komele dernek
    komeleyatî toplumsal, sosyal
    komkarî kolektivizm
    komkirin toplanmak, biriktirmek
    komkujî katliam
    kon çadır
    kon kon vegirtin çadır çadır açmak
    kon vegirtin çadır kurmak
    kone kurnaz, uyanık
    konser konser
    kor kör, ama
    kordûnde çocuğu olmayan
    korebîn dargörüşlü
    koremar kör yılan
    koremişk kör fare, köstebek
    korik loş ışık
    koritî körlük
    kort çukur
    kortal büyük çukur, uçurum
    kotan pulluk
    kotî cüzzam hastalığı
    kotin kemirmek
    kovan hüzün, keder
    kovar degi
    kovî yabanî, vahşi
    kovik 1. huni; 2. argoda kıç
    koxik kümes
    kozik kulübecik, keçi ve kuzu ağılı
    ku nere, nerede, nereden
    ku der neresi
    kûçe sokak
    küçik köpek
    küz testi,çömlek
    kul 1. yara, çıban; 2. keder, elem
    kulab çengel, pençe
    kulav keçe
    kulb obur
    kulek 1. baca, delik; 2. topal, aksayan
    kulî çekirge
    kulîçe pasta, kurabiye
    kulîlk 1. çiçek 2. tomurcuk
    kulîn 1.topallamak 2. yatak dolabı
    kulm yumruk, avuç
    kum başlık, külah
    kum avêtin kavga istemek
    kumik mantar
    kuncî susam
    kund baykuş
    kundir kabak, argoda yeteneksiz, beceriksiz
    kur erkek oğlan
    kûr derin
    kûrahî derinlik
    kûrbûn derinleşmek
    kurdayetî kürtlük
    kurdewarî kürtlere özgü
    kûrebûn ayrıntıları gören, derin görüşlü
    kûrîn sesli ağlamak
    kurkirin traş olmak
    kûrkirin derinleştirmek
    kurm kurt, kurtcuk
    kurmî kurtlanmış
    kurmîbûn kurtlanmak
    kurt kısa
    kurtan semer
    kurtbûn kısalmak
    kurte özet
    kurtêl ekmek artığı
    kurtkirin kısaltmak
    kûsî kaplumbağa
    kûsik şişe
    kusk mavi gözlü
    kuta son, netice
    kutabûn bitmek
    kutahî son
    kutakirin bitirmek
    kutan dövmek, vurmak
    kutek tokmak
    kuşte alçı
    kuştî ölü, makbul
    kuştin öldürmek
    kuştox öldüren, katil
    kûtî 1.it, köpek 2. enik
    kutilk içli köfte
    kutlik içli köfte
    kuvark mantar
    kuxik öksürük
    kuxîn öksürmek
    kûz testi çömlek
    kûze sansar















    L, l labikandin bir işi karıştırmak
    labor bir tür hint kılıcı
    laçik kadın baş örtüsü
    laflafok sarmaşık
    lahor bir tür hint kılıcı
    lak kepekten yapılan köpek yiyeceği
    lakîn köpek yiyeceğinin kabı
    lal keke, dilsiz
    lame elmacık kemiği ile alt çene arasındaki bölüm
    landik beşik
    lapüşk pençe
    lapûşk pençe
    lar 1. öksüz. 2. manda barınağı.
    lareş kangren
    lasayî taklit
    lasayîkirin taklit etmek
    laser sel
    lat yassı kayalar
    latajotin mec. geyik muhabbeti yapmak
    laş vücud, gövde
    lavakirin yalvarmak, yakarmak
    lawij ilahi, türkü
    lawîj ilahi,türkü
    lawlaw sarmaşık
    lay yön, yan, taraf
    layen yön, yan, taraf
    layergir taraftar, yandaş
    lazüt mısır bitkisi
    lazût mısır bitkisi
    lê 1. fakat, ama, yalnız 2. kadına hitap
    lê belê fakat, ama
    lêanîn uyarlamak, uydurmak, adapte etmek
    lêayanbûn içine doğmak
    lebat 1. hareket. 2. organ.
    lêbezîn dövmek
    lebitandin kımıldatmak, harekete geçirmek
    lebitîn kımıldamak, harekete geçmek
    lêborîn 1. geçmek 2. bağışlamak, affetmek
    lebûdî keçe dokuyan
    lêç doğru yoldan sapma
    lêçûn masraf, harcama
    lêdan dövmek, vurmak, işkence etmek
    lêgemardan kuşatmak, ablukaya almak
    lêgerîn aramak, araştırmak
    lêguncîn uymak, uyuşmak, müsait olmak
    lêhatin uymak, yakışmak, yaramak
    leheng kahraman, yiğit
    lehî sel
    lehn ayı, aslan veya yabani hayvan ini
    lêhûrbûn yoğunlaşmak, konsantre olmak
    lêkanîn barıştırmak
    lêkdan birbirine vurmak
    lêker dilbilgisinde fiil, eylem
    lêketin 1.değmek, isabet etmek. 2.yakışmak, yaranmak.
    lêkirin 1. giydirmek, isim koymak 2. duvar onarmak
    lêkolîn incelemek, inceleme
    lêlav sulu kar
    lem kavun, kabak, karpuz gibi bitkilerin teveği
    lemisîn korku veya soğuktan vücudun büzüşmesi
    lemper sini, tepsi
    lênandin isim veya yemek koymak
    lend ayı, aslan veya yabani hayvan ini
    leng topal
    lenger 1. çopa demiri, gemi demiri. 2. geniş tepsi. 3. astronomide uçan daire.
    lengergeh iskele, liman
    lênihêrîn bakmak
    lênîştin araba, hayvan vb. binmek
    lênûsk defter
    lep pençe
    lêp hile
    lêpêçan sarılmak, sarmalamak
    lepik eldiven
    lêpirsîn 1. sormak, soruşturmak, soruşturma. 2. halini, ahavalini sormak. 3. haber röportaj, araştırma.
    lêpok gülünç duruma düşen
    leqandin kıpırdatmak, kımıldatmak
    leqayîbûn rastlamak, karşılaşmak
    lêqelibîn çarpmak, dalmak
    lêqewimî mağdur
    leqîn kımıldamak, kıpırdamak
    lêrahatin bağışıklık kazanmak
    lerizandin titretmek, sarsmak
    lerz titreme, sarsılma
    lerzek çok çamurlu yer
    lerzok titreyen, sarsılan
    lêsiwarbûn bir şeye binmek
    lêsorbûn yoğunlaşmak, ısrar etmek
    lêsorkirin kışkırtmak, teşvik etmek
    letandin susturmak
    lêtemaşekirin izlemek, seyretmek
    leşker asker
    leşkerî askeri
    lêv 1. dudak 2. kenar, kıyı
    levakirin paylaştırmak
    lêvegerandin iade etmek, cevaplamak, karşı gelmek
    leven kamış
    lewitandin kirletmek
    lewitîn kirlenmek
    lewma onun için, zira, ondan dolayı
    lewre çünkü, dolayısıyla, zira, onun için
    lêxebitîn çabalamak, uğraşmak
    lêxêrveanîn şükretmek
    lêxistin vurmak, dövmek
    leylan serap
    lez hız
    lezandin acele etmek
    lezgirtin hızlanmak
    lêzim akraba, yakın
    lezkirin acele etmek
    li de, da, içte, içinde anlamı katan edat
    li aliyê din diğer taraftan
    li dar e yürürlükte, uygulamada olan
    li dijî karşısında, karşıt
    li hemberî min rûnişt karşımda oturdu
    li jêr aşağda
    li jor yukarda
    li paş arkada
    li pêş önde
    li pişta çiyê dağın ardı
    li ser pîyan ayakta
    li vê derê burada
    li xwe kirin giyinmek
    lib tane, tek
    lib û lib tek tek, tane tane
    libê efendim, buyur
    libendê man beklemek
    libendê sekinîn beklemek
    lîberal serbest, liberal
    lîberalîzm liberalizm, serbestlik
    libergerandin yalvartmak
    libergerîn yalvarmak, yakarmak
    liberguhketin kulağına çalınmak
    liberxweketin mahçup olmak
    lidarxistin düzenlemek, organize etmek
    ligel beraber, birlikte, buna rağmen
    ligel vê yekê bununla birlikte, buna rağmen
    lihevbezîn dövüşmek
    lihevcivîn toplanmak
    lihevhatin barışmak, uzlaşmak
    lihêviyê man/sekinîn beklemek
    lihêviyêmayin beklemek
    lihêviyêsekinîn beklemek
    lihevkirin anlaşamak
    lihevrasthatin karşılaşmak
    lihevrûniştin görüşmek, müzakere etmek
    lihevxistin karıştırmak, kapışmak
    lijne kurul, komite
    lîlandin zılgıt çekmek
    liq şube, bölüm
    lîrandin zılgıt çekmek
    lîs tünek, kümes, yuva
    lîsîn tünemek, konmak
    lîstik oyun
    lîstin oynamak
    lîstok oyuncak
    lîtav bataklık
    liv hareket, kımıldama
    livandin kımıldatmak
    livîn kıpıldamak
    liyan kayak sporu
    lod yığın
    lodkirin yığmak
    lok kısa tüylü yük devesi
    lomekirin serzenişte bulunmak, ayıplamak
    lop kalın elbise
    lorandin ninni söylemek, ağıt söylemek
    lorî ninni
    loş ince yufka ekmeği
    lotik atlama, sıçrama
    lotik avêtin sıçramak
    lotikxane argoda diskotek
    lûdo çobanların sürüyü otlarken çaldıkları melodi
    lûtke doruk, zirve























    M, m maf hak
    mafdar haklı
    mafê çaranûsê kendi kaderini tayin hakkı
    mafê çarenûsê kendi kaderini tayin hakkı.
    mafên mirovan insan hakları
    mahî beyaz kemik
    mahû dişi domuz
    mak dayik
    makezagon anayasa
    mal servet, mülkiyet
    malbat aile
    maldar zengin
    malêle kaldıraç
    malêz bulamaç
    maliştin (dimale,bimale) simek,süpürmek
    malnişîn emekli
    mam amca, sevgi ve saygı belirten hitap
    mamik tekerleme ve bilmece karşılığı olarak kulanılır
    mamoste 1.öğretmen. 2.üstad.
    man kalmak, kalış
    mand gelecek
    mandelkirin inkar etmek
    mandî yorgun
    mandî nebin kolay gelsin
    manek soylu at
    mang ay oruç tutmak
    mang girtin oruç tutmak
    mange inek
    mar yılan
    margîse bukalemun
    maristan yılanların çok olduğu yer.
    marmasî yılanbalığı
    mast yoğurt
    masûlke kas, adale
    matbûn şok olmak, donup kalmak
    maşelan meltem rüzgarı
    matkirin şok etmek
    mawe süre, mühlet
    max evin bölümleri
    mayî arta kalan, bakiye
    mayîn kalmak, kalış
    mayînde kalıcı, sürekli
    maytêker müdahaleci
    maytêkirin müdahale etmek
    mazûvan ev sahibi, konuk ağırlayan
    me biz, bizim, bize
    mê dişi
    mêbaz kadın avcısı, zampara
    mebest niyet, gaye
    mefsik kevgir
    meh ay
    meha raborî geçen ay
    mehandin mahf etmek, yok etmek
    mehder şefaat
    mêhîn dişil
    mehîr ayran çorbası
    mehkirin nikahlamak
    mehr nikah
    mehu dişi domuz
    mêj geçmiş, eski
    mêjî beyin, ilik
    mêjû tarih
    mêjûnas tarihçi
    mêkut çekiç
    melaq dalkavuk, riyakar
    mele hoca, imam
    mêlede meşale
    melevan yüzücü
    melevanî yüzme
    melisandin tavuklar için sindirmek
    melisîn sinmek
    melkemot ezrail veya cin için söylenir
    melkes süpürge
    memik meme
    memikdank sütyen
    mend sonek, sözcüğe li, lı, lu anlamı katar
    menzel oda
    mer bel
    mêr erkek, adam
    mêrandin göstermek
    mêranî erkeklik, yiğitlik
    merc koşul, şart
    merc girtin bahse girmek
    mered pencere
    merek samanlık
    mêrg çayır, çimen
    meritîn vücutta sıyrılma veya soyulma
    merixîn büyükbaş hayvanların yatması
    merkirin bellemek
    mêrkuj katil, cani
    mertal kalkan
    merş çul, kilim
    merşik çul, kilim
    merx ardınç
    mêrxas yiğit, cesur
    mesaxtin telef etmek, yok etmek
    mesîlk derecik
    mesqelkirin cilalamak
    meş yürüyüş
    mêş sinek, arı
    mêşa hingiv bal arısı
    meşfen teneşir
    meşîn yürümek
    meşk hayvan derisinden yapılan yayık
    meşkar yürüyüşçü
    mêtin 1. emmek 2. sömürmek
    mêtingeh sömürge
    mêtinger sömürgeci
    metirsî endişe, kaygı
    mêvan konuk, misafir
    mêvandarî misafirlik
    mêvanperwer konuksever
    mewîj kuru üzüm
    mey şarap, içki
    meyandin 1. mayalamak, durulamak 2. mecazi olarak politik vb. alanda dondurma
    meyav durgun su
    meyger saki
    meyxur ayyaş
    meyzandin bakmak, seyretmek
    mezinahî büyüklük
    mezinbûn büyümek
    mî koyun
    micik işte gösterilen ciddeyt
    micilge girilen bahis
    miçirandin tokalaşmak
    miçkirin gözlerini kapamak, yummak
    mih koyun
    mij sis
    mij û moran sisli ve dumanlı
    mijar konu, mevzu
    mîna benzer, gibi, aynısı
    mînak örnek
    mîr emir, prens
    mîrkut tokmak, balyoz
    mîrnişîn prenslik, emirlik
    mirov insan
    mirovahî insanlık
    mirovperwer hümanist, insancıl
    mîrza prens, beyefendi
    misilman müsülman
    misîn ibrik
    mist avuç
    mist dan ovmak
    mit budak
    mişag ofis boy
    mişar 1. testere, hizar 2. tarla bölümleri, evlek
    mişext kaçak, sürgün, firar, mülteci
    mişextkirin sürgün etmek, tehcir etmek
    mişmiş kayısı
    mişmişî portakal rengi
    mişt ağzına kadar dolu
    mişt tijî ağzına kadar dolu
    miştkirin ağzına kadar doldurmak
    mixabin maalesef, üzgünüm
    mîz sidik, idrar
    mizgeft cami
    mizgîn müjde
    mizgîndan müjde vermek
    mîzkirin işemek
    mîzok sık sık altına işeyen kişi
    mole sıva
    morî 1. boncuk. 2. karınca.
    morîstan karınca yuvası
    moşek füze
    movik omur, eklem, mafsal
    moz büvelek
    mozkirin hayvanların büvelek sokunca kaçışmaları
    mû kıl
    mûçe maaş, ücret
    mûçing cımbız, pens
    mûdî kinci, eziyet eden
    mujikî paspal, kirli
    mûle çamur
    mûmar tenya, bağırsak şeridi
    mûr asık suratlı ve sessiz kişi
    muzîkjen müzisyen
    muzîknas müzik bilimcisi
















    N, n na hayır, olumsuzluk eki
    nacîn orta
    nak sahiplik anlamını katan sonek. Mesela: " tirsnak " korkunç, " xeternak " tehlikeli, riskli.
    nakok çelişik
    nakokî çelişki
    nalebar aykırı, uyuşmaz
    nalenal inleme, inim inim
    nalîn inlemek, sızlamak
    name 1. mektup. 2. sözcüğe belge, kağıt anlamını veren sonek.
    nan ekmek, yemek
    nandan yemek vermek
    nangermî başkasına yaranma
    nangir iyi ürün veren toprak
    nano yiyip içmekten başka bir işi yaramayan
    nanpêj aşçı
    naqos çan, zil
    nas tanıdık, aşina
    nasandin tanıtmak
    nasîn tanımak, bilmek
    naskirin tanımak
    nasname kimlik kartı
    nasnav ünvan
    nasyar dost, tanıdık
    nasyarî dostluk
    nator bağ bekçisi
    nav 1. ad, isim. 2. ara, aralık. 3. iç.
    navber ara, arasında
    navberkar arabulucu
    navbernav ara başlık
    navçe ilçe
    navdank künye
    navdar ünlü, meşhur
    navdêr dilbilgisinde isim
    navend merkez
    navende nûçeyan haber merkezi
    navendî merkezi
    naverast orta
    naverok içerik
    navêş karın veya mide ağrısı
    navgîn araç, gereç
    navgînên hilberînê üretim araçları
    navgînên ragihandinê kitle iletişim araçları
    navhildan adını anmak, zikretmek
    navik göbek
    navlêk terim
    navlêkirin isimkoymak
    navneteweyî uluslararası
    navnîşan adres
    navno ismi çıkan
    navran apış arası
    navroj öğle yemeği
    navsere orta yaşlı
    navtêdan meydan okumak
    navxweyî içsel
    naxêr hayır, hayır olmaz
    ne olumsuzluk takısı. Mesela: " nebaş " iyi olmayan, kötü.
    ne hewe ye gerekli değil
    neasayî anormal
    nebat bitki
    nebaş iyi olmayan, kötü
    necar marangoz
    neçê kötü, fena, uğursuz
    nêçîr av
    necirandin taş yada tahtayı oymak
    nêçîrvan avcı
    nediyar belirsiz, muğlak
    nefel yonca
    nefî sürgün
    nefîbûn sürgün olmak
    nefsbiçûk alçakgönüllü, mütevazi
    neft petrol
    nehberk dokuz taş
    nehek kurban bayramından önceki dokuz gün
    nehên gizli, illegal
    nehênî sır, giz
    neheq haksız
    neheqî haksızlık
    neheqîlêkirin haksızlık etmek
    nehwirandin mırıldanmak
    nêk tığ
    nekes fırsatçı, kişiliksiz
    nelê geçersiz puan
    nema hiç, bundan böyle, artık. Mesela: " Nema! " Kalmadı!, "Nema tê" Artık gelmez.
    neman 1. yokuş. 2. neslin tükenmesi.
    nemaze özellikle
    nemêr iktidarsız erkek
    nemir ölümsüz, ebedi
    nemrût 1. çirkin, korkunç. 2. nemrut dağı. Nuh peygamberin gemisinin fırtına dindikten sonra konduğu dağ.
    nenas bilinmeyen, meçhul
    nepenî gizli
    nepixandin şişirmek, abartmak
    nepixîn şişmek
    nepox balon
    neqandin seçmek, ayıklamak
    neqeb 1. ara. 2. gedik.
    nêr erkek
    nêremok biseksüel, hünsa
    nêrîn 1. bakmak, bakış. 2. eril
    nerm yumuşak, ılımlı
    nermahî yumuşaklık
    nermo elinden iş gelmeyen
    netew ulus
    netêw geçersiz
    neteweperest şöven, milliyetçi
    neteweperwer ulusalcı
    netewî ulusal
    neşuştî 1. yıkanmamış. 2. lanetli.
    netrik kadınların alınlarına bağladıkları gümüş süs eşyası
    netû iyi olmayan, kalitesiz
    nevî torun
    nevîçirk torunun torunu
    nevisî üvey çocuk
    newa ezgi, melodi
    newal dere
    newêrek cesaretsiz, korkak
    newêrîn cesaret edememek, çekinmek
    nex iplik
    nexifîn mide bozulması
    next başlık (parası)
    nexşe harita
    nexwe öyleyse
    nexweş 1. hasta. 2. kötü, hoş olmayan.
    nexweşbûn hastalanmak
    neyar düşman, rakip
    neyînî olumsuz
    neynûk tırnak
    neynûkbir tırnak makası
    nêz yakın, bitişik
    nezan cahil, toy
    nezanî cehalet
    nêzîk yakın, bitişik
    nêzîkbûn yakınlaşmak
    nêzîkîtêdayîn yaklaşım
    nezir adak
    nezirkirin adamak
    nicimîn yürürken hafif topallamak
    nifir beddua
    nifsî kaliteli bezden iç gömleği
    nifş nesil, kuşak
    niftik kibrit
    nîgarkirin çizmek veya tasvir etmek
    nîgaş
    nîgaşî sanal, i
    niha şimdi
    nîjad ırk, soy
    nîjadperest ırkçı
    nijdevan akıncı, çete, talancı
    nik yan, yanında
    nika şimdi
    nimandin 1. temsil etmek, göstermek. 2. yumuşatmak, sertliğini gidermek, yumuşak hale getirmek. 3. belirtmek, örneklemek.
    nimêj namaz
    nimêjkirin namaz kılmak
    nimûne örnek
    niqir çentik
    niqirandin çentik açmak
    niqre fazla derin olmayan büyük kazan
    niqut damla
    niqutandin damlatmak
    niqutîn damlamak
    nîr 1. boyunduruk. 2. çağ, dönem.
    nirx değer. " nirxên netewî " ulusal değerler
    nirxandin değerlendirmek
    nîsk mercimek
    nîşandan göstermek
    nîşe not, dipnot
    nişirîn sökülme
    nişîv aşağı
    nişmî titiz
    niştecih yerli, sakin
    niştiman vatan, ülke
    niştimanperwer vatansever, yurtsever
    nişûv iniş
    nitirandin gözettirmek, kollatmak
    nîv yarım, yarısı
    nîvenîv yarı yarıya
    nîvîbûn yarılamak
    nivîn yatak
    nivîs yazı
    nivîsandin yazmak
    nivîsgeh büro, ofis
    nivîsîn yazmak
    nivîskar yazar
    nivîskî yazılı
    nivistin uyumak
    nivişt muska
    nîvro öğle vakti
    nixumandin örtmek, kapatmak
    nixwê tuzsuz
    niyandin cinsel ilişki
    nizimbûn alçalmak
    nizm alçak
    nizmahî alçaklık
    nizmî alçaklık
    noker işbirlikçi, uşak
    nola gibi, aynısı
    nolî gibi, aynısı
    noq batma, dalış
    noqav dalgıç
    noqîkirin batırmak
    nortirvan bekçi
    noş Şerefe!
    noşdarî sağlık
    noşî can be afyet olsun
    noşîn içmek
    nû yeni
    nûbûn yenilenmek
    nûçe haber
    nûçegihan muhabir
    nûh yeni
    nûjen modern, çağdaş
    nûjenî yenilik
    nûner temsilci
    nuqurçandin dürtmek, çimdik atmak
    nûrandin katlamak
    nûrkirin katlamak
    nûser yazar
    nuwaze mükemmel, harikulade
    nûz mayhoş tat



























    O, o ode oda
    ol din
    olandan yankılanmak
    olçim geveze
    oldar dindar
    olperest bağmaz
    onî kereste
    organîze organize
    organîzekirin organize etmek, düzenlemek
    oxir uğur. " Oxir be! " Uğurlar olsun.


















    P, p paç 1. öpücük. 2. bez parçası, çaput.
    paçik bez parçası, çaput
    paçinî paspal, pasaklı
    paçkirin öpmek
    pak temiz
    pakkirin temizlemek
    pakrewan şehit
    pal dağ eteği
    paldan yaslanmak, uzanmak, yatmak
    paldank 1. koltuk. 2. dayanak.
    pale tarım işçisi
    palgeh koltuk, yastık
    palpiştî destek, dayanışma
    pan yansı, düz
    panaz sahte mücevherler
    pangeh ahır
    panî topuk, ökçe
    pankirin yassılaştırmak, düm düz etmek
    paqij temiz
    paqijî temizlik
    paqijkirin temizlemek
    par 1. arka, geri. 2. geçen sene. 3. pay, hisse.
    parak börek
    parastin savunmak, korumak
    parêz diyet, rejim
    parêzer avukat
    parêzgar vali
    parêzgeh vilayet
    parêzkar koruyucu
    parêzname savunma
    parêzvan koruyucu, savunan
    parkirin paylaştırmak
    parsek dilenci
    parskirin dilenmek
    parsû kaburga
    parzemîn kıta, büyük toprak parçası
    parzûn süzgeç, filtre
    pasevan bekçi, koruyucu
    pastîn yaka
    pate selam
    patelêxistin selamlamak
    paş geri, arka
    paşbêj dedikodu
    paşê sonra
    paşgo ilave, ek
    paşgotin dedikodu
    paşil koyun
    paşilbûn hamile olmak
    paşîv gece yemeği
    paşketin gerileme, gerilemek
    paşling çelme
    paşnav soyadı
    paşverû gerici
    paye rutbe, derece
    payebilind üst düzey, rütbeli
    payîn beklemek
    payîz sonbahar
    paytext başkent
    pê 1. ayak, bacak. 2. sözcüğe ile, la ,le gibi anlamlar yükleyen bağlaç. Mesela: " pê re" ile, birlikte.
    pê ewlebûn güvenmek
    pêbaz yaya köprüsü
    pêbilîn uğraşmak
    pêçan sarımak, sarılamak
    pêçî ayak parmağı
    pedagog eğitimci, pedagog
    pedagojî pedagoji
    pêdaketin uğraşmak, ilgilenmek
    pêdivî gerekli, gereksinim
    pêewlebûn güvenmek
    pêgeh alan, saha, kapsam
    pêgermok volta
    pêgermok gerandin volta atmak
    pêgiran hantal
    pêhesîn fark etmek, hissetmek
    pehîn tekme
    pehînavêtin tekme atmak
    pêjinkar duyarlı
    pejirandin kabul etmek, onaylamakl
    pejirîn kabul edilmek, onaylanmak
    pêjn ses, seda
    pêjna te nayê sesin solgun çıkmıyor.
    pêjna tiştekî kirin sezmek, hissetmek
    pêkan mümkün
    pekandin sıçratmak
    pêkanîn oluşturmak, gerçekleştirmek
    pêkarîn alt etmek, güç getirmek
    pêkenok fıkra
    pêkhatin oluşmak, gerçekleşmek
    pekîn sıçramak
    pêkutî baskı, zulüm
    pel yaprak
    pelandin yoklamak, dokunmak
    pêlav ayakkabı
    pêlêkirin basmak
    pelisandin ufalamak
    pêlîstik oyuncak
    pelişandin yıkmak
    pelişîn yıkılmak
    pêlkirin basmak
    penaber mülteci, ilticacı
    pend 1. öğüt, nasihat. 2. yumak.
    pengizandin sıçratmak, fırlatmak
    pengizîn sıçramak, fırlamak
    penîr peynir
    pênûs kalem
    pênûsdank kalemlik
    pêpan düztaban
    pepûk 1. guguk kuşu. 2. "pepûkê/o" mec. beceriksiz, zavallı.
    pêr önceki gün
    pêrar iki yıl önce
    perav sahil, kıyı
    pêrayîbûn beğenmek
    peresgeh tapınak
    perest sözcüğe aşırı seven, tapan, soven gibi anlamlar katar.
    pergal 1. düzen, sistem. 2. araç, alet.
    pêrgî hev hatin karşılaşma
    pêrgîn karşılaşma
    pêrgîngeh bekleme salonu
    perisandin geliştirmek
    perisîn gelişmek, tekamül etmek
    peritandin yolmak, yırtık pırtık hale getirmek
    peritîn yolunmak
    perkaz pervaz, pencere
    peroş heyecan, telaş, heves
    perpitîn çırpınmak, debelenmek
    perwerdehî eğitim
    perwerdekar eğitimci
    perwerdekirin eğitmek
    perwerdenas eğitim bilimcisi
    pesendkirin onaylamak
    pesindan övmek
    pêsîr göğüs
    pesn övgü
    pest baskı, zulüm
    pêt alev
    pêş ön, önde, önce
    pêşangeh sergi
    pêşbazî yarışma
    pêşbînî tahmin, öngörü
    pêşbirk yarışma
    pêşdaraz önyargılı
    pêşdarazî önyargı
    pêşeng öncü, lider
    pêşewa lider, önder
    pêşgîr havlu
    pêşgotin önsöz
    pêşî 1.sivrisinek. 2.et.
    pêşîn birinci, evvel
    pêşkêşkar sunucu
    pêşkêşkirin sunmak
    pêşketin gelişme
    pêşmerge fedai, savaşçı
    pêşniyar öneri, teklif
    pêşniyarkirin önermek
    pêşniyarname önerge
    pêşniyaz öneri, teklif
    pêşnûma tasarı,proje
    pêşnûmakirin tasarlamak
    pêşû 1.sivrisinek. 2.et.
    pêşveçûn ilerleme
    pêşverû ilerici
    pêşwazî karşılama, protokol
    pêşwazîkirin karşılamak
    pêtîk kibrit
    petîx kavun
    pêvajo süreç
    pevçûn kavga etmek
    pêwendî ilişki
    pêwendî sazkirin ilişki kurmak
    pêwîst gerekli, lazım
    pêwîstî gereksinim, ihtiyaç
    pêxember peygamber
    pexşan nesir, düzyazı
    pey arka
    peya yaya
    peyabûn arabab hayvan vb. den inmek
    peyam mesaj, ileti
    peyarê kaldırım
    peydakirin temin etmek
    peyivîn konuşmak
    peyker heykel
    peykersaz heykeltıraş
    peyman anlaşma, sözleşme
    peymangirêdan anlaşma imzalamak
    peyre sonra, sonradan
    peyrewî taklid
    peyrewîkirin taklid etmek
    peyv sözcük, kelime
    peywir görev, vazife
    peywirdar görevli
    peywirdarkirin görevlendirmek
    pez küçük baş hayvanların genel adı
    pî 1. ayak 2. kol
    pidû damak, diş eti
    pifkirin üflemek
    pijandin pişirmek
    pijîn pişmek
    piling 1.kaplan. 2.cemre.
    pîn tekme
    pîne yama
    pir 1.köprü. 2.çok, fazla
    pîr yaşlı
    piranî çoğunluk
    pîrbûn yaşlanmak
    pirç kıl, saç, tüy
    pîrek kadın
    pîrelk cin
    pîrik 1. nine 2. ebe
    pîroz kusal
    pîrozbahî kutlama
    pîrozkirin kutlamak
    pîrozname tebrikname
    pirpirîk kelebek
    pirs 1.soru, sorun. 2.sözcük.
    pirs arastekirin soru yöneltmek
    pirsgirêk sorun, problem
    pirsîn sormak
    pirsiyar soru, soruşturma
    pirsiyarkirin sormak, soruşturmak
    pirsjêkirin sormak
    pirtûk kitap
    pirtûkfiroş kitapçı
    pirtûkxane kütüphane
    pisîk kedi
    pismam amcaoğlu
    pispor uzman, yetkin
    pisporî uzmanlık
    pîst yaka
    pistepist fısıltı
    pişaftin asimile etmek
    pîşe meslek
    pîşesazî endüstri, senayi
    pişkîn hapşırmak
    pişko cemre
    pişkul küçükbaş hayvan dışkısı
    pişt 1. sırt 2. bel kuşağı 3. ard, arka
    piştên kuşak
    piştepiştî birlik ve beraberlik
    piştevan destekçi, yandaş
    piştevanî destek
    piştgir destekçi, yandaş
    piştgirî destek, dayanışma
    piştgirîkirin desteklemek, katkıda bulunmak
    piştgirtin desteklemek, arka çıkmak
    piştî 1. sırtlanan yük 2. den sonra
    piştî nîvro öğleden sonra
    piştrastbûn güvenmek
    piştrastkirin güven vermek, temin etmek
    piştre sonra, sonradan
    pîvan ölçüt, kriter
    pîvîn ölçmek
    pîvok çiğdem
    piyale bardak, kadeh
    piyan tepsi
    pol 1. sınıf 2. köz, çelik
    polat çelik
    ponijîn derin derin düşünmek
    postager postacı
    poz 1. burun 2. uc, sivrilik
    pozberî çekişme, rekabet, çatışma
    pozbilind kibirli
    pozheçî karga burunlu
    pûç çürük, bozuk
    pûçkirin 1. çürütmek 2. geçersiz kılmak, ilga etmek
    pûg kar tipisi
    pûjan nane
    pûrkirin meyve, sebze vb. soymak
    pûrt kuş tüyü
    pûtepêdan dikkat, özen veya itina göstermek
    puwaz diş dolgusu













    Q, q qabqab takunya
    qad yer, alan, meydan
    qafik kiremit
    qafqiloz toprak kaplar
    qajik sakız ağacından elde edilen sakız
    qalkirin 1. sözetmek, bahsetmek 2. gümüşü yabancı maddelerden arındırmak
    qalo üzerinde ekmek pişirilen yassıtaş ya da kiremit
    qam boy
    qamkinik kısa boylu
    qanik sapan
    qaqê yumurta
    qaqlîbaz martı
    qaqreş rengi siyaha çalan kabak türü
    qarç mantar ağacı
    qarûşe çalı süpürgesi
    qas kadar
    qasid elçi
    qaşo sözde, güya
    qe hiç, asla
    qeb güreş
    qebalek duvar içinde ufak dolap
    qeda bela, felaket
    qedandin bitirmek
    qedemgeh tuvalet
    qedexe yasak
    qedexekirin yasaklamak
    qedîn bitmek
    qef bir kaya ya da ırmak kenarındaki oyuk
    qefş bir tutam ot ya da saç
    qehirandin sinirlendirmek, öfkelendirmek
    qehirîn öfkelenmek, sinirlenmek
    qehitîn bazı şeylerin kıt olması yada hiç bulunmaması
    qelandin kızartmak
    qelax tezek, istifi
    qelew şişman
    qelî kavurma
    qelibîn yarıp geçmek, içine dalmak
    qeliqandin kararsızlığa düşmek, tahrik etmek
    qeliqîn kararsızlığa düşmek, tahrik olmak
    qelîsêl sacda kızartılmış et üzerine, sarmısaklı yoğurt dökülerek yapılan bir yemek
    qelişandin yarmak
    qelişîn yarılmak
    qelîştek yarık
    qelizîn fırsatını kollamak
    qelp sahte
    qels zayıf
    qelsî zayıflık
    qelş yarık
    qelûn pipo
    qemer yağız
    qemirîn bronzlaşmak, kızarmak
    qemsî dedikoducu
    qemtik küçük ipek mendil
    qena bari, hiç olmazsa
    qenc iyi güzel
    qencî iyilik
    qentere oluk şeklinde uzun bir direk
    qeram kapak
    qerandin ıstırabını dindirmek, sukünete kavuşturmak
    qerase 1. iriyarı kimse 2. kaldıraç
    qereçi çingene
    qeresî kiraz
    qerf şaka, espri
    qerfî mizahi
    qerisandin 1. zorlayarak yerleştirmek 2. dondurmak
    qermiçandin buruşturmak, büzmek
    qermiçîn buruşmak, büzülmek
    qermîçok buruşukluk
    qerpal yırtık pırtık, lime lime
    qersûn geniş ağızlı çömlek
    qertaf 1. dilbilgisinde ek 2. kovandan bal almak için kullanılan araç
    qerwaş kadın hizmetçi
    qerz borç
    qerzdar borçlu
    qesem yemin, and
    qet hiç, asla
    qet nebe bari hiç olmazsa
    qetandin koparmak, kesmek, yırtmak
    qeşa buz
    qeşagirtin buz tutmak
    qeşardin bir şeyin kabuğunu soymak
    qeşeng yakışıklı
    qeşmer soytarı, kişiliksiz
    qetîn kesilmek, kopmak, yırtılmak
    qevz sıçrama, atlama
    qewan müzik plağı
    qeware form, kalıp
    qewimîn olamk, meydana gelmek
    qewîn sağlam, dayanıklı
    qewirandin kovmak, def etmek
    qewitî tembih
    qewîtlêkirin tembihlemek
    qewl süz etmek, demek
    qêxane omlet
    qey cümleye sanmak, sanki anlamını katar ve ayrıca her halde anlamına gelir
    qeyar toprak kapları yapıştırmak için kullanılan zamk
    qeyran kriz
    qez ipek
    qezaz ipek satan, elbise diken, terzi
    qîç göz kırpma
    qidûm şekil, biçim
    qijilandin kızartmak
    qijilîn kızarmak
    qijnik kene
    qilêr kir, kirli
    qilîbûn gıdıklanmak
    qilik ağaçtan yapılan kapı kilidi
    qiloç boynuz
    qilûmik 1. felç yada romatizmadan organları eğrilmiş kimse 2. dalları kesilmiş ağaç
    qîm yetinme, kanaat getirme
    qîma xwe pê anîn yetinmek
    qinare mezbaha
    qinik kümes
    qinût cimri, pinti
    qinyat inan
    qîq 1. iskelet 2. zayıf, ince uzun boylu kimse
    qîqbûn iskelet gibi olmak
    qîr zift
    qîrandin bağırmak, feryad ettirmek
    qird maymun
    qirdik kişiliksiz, gülünç
    qirêj kir, kirli
    qirêjbûn kirlenmek
    qirêjkirin kirletmek
    qirên kavga, dövüş
    qirîn çığlık
    qirkirin yok etmek, katliam
    qirpik geğirti
    qirpikhilatin geğirmek
    qisekirin konuşmak
    qoç vahşi hayvan avında kullanılan kapan
    qolinc omuz kürek kemikleri ve buraya gelen sancı
    qonax aşama, merhale
    qonser konser
    qor dizi, sıra
    qorede çok zayıflamış hayvan
    qorik kalça
    qorzî köşe
    qose sigara ağızlığı
    qû guguk kuşu
    qûç taş yığını
    qudûmşkestin şekli bozulmak, takatten düşmek
    qul delik
    qulbik çapa
    quling turna
    qulipandin çevirmek, devirmek
    qulipîn çevrilmek, devrilmek
    qulkirin delmek
    qulqule menteşe
    qulqulî 1. delik deşik 2. mağara
    qûn göt, kıç, makat
    qunc köşe
    quncik köşe
    qûnde homoseksuel, argo da ibne
    qûnek homoseksuel, argo da ibne
    quntar dağ eteği
    quraftin bükerek kırmak
    qure kendini beğenmiş, kibirli
    qurf büyük korku, panik
    qurtandin yudumlamak
    qurufandin panik yaratmak
    qurufîn paniğe kapılmak
    qusan el ya da ayakta içinde su biriken kabarcıkların meydana gelmesi
    qusandin kesmek, kırpmak
    qut kesik, kopuk
    qût 1. gıda, azık 2. tavuk yemeği
    qutbûn kesilmek
    qûşxane kulpuz tencere
    qutifîn çok korkmak
    qutik gömlek
    qutim ağaçlar kesildikten sonra yerde kalan kökü
    qutkirin kesmek
    quz am, vajina

    __________________

    n3hbgtfre21"
  4. #4
    DJ
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    !KaYıP ŞeHiR.!
    Mesajlar
    5.130

    Standart

    R, r raberkirin açıklamak, sunmak
    rabezîn çatışmak, saldırıya geçmek
    rabirdû geçmiş
    rabûn kalkmak, sökülmek, yükselmek
    raçavkirin gözetlemek
    radan sokmak
    rade derece, düzey
    radest teslim
    radestbûn teslim olmak
    radestkirin teslim etmek
    ragihandin 1.iletmek, bildirmek, iletişim. 2.ilan etmek.
    ragirtin dayanmak, tahammül etmek
    rahêl üst taraf veya bölge.
    rahiştin uzanıp almak, kapmak
    rajêr en alt, en aşağı, alt taraf
    rajor en üst, en yukarı, yukarı taraf
    raketin uyumak
    rakirin kaldırmak, sökmek
    rakişandin çekmek, sökmek
    raman düşünce, fikir
    ramedîn yatmak, uzanmak
    ramîn düşünmek
    ramûsan öpücük
    ramûsîn öpmek
    ramyarî siyasi
    rapêçan sarmak
    rast doğru, gerçek
    rastbîn gerçekçi, realist
    rasteqîn gerçek, hakikat, realite
    rasterast doğrudan, direk
    rastgir sağcı
    rastgo doğrucu
    rastî gerçek, realite
    rastkêş cetvel
    rastnivîs imla
    ravekirin izah etmek
    rawestan durma
    rawestandin durdurmak
    rawestgeh durak
    rawestî dur
    rawestîn durmak
    rawestîna rêzgirtinê saygı duruşu
    raxistin sörmek, döşemek
    ray düşünce, fikir
    raya giştî kamuoyu
    raye yetki, otorite
    rayedar yetkili
    raz sır, giz
    razan yatmak, uyumak
    razandin yatırmak
    razber soyut
    rê yol, yordam
    rêbaz 1. yöntem. 2. ekol.
    reben zavallı, bahtsız, fakir
    rêbendan ocak ayı
    rêç iz
    rêçgerandin iz sürmek
    rêdan izin vermek
    ref dizi, sıra, raf
    reftar davranış, tutum
    rêgeh güzergah
    regez ırk, soy
    rêgez ilke, prensip
    regezperest ırkçı
    rêhesin demiryolu
    rêje oran, nispet
    rêkeftin anlaşma
    rêkûpêk düzenli
    remil fal
    remildar falcı
    renc eziyet etmek
    reng renk
    rengandin renklendirmek
    rengdêr dilbilgisinde sıfat
    rengîn renkli
    rep dik
    repbûn dikleşmek (erkeğin ereksiyonu)
    rêpîvan 1. kural, kaide. 2. yürüryüş.
    req sert, kas katı
    reqisandin müzikle oynatmak
    reqisîn oynamak
    reqs dans, halay
    resen orijinal, otantik, asil
    rêstin eğirmek
    reş kara
    reşandin serpmek, serpiştirmek
    reşbelek name
    reşbîn karamsar
    reşgirêdan yas tutmak, matem
    reşik 1. göz bebeği. 2. siyahi. 3. zenci.
    rêşkirin tahta, tencere, demir gibi şeyleri kazımak
    reşnivîs müsvete, karalama
    rev kaçış, firar
    revandin kaçırmak
    rêveber yönetici
    rêveberî yönetim
    revîn kaçmak
    revok kaçak, firar
    rewa meşru, yerinde
    rewayetî meşruluk
    rêwî yolcu
    rêwî, ngî yolcu, luk
    rêwîngî yolculuk
    rewisîn saç, tüy, kıl ve benzerlerin hafiften yanması
    rewişt ahlak, karekter
    rewneq görkem, zarafet, ihtişam
    rewneqdar görkemli, ihtişamlı
    rewrewk serap, sanrı
    rewt uzun sırık
    rewş durum
    rewşa aborî ekonomik durum
    rewşa awarte olağanüstü hal
    rewşen aydın, açık
    rewşenbîr aydın, entellektüel
    rex taraf, yön
    rêx 1. mayıs. 2. hayvan dışkısı.
    rêxistin örgüt
    rexne eleştiri
    rexnegir eleştirmen
    rexnegirtin eleştirmek
    rexnekar eleştirmen
    rexnelêkirin eleştirmek
    rext fişeklik
    reyîn havlamak
    rez bağ
    rêz 1. saygı, hürmet. 2. sıra. 3. satır, dize.
    rêzan öncü,yol gösteren
    rezber eylül ayı
    rêzdar saygıdeğer
    rêzgir saygılı
    rêzgirtin saygı gösterme
    rêzik 1. satır. 2. kural.
    rêziman dilbilgisi, gramer
    rêzkirin dizmek, sıralamak
    rêzname tüzük, yönetmenlik
    rezvan bağcı
    ricifîn titremek
    rih sakal
    riha kurtuluş
    rihabûn kurtulmak
    rihakirin kurtarmak
    rihberdan sakal bırakmak
    rijandin dökmek
    rijî 1. kömür. 2. yağız hayvan.
    rijîn dökülmek
    rik inat, kin
    rikdar inatçı, kindar
    rikeberî inatlaşma
    riko inatçı, ısrarcı
    rikrikîn titremek
    rim mizrak
    rimbaz mızrakçı
    rind güzel, iyi
    rindî güzellik, iyilik
    rist 1. rol. 2. satır.
    rîş şart çıbanı
    rişk bit yumurtası
    rîtin sıçmak
    rivîn alev
    riwange bakış açısı
    rizandin çürütmek
    rizde menteşe
    rizgarbûn kurtukmak
    rizgarî kurtuluş
    rizgarkirin kurtarmak
    rizîn çürümek
    ro gün, gündüz
    roj 1. güneş. 2. gün, gündüz.
    roj hilat güneş doğdu
    rojane günlük
    rojava batı
    rojavayî batılı
    rojbaş iyi günler
    rojev gündem
    rojgeran gezegen
    rojhilat doğu
    rojhilata navîn ortadoğu
    rojhilate navîn ortadoğu
    rojhilatî doğulu
    rojî oruç
    rojîgirtin oruç tutmak
    rojing baca
    rojname gazete
    rojnameger gazeteci
    rojnamevan gazeteci
    rojnivîsk günce, günlük
    ron 1. saydam, berrak, açık 2. sıvı, sulu
    ronak parlak, aydınlık
    ronakbîr aydın, entellektüel
    rondik gözyaı
    ronî aydınlık
    rovî 1. tilki 2. bağırsak
    rû yüz, çehre
    rû jê badan yüz çevirmek
    rûbar ırmak, akarsu
    rûçikandin yolmak
    rûdan 1. gelişme, olay. 2. şımartmak.
    rûgêr şımarık
    rûgeş güleç
    ruhstîn ezrail
    rûken sevimli, sempatik, güleryüzlü
    rûmet onur
    rûmetdar onurlu, şerefli
    rûn yağ
    rûniştin 1. oturmak, ikamet etmek. 2. oturum, celse.
    rûnkirin yağlamak
    rûpel sayfa
    rûpûş maske
    rûpûşk maske
    rûreş utanmaz, ikiyüzlü, sahtekar
    rûsar asık suratlı, antipatik
    rûspî 1. ileri gelen, bilge. 2. aklanmış.
    rûspîbûn aklanmak, berat etmek
    rût çıplak, bomboş arazi
    rûv apış arası, kasık
    rûxandin yıkmak, tahrip etmek
    rûxîn yıkılmak, tahrip olmak















    S, S esela: "bê xanî " evsiz.
    sako ceket, palto
    sal yıl, sene
    sala teze yeni yıl
    salane yıllık
    salawext yılboyunca
    salname takvim
    saloxdan haber vermek, salık
    saloxgerî istihbarat
    salroj yıldönümü
    saman mülk, servet
    sar soğuk
    sarinc buzdolabı
    sarûgerm ılılık
    satil bakraç, kova
    sator satır
    savar bulgur, bulgur pilavı
    saw korku, dehşet
    sawar bulgur, bulgur pilavı
    sax diri, sağ, sağlık
    sax be teşekkürler, sağ ol
    sax bî teşekkürler, sağ ol
    saxî sağlık
    sazdêran konser
    sazî kurum, kuruluş
    saziyên fermî resmi kuruluşlar
    saziyên mîrî kamu kuruluşları
    sazkirin kurmak, organize etmek, düzenlemek
    sazûman 1. kurum, kuruluş. 2. sistem.
    se köpek, it
    sê üç
    sed yüz
    sede yüzyıl
    sedem neden, sebeb
    sedsal yüzyıl
    sefandin süzmek, damıtmak
    sefîn süzülmek
    segavî köpek balığı
    seglawî soylu, asil at
    sêgoşe üçgen
    sêguh dirgen
    seh 1. duyu, sezgi. 2. gölge.
    sehbûn sezilmek
    sehkirin sezmek
    sekinandin durdurmak, dindirmek
    sekinîn durmak, dinmek
    sekû bank, sıra, seki
    sêl ekmek pişirme sacı
    selexane 1. mezbaha. 2. başıboş, serseri.
    selik sepet, küfe
    sêlim merdiven
    selmandin ispat etmek, saptamak
    semt ihtiyat
    semyan öncü, lider
    seng ağırlık, değer
    sengandin tartmak
    senger siper, mevzi
    sengîn 1. ağır. 2. taş.
    sênî sini, tepsi
    sepandin 1. dayatmak, uygulamak. 2. yaptırım.
    sepîtk tavan
    seqa atmosfer
    seqakirin bilemek
    seqem şiddetli ve kuru soğuk
    ser 1. üst, üst taraf. 2. baş, kelle.
    serad iri delikli kalbur
    seranser baştan başa
    serata önce
    seratayî ilk
    serbajar başkent
    serban çatı
    serbaz subay, asker
    serberz onurlu, mağrur
    serbest serbest, liberal
    serbestberdan serbest bırakmak, tahliye etmek
    serbestî liberalizm, serbestlik
    serbijîşk başhekim
    serbilind mağrur, onurlu
    serbixwe bağımsız, özerk
    serborî macera, hatıra
    sercem tüm, hepsi, bütün
    serdab altgeçit, tünel
    serdan ziyaret, görüşme
    serdanpê baştan aşağı
    serdem dönem
    serdest egemen, muktedir
    serdeste onbaşı
    serdestî egemenlik, üstünlük
    serek önder, öncü, lider
    sererast düzgün, düzenli, olması gereken gibi
    sererastbûn düzelmek
    sererastkirin düzeltmek
    serêş başağrısı
    serfermandar başkomutan, genel kurmay başkanı
    serfiraz başarılı, onurlu
    serfirazî başarı, zafer, galibiyet
    sergêj sersem
    sergêr öncü, rehber
    sergerm heyecanlı, çakırkeyf
    sergîn gübre, tezek
    sergovend halay başını çeken
    serheng albay
    serhewa uzunhava makamı
    serhişk kalın kafalı, inatçı
    serî uç, baş
    serîhildan başkaldırmak, isyan etmek, başkaldırı, isyan
    serîlêgerandin mec. zor duruma düşürmek, uğraştırmak
    serinc dikkat, not
    serincrakêş ilginç, dikkat çekici
    serîpê kelle paça
    serjêkirin başını kesmek
    serjimar nüfus
    serjimêr istatistik
    serjinik kılıbık
    serkeftî başarılı, üstün
    serkeftin başarı, zafer
    sêrkirin izlemek, seyretmek
    serlêdan başvuru
    serlîq bölük komutanı
    serma soğuk hava
    sermagirtin soğuk algınlığı
    sermed ebedi, sonsuz
    sermedî sonsuzluk
    sernav başlık
    sernişîv baş aşağı
    sernivîs başyazı
    sernivîskar başyazar
    sernivîş aşağıya doğru
    sernûçe manşet
    serokatî önderlik
    serokê giştî genel başkan
    serokkomar cumhurbaşkanı
    serokwezîr başbakan
    serpêhatî hatıra, serüven
    serpel teğmen
    serperî deniz kızı
    serperişt yönetici, öncü
    serpîrek kılıbık
    sersal yılbaşı
    sersar duyarsız
    sersarî duyarsızlık
    sersaxî baş sağlığı
    serşok banyo
    sertîr meme ucu
    serwext bilinçli, bilgili
    serwextbûn uyanık olmak
    serwextkirin bilgilendirmek, ikna etmek
    serxwebûn bağımsızlık
    sêşem salı
    sêwak başıboş, serseri
    sewal hayvan
    sêwî öksüz
    sext sert, haşin, çetin
    seya sıva
    seyandin sıvamak
    seyd av
    seyda hoca, bilge, din alimi
    seydvan avcı
    seyr ilginç, tuhaf
    seyran piknik, gezi
    seyrangeh piknik veya gezi yeri
    seza ceza
    sezakirin cezalandırmak
    sêzdeh onüç
    sî 1. gölge. 2. otuz sayısı.
    sibe 1. yarın. 2. sabah.
    sifir bakır
    sîgeh gölgelik
    sih 1. gölge. 2. otuz sayısı.
    silav selam
    silavdayin selam vermek
    silavkirin selamlamak
    silavlêkirin birini selamlamak
    silim merdiven
    silûk inziva
    sîm gümüş
    simbêlbeloq palabıyık
    sinc ahlak, karakter
    sind örs
    sindif hayvan kilidi
    sing kazık
    sîng göğüs, bağır
    sînor sınır
    sîpel şelale
    sîqal 1. cila. 2. pürüzsüz, parlak.
    sir esinti
    sîr sarmısak
    sîrkut içinde sarmısak dövülen araç
    sirûd marş
    sirûda neteweyî ulusal marş
    siruşt doğa
    siruştî doğal
    sîsark akbaba
    sîsik 1. meyve çekirdeği. 2. güzel, sempatik kız.
    sîsirk cırcır böceği
    sist gevşek
    sistî gevşeklik
    sistkirin gevşetmek
    sitem zulum, baskı
    sivik hafif
    sivikahî hafiflik
    sivikbûn hafiflemek
    sivikkirin hafifletmek
    siving dam saçağı
    sivnik süpürge
    siwarbûn binmek
    sîxur ajan, casus
    siyele ıspanak
    siyer yatak dolabı
    sizadan cezalandırmak
    sober yüzücü
    soberîkirin yüzmek
    sol ayakkabı
    solbend ayakkabıcı
    solîn çiçek tarlası
    solîne çiçek tarlası
    sond yemin
    sondxwarin yemin etmek
    sone ördek
    sor kırmızı, kızıl
    soravk ruj
    sorewilk flamingo kuşu
    sorik kızamık
    sosik uğur böceği
    sosin süsen
    sosret tuhaf, acayip
    sotin yakmak
    soz söz, vaad
    sozdan sözvermek
    sozdar söz veren, sözlü
    sparte 1. ödev. 2. emanet.
    spartin emanet etmek, teslim etmek, havale etmek
    teşekkür
    dar müteşekkür
    kirin teşekkür etmek
    spêde tan, sabahın alaca karanlığı
    spehî güzel, loş
    spêle gece görünen et şeklindeki görüntüler, et
    spî beyaz, ak
    spîçolkî solgun
    spîkirin beyazlamak
    spîndar kavak ağacı
    standin almak
    star barınak, korunak
    stargeh sığınak, barınak
    stem baskı, zulüm
    stembar ezilen
    stemkar ezen, zalim
    stêr yıldız
    stêr rijîn yıldız kayması
    stêr xuricîn yıldız kayması
    stêrnasî astroloji
    stewîn olgunlaşmak
    stewr kısır hayvan
    stî bayan, hanım
    stîl uslup, stil
    stirî 1. diken. 2. boynuz.
    stran türkü
    stranbêj şarkıcı
    strandin 1. korumak, esirgemek. 2. hamur vb. yoğurmak.
    stranê serhewa uzun hava
    strîzerk ebegümeci
    stû boyun
    stûker ense, yaka
    stûr kalın
    stûxwar ezik, boynu bükük, zavallı
    sûd yarar
    sûdwergirtin yararlanmak
    sûk çarşı
    sûlav şelale
    sûsik bıldırcın
    sûtal lümpen, iskarta, moloz
    sûtar bir şeyden çekinmeyen, çılgın, korkusuz
    sûtin bilemek




















    Þ, þ Ş kapital sh#
    ş smal sh#
    şaban duvak
    şabaş bahşiş ve bağış
    şabûn eğlenmek, sevinmek
    şadî mutluluk, sevinç
    şagirt çırak, öğrenci
    şahî eğlence, etkinlik
    şahîk parlak, kaygan, pürüzsüz
    şahrê anayol
    şal pantolon
    şalyar bakan
    şambelîlk buzdan sarkıt
    şambelot kestane
    şamik hindi
    şanazî onur, iftihar
    şande heyet
    şandî elçi
    şandin göndermek, yollamak
    şane 1. hücre. 2. inşallah.
    şanenav imza
    şanepirs soru işareti
    şaneşîn balkon
    şanîdan göstermek
    şanik ben
    şano tiyatro
    şanoger tiyatrocu
    şar şehir, kent
    şaredar belediye başkanı
    şaredarî belediye
    şareza uzman, yetkin
    şaristan uygarlık, medeniyet
    şaş yanlışlık
    şaşbûn şaşırmak
    şaşkirin şaşmak, yanılmak
    şaşwaz şaşkın
    şax 1. ağaç dalı. 2. şube, bölüm.
    şayesandin betimlemek
    şayeser tasvir, betimleme
    şayiş tasa, kaygı, hüzün
    şayişkişandin üzülmek, kaygılanmak
    şe tarak
    şebikîn eli ayağı tutulmak
    şeh tarak
    şehetîn yanılmak
    şekal ayakkabı
    şekir şeker
    şekirdank şekerlik
    şekirê kabik kesme şeker
    şekirê toz toz şeker
    şekirin taramak
    şekirmiz şeker hastalığı
    şekok 1. yabani armut, ahlat. 2. argoda daşak.
    şelaf dalkavuk, yağcı
    şelafîkirin yağcılık ve yardakçılık yapmak
    şêlandin soymak, gasp etmek
    şelhandin soymak, gasp etmek
    şelipîn 1. dil veya ayak sürçmesi. 2. gaf yapmak.
    şemî cumartesi
    şemitandin kaydırmak
    şemitîn kaymak
    şemîtok kaygan
    şemûk eşik
    şênber somut
    şeng canlı, coşkulu, şen şakrak
    şengebî salkım söğüt
    şengist unsur, öğe
    şênî ahali, sakin
    şepal 1. dişi aslan. 2. güzel, şuh, yakışıklı.
    şepilandin ağızdan kaçırma
    şepirze sefil, kötü, dağınık
    şeqitîn elbise vb. yırtılması
    şer savaş, kavga
    şêr aslan
    şêranî tatlı
    şerbik küçük su testisi
    şerê qirêj kirli savaş
    şerê taybet özel savaş
    şêrîn şirin, sevimli, sempatik
    şerm ayıp, utanç
    şermezarkirin kınamak
    şermkirin utanmak
    şermoke utangaç, çekingen, içine kapanık
    şerpeze sefil, kötü, dağınık
    şerpîn sağnak yağmur
    şervan savaşçı
    şêst altmış
    şêt çılgın, deli
    şeş altı
    şev gece
    şevbuhêrk gece sohbeti
    şevger uyur gezer
    şevîn gece otlaması, gece ile ilgili
    şevnimêj kandil gecesi
    şevreşk et
    şêwakarî güzel sanatlar
    şewat yanma, yara acısı
    şewate yangın
    şêwaz uslup, stil
    şêwe biçim, şekil
    şêwekarî güzel sanatlar
    şêwirgeh danışma
    şêwirîn danışmak
    şewitandin yakmak
    şewişîn sendelemek, yalpalanmak
    şewitîn yanmak
    şewk olta
    şeyda 1. büyükelçi. 2. kara sevdalı, çılgın.
    şeyîn kişnemek
    şeyt tekerlek
    şeytanok salyangoz
    şibake pencere
    şibandin benzetmek
    şibîn benzemek
    şidandin sıkmak, sarmak, ambalajlamak
    şik kuşku, şüphe
    şikbirin akıl etmek
    şikdar ikircikli
    şil ıslak, yaş
    şîlan kuş burnu
    şile lale
    şilemenî sıvı şeyler
    şilfûtazî çırılçıplak
    şilî yağmur, ıslaklık
    şilope karla karışık yağmur
    şimik terlik
    şimşal filüt, kaval
    şîn 1. mavi. 2. yas, matem.
    şîngirêdan yas tutmak
    şîr süt
    şîranî tatlı
    şîregerm ılık
    şîret öğüt, nasihat
    şîretkirin öğüt vermek, nasihat etmek
    şîretlêkirin öğütlemek
    şîrfiroş sütçü
    şîrovekar yorumcu
    şîrovekirin yorumlamak
    şiv sopa, çubuk
    şîv akşam yemeği
    şivan çoban
    şiverê patika
    şixul çalışma, iş
    şixulandin çalıştırmak
    şixulîn çalışmak
    şiyan güç, kudret, yapabilmek, muktedir olmak
    şkandin kırmak
    şkeft mağara
    şkestî kırık
    şkestin kırılmak
    şkeva yufka, mayasız ekmek
    şop iz
    şop vekirin çığır açmak
    şopger izci
    şor 1. tuzlu. 2. söz, kelam.
    şorbe çorba
    şorbehûr işkembe çorbası
    şorêberê atasözleri
    şorebî salkım söğüt
    şoreş devrim
    şoreşger devrimci
    şoşban sağdıç
    şox û şeng neşeli coşku
    şoxûşeng cilveli, albenili, şuh, yosma
    şû koca, eş
    şûkirin kocaya varmak
    şûn yer
    şûnewar mekan, yurt
    şûr kılıç
    şûrbaz eskrimci
    şûre barut
    şûrkêş bir şeyi ölümüne savunan
    şût 1. kurnaz. 2. namussuz.
    şûştin yıkamak
    şûv nadas
    şûvhiştin nadasa bırakmak






















    T, t ta büklüm, kat
    ta lêrabûn ateşi çıkmak
    tabir sıtmalı hastların sıtmasını kesen
    tagîr taraftar, sempatizan, yandaş
    tahde eziyet, zülüm
    tajî tazı
    takekes ferd, birey
    takekesî bireyser
    tal boş
    talde kuytu, sapa
    talî son, sonunda
    talkirin boşaltmak
    tam tat
    tamara xewê uyku mahmurluğu
    tamijîn cezb olmak, tadına varmak
    tamkirin tatmak
    tamsar tatsız, tuzsız
    tamtîtik lezetli
    tar kasnak
    tarawgeh sürgün yeri
    tarî karanlk, koyu
    tarî keteerdê havanın karaması
    tarîbûn havanın kararması
    tarkirin paylaşmak
    taştê kahvaltı
    tav güneş
    tavehîv mehtap
    tavî az yağmur
    tavilê hemen, anında, derhal
    tawan suç
    tawanbar suçlanan
    tawanbarkirin suçlamak
    tawî sıtmalı
    tax mahale
    taxûk kızak
    taybet özel
    taybetmendî özellik
    taye tekerlek
    tazî çıplak
    tazûg kızak
    tê ip
    tebat sabır, sebat
    tebatî dilbilgisinde pasif, edilgen
    tebatkirin sabretmek, sebat göstermek
    tebax ağustos ayı
    têbinî not, dipnot
    tebitandin sakinleştirmek, dindirmek
    tebitîn sakinleşmek, dinmek (canlılar içn)
    têdan bulaştırmak, boya vb. sürmek
    têdeman takılıp kalmak, içinde çıkmamak
    tefandin söndürmek
    tefîn sönmek
    teftî buğday çorbası
    têger bulaşıcı
    têgerîn bulaşmak
    têgih kavram, terim
    têgihiştin anlamak, kavramak
    têgîn terim, kavram
    tehn ineleyici söz
    tehnlêdan iğnelemek, taşlamak
    tej kilim
    tekane biricik
    têkber eşya
    têkbirin yenmek, etkisiz kılmak
    têkçûn yenilmek, dağılmak, çökmek
    têkdan kışkırtmak, provaka etmek
    têkel karma, kozmopolit
    têketin giriş, girmek
    têkildar alakadar, ilgili
    têkilî ilişki, alaka
    têkilî danîn ilişki kurmak
    têkoşer militan, savaşçı, direnişçi
    têkoşîn mücadelemücadele etmek, uğraşmak
    tekujî katliam, soykırım
    têkûz eksiksiz, tamam, komple
    telêkirin katmak, eklemek
    televîsyon televizyon
    teliqîn köpek, domuz, vb. doğumu
    tem 1. sis 2.bulutumsu yıldız.
    temartin toprağa gömmek
    temaşe seyir, izleme
    temaşekar seyirci, izleyici
    temberî erkeğin kakülü
    temel mal, varlık
    temen ömür
    temendirêj uzun ömürlü
    temezî renkli bir baş örtüsü
    temirandin söndürmek
    temirîn sönmek, gebermek
    tenbû kene
    tendûr tandır
    tendurist sağlıklı
    tenduristî sağlık
    tenê yanlız, tek başına
    tenêtî yalnızlık
    teng dar, sıkı
    tengal kaburga altı bölümler
    tengasî sıkıntı, bunalım; darlık
    tengav sıkkın, daralmış
    tengavbûn sıkılmak, rahatsız olmak
    tengavkirin sıkmak, rahatsız etmek
    tengbûn daralmak
    tengezar sıkıntılı, tedirgin, stresli
    tengezarbûn sıkılmak, bunalmak
    tengezarî sıkıntı, stres
    tengezarkirin bunaltmak
    tengijîn sıkışmak, bunalmak, çok kızmak, öfkelenmek
    tengkirin daraltmak
    tenî iş, kurum
    tenik ince
    tenîper karbon kağıdı
    tenişder kapı pervazı
    tenişt yan
    tep hile
    teparik tıkaç
    tepeserî zulüm, baskı
    tepeserkirin tepelemek
    tepisandin tepelemek
    tepkirin darbeden kurtulmak için eğilmek
    teplû baygınlığa yol açan bir hastalığ
    tepres hilekar
    teqal yuvarlak, yassı şey
    teqandin patlatmak
    teqemenî patlayıcı
    teqez kesin, mutlaka
    teqil ağırlığı olan şey
    teqilandin tartmak
    teqin çamur balcık
    teqîn patlama, patlatmak
    teqinîn çamura batmak
    ter yaş ağaç ve odun
    têr tok, doymuş
    terabûn yüksekten düşmek
    terafkirin yolmak
    terane mizah, eğlence, oyun, nağme, ahenk
    têrbûn doymak
    têrekirin batırmak, geçirmek (iğne vb.).
    têrêkirin yetmek, yeterli olmak
    terî kuyruk
    terifandin gözü acıtmak
    terikandin terketmek ayrılmak
    têrkirin doyurmak;
    terlan yakışıklı, delikanlı
    term ceset, kadavra, büyük ayı, takım yıldızı
    terpilîn tökezlemek, sendelemek
    terxankirin ayırmak, tahsis etmek
    teşe biçim, form, şekil
    teşegirtin biçim almak, biçimlenmek
    teşî iğ
    teşk bacağın aşık kemiği ile kalça arasındaki bölüm
    teşt teşt, leyen
    tev herkes, tüm
    tevdan karıştırmak, eşelemek
    têvel çeşitli, muhtelif
    têverdan çalkalamak
    tevger hareket, davranış
    tevgerîn hareket etmek, davranmak
    tevir kazma
    tevirkirin çapalamak
    tevizîn vücudun uyuşması
    tevlihev karışık, karmaşık
    tevtefîk kemençe
    tevşo keser
    tew hiç
    tew tew peh peh anlamındaki önlem
    tewan güç, kudret, yapabilimek, edebilmek
    tewandin bükmek
    tewang dil bilgisinde çekim, büküm
    tewaş yağ
    tewîn bükülmek
    tewş denge
    tewz alay
    tewzkirin alay etmek
    têxistin koymak, sokmak
    teyfik tabak
    teyisandin parlatmak
    teze yeni
    tî 1. susamış, 2. kadının erkek kardeşi.
    tî bûn susamak
    tif tükürük
    tifik ocak
    tifing tüfek
    tifkirin tükürmek
    tijî dolu
    tijîbûn dolmak
    tijîkirin doldurmak
    tîjmar solucan
    tika rica
    tikakirin rica etmek
    tîke kuşbaşı eti
    tilî parmak
    tilyak uyuşturucu
    tilyakêş uyuşturucu kulanan
    tilyakfîroş uyuşturucu satıcısı
    tim hep, sürekli, daima
    tîmên taybet özel tim
    timtêl kıyafet
    tîn ısı, hararet
    tinaz alay
    tinazpêkirin alay etmek, dalga geçmek
    tinazwer ironik
    tîp harf; grub
    tîprêz dizgici
    tîprêzî dizgi
    tîr ok
    tiral tembel
    tirat müsabaka, karşılaşma
    tirêj güneş ışını, ziya
    tirek osurukçu
    tîremar ok yılanı
    tîrendaz okçu
    tirî üzüm
    tîrik oklava
    tirimbêl otomobil
    tîrk saatin ibresi
    tîrkirin koyulaşmak
    tirs korku
    tirsandin korkutmak
    tirsîn korktular
    tirsnak korkunç
    tirsonak korkak
    tirş ekşi; salça
    tirşî ekşilik,turşr
    tirşik güveç
    tisî yavan, katıksız
    tisnak korkunç, tehlikeli
    tiştonek bilmece
    tivîlk kumru
    tivir turp
    tixub sınır
    tixûb sınır
    tizbîh tezbi
    tizrûg sülük
    tol öc, arsız oruspu
    tolaz çpkın
    tolgîn sardunya
    tolhildan intikam, intikam akmak
    tolhildêr intikam alan
    tolik ebegümeci
    tomargeh stüdyo
    tomarkirin kaydetmek
    tor ağ
    tora agahiyan bilgi ağı
    toraq çökelek
    torevan edebiyatçı
    torîk çakal
    torim deve yavrsu
    totik akıl
    totikvala akılsız, tahtasız, eksik
    totirne iriyarı adam
    tov döl, tohum
    tozî dilim
    tozik sıpa
    tozîkirin dilimlemek
    tu hiç, asla
    tûj sivri, acı keskin, biber acısı
    tûjkirin sivriltmek;bilemek
    tûlemar kobra yılanı
    tund sertlik, şiddetli
    tundî şertlik, şiddet
    tundraw radikal, aşırı
    tûqesp kara dut
    tûr torba, poşet
    tûrebûyîn galeyana gelmek, sinirlenmek
    tûtevîn muhabet koşu
    tûşîhevbûn karşılaşmak:; çarpışmak
    tûtik düdük
    tûtya çinko; bulunmaz şey
    tûzik tere otu
    tûzîkirin karpuz, elma, vb. dilimlere ayırmak
    twanasî kriminoloji
    twankar suçişleyen

































    Û, û û ve
    ûşt gerekçe, neden























    V, v vajî ters yüz
    vajîkirin tersyüz etmek, mec. çarpıtmak
    vala boş
    valabûn boşalmak
    valahî boşuk, uzay
    valakirin boşaltmak
    vatinî görev, işlev
    veberhênan ekonomi, yatırım
    vebijartin ayıklamak
    vebirîn kesinleştirmek
    vebûn açılmak, açılış
    vêce bu, kez, bu sefer
    veçinîn sakınmak; çorap vb. şeyleri tamir etmek
    veciniqandin ürkütmek, irkiltmek
    veciniqin irkilmek, ürkmek
    veçırandin yün ve pamuk türü şeyleri birbirinde ayırmak
    vedan eşmek, deşmek
    veder tecrit edilmiş, dışlanmış
    vederkirin dışlamak, tecih etmek
    vedîtin keşf etmek
    vedizîn gizlenmek, saklanmak
    vedor devre
    vefirîn çarpıp geri fırlama sekme
    vêga şimdi, bu anda
    vêgavê şimdi, şu an
    veger dönüş, dönme
    vegerandin döndürmek
    vegerîn dönmek
    vegirtin geri almak, işgal etmek, feth etmek
    vegotin anlatmak
    veguherandin dönüştürmek
    veguherîn donüşmek
    veguhêztin nakletmek, aktarmak, tayin etmek
    vehanîn geri getirmek, eğmek bükmek
    vehatin geri gelmek, nüksetmek
    vehisîn dinlenmek, mola vermek
    vehiştin geri bırakmak
    vejandin diriltmek
    vejartin ayırt etmek
    vejîn dirilmek, diriliş
    vekêşîn geri çekilmek, gerilmek
    veketin yatmak, uzanmak
    vêketin lamba vb. nin yanması tutuşmak
    vekirî açık
    vekirin açmak
    vekît imla
    vekîtandin hecelemek
    vekolîn incelemek, inceleme
    vekuştin söndürmek
    velerzîn titremek, titreşmek
    velîstin irkilmek, şok olmak, burkulamak, yerinde oynamak
    velokirin devirip, dökmek
    vemaliştin koları sıvamak
    vemayin geç kalmak
    vemirandin söndürmek, kısmak, dindirmek
    vemirîn sönmek, dinmek, kısılmak
    venan konmak
    venandin dikmek
    venasîn tanınmak; itiraf etmek
    venêrin bakınmak, konmak
    veniştin konmak, tünemek
    vepirsîn soruşturmak
    veqetandek dilbilisinde isim takısı
    veqetandin ayırmak
    veqetîn ayrılmak
    vereşandin kusturmak
    vereşîn kusmak
    verijandin boşaltmak; kusturmak
    vêrik çarık dikmede kulanılan iplik
    verotin tencere, demir gibi şeyler kazımak
    vêsandin söndürmek
    veşargeh eşyanın saklandığı yer veya bölüm
    veşarî gizli, mehrem
    veşartin saklamak, gizlemek
    veşartok saklambaç
    veşewitîn kar, deterjan, vb. şeylerden dolayı insan vücudunun yanması
    veşûştin durulamak, kurulamak
    vewestan mola, dinlenme
    vewestîn dinlenmek, mola vermek
    vêxistin lamba, vb. yakmak; tutuşturmak
    vexwarîn içmek, içecek
    vexwende davet eden...
    vexwendî davetli
    vexwendname davetiye
    vezandin sündürmek
    vezel kazak
    vezelîn yere yayılarak oturmak
    vezîn sünmek, esnemek
    vezinîn iplik yumağını geri sarmak
    vikûvala bomboş
    vin burnunda konuşan
    vîn irade, istenç
    vir yalan, palavra
    virek yalancı, palavracı
    virîk ishal, amele
    virîkîbun ishal olmak
    virkirin palavra atmak, yalan atmak
    virtoqî davranışları kötü
    virûvî pişirilmiş yağlı et
    vît dik (kulak için)
    vîtkirin dikmek
    viyan irade, istenç
    vizbun yan çizmek, kaytarmak
    vizek yan çizen, kaytaran





















    W, w wane ders
    wanegeh derslik, sınıf
    war alan, mekan
    wargeh kamp
    warxan apartman
    wate anlam, mana
    watedar anlamlı
    watenasî semantik
    we siz, sizin
    wêje edebiyat, yazın
    wêjemend edebiyatçı
    wêjenas edebiyat, uzmanı
    wêjeya devkî sözlü edebiyat
    wêjeyî edebi
    wekhev eşit
    wekhevî eşitlik
    wekî gibi
    wekî mînak örneğin, mesela
    wekok örnek
    welat ülke
    welatê xeribîyê gurbet
    welatî vatandaş, yurtaş
    welatparêz yurtsever
    welê böyle, şöyle
    wêne resim, fotoğraf
    wêne girtin görüntülemek
    wênekirina fîlm film çekmek
    werar evrim, tekamül
    werbûn tepe taklak yuvarlanmak
    werdek ördek
    werê öyle
    werger çeviri, tercüme
    wergêr çevirmen, tercüman
    wergerandin çevirmek
    wergirtin almak, giymek
    werimandin şişirmek
    wêrîn cesaret
    werîna getirmek
    werîs urgan
    weritandin yanıltmak
    weritîn yanılmak
    werz mevsim; bostan
    werzî mevsimlik
    werzîşikar sporcu
    werzîşspor
    wesem makyaj
    wêsîn sönmek
    west yorgunluk
    west girtin dinlenmek
    westandin yormak
    westîn yorulmak
    weşan yayın
    weşana yekser canlı yayın
    weşandin yaymak, yayınlamak
    weşanger yayıncı
    weşanxane yayınevi
    wezaret bakanlık
    wezarete aborîyê ekonomi bakanlığı
    wezî bakan
    wî o, onu, (eril)
    wiha böyle
    wilo böyle
    winda kayıp
    windabun kaybolmak
    windakirin kaybetmek
    wird dua
    wirênekirin sayıklamak
    wisa öyle
    wize enerji
    wuşe kelime, sözcük






















    X, x xaçepirs bulmaca
    xaçerêz bulmaca
    xaçirgan saç ayağı
    xaçperest haçlı
    xak toprak,ülke
    xakî haki reng
    xal dayı
    xalbendî noktalama
    xale yakamoz
    xalî tehna, ıssız
    xalîbûn boşalmak, tehnalaşmak
    xalîçe halı
    xalojin dayı eşi
    xaltî teyze
    xalxalok uğur böceği
    xane hane
    xanî ev,bina,konut
    xapandin aldatmak
    xapîn aldanmak,kanmak
    xapînok aldatıcı
    xapon viran, harap
    xapxapik takunyaı
    xar at koşusu; bilye
    xarîz unun yağda pişirilmesiyle yapılan yiyecek
    xarûk çarık
    xarûz ipe dizilen ceviz içi vb.
    xasûk kurnaz
    xaşe bazı organların üzerindeki ince zar
    xatir hatır
    xatirxwestin veda etmek
    xav çiğ,ham
    xavî çiğlik
    xavik tülbend
    xawên onur, şeref, gurur
    xax rezil
    xaxî rezillik
    xayîzbûn içi deçmek, bayılmak
    xebat çalışma
    xebatkar çalışan, çalışkan
    xebatkirin çalışmak
    xeberoşk masal
    xebitîn çalışmak
    xedar gaddar, acımasız
    xêl halay
    xela kıtlık
    xela rabû kıtlık geldi
    xelan burulma
    xelandin burma
    xelat hediye, armağan
    xelatgir ödülü alan
    xelatkirin ödüllendirmek
    xelek halka
    xelet yanlış
    xeletî yanlışlık, hata
    xelî çok
    xêlî duvak
    xelîn mide bulanması
    xelk halk,ahali
    xelüz kömür
    xelwet inziva
    xem tasa, kaygı, gam, hüzün
    xemgîn üzgün, hüzünlü
    xemilandin süslenmek
    xemilîn süslenmek, donanmak
    xemkişandin üzülmek, kaygılanmak
    xeml süs
    xemrevandin teseli etmek
    xemrevîn teseli eden,gönül rahatlatan
    xemsar ihmalkar, vurdumduymaz
    xemsarî ihmalkarlik, vurdumduymazlık
    xengel mantı, yemeği
    xeniqandin boğmak
    xeniqîn boğulmak
    xenûqe gerdanlık
    xenzik kiler
    xenzirandin fazla tüyleri ateşle yakarak yok etmek
    xepar çapa
    xepartin çapalamak
    xêr hayır
    xera bozuk, kötü
    xerabî kötülük
    xerabûn bozulmak
    xeraf balık ağı
    xerakir
    xêrnexwaz kötü niyetli
    xêrxwaz iyiliksever
    xesandin hadim etmek
    xesifîn içinde bulunulan durumdan daha kötü bir duruma düşme
    xesu kaynana
    xesû kaynana
    xetere tehlike, risk
    xeternak tehlikeli, riskli
    xeşîl sütleğen otu
    xêv bellek, bilinç
    xêvîk unutkan, budala
    xew uyku
    xewar uykucu, uyuşuk
    xewn rüya, düş
    xewn dîtin rüya görmek
    xeydok çıtkırıldım, alıngan
    xeyidîn küsmek, darılmak
    xêz çizgi
    xezal ceylan
    xêzefîlm çizgi filim
    xêzkar çizer
    xêzkirin çizmek
    xezûr kayınbaba
    xîç çakıl taşı
    xicilkirin rahatsız etmek
    xifş ceylan yavrusu
    xîjik kızak
    xilmaş uyuşuk, uykulu
    xîlok küçük taş
    xilt köstebek
    ximav mörekkeb
    xinamî dünür
    xingilîn kırık yada çıkık bir organın sakması sakatlar gibi yürümek
    xiniz hain, kalleş
    xiran aldanmak
    xirandin aldatmak
    xirecir karmaşa, gürültü, şamata
    xirêf bal, pekmez gibi şeylerin tortusu
    xîret gayret; namus, onur
    xirikîn ayağı kaymak
    xirindol ağız, yeni doğurmuş memelerin ilk sütü
    xiring güzel, alımlı zarif kadın
    xirmûşek çimdek
    xirpe bir gurup tarafından bir kişiye yapılan saldırı
    xirtol izdiham
    xistin koymak
    xitêre ucu yarılarak ışık vermesi için tutuşturulan değnek
    xişm öfke
    xişxişok çıngırak, çocuk çıngırağı
    xitimandin tıkamak
    xitimîn tıkanmak
    xitşt tuğla
    xîz kum
    xizan yoksul, fakir
    xizanî yoksulluk fakirlik
    xizêm hızma
    xof korku
    xone erkek kedi
    xongîn yağmurun çişelemesi
    xort genc, delikanlı, erkek
    xortanî gençlik
    xortik tavşan yavrusu
    xoşewîst sevgili, aziz, muhterem
    xox şeftali
    xubar toz
    xudawen tanrıça
    xûgî haraç
    xûjal işbitiren, yetenekli, zeki
    xulam köle, erkek hizmetçi
    xumal kendi işini kedi gören
    xumalî ısmarlama elbise;çoğalabilen değerli mal
    xumam pus
    xumirî kırmızı ile siyah arası renk
    xumirîn olgunlaşmak üzere olan meyvelerin kızarmaya başlamasıateşin sönerek kül tutması
    xunav çise
    xunivîn yağmurun çişelemesi
    xurandin kaşımak
    xurcik heybe
    xurdangî mide
    xurek besin, gıda
    xurifî bunak
    xurifîn bunamak
    xurimîn tahta, toprak, vb. nin aşınması
    xurîn kaşınmak
    xurînî kahvalti öncesi aparatif
    xurt güçlü, kuvvetli
    xusar geceleri yere düşerek yeryüzünü beyazlaştıran sonra da eriyen tuz gibi madde
    xuyabun görünmek, belirmek
    xûz kambur
    xwar eğri, bozuk, yanlış
    xwarin yemek
    xwaringeh lokanta, restorant,
    xwarzê kızkardeşin kız çocuğu
    xwarzî kızkardeşin erkek çocuğu
    xwazgîn görücü
    xwe kendi
    xwê tuz
    xwe bi xwe kendi kendine
    xwe dane alî kaçınmak, sakınmak
    xwe li keriyê danîn duymamazlıktan gelmek
    xwe vedizîn gizlenmek, saklanmak, sıvışmak
    xweajo içgüdü
    xwecihî yerel, mahalli
    xweda allah, tanrı
    xwedan sahib
    xwêdan ter, terlemek
    xwedaneber yanaşmak
    xwêdank tuzluk
    xwedê allah, tanrı
    xwedêgiravî sözde, güya
    xwedênenas ataist
    xwedî sahib
    xwedîkirin beslemek, büyütmek
    xwêdîn davarın tzlandığı yer
    xwedîtî sahiplik
    xwefiroş hain
    xwegirêdan kuşanmak, giyenmek
    xweh kız kardeş
    xwekuştin intihar
    xwelî kül, toprak
    xwelîdank kül tablası
    xwende okumuş, aydın
    xwendegeh okul
    xwendekar öğrenci
    xwendevan okuyucu
    xwendin okumak
    xweng kızkardeş
    xweperest bencil, egoist
    xwepêşandên gösterici
    xwepêveberdan kendini kaptırmak
    xweragirtin kendine hakim olmak, dayanmak
    xwerexnekirin özeleştiri
    xwerist doğa, tabiat
    xwerû saf, orjinal
    xweser özgün; özerk, otonom
    xwesî yalın ayak
    xwesipartin sığınmak, teslim olmak
    xwestî istenmiş kız
    xwestin istemek, arzu etmek, talep etmek
    xweş hoş, iyi
    xweşbîn iyimser, optimist
    xweşbînî iyimserlik
    xweşhal memnun
    xweşhalbûn memnun olmak
    xweşhalî memnuniyet
    xweşî selamet, sağlık
    xweşik güzel, sevimli
    xweşmêr centilmen
    xweştivî sevgili
    xweza doğa, tabiat
    xwezayî doğa, tabi
    xwezî keşke
    xwîn kan
    xwîngerm sevimli, sempatik
    xwînjêhatin kanamak
    xwînsar antipatik
    xwişk kızkardeş



















    Y, y yabo babaya hitap
    yadê anneye hitap
    yadkirin anmak
    yan kanape
    yane klüp (spor, yazar)
    yanzdeh onbir
    yarîgeh oyun alanı
    yarîker oyuncu
    yarîkirin oynamak; şaka yapmak
    yarmetî yardım
    yek bir
    yekbûn birleşmek
    yekcar birden; tümden
    yekgirtî birleşik; standart
    yekirin birleştirmek
    yekiti birlik
    yeknesak tekdüzen. monoton
    yekpare bütün,tüm
    yeksan eşit
    yeksanî eşitlik
    yekser hemen, derhal,direk
    yekta biricik, eşsiz
    yekşem pazar
    yekşembe pazar günü
    yengir taraftar,yandaş
    yeqînkirin inanmak
    yezdan tanrı,allah
    yom uğur














    Z, z zaboq çöplük
    zac kükürt demir karışnmn (deri boyamada kullanılnr
    zad tahıl,mahsul
    zagon kanun,yasa
    zagona,bingehîn anayasa
    zan/zayîn doğum yapmak (hayvanlar için)
    zana bilge,bilinçli
    zanav ulusal,dini vb. kimlik
    zanîn(dizane,bizane) bilmek;bilimsel bilgi
    zanîngeh üniversite
    zanistî bilimsel
    zanko üniversite
    zanyar bilim insanı
    zar dil
    zar û zêç çoluk çocuk
    zarava lehçe
    zargotin folklor
    zarîkirin taklit etmek
    zarîn feryad etmek,yakınmak.
    zarok çocuk
    zarokatî çoçukluk
    zarokxane kreş
    zarxweş hoşsohbet,tatlı dilli
    zava damat
    zax sülfür,sülfat;çizgi,hat
    zaxor taşlık,sarp yer
    zaxorî başa bağlanan ipekli örtü
    zayend cins,soy
    zeb katı,sert
    zebeş karpuz
    zeblok saydam,düz
    zebûn zayıf,güçzüz,düşkün
    zêdagavî ihlal,hadini aşma
    zêde çok,fazla,bol
    zêdebahî artık değer
    zêdebûn çoğalmak,fazlaşlaşmak
    zêdegavîkirin ihlal etmek
    zêdehî fazlalık
    zêdekirin çoğaltmak
    zeftkirin tutmak,yakalamak,zaptetmek
    zehf çok,fazla,epey
    zekem nezle,grip
    zekemî nezleye yakalanmış kişi
    zelal berrak,duru
    zelîl hor,hakir,değersiz
    zeliqandin yapıştırmak
    zeliqîn yapışmak
    zeliqok yapıştırıcı,tutkal
    zêlkirin eti dilimlere ayırmak
    zelûl düşük sevyeli,değersiz kimse
    zelût kel,dazlak,cavlak
    zemawend düğün
    zembelîlk buzdan sarkıt
    zemîn gümlemek
    zemkirin tutmak,birisini çekiştirmek
    zend bilek
    zendik bileklik
    zeng pas
    zengar girtin paslanmak
    zengari paslı
    zengelûr gırtlak,soluk borusu
    zengil çan,zil
    zenî çene
    zer sarı
    zêr altın
    zeraq güneşin hüzmeleri veya ışını
    zerd step,bozkır
    zêrevan kontrolör,denetiçi
    zerg mızrak ucu
    zerî güzel,dilber,sarışın
    zerik sarılık hastalığı
    zerîpoş zırhlı araç
    zeriqîn güneşin doğması
    zernik sıçanotu
    zernîx ağda
    zer***în zayıflamış,rengi sararmış kimse
    zerya deniz
    zevî tarla
    zewac evlilik
    zewade erzak,erzak stoğu
    zewd angarya
    zewicandin evlendirmek
    zewicî evli
    zewicîn evlenmek
    zexel tembel,vurdumduymaz
    zexm dayanıklı,sağlam
    zexmbûn sağlamlaşmak
    zexmkirin sağlamlaştırmak
    zexnepûrt zıkkım
    zibare imece
    zibil hayvan gübresi
    ziha büyük yılan,ejderha
    zik karın
    zîk bal mumu sürülmüş iplik
    ziko obur
    zikreşî çekememezlik
    ziktilêr göbekli şişman
    zîl filiz
    zîl dan filizlenmek
    zilam adam,erkek
    zilmat kapkaranlık
    zîlo sülük
    zilûk hasır
    ziman dil
    zimandirêj çok konuşan,geveze
    zimanê zikmakî anadil
    zimanxweş tatlı dilli
    zimanzan dilbilinci,tercuman
    zimanzanî dilbilimi
    zimanzêrîn mec,sır saklamayan
    zîn eyer
    zinar kaya
    zindî canlı
    zingilîn köpeğin ölmesi
    zînî tümsek
    zinîn sarmak
    zintod iri yazı
    zîper ense;pazu
    zîpik dolu yağışı...
    zîq dik
    zir sahte,taklitvey,gerçek olmayan
    zîranewa meraklı
    zîranî merak
    zirav ince
    zirbav üvey baba
    zîrç kuş ve tavuk pisliği
    zirehpûş çelik yelek
    zîrek zeki,yetenekli,acar
    zirîç kurşun
    zirîn anırmak
    zirndin anırtmak
    zirnezîq tahterevalli
    zirqetik hamam böceği
    zirt palavra
    zirtek palavracı
    ziryan poyraz
    zîtik hayvan tekmesi
    zîv gümüş
    zîvan çil
    zîver rahatsız
    zîvêrbûn rahatsız olmak
    zîvêrkirin rahatsız etmek
    zivir pürüzlü şey
    zivirandin(dizivirîne bizivirîne) çevirmek,geri çevirmek,döndürmek
    zivirîn dönmek
    zivistan kış
    ziwa kuru
    ziwabûn kurumak
    ziwahî kuruluk
    ziwakirin kurutmak
    zîwan tahılların içindeki yabani otlar
    ziyan zarar
    ziyan gihandin zarar vermek
    ziyandar zararlı
    zîz duygulu,duyarlı,hassas
    zîzok topaç
    zo çift
    zom bölge,oba
    zonp balyoz
    zor çok,fazla,epey
    zordar diktatör,zalim
    zordarî baskı,zulüm
    zordest zalim,baskıcı
    zordestî baskı,zulüm
    zov kırkayak
    zozan yayla
    zozanî yaylacı
    zû çabuk,acele
    zuhim iç yağı
    zûkayî çabukcak
    zûkirin acele etmek,hızlanmak

    __________________

    n3hbgtfre21"
  5. #5
    DJ
    Üyelik tarihi
    Feb 2012
    Nereden
    Amed/İstanbul
    Mesajlar
    1.147

    Standart

    emeğine sağlık paylaşımına spas

    n3hbgtfre21"
  6. #6
    Atılmış üye
    Üyelik tarihi
    Mar 2012
    Nereden
    Batman/İstanbul
    Mesajlar
    966

    Standart

    Emeğine Sağlık Paylaşımın için tşklr

    n3hbgtfre21"
 

 

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap
Bu sistem vBulletin™ alt yapısına sahiptir, Version 4.2.0 kullanılmaktadır.
Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. ©2000 - 2013 - Support by tr-Siparis11 - Mir BeY
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:51 AM.